| |
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ
ŞUBAT 2009 BÜLTENİ
Değerli Üyeler.
Bugün Gazetesi’nin magazin yazarı Aykut Işıklar’ın Türkiye’de tiyatroların sorunlarına eğilen, bu konuda düşünceler üreterek, yazarak ve de olanakları dâhilinde uygulayarak katkı sağlamaya çabalayan tiyatro sanatçısı Nedim Saban’ı hayli basite indirgenmiş magazinci ağzıyla hedef almasını protestolarımız ve Basın Konseyi’ne vaki başvurumuz sonuçlandı ve Aykut Işıklar kınama cezasına çarptırıldı. Aykut Işıklar, Nedim Saban’ın duyarlılığını Musevi olmasını bahane ederek konu edinmiş, Saban’ın ticari yaşamını da olmayan, oluşmamış yazı üslubunun içine katarak kendince aşağılamıştı. Aşağılamakla da kalmamış, yazısında hedef göstermiş, alenen ırkçılık yapmıştı. Basın Konseyi’nin oybirliğiyle aldığı karar, tiyatro camiamızda sevinçle karşılandı ve Birliğimizin tutumu kutlandı.
Diğer taraftan dağıtımı yapılan “2009-Şişli Belediyesi Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri” ile ilgili olarak, ödülleri saptayan seçici kurulun etik değerleri hiçe sayan bir tutum sergilemesini eleştirildik. “Her şeyden önce şekil hatası vardır,” dediğimiz açıklamamızda, seçici kurulda görev alanların oy kullanacakları ödüllere aday olmalarının büyük bir aymazlık olduğunu vurgulandık.
Açıklamamızda, eleştirilerin seçilen kişi, kuruluş ve eserlere karşı değil, seçim biçimine karşı olduğunun altı çizilirken; ödenekli iki tiyatro yönetmeninin (Orhan Alkaya ve Osman Wöber’in) seçici kurula üye olmadıkları halde adlarının “seçici” olarak anılmasını da “ciddiyetsizlik” olarak değerlendirdik. “Ödülü ortaya koyan belediyenin kendi başkanını da ‘Tiyatroya Destek Ödülü’ ile taçlandırması, tiyatro deyimiyle tam anlamıyla bir ‘dramedy’dir,” dediğimiz açıklamada, Muhsin Ertuğrul adına ve anısına da saygısızlık yaratıldığını iddia ettik. Açıklamamıza: “Biz tiyatro eleştirmenleri olarak şu sanatçının, bu yazarın ya da o topluluğun neden ödül aldığını tartışmıyoruz. Eleştirimiz, ödül mekanizması yanlış işletildiği içindir. Bir de, buram buram politika kokan böyle bir ödüllendirmeye Muhsin Ertuğrul adının karıştırılmasına üzülüyoruz. Muhsin Ertuğrul adı kimilerinin sandığı gibi ucuz değildir. Tiyatrocular Muhsin Ertuğrul adını ne bugün, ne de yarın orada burada ele güne kaptırmaz. Tiyatrocularımızın Muhsin Ertuğrul adının yanı sıra, tiyatro sanatını da siyasal tezgâha alet ettirmeyeceklerini biliyor ve inanıyoruz. Diğer taraftan, öyle ya da böyle, hiçbir tiyatro sanatçısı böyle tezgâhlara alet olmamalı diyoruz,” diyerek son verdik.
Değerli Üyeler.
Bir yönetim döneminin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Derneğimizin Olağan Genel Kurul Toplantısı 14 Mart 2009 Cumartesi günü Saat 13.00'da Sadri Alışık Tiyatrosu Fuayesi'nde toplanacak. Deneyimlerle sabittir ki, ilk toplantı günü çoğunluk sağlanamaz. Dolayısıyla anılan Genel Kurul için 21 Mart 2009 Cumartesi günü aynı yer ve saatte yasal çoğunluk olan 17 üyemizin yeterli mevcudu huzurunda yapacağız. Gündem maddelerini bir kez daha aşağıda ilgi ve bilgilerinize sunuyor, Genel Kurula katılımınızı bekliyorum.
01. Açılış;
02. Genel Kurul Başkanlık Divanı Seçimi;
03. Atatürk ve aramızdan ayrılan tiyatrocular adına saygı
duruşu;
04. Yönetim Kurulu faaliyet raporunun okunması;
05. Denetleme Kurulu raporunun okunması;
06. Her iki rapor ile ilgili görüşmeler;
07. Yönetim Kurulunun ibrası;
08. 01.12.2009–31.12.2012 yılları bütçesinin onaylanması;
09. Bütçe kalemleri ve yılları arasında kayma yapabilmesi için
yeni seçilecek yönetim kuruluna yetki verilmesi;
10. Birliğin çeşitli illerde temsilcilikler açması için yönetim
kuruluna yetki verilmesi;
11.Yönetim Kurulu, Denetleme kurulu ve Onur Kurulu seçimi;
12. Dilekler;
13. Kapanış.
Sağlıcakla kalınız efendim…
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
|
ELEŞTİRMENLER ÖFKELİ: “TİYATRO SANATI SİYASAL TEZGÂHA ALET OLMAMALI”
Geçtiğimiz pazartesi günü dağıtımı yapılan “2009-Şişli Belediyesi Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri” ile ilgili olarak, UNESCO’ya bağlı bir sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (AITC) Türkiye Merkezi (TEB)’nden yapılan açıklamada, ödülleri saptayan seçici kurulun etik değerleri hiçe sayan bir tutum sergilemesi eleştirildi. “Her şeyden önce şekil hatası vardır,” denilen açıklamada, seçici kurulda görev alanların oy kullanacakları ödüllere aday olmalarının büyük bir aymazlık olduğu vurgulandı.
TEB açıklamasında, eleştirilerinin seçilen kişi, kuruluş ve eserlere karşı değil, seçim biçimine karşı olduğunun altı çizilirken; ödenekli iki tiyatro yönetmeninin (Orhan Alkaya ve Osman Wöber’in) seçici kurula üye olmadıkları halde adlarının “seçici” olarak anılması da “ciddiyetsizlik” olarak değerlendirildi. “Ödülü ortaya koyan belediyenin kendi başkanını da ‘Tiyatroya Destek Ödülü’ ile taçlandırması, tiyatro deyimiyle tam anlamıyla bir ‘dramedy’dir,” denilen açıklamada, Muhsin Ertuğrul adına ve anısına da saygısızlık yaratıldığı iddia edildi. Tiyatro eleştirmeleri açıklamasına: “Biz tiyatro eleştirmenleri olarak şu sanatçının, bu yazarın ya da o topluluğun neden ödül aldığını tartışmıyoruz. Eleştirimiz, ödül mekanizması yanlış işletildiği içindir. Bir de, buram buram politika kokan böyle bir ödüllendirmeye Muhsin Ertuğrul adının karıştırılmasına üzülüyoruz. Muhsin Ertuğrul adı o kadar ucuz değildir. Tiyatrocular Muhsin Ertuğrul adını ne bugün, ne de yarın orada burada ele güne kaptırmaz. Tiyatrocularımızın Muhsin Ertuğrul adının yanı sıra tiyatro sanatını da siyasal tezgâha asla alet ettirmeyeceğini biliyor ve inanıyoruz. Öyle ya da böyle, hiçbir tiyatro sanatçısı bu tezgâha alet olmamalı diyoruz,” denilerek son verildi |
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ: “IŞIKLAR, BİLFİİL IRKÇILIK YAPMAKTADIR”
UNESCO’ya bağlı bir sivil toplum örgütü olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, Bugün Gazetesi yazarı Aykut Işıklar’ın 16 Ocak günkü köşesinde “Ankara’nın taşı toprağı silah olursa!..” başlığı altında yazdığı yazının tiyatro sanatçısı Nedim Saban ile ilgili bölümü: “Akıllara durgunluk verecek oranda hamlık” olarak yorumlandı.
Aykut Işıklar’ın anılan yazısında: “Türk tiyatrosunun sorunları yok mu? Var tabii ki. Ama bunu ne hikmetse yılların oyuncuları, yönetmenleri değil de sadece ve sadece bir tatlıcı dile getiriyor. Her protesto olayında en başta yürüyor. Yarım Türkçesi ile göbeğini sallaya salaya anlatıyor. Tiyatroyu biraz bilen kişi Nedim Saban'ı oyuncudan saymaz. Hele Musevi kökenli Türk vatandaşı olduğunu bilenler..” ifadesiyle tiyatromuza hizmetleri olan değerli bir tiyatro misyonerinin aşağıladığı ifade edildi ve yazının bu bölümü: “Zavallı bir gazetecinin faşizan düşünceleri” olarak değerlendirildi.
”Geleneksel Türk Tiyatrosu'nu, Şehir Tiyatroları'nın repertuvarını yorumlamak, AKM veya Harbiye Tiyatrosu'nu konuşmak ona kalmadı. Sadece ortalığı karıştırıyor, arkadaşlarını kışkırtıyor. Sakın ırkçılık yapıyorum sanmayın. Saban madem bu kadar hassas bir insan, önce Gazze'yi düşünsün” cümlelerinde “bilfiil ırkçılık” yapıldığının belirtildiği açıklamada Aykut Işıklar’ın: ”Günlerdir İsrail bombaları ile ölen küçük çocukları düşünsün. İşleri yolunda, baklava satarken iyi para kazanıyor. Gazze'ye maddi yardım mı yapar, yoksa baklava mı gönderir bilemem. Veya anlamadığı konularda konuşmasın. İçimden 'Hey Türk vatandaşı Nedim Saban'ın baklavasından yemeyin' demek geliyor ama demiyorum” sözlerinin bir gazeteciye yakışmayacak seviyesizlik mertebesinde olduğuna değinilen açıklamada, Işıklar’ın etik açıdan uyması gereken “Basın Ahlak Yasası”nı ihlal ettiği öne sürüldü ve Basın Konseyi göreve çağırılarak “Bu gazetecinin ne kendine, ne okuruna, ne de mesleğine saygısı vardır. Bunlar yetmezmiş gibi alenen ırkçılık yapmaktadır,” dendi. |

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
OCAK 2009 BÜLTENİ
Değeli Üyelerimiz.
Birliğimizin tüm üyelerine açık oylamayla saptanan “TEB–2008 Onur Ödülü” Prof. Dr. Dikmen Gürün’e 13 Ocak 2009 Salı akşamı Tiyatro İstanbul yapımı “Altı Haftada Altı Dans Dersi” adlı oyunun galasından önce Üstün Akmen’in elinden sunuldu.
Dikmen Gürün’ün yıllardır Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin direktörü olarak dünya tiyatrosunun belli başlı topluluklarını, yorumcularını sanatseverlerle buluşturan ve aynı şekilde yerli tiyatro topluluklarını ve sanatçılarımızı dünyaya tanıtmayı amaçlayan çalışmalarına, genç tiyatrolara yeni açılımlar sağlamasına, ortak-yapımlarla uluslararası ilişkileri güçlendirecek zeminler oluşturmasına ve de her geçen yıl çıtasını yükselterek İstanbul Tiyatro Festivali’ni dünyanın saygın festivalleri arasına sokmasına ödüle gerekçe olarak yer verildi.
Tiyatro dünyasına katkıları, alanındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir akademisyen / yönetici / eleştirmen kimlikleriyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü tutarlı çizgisini sürdürmesi “TEB - 2008 Onur Ödülü”nün Prof. Dr. Dikmen Gürün’e verilmesinin gerekçeleri arasındaydı.
Diğer taraftan, Birliğimiz tarafından iki cilt olarak 1994 yılında Zeynep Oral’ın başkanlığı döneminde ve Esen Çamurdan’ın yayın yönetmenliğinde Efdal Sevinçli, Özdemir Nutku, Zehra İpşiroğlu, Çağlar Tanyeri Ergand ve Sibel Arslan Yeşilay tarafından hazırlanarak yayınlanan ve 1923–1990 dönemini kapsayan “Eleştirmen Gözüyle-Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi”nin üçüncüsünün, bu kere Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas tarafından hazırlanarak Arkadaş Yayıncılık tarafından yayınlandığı ve üyelerimizin adreslerine postalandığı elbette malûmunuzdur.
“Eleştiri Seçkisi - III”ü tiyatro dünyamıza kazandıran Cumhur Özdemir’e kendisinin Birliğimize yaklaşımı, yardımı, özverisi ve tiyatro sanatına uzattığı dost eline teşekkür anlamındaki plaketimiz de geçmiş dönem başkanlarımızdan Gülşen Karakadıoğlu ile birlikte, gene Üstün Akmen tarafından 22 Ocak 2009 Çarşamba akşamı Ankara’da kendisine sunuldu.

Bu arada, ocak ayı tiyatro sanatı ortamında üç farklı gündem hüküm sürmesine karşın, medya ve meslek kuruluşlarının durum karşısında içinde bulundukları vurdumduymazlık şaşkınlıkla izlendi. “Bugün” gazetesinin magazin yazarı Aykut Işıklar; mankenlerin, şarkıcıların, türkücülerin gece yaşamlarını izlemeyi sürdürmek yerine, (nedeni bizce malûm olan “nedenlerle”) bu kere her nedense Türkiye’de tiyatroların sorunlarına eğilen, bu konuda düşünceler üreterek, yazarak ve de olanakları dâhilinde uygulayarak katkı sağlamaya çabalayan tiyatro sanatçısı Nedim Saban’ı hayli basite indirgenmiş magazinci ağzıyla hedef almasını protesto ettik. Işıklar, Nedim Saban’ın duyarlılığını Musevi olmasını bahane ederek konu edinmiş, Saban’ın ticari yaşamını da olmayan, oluşmamış yazı üslubunun içine katarak kendince aşağılamıştı. Aşağılamakla da kalmamış, yazısında hedef göstermiş, alenen ırkçılık yapmıştı. Basın Konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin başvurularımız üzerine anılan gazeteci hakkında soruşturma başlatmasıyla gönendik.
Star Televizyonu muhabiri ise, medyada bir diğer densizlik örneği yaratarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nca sahnelenmekte olan Nazım Hikmet’in “İnek” başlıklı oyununun afiş tasarımında oyunun adını “İnek Nazım Hikmet” olarak okudu ve haber editörü de muhabirin cehaletini yepyeni bir “gaflet ve delalet” örneği göstererek: “İstanbul Şehir Tiyatroları Nazım Hikmet’e İnek dedi” diye haberleştirdi. Tiyatro meslek kuruluşları, hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da ne yazık ki kendilerini kenara çekti. Olayı kınadık, ama çok da üzüldük.
Ocak ayının diğer skandalını ise, tiyatro ve seslendirme sanatçısı olmakla beraber, bir televizyon dizisinin “kurt”larından da olan Atilla Olgaç’ın, Kıbrıs’ta askerlik yaparken Rum asıllı 19 yaşındaki bir esirle birlikte 9 kişiyi daha öldürdüğünü itiraf etmesi ve bununla övünmesi teşkil etti. Atilla Olgaç, uluslararası diplomatik skandala yol açan bu itirafından sonra her nasılsa durumun ciddiyetini kavradı ve söylediklerini: "Senaryomdan bölümler" olarak açıkladı. Sorunun hukuk boyutunu elbette hukukçular bilirdi, ama bir sanatçının ya da sıradan dahi olsa bir insanın hiç utanıp sıkılmadan üstelikte esir bir çocuğu öldürmekle övünmesi ruh sağlığının yerinde olmadığını açıkça sergilemekteydi ve Birlik olarak sessiz kalamazdık. Bize göre, Olgaç’ın sahneyi derhal bırakması, kameraların önünden ivedilikle çekilmesi ve yaşadığı travmayı elan atlatamaması nedeniyle tedavi görmesi gerekmekteydi. Tepkimiz üzerine Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü de olaya el attı.
Son üç olay, UNESCO’ya bağlı; hem mesleki, hem de toplumsal sorumluluklar taşıyan bir sivil toplum kuruluşu olan Birliğimizce dikkatle izlendi; vaki skandallar tarafımızda, toplumumuzun kendi içinde giderek ne kadar çok psikopat yetiştirdiği ve beslediğinin kanıtı olarak değerlendirildi ve kamuoyuna duyuruldu.
Medya kurumlarımızı duyarlı olmaya; basın meslek kuruluşlarımızı gerekli önlemleri almaya davet ettik. Sadece tiyatro sanatçılarını değil; sessiz, sakin, tepkisiz ortamlarını koruyan tüm sanatçıları her üç skandal için: “Sanatçılar! Kendinize gelin! Tepkinizi gösterin” sloganıyla göreve çağırdık.
Değerli Üyeler.
Yılsonu itibariyle yaptığımız mali çalışmalarda üyelerimizden ödenti alacağımızın 3000 TL civarında olduğunu saptadık. Ve aidat borcu olan üyelerimizi yeniden göreve (yani ödeme yapmaya) çağırma kararımızı yeniledik. Lütfen duyarlı olalım ve daha önce adreslerinize ayrı ayrı gönderilen borç rakamlarının lütfen “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037’e ödenmesini sağlayalım.
Sağlıcakla kalınız efendim…
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

|
Zeynep Oral - Esintiler
Tiyatrocu, 'Adam Gibi Adama' Denir...
Kimi isimlerin önüne “tiyatrocu” sıfatının takılması ağırıma gidiyor. Kişisel bir hakarete uğramış gibi hissediyorum.
“Tiyatrocu” demek, “tiyatro satan” demek değildir. (Simitçi, balıkçı gibi değil!) Tiyatrocu demek, tiyatro sanatçısı demektir. Tiyatroya gönül vermiş olan demektir.
İster “okullu” olsun ister alaylı, kendini bu alanda yetiştiren, eğiten, sevdiği için, istediği için, tutkunu olduğu için, onsuz yapamayacağı için, tiyatro yapana denir “tiyatrocu” ... Oyuncu, ışıkçı, sahne elemanı ya da yönetmen, soluk alıp verişini tiyatro sanatına adadığı için “tiyatrocu” olmuştur. Ekmeğini tiyatrodan kazandığı için “tiyatrocu”dur.
Günümüzde “tiyatrocu” olmak, meşakkatli, zor, azim, sabır, inat ve inanç isteyen bir iştir. Ben onları birer kahraman ve “Don Kişot” olarak görürüm...
Gerçek tiyatrocular, Muhsin Ertuğrul’un dediği gibi sahnenin pislik kaldırmayacağını bilenlerdir. İkiyüzlülük, yalan, dolan, sahtecilik, yapaylık, kin, öfke, nefret de kaldırmaz!
Kısacası, adam gibi adama, insan gibi insana, “tiyatrocu” denebilir.
Yaşlı bir baba, kızının tiyatro eğitimi almasını istiyordu. Nedenini sorduğumda, hiç unutmam şöyle demişti: “Tiyatro eğitimi alsın da tiyatrocu olamazsa bile, insan olur.”
***
Şiddet ürettiği sık sık gündeme gelen bir tele-vizyon dizisinde psikopat bir mafya babasını canlandıran Atilla Olgaç’ın dehşet saçan açıklamaları, göğsünü gere gere işlediği cinayetleri anlatması, öldürdüğü esirle gururlanması, başı sarpa sarınca, “Yalan söyledim, uydurdum” açıklamaları, sadece dehşet verici, iğrenç değil aynı zamanda hastalıklı, travmatik, tedavi edilmesi gereken bir durumdu. Günümüzde “caniliğe övgü”ye elbet başka isimler de verilebilir...
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın Türkiye’nin de taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlatması yerindedir. Ancak yeterli değil. Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin çok haklı biçimde vurguladığı gibi, Olgaç’ın sahneyi derhal bırakması, kameraların önünden kesinlikle çekilmesi gerekmektedir.
Bir an önce bu hastanın örnek oluşturması durdurulmalıdır.
***
Bu olayın şokuyla sarsıldığımız günlerde yine tiyatroya ilişkin iki olay, bu kez başka bir meslek alanında densizliği, cehaleti, pespayeliği, aşağılığı ortaya koyuyordu. Ne acı, ne yazık ki, o meslek alanı, benim mesleğim, gazetecilik alanındaydı.
Nedim Saban’ı sizler nasıl, nereden tanırsınız bilmem ama ben onu çocuk yaşından beri (yanılmıyorsam 16 yaşındaydı ilk tiyatro topluluğunu kurduğunda) izliyorum. Tiyatro sanatına verdiği sonsuz emeği, çabayı çok iyi biliyorum...
Bir gazetenin magazin yazarı, Nedim Saban’ı eleştirmek için, onun Yahudi oluşunu gündeme getirerek, tam bir ırkçılık örneği sergilerken aslında Nedim Saban’ı değil, kendini aşağıladığını herhalde fark bile edemiyordu.
***
Bir televizyon kanalında, bir gazetecinin İstanbul Şehir Tiyatroları’nda gösterimdeki Nâzım Hikmet’in “İnek” oyununun afişine bakıp, afişi “İnek Nâzım Hikmet” diye okuması ve “İstanbul Şehir Tiyatroları Nâzım Hikmet’e ‘İnek’ dedi” diye haber hazırlaması....
Ööööğö.... Mideniz bulanmıyor mu! Bu mu gazetecilik! Bu mu haber!
Tiyatro Eleştirmenler Birliği derhal bu üç olaya da tepki gösterip, öteki sanat kurumlarına da tepkilerini göstermeleri için çağrıda bulundu. Çok da yerindeydi bu çağrı.
Sevgili dostlar, sormadan edemiyorum:
Cehaletin, hoyratlığın, iğrençliğin, ilkelliğin, psikolojik ve patalojik hastalıkların bunca kolay üretildiği topraklara mı dönüştü benim ülkem?
Bunca kin ve nefreti, bunca “ucuzluğu” ve pespayeliği, bunca yozluğu ve ikiyüzlülüğü, bunca dangalaklığı hak ediyor muyuz?
Cumhuriyet – 1 Şubat 2009 |

ELEŞTİRMENLERİN "2008 ONUR ÖDÜLÜ" DİKMEN GÜRÜN'E VERİLİYOR...
UNESCO'ya bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB)'nin “2008 Onur Ödülü”ne değer gördüğü Prof. Dr. Dikmen Gürün'e ödülü, 13 Ocak Salı akşamı Tiyatro İstanbul yapımı “Altı Haftada Altı Dans Dersi” adlı oyunun galasından önce sunulacak.
Ödülün birliğin tüm üyelerine açık oylamayla saptandığını açıklayan birliğin Türkiye Merkezi Başkanı Üstün Akmen, Gürün'ün yıllardır Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin direktörü olarak dünya tiyatrosunun belli başlı topluluklarını, yorumcularını sanatseverlerle buluşturmasının ödülün belirlenmesinde etkin olduğunu söyledi. Akmen: “Dikmen Gürün'ün yerli tiyatro topluluklarını ve sanatçılarımızı dünyaya tanıtmayı amaçlayan çalışmaları, genç tiyatrolara yeni açılımlar sağlaması, ortak-yapımlarla uluslararası ilişkileri güçlendirecek zeminler oluşturması ve de her geçen yıl çıtasını yükselterek İstanbul Tiyatro Festivali'ni dünyanın saygın festivalleri arasına sokması ödülün gerekçeleri arasındadır,” dedi.
Dikmen Gürün'ün tiyatro dünyasına katkılarının, alanındaki başarılarının ve topluma karşı sorumlu bir akademisyen-yönetici-eleştirmen kimlikleriyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü tutarlı çizgisini sürdürdüğünü açıklayan Üstün Akmen, TEB - 2008 Onur Ödülü'nün Prof. Dr. Dikmen Gürün'e verilmesinin fevkalade yerinde bir karar olduğunu da ayrıca vurguladı. |

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
ARALIK 2008 BÜLTENİ
Birliğimizin 2008 yılı Onur Ödülü’ne değer görülen Kurucu Üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’e ödülü 13 Ocak akşamı Tiyatro İstanbul’un yapılacak dünyanın ilgiyle izlediği “Altı Haftada Altı Dans Dersi” adlı oyunun galasından önce sunulacak. Dünyada şu anda 28 ayrı kentte oynanmakta olan ve büyük ilgi gören Richard Alfieri'nin yazdığı “Altı Haftada Altı Dans Dersi” adlı oyunda, başrolleri Nevra Serezli ve Cihan Ünal paylaşmakta. Serezli ve Ünal’ın, dans sahnelerinin de olduğu oyuna diyetisyen ve dans hocası eşliğinde günde 6 saatlik yoğun bir çalışmayla hazırlandıkları açıklandı. Koreografisini Mikel Vidhi'nin yaptığı, Cihan Ünal'ın aynı zamanda yönettiği oyun, hayattaki yalnızlığını dansla doldurmak için dans eğitimi almak isteyen yaşlı bir kadın ile yaşamında sorunlar olan bir dans öğretmenin öyküsünü sahneye taşıyor.
Bu arada, Birliğimiz tarafından iki cilt olarak 1994 yılında Zeynep Oral’ın başkanlığı döneminde ve Esen Çamurdan’ın yayın yönetmenliğinde Efdal Sevinçli, Özdemir Nutku, Zehra İpşiroğlu, Çağlar Tanyeri Ergand ve Sibel Arslan Yeşilay tarafından hazırlanarak yayınlanan ve 1923–1990 dönemini kapsayan “Eleştirmen Gözüyle-Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi”nin üçüncüsü, bu kere Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas tarafından hazırlanarak Arkadaş Yayıncılık tarafından yayınlandığını ve üyelerimizin adreslerine postalandığını geçen ayki bültenimizde bilgilerinize iletmiştik. Kayıtlarımızda adresleri bulunmayan Hayati Asılyazıcı, Kerem Karaboğa, Melisa Gürpınar, Sevgi Sanlı, Emre Erdem ve Yavuz Pekman’ın adreslerini tarafımıza iletmelerini hâlâ bekliyoruz. Seçki, kitapçı vitrinlerindeki yerini de şu günlerde almış durumda.
10 ilâ 18 Ocak tarihleri arasında açık olacak TÜYAP-Çukurova Kitap Fuarı’nda Birliğimiz, TEB-TÜYAP işbirliği sonucu iki etkinlikle temsil edilecek. Etkinliklerden birinde Ataol Behramoğlu ve Gülşen Karakadıoğlu “Edebiyattan Tiyatroya”, diğerindeyse gene Ataol Behramoğlu ve Ankara Devlet Tiyatrosu’nun saygın sanatçısı Murat Atak “Şiir Dili, Tiyatro Dili” konularını tartışacak.
Bugüne dek ödemelerini geciktiren üyelerimizin, bu yıldan ve varsa daha önceki yıllardan kalan borçlarını ödemelerini önemine binaen yeniden rica ediyor, bu vesileyle aidat borçları için hesap numaramız ile ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037

BU ARADA, YÖNETİM KURULU OLARAK TÜM ÜYELERİMİZİN YENİ YILINI KUTLUYOR; HUZURLU, MUTLU, SAĞLIKLI BİR YIL DİLİYORUZ.
Sağlıcakla kalınız efendim…
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
KASIM 2008 BÜLTENİ
Birliğimizin 2008 yılı Onur Ödülü’ne değer görülen Kurucu Üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’e ödülünü Tiyatro İstanbul’un yapılacak ilk galasından önce sunmayı kararlaştırdığımızı geçen ayki bültenimizde bilgilerinize ilettiğimiz malûmunuzdur. Bu tarih, galası yapılacak oyunun başrol oyuncularından Nevra Serezli’nin prova sırasında ayak bileğinde oluşan sakatlık nedeniyle ne yazık ki kesin olarak saptanamadı. Ancak görüşmelerimiz neticesinde, şayet (yeni) bir aksilik olmazsa anılan galanın 12 (ya da 13) Ocak 2009 Pazartesi akşamı yapılacağını öğrendik. Tarih kesinleşince sizleri yeniden haberdar edeceğimiz tabiidir.
Kasım ayı başında açılan TÜYAP–27. İstanbul Kitap Fuarı’nda üyelerimizden Seçkin Selvi, Hayati Asılyazıcı, Hasan Anamur’un ve de Erol Keskin, Beklan Algan, Atila Alpöge, Yılmaz Onay gibi tiyatrocularımızın katılımıyla “1968 Öncesi ve Sonrasında Tiyatro” ve “1968 Öncesi ve Sonrasında Tiyatro Yayıncılığı ve Tiyatro Eleştirmenliği” başlıklı iki başarılı etkinlik düzenledik. Diğer taraftan, 10–18 Ocak 2009 tarihleri arasında yapılacak TÜYAP-Çıkurova Kitap Fuarı’nda da gene iki etkinlikle yer almayı kararlaştırdık.
Bu arada, Birliğimiz tarafından iki cilt olarak 1994 yılında Zeynep Oral’ın başkanlığı döneminde ve Esen Çamurdan’ın yayın yönetmenliğinde Efdal Sevinçli, Özdemir Nutku, Zehra İpşiroğlu, Çağlar Tanyeri Ergand ve Sibel Arslan Yeşilay tarafından hazırlanarak yayınlanan ve 1923–1990 dönemini kapsayan “Eleştirmen Gözüyle-Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi”nin üçüncüsü, bu kere Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas tarafından hazırlanarak Arkadaş Yayıncılık tarafından yayınlandı ve üyelerimizin adreslerine postalandı. Kayıtlarımızda adresleri bulunmayan Hayati Asılyazıcı, Kerem Karaboğa, Melisa Gürpınar, Sevgi Sanlı, Emre Erdem ve Yavuz Pekman’ın adreslerini tarafımıza iletmelerini bekliyoruz. Karakadıoğlu ve Elmas’ın emeklerine dirlik, gerçekten başarılı bir çalışma oldu. Arkadaş Yayınevi sahibi Cumhur Özdemir Bey ise, ülkemizde umutlarımızı sıcak tutan kişiler/kurumlar olduğunun kanıtlaması açısından yüreğimize sular serpti. Sayın Özdemir’in dost eli, seçkimizi tiyatro dünyamıza kazandırdı. Arkadaş Yayınevi’nin bu yaklaşımına, yardımına, özverisine teşekkürlerimizi bir kez de huzurlarınızda yenilemek istiyorum. Seçki, kitapçı vitrinlerindeki yerini de aldı.
Bir dernek statüsünde olan Birliğimizi, yasaların ve tüzüğümüzün hükümlerine göre, belli bir hukuksal çerçevede yönetmek durumunda olduğumuzu ifade ettiğimiz, dolayısıyla, yönetim kurulu üyeleri olarak bizlerin de tıpkı siz Saygın Üyelerimiz gibi yasa ve tüzük düzenlemelerine uymak, bunların gereklerini yapmak durumunda olduğumuzu detaylı olarak anlattığımız Kasım Ayı Bültenimiz sanırım bilgileriniz dâhilindedir. Anılan bültende, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, dernek üyeliğinin getirdiği ödenti yükümlülüğü ile ilgili 17.04.2003 tarihli kararında: “… borçlu, derneğe üye olarak girerken aidat borcu ile yükümlü olduğunu ve ifa zamanının da ait olduğu yılın sonuna kadar olduğunu bilebilecek durumdadır,” denilmekte olduğunu da anımsatmamıza karşın, derneğe borcu olan üyelerimizden pek azının konuya duyarlılık göstermesi karşısında yönetim kurulu olarak doğrusu önce şaşırdık, sonrasındaysa hayli üzüldük. Gene de, bugüne dek ödemelerini geciktiren üyelerimizin, bu yılki ve varsa daha önceki yıllardan kalan borçlarını ödemelerini önemine binaen yeniden rica ediyor, bu vesileyle aidat borçları için hesap numaramız ile ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037
Sağlıcakla kalınız efendim…
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EKİM 2008 BÜLTENİ
Değerli Üyelerimiz.
Bu arada, Birliğimizin 2008 yılı Onur Ödülü’ne değer görülen Kurucu Üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’üne ödülünü Tiyatro İstanbul’un yapılacak ilk galasından önce sunmayı kararlaştırdık. Bu tarih, 24 Kasım akşamı gibi saptandıysa da, galası yapılacak oyunun başrol oyuncularından Nevra Serezli’nin prova sırasında ayak bileğinde oluşan sakatlık, ödül akşamını zorunlu olarak ertelememize neden oldu.
Diğer taraftan Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde “Klasik Tiyatro”, “İngiliz Ortaçağ ve Rönesans Tiyatrosu”, “İngiliz 18. ve 19. Yüzyıl Tiyatrosu”, “Modern ve Çağdaş İngiliz Tiyatrosu”, “İrlanda Tiyatrosu”, “Amerikan Tiyatrosu”, ve “Karşılaştırmalı Avrupa Tiyatrosu” derslerini lisans ve lisansüstü düzeylerinde veren Prof. Dr. A. Deniz Bozer’in, kasım ayı itibariyle aramıza katılacağını da sizlere müjdelemek isterim.
24 tiyatronun katılımı ile 04 Kasım gecesi gerçekleşeceğini duyurduğumuz TİYAPĞ tarafından düzenlenen “Yaşasın Tiyatro” gecesinin tam bir fiyaskoyla sonuçlandığını da “malûmaten” bildirivereyim.
Birliğimizin birbirinden Saygın Üyeleri...
Bildiğiniz gibi Dernekler (ki Birliğimiz Dernek statüsündedir), yasalar uyarınca kurulan tüzel kişiliklerdir. Ülkemizde, derneklerle ilgili alan, başta Anayasa olmak üzere, Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Dernek tüzüğü ise bunlara eklenen son halkadır.
Bir dernek statüsünde olan Birliğimizi, takdir buyurursunuz ki yasaların ve tüzüğümüzün hükümlerine göre, belli bir hukuksal çerçevede yönetmek durumundayız. Dolayısıyla, yönetim kurulu üyeleri olarak bizler de tıpkı siz üyelerimiz gibi, yasa ve tüzük düzenlemelerine uymak, bunların gereklerini yapmak durumundayız.
Anayasamızın, derneklerle ilgili çerçeveyi çizen ve “Dernek kurma hürriyeti” başlıklı 33’ücüncü maddesinin ilk iki fıkrası şöyle demektedir: “Herkes önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.”
Öte yandan, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, dernek üyeliğinin getirdiği ödenti yükümlülüğü ile ilgili 17.04.2003 tarihli kararında: “… borçlu, derneğe üye olarak girerken aidat borcu ile yükümlü olduğunu ve ifa zamanının da ait olduğu yılın sonuna kadar olduğunu bilebilecek durumdadır,” denilmektedir.
Herkes, bir derneğe kendi isteğiyle ve özgürce üye olur; yine kendi isteğiyle ve özgürce ayrılır.
Ancak, yukarıdaki Yargıtay kararından da anlaşılacağı üzere, kişi derneğe üye olurken diğer yükümlülüklerinin yanı sıra, bir borç ilişkisi (ödenti borcu) altına girdiğini de bilmektedir. Bu borcunu, üyelikten ayrıldığı ya da çıkarıldığı güne değin yerine getirmek zorundadır. Her dernek üyesi bu gerçeği doğru algılamak durumundadır.
Üyelik formunu doldurarak, düzenli ödemede bulunma taahhüdü veren bir üyenin, bu ödemelerini, neredeyse yıllarca geciktirmesinin getirdiği ya da getireceği sonucu, iyi kavraması gerekmektedir.
Kabul etmek gerekir ki, bugünün koşullarında yıllık 50 YTL. üyelik ödentisi, “sembolik” bir ödemedir. Ancak, bu ödeme yıllarca geciktirildiğinde, daha büyük parasal tutarlara ulaşabilmektedir.
Yöneticileri ve üyeleri arasında sağlıklı bir iletişimin olduğu, kamuoyunda etkili bir dernek, ancak parasal kaynakları güçlü bir dernek yapısıyla söz konusu olabilir. Böyle bir yapıyı oluşturmak için birincil ve en önemli kaynak da, üyelik ödentileridir. Bu doğrudan katkı, dernek çalışmalarında, öncelikli ve itici güçtür.
Derneğimiz, geçirdiği iç (Denetleme Kurulu) ve dış (Dernekler Birimi, İç İşleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı…) denetlemelerde, ödentilerini süresinde yatırmayan üyelerin üyelikten çıkartılmaları ve borçların tahsil edilmesi konusunda sürekli uyarı almaktadır.
Yasa koyucunun, bu uyarının gereğini yerine getirmeyen dernek yönetim kuruluna, para cezası uygulama yetkisi de bulunmaktadır. Dolayısıyla, üyelik yükümlülüğünü yerine getirmeyen üyeyi, yasal zorunluluk gereği üyelikten çıkartmayan ve borcunu tahsil etmeyen dernek yönetim kurulu, yasa karşısında sorumlu tutulmakta; üyenin, derneğe karşı yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle, dernek de yasaya karşı yükümlülüğünü yerine getirmemiş sayılmaktadır.
4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu’nun, derneklerle ilgili bölümünde, “Dernekten çıkan ve çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır” denilmektedir. Yasa koyucu, dernek yönetim kuruluna, üye üyelikte kalsa, kendi isteğiyle üyelikten ayrılsa, tüzük gereği üyelikten çıkartılsa da, üye olarak bulunduğu sürenin ödenti borcunu tahsil etme konusunda yasal işlem yapma yetkisi de vermektedir.
Dernek üyeliğinden, kendi isteğiyle ayrılan üyenin, üye olarak bulunduğu süredeki ödenti borcunun kendiliğinden silinme olanağının bulunmadığıysa açık bir gerçektir.
Bu çerçevede, bugüne dek ödemelerini geciktiren üyelerimizin, bu yılki ve varsa daha önceki yıllardan kalan borçlarını ödemelerini önemine binaen yeniden rica ediyoruz, bu vesileyle aidat borçları için hesap numaramız ile ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037
Sağlıcakla kalınız efendim…
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

|
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği TÜYAP Kitap fuarı Etkinlikleri
03 KASIM PAZARTESİ
SAAT 15.30-17.00
"1968 ÖNCESİ VE SONRASINDA TİYATRO"
MODERATÖR: PROF. DR. HASAN ANAMUR
KATILANLAR:
BEKLAN ALGAN
ATİLA ALPÖGE
EROL KESKİN
07 KASIM CUMA
SAAT 15.00-16.00
"1968 ÖNCESİ VE SONRASINDA TİYATRO YAYINCILIĞI VE TİYATRO ELEŞTİRMENLİĞİ"
MODERATÖR: SEÇKİN SELVİ
KATILANLAR:
HAYATİ ASILYAZICI
YILMAZ ÖGÜT
SEVGİ SANLI |
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİNİN "2008 ONUR ÖDÜLÜ" DİKMEN GÜRÜN'ÜN
UNESCO'ya bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB), "2008 Onur Ödülü"ne Prof. Dr. Dikmen Gürün'ü değer gördü.

TEB'den yapılan yazılı açıklamada, ödülün birliğin tüm üyelerine açık oylamayla saptandığı açıklandı. Gürün, ABD'nde tiyatro üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Türkiye'ye döndükten sonra doktorasını Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde yaptı. Çeşitli dergi ve gazetelerde tiyatro eleştirileri yazdı. Yazıları halen "Cumhuriyet"te yayımlanmaktadır.
Dikmen Gürün, bir süre ara verdiği akademik çalışmalarına 1992 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü'nde devam etti. Bu bölümün kuruluş ve gelişim aşamasında görev aldı. 1997'de Bölüm Başkanı oldu. Pek çok öğrenci yetiştirdi. Yurt dışında çeşitli staj olanakları sağladı. Yine yurt dışında belli başlı üniversitelerin tiyatro bölümleriyle değişim programları gerçekleştirdi. Genç meslektaşlarının yanında durarak onların uluslararası eğitim programlarına, konferans ve festivallere katılmalarını destekledi. "Tiyatro Yazıları" adlı kitabının yanı sıra, uluslararası bilimsel toplantılarda Türkiye'de tiyatronun gelişimine yönelik yaptığı sunumlar yayınlandı. Halen "Eleştirilerle Türk Tiyatrosu" adlı kitabı üzerinde çalışıyor. Prof. Dr. Dikmen Gürün'ün akademik çalışmaları ödül gerekçeleri arasında gösterildi.
Dikmen Gürün'ün yıllardır Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin direktörü olarak dünya tiyatrosunun belli başlı topluluklarını, yorumcularını sanatseverlerle buluşturan ve aynı şekilde yerli tiyatro topluluklarını ve sanatçılarımızı dünyaya tanıtmayı amaçlayan çalışmalarına, genç tiyatrolara yeni açılımlar sağlamasına, ortak-yapımlarla uluslararası ilişkileri güçlendirecek zeminler oluşturmasına ve de her geçen yıl çıtasını yükselterek İstanbul Tiyatro Festivali'ni dünyanın saygın festivalleri arasına sokmasına ödüle gerekçe olarak yer verildi.
Tiyatro dünyasına katkıları, alanındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir akademisyen / yönetici / eleştirmen kimlikleriyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü tutarlı çizgisini sürdürmesi "TEB - 2008 Onur Ödülü"nün Prof. Dr. Dikmen Gürün'e verilmesinin gerekçeleri arasında belirtildi.
Prof. Dr. Dikmen Gürün'e ödülü önümüzdeki günlerde verilecek.
|
ULUSLARARASI
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ
(AITC)
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EYLÜL 2008 BÜLTENİ
Değerli Üyeler.
Yeni bir tiyatro sezonunun
eşiğinde hepinizi yönetim kurulu olarak saygıyla
selamlıyoruz.
Son günlerde iki değerli
insanın acısıyla sarsıldık.
Önce onlarca
sinema filminde, televizyon dizisinde, tiyatro oyununda
onlarca karaktere can veren Hadi Çaman aramızdan ayrıldı.
Yaklaşık bir yıldır, sinir sistemini etkileyen ALS
hastalığıyla mücadele eden Hadi Çaman'ın, bir süredir
kaldığı Kızıltoprak Doğa Huzurevi'nde hayata veda etmesi
tiyatro camiasını üzüntüye boğdu. Hadi Çaman, kırk altı
yıllık sanat yaşamının yirmi altı yılında 'Yeditepe
Oyuncuları' olarak hiç ara vermeden ışık saçmak için
boğuştu. Onca genç tiyatrocuya kucağını açtı. Yazdı,
yönetti. Ödüller kazandı, ama mütevazılığı elden bırakmadı.
Bir de ilke imza atıp, müsamere salonunu kültür merkezine
dönüştürdü. Hadi Çaman'ın ölümüyle gerçek tiyatrocular hiç
kuşkum yok ki bir eksildi.
Sanatı ile yeryüzüne mutlu
yaşama umudu saçan Hadi Çaman’ın üzüntüsü içindeyken, bu
kere de
Karagöz, kukla, orta oyunu, minyatür, halk dansları,
ritüeller gibi konularda sayısız araştırması, makalesi
bulunan kültür tarihi profesörü; 'minyatürün içindeki
dünya'yı bir avuç şanslı öğrencisine tanıtan, sevdiren; ak
saçlı, pak yürekli, engin bilgili hocamız
Metin And’ın ölüm haberi geldi. Metin And’ı üyemiz Metin Boran’ın Günlük Evrensel’de
yayımlanan “Hocam Metin And’a Saygıyla” başlıklı yazısıyla
bir kez daha anmak istiyoruz.
Türkiye’nin kültür ve sanat mimarlarından, bir araştırma
laboratuarı gibi çalışan, kültür tarihçisi, sahne sanatları
araştırmacısı, tiyatronun kökenine ilişkin değişik tezler
öne sürüp bir ömür bunu kanıtlamakla alın teri dökmüş,
tiyatro ve bale eleştirmeni ve öğretim üyesi hocam
Prof Metin And’ı son yolculuğuna uğurladık geçtiğimiz cuma
günü.
Metin And’ın insan kişiliği, sanatsal ve kültürel birikimi,
bilimsel makale ve araştırma kitaplarını ve bu yazıda
bir bütün olarak ele almak gerçekten zor ancak şu kadarı
söylenebilir. And, üretimleri ve araştırma şevkiyle uluslar
arası kültür sanat alanında haklı bir saygınlık
kazanmış bir örnek hoca olarak kıymet ve itibarı
ülkemizde yeterince bilinmemiş bir kültür ve bilim insandır.
Cenaze töreninde Kültür Bakanlığı’ndan bir temsilcinin
olmaması hazin olduğu kadar ayıp ve Hoca’ya karşı
haksızlığın daniskasıdır. Sığlığı ve cehaleti paçasından
akan bir bürokratik kasttan zaten başka türlü bir
davranış beklemek abesle iştigal olur ama insan yine törene
katılmalarını umuyor ve bekliyor.
1927 yılında doğan, Hukuk fakültesi okumasına karşın hiçbir
dönem hukukla ilgili bir birimde çalışmayı tercih etmeyen
Metin And, Londra’da yüksek lisans yaptı, daha sonra New
York’ta opera ve tiyatro eğitimi alıyor. Sanat
yaşamına dönemin Ulus gazetesinde tiyatro eleştirileri
yazarak başlayan And, bu eleştirilerini 15 yıl
sürdürüyor. 1962 yılında Ankara Üniversitesi Tiyatro
Enstitüsü’nde ders vermeye başlayan Metin And bu görevini
emekli olacağı 1994 yılına kadar sürdürdü.
Ankara Üniversitesi’nin dışında Amerika, Almanya ve
Japonya’da da konuk öğretim üyeliği görevlerinde bulunan
Hoca, dünya da çoğu uzak doğuya olmak üzere dünya da
yaklaşık 30 ülkeyi dolaşarak araştırma yapmış ve bu
çalışmalarını makale ve kitap formatında Türkiye sanat ve
kültür ortamına taşımıştır. Yazdığı kitapların konuları çok
çeşitlilik içermekle birlikte ağırlıklı olarak sahne
sanatları araştırmaları ve geleneksel Türk tiyatrosunun
kökenleri ve etkilendiği tarihsel ve kültürel değişik
birikimler üzerine yoğunlaşıyor.Esas alanı tiyatro
tarihçiliği olmasına karşın çalışmalarını genel olarak
kültür tarihçiliği ile genişleten Metin And’ın 1950 yılından
bu yana yazdığı makale sayısı 1500, kitap sayısı ise
50 civarında olduğu biliniyor. Yapıtları ile halkın kültürel
değerlerini, oyun, büyü, eğlence ve ritüel kavramlarının
kökenlerini araştırarak yeniden halkın kullanımına sunmayı
hedeflemiş olan Metin And, ayrıca bu yapıtları ile
Türkiye’de akademik hayatın sanatsal ve kültürel
anlamda şekillenmesine sonsuz katkılar sunmuştur.
1983 yılında YÖK’ün kurulması ve bu bilimdışı otoritenin
sanat eğitiminin sınırlarını belirleme girişimlerini ve
müdahaleci tavrını protesto etmek ve kurumun ulufe dağıtır
gibi profesörlük unvanı dağıtmasını protesto etmek
amacıyla alın teri ve büyük bir emekle hakkettiği
profesörlük unvanını kullanmaktan feragat eden Metin And,
son konuşmalarında Türkiye’nin yaşadığı kültürel erozyona ve
sanatsal ve kültürel sığlığa sıkça vurgu yapıyordu.
İlerlemiş yaşına rağmen kültürel araştırmalarına devam
ediyor ve (bu çalışmalarının yeterince değerlendirilmediğini
bildiği halde) inadına büyük bir özenle kitaplaştırıyordu.
En son geçen yıl Tüyap Kitap Fuarı’nın onur konuğu olmuş ve
ödül almıştı.Oysa bu saygınlığı Metin Hoca yıllar önce hak
etmiş ve kimi kurumlar Hoca’nın bu çaba ve azmini görmezden
gelmişti.
Metin Hoca yazdığı her kitabı terbiyeli genç bir doktora
öğrencisinin titizliği ile hazırlar bilimsel bir yanlış
yapmaktan özenle kaçınırdı. Günümüzde makale ve kitap
araklayarak doktora ve profluk tezi hazırlayan hırsızları
düşününce Hoca’nın bu itinalı ve ahlaklı tavrı iki kat daha
anlam kazanıyor. Ama zaten Türkiye’de hayatın her düzlemi,
sanat siyaset, spor ve ekonomi alanda makro bir rezilliğe
tanık olmuyor muyuz, acı olan zaten bu pespayeliğin
kanıksanması ve bir hayat kültürü haline getirilmesi. Onun
için Metin And gibi değerlerin yitip gitmesi bu rezillerin
yaşama alanını genişletiyor ve onların at koşturmasının
önünü açıyor.
Metin And araştırmacı ve eğitici kişiliğinin yanında
nüktedan konuşması ve ince esprileriyle de konuşmalarını
süsleyen, mütevazı yapısı ve her zaman çocuk kalmış samimi
bakışlarıyla da kalbimizdeki yerini daima koruyacak, günün
moda söylemiyle bütün entelektüel ve akademisyenlerin ‘rol
modeli’ olmayı derin birikimiyle hak etmiş gerçek anlamda
saygın bir Hoca’dır.
Tüm zamanların büyük illüzyonisti Zati Sungur’dan ders
alarak ondan sonra Türkiye’nin en önemli illüzyonisti olarak
da ün salmış bir bilge Hoca’ydı. O’nun bu büyü ve illüzyona
ilgisi tiyatronun kökenlerini araştırma sürecinde edindiği
bir meşgale ve meşguliyetti. Hoca’ya göre tiyatronun
kökeninde illüzyon ve büyü vardı. Yazdığı ve ilk baskısı İş
Bankası yayınlardan çıkan “Oyun ve Bügü Türk Kültüründe
Oyun Kavramı ” ( 1974) kitabı bu tezlerini
mitolojik, tarihsel ve kuramsal bağlamda kanıtlama
girişimlerini içerir.
Son yazdığı kitapları arasında yer alan “ Ritüelden Drama,
Kerbela-Muharrem- Taziye” adlı yapıtı ile şii töreleri ve
muharrem ayı törenleri üzerine yıllardır yaptığı
araştırmaları derli toplu yeniden sunan Hoca’ bu
çalışmasıyla doğu kültürü ve dinsel motiflerin dram
sanatının oluşmasındaki etkilerini inceliyor.Yukarda
yazdığım gibi her biri bir birinden kıymetli 50 yakın
kitapla araştırmalarına yetinmeyen Hoca’nın yapıtları
arasında; “ Gönlü Yüce Türk, Yüzyıllar Boyunca Bale
Eserlerinde Türkler” ( 1958) , Kırk Gün – Kırk Gece, Eski
Donanma Şenliklerinde Seyirlik Oyunlar (1959), Dionisos ve
Anadolu Köylüsü (1968), Türk Köylü Oyunları (1964)Geleneksel
Türk Tiyatrosu , Kukla- Karagöz-Ortaoyunu (1969), Meşrutiyet
Döneminde Türk Tiyatrosu (1908-1923) (1971), Tanzimat Ve
İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu (1972), Oyun ve Bügü, Türk
Kültüründe Oyun Kavramı (1974),Osmanlı
Tiyatrosu,Kuruluşu-Gelişimi-Katkısı (1976), Türk
Tiyatrosunun Evreleri (1983) , Ritüelden Drama, Kerbela-Muharrem-Ta’ziye
( 1999)
Yazdığı kitaplar ve makalelerle dünya kültür hayatının
yönlendiren kişi ve kuruluşlarında ilgisini çeken Metin And,
üretimleriyle kültür hayatının saygın kişilerine sunulan
önemli ödüllerinde haklı sahibi olmuş bir ancak yazdığı
hiçbir yapıtında ödül beklentisi olmamış öne çıkmayan
mütevazi bir kişilikti. Aldığı ödüller arasında hangisini
daha çok önemsediği bilinmez ama ödül almaya gitmeyi zaman
kaybı olarak gördüğünden gönülsüz olarak bu ödüllere sahip
olurdu. Aldığı Ödüller arasında; Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü
(1970), Türkiye İş Bankası Bilimsel Araştırma Ödülü (1980),
Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü (1983),
Fransa hükümetinin “Officier de l’orde Arts Et des
Letres” nişanı (1985), İtalya Cumhurbaşkanı’nın “
Şövalyelik” nişanı (1991), kurucularından olduğu Türkiye
Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü (1998) vb ödül ve
nişanlarla önemli payeler verildi.
Kuruluşundan hemen sonra öğretim kadrosuna dahil olduğu
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi Tiyatro
Kürsüsü’nde merhum Melahat Özgü ve yaşayan hocam,
akademik onur ve hayatın yüz akı Prof Sevda Şener’le şu an
önemli yerlerde sanat ve kültür alanında görev alan ve
çalışma yürüten sayıları yüzleri bulan
öğrencilerin gelişmesi ve yetkinleşmesinde emeği olan Metin
And’ın öğrencisi olmanın gururunu taşıyor ama O’nu
kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü Türkiye
kültürel olarak çölleşiyor ve O’nun gibi birisinin bu
çoraklarda yetişmesi gerçekten zor. Bir yıldız kaydı, büyü
bozuldu, tılsım kayboldu. Yapıtları önümüzü
aydınlatmaya devam edecek, tesellimiz bu. Yağmuru bol
olsun.”
Değerli üyelerimiz.
Metin And’ı ve Hadi Çaman’ın anıları önünde saygıyla eğilirken,
Birliğimiz Türkiye Merkezi’nin 2008 onur ödülüne değer görülen
kurucu üyelerimizden
Prof. Dr. Dikmen Gürün’e ödülünü Kasım ayında İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda yapılacak yeni bir
oyunun galasından sonra sunacağımızın ön bilgisini vermek
istiyorum.
Sağlıcakla Kalınız
Efendim.
Eksilmeyen Saygılarım,
Artan Sevgilerimle…
DEĞERLİ ÜYELER.
Üyemiz Türel Ezici Meksika-Puebla' da, Benemerita Üniversitesi ve "Uluslararası Üniversite Tiyatro Birliği"nin (IUTA) birlikte düzenledikleri "7. Uluslararası Üniversite Tiyatro Birliği Dünya Kongresi"ne katıldı ve kongreye 'Türk Üniversite Tiyatrolarında Geleneksel Kültür Araştırmalarının İşlevi' konulu bir tebliğ sundu.
Değerli üyemizi yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.
YÖNETİM KURULU
------
TEB Haziran 2008 Bülteni
Birliğimizin Saygın Üyeleri, Merhaba!
Bu ay, öncelikli olarak Kurucu Üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün bozulup yapılan, sonra tekrar yapılıp bozulan İstiklal Caddesi’nde düşüp ayağını kırmasına üzüldük. Saygın Üyemiz halen evinde istirahat etmekte. Dikmen Gürün’e Yönetim Kurulu olarak acil şifa dileklerimizi sunuyoruz.
Bu arada, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında, İstanbul’un kendine özgü tarihi dokusunu ve eşsiz değerlerini uluslararası tiyatro eleştirmenleriyle paylaşmak amacıyla, IATC’in 2010 yılı yönetim kurulu toplantısını İstanbul’da düzenlenmesi projesini Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün himmeti ve özverili yardımıyla hazırlamaya başladık. IATC’in 2010 yılı yönetim kurulu toplantısının 15 Mayıs–4 Haziran tarihleri arasına sirayet ettirilmesiyle dünyanın değişik yerlerinden gelecek Birliğimizin uluslararası yönetim kurulu üyelerine/tiyatro eleştirmenlerine o tarihler arasındaki 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenecek Türk yapımı oyunları izleme olanağını da yaratacağını düşündük. Yönetim Kurulu nedeniyle kentimize gelecek konuk eleştirmenlere Türk tiyatrosunu tanıtma amacımız dışında, “Yeni Eleştirmenler” ile ilgili bir staj programı ve ayrıca profesyonel anlamda medyada eleştirmenlik yapan üyelerimiz için de bir kolokyum düzenlemeyi programladık.
Diğer taraftan, Birliğimizin yurt içinde ve yurt dışındaki üyelerimizin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerine Birliğimizin üye kartını (Basın Kartını) ibraz ederek ekli bakanlık yazısından da anlaşılabileceği gibi ücretsiz ziyaret etmelerini sağladık. Son Yönetim Kurulu toplantısındaysa, 1 ilâ 9 Kasım tarihleri arasında yapılacak 27. İstanbul Kitap Fuarı’nda iki etkinlik yapma kararı aldık. Fuarın bu yılki konusunun “19868” olması cihetiyle, etkinlik başlıklarını “1968 Öncesi ve Sonrasında Tiyatro Yayıncılığı ve Tiyatro Eleştirmenliği” ve “1968 Öncesi ve Sonrasında Tiyatro” olarak saptadık.
“Türk Tiyatrosu Müzesi” kurmak yolundaki çalışmalarımız da haziran ayı içinde gelişme kaydetti. Çalışmalarımızda, Türk tiyatrosunun tarihsel gelişimine tanıklık eden kültürel ve sanatsal sözlü, yazılı, basılı, görsel, işitsel eserlerin ve fonksiyonel ürünlerin araştırılması, arşivlenmesi ve sergilenmesini amaçladık. Projemizi hayata geçirebilirsek, geçmişi oluşturan söz konusu değerleri geleceğe taşıma görevini üstlenen araştırma, inceleme ve projelere de ev sahipliği yapılacak, Türk tiyatrosunun tanıtımı ve bilgi düzeyinin artırılması yönünde halkın eğitilmesine yardımda bulunulacak. Konuyla ilgili tüzüğe son şeklini verdik, bir uzman görüşüne sunma aşamasına getirdik. Sonuca yılsonundan önce ulaşabileceğimiz umuyoruz.
Ekim ayı başında üyeler arasında bir kokteyl düzenleyerek bazı konuları tartışmaya açmak da emellerimiz arasında. Ayrıca 2008 Onur Ödülü için aday önerilerinizi 15 Temmuz akşamına kadar tarafımıza bildirmenizi diliyoruz.
Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine gönderilmesini beklediğini bu ay da yeniliyor, ilgilerinizi bekliyoruz. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise bilindiği gibi belli başlı dileklerimizin başında gelmekte. Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı ragipe@poas.com.tr adresinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza/borçlarınıza 2008 aidatını da ekleyerek “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye yatırmanızı talep etmekte.
Sağlıcakla kalınız Efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
TEB MAYIS 2008 BÜLTENİ

Birliğimizin Saygın Üyeleri.
Mayıs ayının ilk günlerini üyelerimiz Sevgi Sanlı, Hayati Asılyazıcı ve bendeniz Trabzon’da 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’nde geçirdik. Festivale Moldova, Bulgaristan, Ermenistan, İtalya, İsviçre, Rusya, Azerbaycan, Romanya, İran ve Yunanistan'dan gelen tiyatrolar ve sanatçıları katıldı.
Trabzon’a geldiğimde, on dört gün sürecek festivalin dördüncü günüydü ve Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü, ayrıca festivalin komite başkanı olan Murat Gökçer, insanların evrensel dili tiyatronun sevgi, dostluk ve dayanışma bağlarını güçlendirdiğini kanıtlarcasına yoğun bir çaba içindeydi. Kültür alışverişinin köprüleri kurulmuştu, kaynaşma sağlanmıştı. Sonuç olarak festival başarıya ulaştı ve tiyatro gene kazandı.
Bu arada, 44 yıllık Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kurucularından üzerine yıldızlar yağası Aydın Üstüntaş’ın eşi Gülçin Üstüntaş’ın, eşinin anısına Aydın Üstüntaş gibi yüzünü Anadolu’ya dönmüş/dönen eleştirmenler için “ihdas“ ettiği ödülü bu yıl ben aldım. Geçen yıl aynı ödüle Hayati Asılyazıcı değer görülmüştü, Ordu’ya hareketimden önce birbirimizi hararetle kutlayıp, bu ödül ile ilgili söyleştik. Diğer taraftan, geçen yıl Seçkin Selvi’ye OBKT’ye kuruluş aşamasından başlayarak yaptığı katkılardan dolayı tevdi edilen “Onur Ödül”ü bu yıl kurucu üyemiz Zeynep Oral’a verildi. (Bkz. Fotoğraf: Zeynep Oral ve Gülçin Üstüntaş ödül töreninde)
Ayın tam ortasındaysa 16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali başladı. Saygın üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün direktörlüğünde ve üyelerimizden Esen Çamurdan’ın, Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu’nun, Zeynep Oral’ın ve Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’in danışmanlığında düzenlenen festival, 1989 yılından bu yana, her geçen yıl kimliğini oluşturma yönünde bilinçli adımlar atan ve bunu yaparken Türk tiyatrosu için ulusal ve uluslararası bağlamda yeni yönelimler oluşturmak gibi bir amacı da benimseyen yönüyle bu yıl da sezonun rengini artırdı ve tiyatroseverlerimiz festivalle bir kez daha kendilerini yeniledi.
Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine gönderilmesini beklediğini bu ay da tekrarlıyor, ilgilerinizi bekliyorum. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise bilindiği gibi belli başlı dileklerimizin başında gelmekte. Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı ragipe@poas.com.tr adresinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza/borçlarınıza 2008 aidatını da ekleyerek “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye yatırmanızı talep etmekte.
Sağlıcakla kalınız Efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ
NİSAN 2008
BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyeleri.
Nisan ayı bültenimizin böylesine geç kalmasından dolayı
gerçekten üzgünüm, ama Birliğimiz cephesinde pek yeni bir şey
yoktu ve bendeniz epeyi gezdim. Kıbrıs’a davetli olarak gittim,
Konya’ya “Bir Sesi Bir Nefes” tiyatro festivali için gittim,
İzmir’e Tüyap Kitap Fuarı’na gittim, Antalya’ya EFA toplantısına
üyemiz Hayati Asılyazıcı ile birlikte gittim. “Yediğin içtiğin
senin olsun, gördüklerini anlat” derseniz Kıbrıs’ı anlatmayı
yeğlerim.
Kıbrıs, şunun şurasında güneyimizden kuzeyine 65 km uzaklıkta
olduğumuz bir ada… Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya’dan sonraki
üçüncü büyük adası. Ekilebilen yüzde kırk beş verimli arazinin
yüzde yirmisinin sulanabildiği bir ada... 1571 yılında Türkler
tarafından el konulan, 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu
tarafından İngilizlere beş yüz bin Amerikan Doları karşılığında
kiralanan, sonrasında 1914 yılında aynı İngilizler tarafından el
konulan bir ada…
Yeşilada… Cennet Ada…
Kıbrıslı
Rumların
Enosis’i (yani
Kıbrıs'ın
Yunanistan'la
birleştirilmesi projesi) hayata geçirmesi üzerine,
1974 yılında
Kıbrıs Barış Harekâtına
tanık olan bir ada bu ada… “Kıbrıs Türk’tür, Türk Kalacaktır”
nidaları arasında kan ve can uğruna bağımsızlaşan bir ada…
1976'da kurulan
Kıbrıs Türk Federe Devleti
meclisinin,
1983 yılında aldığı karar
ile bağımsızlığını ilan eden bir ada…
Veee o adada bir cumhuriyet. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti resmi adı ile dünyada sadece
Türkiye tarafından tanınan
bir cumhuriyet… Türkiye
tarafından ekonomik, siyasal, askeri alanlarda desteklenen bir
cumhuriyet… Hem dünya devletleri, hem de Birleşmiş Milletler ve
Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar tarafından, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi toprakları içerisinde kabul edilen bir
cumhuriyet…
Nisan ayında, ben işte bu cumhuriyetin Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı’nın konuğuydum. Bir güzel ağırlandım, pek mutluydum.
*
* *
Günlerden bir günün akşamında, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin Devlet Tiyatroları’nda uluslararası ünlü
yazarımız Tuncer Cücenoğlu’nun “Kadıncıklar”ını izleyecektik.
İşte o günün sabahında Tuncer Cücenoğlu ve ben, Kıbrıs Türk
Devlet Tiyatroları’nın aynı zamanda “Kadıncıklar”ın yönetmeni de
olan müdürü Mehmet Ulubatlı’nın eşliğinde ve rehberimiz Ali
Şaşmaz ile Yakın Doğu Üniversitesi’nin yolunu tuttuk. Yıllar
önce de bir panele katılmıştım bu üniversitede. Alpay Kabacalı,
Kürşat Başar, Ataol Behramoğlu falan… Hiç unutmam: “Yeniden
öğrenci olsam, bu üniversitenin bir fakültesinde okusam,” diye
geçirmiştim içimden. Bu kere, doğrudan Sahne Sanatları ve Müzik
Fakültesi Genel Koordinatörü, aynı zamanda Oyunculuk Ana Sanat
Dalı Başkanı Çetin Özen’in yanına vardık, çaylarımızı
ısmarladık, sohbete daldık.
Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü, tiyatro eğitimi
veren üniversite düzeyinde bir meslek okulu. Çetin Özen,
öğrencilerin yeteneklerini, becerilerini ve davranışlarını
geliştirerek onları profesyonel sahne yaşamına hazırlamayı
amaçladıklarını anlatırken Yrd. Doç.
Dr. Zerrin Akdenizli de aramıza katıldı, sohbet koyulaştı.
Oyunculuk Ana Sanat dalına, güçlü imgeleme, dinamik zekâsı,
yüksek fizik ve ses malzemesine sahip olup, kendini bu mesleğe
adayan öğrencilerin kabul edildiğinden söz ettiler. Dört yıllık
yoğun bir eğitim programı sonunda, öğrencilerin
oyunculuk tekniği, sahne çalışması,
ritim, ses, kulak eğitimi yanında, kültür ve kuramsal dersler
aldıklarını ve mezunların tiyatronun çeşitli alanlarında
profesyonelliğe hazır duruma gelmiş olacağından emin
gibiydiler.
Konferans
Salonlarından birine indik. Yirmi beş kadar genç ve “irileşmiş”
göz… Tuncer Cücenoğlu, tiyatro oyunu yazmanın “a”sından
başlayarak yol gösterdi. Ben de, oyunun sorunlarının öznelliğe,
kişiselliğe dönüştürülmemesi, eleştirmenin düşünsel bir tartışma
ortamı yaratması gerektiğinden falan söz ettim. Sorular soruları
kovaladı. Eleştirmenin otoriter bir yapısı, kendilerini üç
buutlu aynalarda görmeye alışmış, devleşmeye alıştırılmış
sanatçılarla her türlü diyaloga açık yüreği olmalıydı. Böyle
dedim. “Sen ne yapıyorsun,” mealinde bir soru üzerine
yazarlarımızdan yenilikten kaçınanları uyarmayı, kendilerini hep
aynı anlatım kalıplarına hapis edenlerle uğraşmayı, bu
yazarların konvansiyonel bir tiyatro anlayışının içine
kilitlemelerini önlemeyi, hiç değilse önlemeye çalışmayı kendime
görev edindiğimi anlattım. Eleştirmen, kendi stilini bulamamış
olan genç yazarlara yardımcı olmalıydı. Eleştiri yazısını
yazarken, düşüncelerini biçimlendirmeye, düzenlemeye çalışmalı,
parça parça olan izlenimlerini iyi toparlamalı, kusursuz
bütünleştirmeliydi. Amacı, sadece gördüklerini, duyduklarını,
sezdiklerini yazmak olmalı, özümsemek olmalı, anlamak, konuya
egemen olmak olmalıydı.
Bir saat on beş dakika kadar konuştuk. Sonra gençlerle
öpüştük, koklaştık, vedalaştık.
*
* *
Öğle yemeğinde deniz kenarında mükemmel manzaralı bir
lokantada bizi olanca mütevazılığı ve nezaketiyle Milli Eğitim
ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak bekliyordu. Masada Kıbrıs Türk
Devlet Tiyatrosu oyuncularından Özlem Özkaram, Oya Akın, Nergül
Tuncay, Buğra Gülsoy, Yılsay Özbudak, Nevzat Şehitcan ve Mehmet
Ulubatlı… Bakan, öncelikli olarak tavada “Hellim Peyniri”
yememizi önerdi, ortaya bir de “Avcı Böreği” siparişi verdi.
Kıbrıs’ın ve anavatanın ekonomik konularından tutun da, Türk,
Kıbrıs ve dünya tiyatrolarının sorunlarına dek, açık bir
yelpazede söyleştik. Dokuz yıl önce yanan Kıbrıs Türk Devlet
Tiyatroları Sahnesi’nin bir yıla kalmaz yeniden kurulacağını
söylerken bakanın gözlerinin içi gülüyordu. Mehmet Ulubatlı,
daha önce yerlere oturarak bize yeni plan ve projeyi anlatmıştı
zaten, Öztoprak: “Maliye Bakanlığının da onayını aldım,”
dedi.
1958 yılında, Lefkoşe’de kurulan Güzel Sanatlar Derneği’nin
tiyatro kolunda aktif görev alan Üner Ulutuğ’ın, 1962 yılında
Türkiye’deki konservatuarın tiyatro bölümünden mezun olup adaya
dönüşünden sonra, ışıklar içinde yatası
Kemal Tunç ile beraber “Kıbrıs Radyo Yayın Korperasyonu”nda
çalışmaya başladıklarını;
Güzel Sanatlar Derneği`ndeki eski arkadaşlarının katılımıyla
“İlk Sahne” adlı amatör ve bağımsız bir tiyatro grubu
oluşturduklarını Tuncer Cücenoğlu da, ben de o masada
öğrendik. İlk Sahne’nin ilk oyunu, Vedat Nedim Tör`ün “Kör” adlı
eseriymiş. Bu oyunu Üner Ulutuğ yönetmiş, ayrıca Kör rolünü de
üstlenmiş. Diğer rollerle Hatice Söğüt, Kemal Tunç ve Biler
Demircioğlu görev almışlar. Aynı sezon, “Cephede Piknik”,
“Pusuda” ve “Duvarların Ötesi” oyunları sahnelemiş. 1965
yılındaysa topluluk Kıbrıs Türk Tiyatrosu adını almış, daha
sonra ise bugünkü Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları doğmuş.
*
* *
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları, kırk üç yıllık
tarihinde, toplam yüzün üstünde oyun sergilemiş. Mehmet Ulubatlı
yemek arasında kulağıma eğilerek: “Halkımıza tiyatro yoluyla
ulaşmaya çalışıyoruz,” deyince ister istemez ilgilendim. Onları
eğlendirmeyi, eğitmeyi ve düşündürmeyi amaçlıyorlarmış ve bunu
yaparken tiyatronun kendi doğasındaki estetikten uzaklaşmamayı
prensip edinmişler. Mehmet Ulubatlı ikinci kez müdürlük görevini
üstlenen deneyimli bir tiyatrocu. “Benim müdürlüğüm döneminde bu
prensip ya uygulanacak ya da uygulanacak,” dedi, kesti attı. 27
Şubat 1999 akşamı Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nın sahnesinde
son kez itfaiyeciler olduğunu, ama ”Her Şeye Rağmen Tiyatro”
sloganını “şiar” edindiklerini, ancak 2003 yılında hükümet
edenlerin ilgisizliğine dayanamayıp “pes” ettiklerini açık
yüreklilikle anlattı. Bakan Canan Öztoprak: “Ama” dedi “kısa bir
aradan sonra 3 Mart 2004 tarihinde Mehmet Ulubatlı Kıbrıs Türk
Devlet Tiyatroları müdürü olarak göreve geldi ve bitmiş ve yok
olmak üzere olan Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarını yeniden
yapılandırdı.” Ulubatlı’ya baktım, yüzünde sanatçının başkasında
rastlanılamaz zarifliği vardı.
Kıbrıs’tan tiyatro adına hayli mutlu döndüm.
*
* *
Uluslararası kuruluştan üye kimlik kartları geldi. Lütfen
Ragıp Ertuğrul’un adresine birer adet vesikalık fotoğrafınızı
gönderin. Kartınız derhal adresinize gönderilecek. İhmal
etmeyiniz.
Haaa, bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış
eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere
kendisinegönderilmesini bekliyor.
http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret
etmeniz ise belli başlı dileklerimizin başında gelmekte.
İstekler biter mi hiç? Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş
aidat borçlarınızı
ragipe@poas.com.tr adresinden öğrenebileceğinizi ve varsa
borcunuza/borçlarınıza 2008 aidatını da ekleyerek
“TÜRKİYE
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI
(01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye
yatırmanızı talep ediyor.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
|
|
TEB MART 2008 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyeleri.
Şubat ayı içinde TÜYAP - 6. Bursa Kitap Fuarı’na iki panel ile
katıldık. Geniş ilgi gören panellerimizden ilkinde Ragıp
Ertuğrul, Cengiz Özek, Doç.Dr. Nurhan Tekerek ile Bursa
Karagözevi’nden Şinasi Çelikkol Seçkin Selvi’nin yönetiminde
günümüzde geleneksel tiyatro yayınlarını ve geleneksel
tiyatromuzu tartıştılar. Diğer paneldeyse, tiyatroda çeviri ve
uyarlama konusu, bendenizin moderatörlüğünde Tarık Günersel,
Seçkin Selvi, Prof. Dr. Hasan Anamur ve Sibel Arslan Yeşilay’ın
katılımlarıyla işlendi.
Söz panellerden açılmışken, 19 ve 20 Nisan tarihlerinde gene iki
panelle dahil olacağımız TÜYAP – İzmir Kitap Fuarı’na panelist
olarak katılarak güç verecek mensuplarımızın yönetim kurulumuzun
herhangi bir üyesiyle iletişim kurmasını rica ettiğimizi
bildirmek istiyorum. İzmir panellerimizden birinin “Tiyatroda
Özerklik”, diğerinin ise “Tiyatro ve Mekânı” konularını
kapsamasını Saygın Üyemiz Prof. Dr. Özdemir Nutku ile işbirliği
yaparak saptadığımızı da bilgilerinize sunuyorum.
Diğer taraftan, “Geleneksel Yılın Oyunu Ödülü”nü bu yıl
üyelerimizin büyük çoğunluğunun oybirliğiyle Genco Erkal’ın bu
ülkede gerçek anlamda toplumsal bellek oluşturma amacına adadığı
yaşamı da dikkate alınarak Dostlar Tiyatrosunun 2007-2008
sezonunda sahnelediği “Sivas’93” oyununa verildiğini gerek
yazılı ya da görsel medyadan, internet sitelerinden veya
e-postamızdan öğrenmiş olduğunuzu varsayıyor, ancak her ihtimale
karşın haberimizi yeniliyorum. Keza Birliğimizin Ankara
Temsilciliğinin de aynı yöntemle Bertold Brecht’in Barış Erdenk
yönetiminde Erzurum Devlet Tiyatrosu yapımı olarak sahnelenen
“Kafkas Tebeşir Dairesi” başlıklı oyununu tasarım, oyunculuk ve
rejideki üstün başarısı açısından değerlendirdiğini ve 2007-2008
sezonu “TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro Oyunu” ödülüne
layık gördüklerini “malûmaten” bildiriyorum.
Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun (TDT) sahnelediği ''Düğün ya da
Davul'' adlı oyunda ''siyasal içerikli mesajlar'' olduğu
iddiaları üzerine yapılan inceleme sonucu tiyatro müdürüne,
oyunun yönetmenine ve iki oyuncuya uyarı cezası verilmesini
“skandal” olarak değerlendirdiğimizi ve esas uyarılması
gerekenlerin uyarı cezası kestiğini söylediğimizi de gene aynı
şekilde bildiğinizi varsayıyorum. TDT tarafından aralık ayında
Rize'de sahnelenen oyunda, siyasal içerikli mesajlar olduğuna
ilişkin iddialar ve basında çıkan haberler doğrultusunda Devlet
Tiyatroları Genel Müdürlüğü yetkililerince başlatılan araştırma
ve soruşturma sonucu verilen uyarı cezalarından doğal olarak
rahatsızlık duyduğumuzu ve bu rahatsızlığımızı bildiğiniz gibi
kamuoyuyla paylaştığımızı da anımsatıyorum.
Posta Gazetesi’nde düzenli yazılarını izlediğimiz RENGİN UZ’u
Birliğimiz mensuplarının arasına kattık. UZ’a tüm
üyelerimiz adına “Hoş Geldin” derken, Birliğimize vaki olacak
katkılarından emin olduğumuzu da ifade etmek istiyorum.
Geçen ay, Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya) ile iki değerli
üyemizin bir çekişmesine sahne olduğumuzu, üyelerimiz, Tiyatro
Pera’nın “Profesör ve Hulahop” başlıklı oyununun galasına
girmezden önce yetkililerden birine, bir başka etkinliğe
yetişmek üzere oyundan erken ayrılmak zorunda olduklarını
bildirdiklerini ve oyunun bitimine kısa bir süre kala salonu
terk ettiklerini; Nesrin Kazankaya’nın, yeni oyunları “Venedik
Taciri”nin galası için “tiyatro… tiyatro…” dergisine gönderdiği
davet mektubunda, derginin yazarı olan bu iki üyemizi galaya
özel olarak davet etmediğini, oyunu dilerlerse gala dışında
diledikleri gün ve saatte izleyebileceklerini belirttiklerini;
bunun üzerine derginin editörü Mustafa Demirkanlı’nın
Kazankaya’ya suretini Birliğimize de ulaştırdığı sert bir mektup
yazdığını; Yönetim Kurulumuzun, Tiyatro Pera’nın salonunun
konumu açısından iki eleştirmenin oyun sonuna doğru salonu terk
etmelerinin oyuncular ve izleyiciler tarafından “protesto”
olarak algılanabileceği hususunda karar birliğine vardığını,
bunun üzerine Mustafa Demirkanlı’nın eleştirmenlerin “Venedik
Taciri”nin galasına katılmamaları önerisine sıcak bakmadığımızı
açıkladığımızı elbette hatırlayacaksınız.
Hal böyleyken Sayın Mustafa Demirkanlı’dan bir mektup aldık.
Demirkanlı mektubunda: “… Gerçekten yanılıyorsunuz, dergi
eleştirmenlerine Pera’nın davetini ilettiğim mailde sadece
durumu aktardım, kendimin katılmayacağını bile belirtmedim. Eğer
protesto edilip, katılınmamayı düşünseydim, yayın kurulu olarak
önce dergi olarak bu tavrı almamızı önerirdim, sonra TEB'e böyle
bir öneri yapılabilirdi. Benim katılmam ise iki arkadaşımıza
yönelik tavrı onaylamak anlamına gelirdi ki, bunu yapamayacağımı
en iyi siz bilirsiniz. Benim TEB'e yazım ise, bir tavır
beklentimdi bunun karşılığı galayı protesto değildir, bir önceki
mailimde de belirttiğim gibi her iki mektup gala dan sonra
gönderilmiştir,” diyordu. Her hangi bir anlaşmazlığa mahal
vermemek açısından durumu bilgilerinize sunuyor, tiyatro
camiamızda bu tür olayların yaşanmaması hususundaki dileğimizi
huzurlarınızda tekrarlıyorum.
Sağlıcakla Kalınız Efendim.
Eksilmeyen Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
|
TEB Ödülü Sivas 93 ve
Kafkas Tebeşir Dairesi'ne
Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin
geleneksel Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü, Genco Erkal’ın Madımak
katliamını anlattığı, Dostlar Tiyatrosu prodüksiyonu “Sivas ’93”
oyununa verildi.
Bertolt Brecht’in Barış Erdenk yönetiminde Erzurum Devlet
Tiyatrosu yapımı olarak sahnelenen “Kafkas Tebeşir Dairesi” adlı
oyunu ise 2007-2008 sezonu TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro
Oyunu Ödülü’ne layık görüldü. Ödüller, “Sivas ’93” ve “Kafkas
Tebeşir Dairesi”nin nisan ayı içindeki temsillerinden birinden
önce Genco Erkal ve Barış Erdenk’e takdim edilecek.
|
TEB
ŞUBAT 2008 BÜLTENİ
Saygıdeğer
üyeler, Merhaba!
Geçen ay,
Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya) ile iki değerli üyemizin bir
çekişmesine sahne olduk. Üyelerimiz, Tiyatro Pera’nın
“Profesör ve Hulahop” başlıklı oyununun galasına girmezden
önce yetkililerden birine, bir başka etkinliğe yetişmek
üzere oyundan erken ayrılmak zorunda olduklarını bildirmiş
ve oyunun bitimine kısa bir süre kala salonu terk etmiş.
Nesrin
Kazankaya, yeni oyunları “Venedik Taciri”nin galası için
“tiyatro… tiyatro…” dergisine gönderdiği davet mektubunda,
derginin yazarı olan bu iki üyemizi galaya özel olarak
davet etmediğini, oyunu dilerlerse gala dışında diledikleri
gün ve saatte izleyebileceklerini belirtmiş.
Eee… Olay
doğal olarak buradan patladı. Derginin editörü Mustafa
Demirkanlı, Kazankaya’ya suretini Birliğimize de ulaştırdığı
sert bir mektup yazdı. Ben de, “şunun şurasında kaç kişiyiz,
gelin birbirimizle çekişmeyelim, hoşgörülü olalım” falan
kabilinden “ÖZEL” bir mektup gönderdim. Kazankaya çok kırgın
olduğunu belirtti ve direndi. Yönetim Kurulumuz da, Tiyatro
Pera’nın salonunun konumu açısından iki eleştirmenin oyun
sonuna doğru salonu terk etmelerinin oyuncular ve
izleyiciler tarafından “protesto” olarak algılanabileceği
hususunda karar birliğine varınca Mustafa Demirkanlı’nın
eleştirmenlerin “Venedik Taciri”nin galasına katılmamaları
önerisine sıcak bakmadık.
Yönetim
Kurulumuzun bu yönde davranışı, anılan iki üyemizden Prof.
Dr. Yusuf Eradam’ı rahatsız etmiş olacak ki, Birliğin
üyesini korumadığını gerekçe göstererek istifa etti.
Dernekçiliğin elbette sığınılan, koruyucu, hatta kayırıcı
bir güç oluşturmayı amaçladığını, ancak bir sendika gibi
çalışmasının da olanaksız olduğunu anlattık, ama istifasında
direndi, dolayısıyla tek taraflı bir “müessese” sayılan
istifasını kabul etmek zorunda kaldık.
Türkiye’nin
dördüncü ödenekli tiyatrosu olan Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nun
2008 sezonu projelerinden biri olan “Oyun Yazma Yarışması”
Genel Sanat Yönetmeni Nejat Birecik’in projelerinin ilki
olarak Şubat ayında hayata geçirildi, eminim duymuşsunuzdur.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu yeni kuşak
yazarları özendirmek, desteklemek, Türk Tiyatrosuna yeni
yazar ve yeni oyun kazandırmak amacıyla düzenlediği bu
yarışmaya; toplum sorunlarına parmak basacak, bugünü
irdeleyecek, tartışacak ve paylaşacak Türkiye ve Dünya
seyircisinin yaşamına ayna olacak eserlerin günışığına
çıkacağı inancıyla destek verdik.Yönetim Kurulumuz
yarışmanın seçici kurulunda bendenizin görev almasını uygun
gördü, ben de temsilcini olarak kabul ettim.
Bu arada, üyemiz ve Birleşmiş Milletlerin sahne sanatları
örgütü
ITI-UNESCO’nun
(Uluslararası
Tiyatro Enstitüsü) Tiyatro Eğitimi Başkan
Yardımcısı Emre Erdem’in katkılarıyla, Şubat ayının on dokuz
gününü ITI-UNESCO’nun İtalya Merkezi’nin davetlisi olarak
Milano’da geçirdim. Yediğimi içtiğimi kendime saklayıp, ne
yaptığımı söylemem gerekirse, Milano’da yaşayan eleştirmen
meslektaşlarımızla tanışmaktan doğrusu mutlu oldum. Bol bol
oyun gördüm, kimi sahnelemelerin Türkiye’dekinden kötü
oluşuna şaştım kaldım, bunu açık yüreklilikle kendilerine
ifade de ettim, gelip Türkiye’de oyun izlemelerini istedim.
Diğer taraftan, gençliğimin sinema filmlerinde gözümü
alamadan seyrettiğim, şimdilerde 73 yaşındaki Elsa
Martinelli ile tanışma fırsatı buldum. İzlediğim Robert
Thomas’ın “Otto Donne e Un Mistero”nda kayınvalide
rolündeydi (bizde 2003-2004 sezonunda İBŞT yapımı olarak ve
“Sekiz kadın” adıyla oynanmıştı ve kayınvalideyi Tanju
Tuncel canlandırmıştı), kendisine kötü ötesi oynadığını içim
elvermedi, söyle(ye)medim
İBŞT sanatçılarından Can Doğan’ın benim Beyaz Gemi
oyuncuları yapımı “Fırıldakzade” adlı oyunla ilgili yazıma
bir internet sitesindeki yanıtını sadece bilgi için tüm
üyelere gönderdik. Üyelerimizin hiçbirinden yorum
gelmemesini “seviye yitiren üsluba tepkisiz kalınmalı”
biçiminde değerlendirdik ve polemiğe girmedik. Polemiğe
girseydik, gala gecesi kadın oyunculardan birinin selam
tablosunda sansasyon uğruna kilotunu çıkarıp seyirciye
atmasının tiyatroya saygısızlık ötesi bir davranış biçimi
olduğunu kamuoyuna duyuracak, Can Doğan’ın bu seviyesizliği
savunmasını kınayacaktık.
Bunların dışında,
Konya Devlet Tiyatrosu repertuvarında yer alan Turgut
Özakman’ın "Resimli Osmanlı Tarihi" oyununun galasından
sonra, Yeni Konya Gazetesi’nin 23 ve 24 Şubat sayılarındaki
“Devlet Eliyle Abdülhamit’e Saygısızlık” ve “Durdurun Bu
Oyunu” manşetlerini “çürük beyinlerin sulanmış ideolojisi”
olarak değerlendirdik. Varılmak istenilen noktaya bu kadar
cüretkâr bir biçimde ilerlenmesinin korkutucu olduğunu
vurguladık. Gazetenin: “… oyunun son bölümünde Abdülhamit’in
tasvir edildiği sahneler, olaylar ve diyaloglar ‘taraflı ve
ideolojik’ bakış açısıyla saygısızlık içeriyor” yorumunu
şiddetle kınadık. Anılan gazetenin: “… oyunun özellikle
Abdülhamit’le ilgili tartışmaların yoğunlaştığı ölüm
yıldönümü olan şubat ayında oynanması akıllarda soru
işaretine neden oluyor” şeklindeki ifadesini ise
“komikliğe varan zavallılık” olarak nitelendirdik. İlk
kez 1983 yılında sahnelenen “Resimli Osmanlı Tarihi”nin
Turgut Özakman’ın en popüler oyunlarından biri olduğunu
kamuoyuna anımsattık ve: “Birçok kez yeniden yorumlanan,
popüler tiyatro geleneğimizin ‘açık biçim’ özelliğinin
zekice kullanıldığı bu oyuna çeyrek yüzyıl sonra bir
gazetenin, gazeteye demeç veren tarihçi olduklarını söyleyen
iki kişinin ve: ‘Oyun sahneden kaldırılmalı ve değerlerimizi
yıpratan anlayışa son verilmeli’ diyen değeri kendinden
menkul STK başkanının beyin fukaralıklarına
Konyalılar acaba acıyor mu, yoksa gülüyor mu gerçekten merak
ediyoruz,” dedik. Demecimizin basında geniş yer
bulmasına ayrıca sevindik.
Değerli
Üyeler.
Geleneksel
hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülünü bu yıl da
üyelerimizden gelen oylar sonucu saptayacağız. 2006–2007
sezonu için adayınızı lütfen bildiriniz.
“Doğru oluşumun tek anahtarı ‘icracılar havuzu’yla
bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden oluşan bir Seçici
Kurul’dur” sloganıyla verilmekte olan “Tiyatro Ödülü”, tiyatro eleştirmenini
tiyatro ürününü “değerlendirmeyi” uğraş edinmiş kişi olarak
tanımlıyor ve değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri
yazmakta) nasıl eleştirmen varsa, öteki uzantısında (ödül
seçimi yapmakta) yine eleştirmenin varolmasını en doğal
durum olarak değerlendiriyoruz.
Haaa,
bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri
yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine
gönderilmesini bekliyor.
http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça
ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin başında
gelmekte. İstekler biter mi hiç? Sayman Üyemiz Ragıp
Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı
kendisinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza 2008
aidatını da ekleyerek
“TÜRKİYE
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI
PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye
yatırmanızı talep ediyor.
Benim
dileğim ise, üyelerimizin Yönetim Kurulumuzun çalışmalarına
tepki ya da destek vermelerinden ibaret. Neler
bekliyorsunuz, neler istiyorsunuz, neler yapmalıyız, nasıl
yapmalıyız, her ay düzenli ulaştırmaya çalıştığımız bu
bültenlerden hoşnut musunuz, yoksa “zevzeklik” olarak mı
değerlendiriyorsunuz.
Vallahi
merak ediyoruz.
Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
|
Tiyatro Eleştirmenler Birliği Bursa TÜYAP Kitap Fuarı kapsamında
iki ayrı panel düzenliyor:
08.03.2008 CUMARTESİ -ULUDAĞ SALONU -Saat:18:30-19:30
Panel: “Günümüzde Geleneksel Tiyatro Üstüne Yayınlar ve
Geleneksel Tiyatromuz”
Yöneten: Seçkin Selvi
Konuşmacılar: Nurhan Tekerek, Şinasi Çelikkol, Cengiz Özek,
Ragıp Ertuğrul
Düzenleyen: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
09.03.2008 PAZAR -ULUDAĞ SALONU -Saat:14:30-15:30
Panel: “Tiyatro’da Çeviri ve Uyarlama”
Yöneten: Üstün Akmen
Konuşmacılar: Tarık Günersel, Seçkin Selvi, Hasan Anamur, Sibel
Arslan Yeşilay
Düzenleyen: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
www.tuyap.com.tr |
|
TEB OCAK 2008 BÜLTENİ
DEĞERLİ ÜYELER.
İçinde bulunduğumuz ay öncelikli olarak, Truva Kültür Ve Sanat
Ödülleri'nin "Tiyatro" Kategorisine Saygın Üyemiz Sevda Şener’in
değer görülmesiyle övündük. Kendisini yeniden kutluyor, nice
yıllarda kesintisiz başarılar diliyoruz.
Bu arada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde 28
Ocak saat 10.00'da gerçekleşecek 168 sanatçı ve teknik elemanı
kapsayan “herkese açık” hizmet alımı ihalesiyle ilgili olarak
tiyatro sanatçısını böylesine aşağılamaya kimsenin hakkı
olmadığını kamuoyuna bildirdik. 5 adet oyuncunun, 35 yardımcı
oyuncunun, 25 figüran oyuncunun, 20 özel nitelikli sanatçının
taban fiyatı 2.8 milyon YTL olacak İhaleyle işe alınmalarını
“saçmalık ötesi siyasi soytarılık” olarak değerlendirdik. Başta
Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer olmak üzere, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetim kurulunu yeni
Kamu Personeli Yasası'na karşı direnmeye davet ettik.
Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun, önceki ay Rize’de sahnelenirken
özgün metninin değiştirilerek Başbakan’ı hafife alan sözlerin
eklendiği ileri sürülen “Düğün ya da Davul” adlı tiyatro
oyunuyla ilgili tartışmaya, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın da katılmasına ve Bakanın ilgililer hakkında inceleme
yaptıracağını açıklamasına da sert tepki gösterdik. Bakanlığın
sanatçılar için soruşturma açmaya kalkışması halinde “dünya”yı
ayağa kaldıracağımızı bildirdik.
Diğer taraftan, Tüyap – Çukurova Kitap Fuarı’na iki etkinlikle
katıldık. Etkinliklerimizi çok sayıda tiyatroseverin izlemesine,
izleyici sorularındaki çokluğa doğal olarak sevindik.
Etkinliklere katılacağı sözünü verip, uçak biletini iki kez
yakan, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın çiçeği burnunda Genel
Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın davranış biçimini bendenizin,
Cumhuriyet Gazetesi Güney İlleri Temsilcisi Çetin Yiğenoğlu’nun,
Ataol Behramoğlu’nun, Adana Devlet Tiyatrosu oyuncusu Devrim
Evin ve Yönetim Kurulu üyemiz Ragıp Ertuğrul’un katıldığı
etkinlikler sırasında kınadık.
Birliğimizin Saygın Üyeleri, sağlıcakla kalınız efendim.
Birliğimizin tarihi ay sonundaki toplantımızda saptanacak Genel
Kurulu için lütfen hazırlık yapınız. Adaylarınızı şimdiden
saptayınız.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen
|
TEB ARALIK 2007 BÜLTENİ
İşte bir yılı daha yedik bitirdik. Yıl içinde geçirdiğimiz onca
fırtınalı günlerden sonra, yılın son ayının hemen başında, 30
Ekim akşamı İsmet Küntay’ın “Tozlu Çizmeler” oyununun galasıyla
ve göz yaşlarıyla veda ettiğimiz Harbiye Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’ne yeniden kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşadık. “Biri”
ya da “biri”leri olmayanı olur yapmış, sahne açılmıştı. O
“biri”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Sanat Danışmanı olarak
atanan Kenan Işık mıydı ya da o “biri”leri kimlerdi,
bilemiyoruz. Kim olduklarını bilmiyoruz, ama yıkılmak üzere tam
da sezonun başında kapısına kilit vurulan Harbiye Muhsin
Ertuğrul Sahnesi’nin iki ay kapalı kalmasını eleştirmek
görevimizdi ve bu görevi yerine getirdik. Sahneyi iki ay kapalı
tutanların yargı önüne çıkartılmaları gerektiğinin altını
çizdik.
588 + 61 adet koltuklu Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, iki ay
boyunca seyircisiz bırakıldı ve böylelikle bir kamu kurumu
yaklaşık 250 bin Yeni Türk Lirası zarara uğratıldı. Bu
savsaklamanın “tevil” götürür yanı olmadığı zaten kamuoyunca
biliniyordu, ama 36 bin civarında yetişkini, 8 bin civarında
çocuk izleyiciyi iki ay süreyle tiyatrodan uzak bırakmaya hiçbir
otoritenin hakkı yoktu ve olamazdı, olmamalıydı.
Olaydaki ciddi maddi kaybı gözler önüne serdik. Görevi kötüye
kullanmak suretiyle, bir kamu kuruluşu zarara uğratılmıştı.
Birliğimizi, daha doğrusu yönetim kurulu üyelerimizi olası yasal
sorumluluklarla dertlendirmemek amacıyla, kişisel olarak suç
duyurusunda bulundum. Sebep olanlar hakkında derhal soruşturma
başlatılmasını istedim. Öyle ya da böyle yargıya güveniyorduk ve
bu hesabın eylemle, “miting”lerle, yürüyüşlerle suçlulardan
alınacağına inanmıyorduk. En sağlam yol yargı yoluydu, o yolu
denedik. Tavrımızın İstanbul Belediyesi yetkililerini
heyecanlandırdığını anında saptadık.
Diğer taraftan, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir
Tiyatroları’na alınacak 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan
“Herkese Açık Hizmet Alımı İhalesi”ni de sert bir dille
eleştirdik.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde 28 Ocak saat
10.00'da gerçekleşecek 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan
“herkese açık” hizmet alımı ihalesiyle ilgili olarak, tiyatro
sanatçısını böylesine aşağılamaya kimsenin hakkı olmadğını
açıkladık. 5 adet oyuncunun, 35 yardımcı oyuncunun, 25 figüran
oyuncunun, 20 özel nitelikli sanatçının taban fiyatı 2.8 milyon
YTL olacak ihaleyle işe alınmalarını “saçmalık ötesi siyasi
soytarılık” olarak bizzat değerlendirdim. Böyle bir uygulamanın
yeryüzünde eşi menendi olmadığını anlattık. Genel Sanat
Yönetmeni Nurullah Tuncer başta olmak üzere, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetim kurulunu yeni Kamu
Personeli Yasası'na karşı direnmeye davet ettik.
Ödenekli tiyatroların sözleşmeli sanatçı çalıştıramayacakları
yolundaki yasaya, İBŞT yönetiminin nasıl olup da bugüne kadar
karşı çıkmadığına akıl erdiremiyorduk. Tiyatro sanatçısına
kaldırım taşı ya da ne bileyim kavun-karpuz muamelesi yapanların
boyunları günü gelir o sanatçıların göz külhanları altında
ezilirdi, bu gerçeği aynen ifade ettik. Tiyatro sanatçısı düz
işçi ile aynı kefeye konulamazdı, konulmamalıydı. O halde karşı
durulmalı, diretilmeli, bir şeyler yapılmalıydı. Bu “ciddi
durum” alarmını duymuyor, duyumsamıyor, İstanbul Şehir
Tiyatrolarının özelliğini yasa koyucuya anlatamıyorlarsa İBŞT
yönetimi, hatta İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN)
yönetimi topluca istifa etmeliydi.
Bu tepkimiz de, umduğumuz gibi gerek sanatçılar arasında,
gerekse Belediye nezdinde yankı yaptı. Şimdiii… Biri ya da
birileri işin ciddiyetini kavrayıp nasıl Harbiye Muhsin Ertuğrul
sahnesi’nin gidişatına dur dediyse ve böylelikle Harbiye Muhsin
Ertuğrul Sahnesi aralık ayı başından bu yana yeniden hizmet
vermeye başladıysa, sanatçıyı kaldırım taşı olarak gören
zihniyetin ihalesinin de “muattal” olacağı yönünde umutluyuz.
Sonucu merakla bekliyoruz.
Değerli Üyelerimiz. Sağlıcakla kalınız efendim. Yönetim Kurulu
olarak mutlu, huzurlu, barış dolu, sağlıklı, sanatla
yoğuracağınız yeni bir yıl diliyoruz.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
ÜSTÜN AKMEN
|
|
TEB KASIM 2007 BÜLTENİ
BİRLİĞİMİZİN DEĞERLİ ÜYELERİ.
Birliğimiz, bildiğiniz gibi 26. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda
tiyatroseverlerle buluştu. Standımızda Prof. Dr. Hasan Anamur ve
Prof. Dr. Yusuf Eradam imza günleri yaparken, tiyatro ile ilgili
olarak yayınlanmakta olan dergilerin ve Mitos Boyut
Yayınları'nın (Sayın Yılmaz Öğüt'ün) bağışladığı yüz civarında
tiyatroya ilişkin kitabın satışı yapıldı.
“Geçtiğimiz günlerde daha başka neler oldu” diye sual edecek
olursanız, gene aynı günlerde, Kurucu Başkanımız Zeynep Oral'ın
Cumhuriyet Kitapları arasında yayımlanan "O Güzel İnsanlar"
başlıklı kitabı kitaplıklarımızdaki yerini aldı.
İçinde bulunduğumuz ay, tiyatromuzun en önemlilerinden Seçkin
Selvi’nin çevirmenlikte 50. yılını Can Yayınları’nda yapılan
mütevazı bir törenle kutladık. Seçkin Selvi ile aynı Birlik
çatısı altında olmaktan bir kez daha gurur duyduk. Türk
edebiyatına kazınan o mükemmel, o kusursuz, o “Seçkin Selvi
titizliği” içerikli çevirilerinin nice mutlu, sağlıklı yıllarda
sürmesini diledik.
Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’imize ise, 12. Ankara Tiyatro
Festivali’nde Türk Tiyatrosu’na katkıları nedeniyle “Emek
Ödülü”ne değer görüldü, gönendik. Diğer taraftan Hayati
Asılyazıcı’nın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Burhan Felek
Hizmet Ödülü” ile onurlandırılmasına sevindik.
Anlaşıldığı gibi, sevinerek, gönenerek iyi bir ay geçiriyoruz
Değerli Üyeler… Bu arada, “tiyatro… tiyatro” dergisinin “Tiyatro
Ödülleri-2007”nin 10 Aralık Pazartesi akşamı sahiplerini
bulacağını da muştulayıvereyim. “Doğru oluşumun tek anahtarı
‘icracılar havuzu’yla bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden
oluşan bir Seçici Kurul’dur” sloganıyla verilmekte olan “Tiyatro
Ödülleri-2007”, tiyatro eleştirmenini tiyatro ürününü
“değerlendirmeyi” uğraş edinmiş kişi olarak tanımlıyor ve
değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri yazmakta) nasıl
eleştirmen varsa, öteki uzantısında (ödül seçimi yapmakta) yine
eleştirmenin varolmasını en doğal durum olarak değerlendiriyor.
“tiyatro… tiyatro” ödüllerinin her yıl olduğunca bu yıl da
tiyatro ufkumuza derinlik katacağı bekleniyor.
Haaa, bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri
yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine
gönderilmesini bekliyor. http://www.teb-bir.org adresindeki
sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin
başında gelmekte.
Yıl sonunaysa neredeyse bir ay kaldı. Diyorum ki, yıl sonu
gelmeden aidat borcumuz varsa “ha bi gayret” “TÜRKİYE TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042)
ŞUBESİ, HESAP NO. 580037” ödeme yaparak temizlesek. Temizlesek
de biz de görevi Mart 2008 Olağan Genel Kurulu’nda yeni ellere
teslim etmezden önce, sizlere “temiz” bir bilanço verebilsek.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
Üstün Akmen
|
2007-2008 tiyatro sezonunu, bu yıl Romanya’nın yüz bin
nüfuslu kenti Târgovişte’de açtım. “Herkes giderken
Mersin’e, sen acaba neden gidersin Târgovişte’ye,” diye sual
edecek olanlara, hiç de ters yola gitmediğimi söylerim.
Târgovişte Tony Bulandra Devlet Tiyatrosu Genel Sanat
Yönetmeni Mc Ranin’den sezon açılış oyununu izlemem ile
ilgili çağrı alınca, duraksamadan kabul ettim. Kabul ettim,
çünkü oyunun yaratıcı kadrosunun Türk sanatçılardan
oluştuğunu duymuş, okumuştum. Oyunu izledikten sonraysa, ne
yalan söyleyeyim, sezonu Târgovişte’de açtığıma daha bir
memnun oldum. Bu arada, yılda beş oyun sahneye koyan ve bu
beş oyunu dünyaca ünlü yönetmenlere yaptıran Tony Bulandra
Tiyatrosu’nda “Romeo ve Jüliet”i seyrettiğim, tiyatronun ünü
yurdunun dışına taşmış genel sanat yönetmeni Mc Ranin ile
tanıştığım için mutluyum.
Biz
Târgovişte’ye geldiğimizde Mc Ranin Craiova’daydı ve özel
olarak döndü, ayağının tozuyla da Aristokrat Restaurant’taki
akşam yemeğinde bizimle masaya oturdu.
1595’de Osmanlıların
Eflak Prensi Mihai
Viteazul (1593-1601) üzerine seferler düzenlediğini,
Osmanlı güçlerinin
Bükreş ve Târgovişte'yi
ele geçirdiklerini, ancak Viteazul’un karşı saldırıya
geçtiğini ve
Osmanlıların geri
çekilmek zorunda kaldıklarını anlattı.
Craiova’da bu tarihi anı canlandırmak için çalışmakta olduğunu söyledi.
Çalışmasında yedi yüz oyuncu kullanıyor, iki buçuk saat
süren bir gösteri yürüyüşü sonunda göl kıyısında gösteriyi
sonuçlandırıyordu. Alegorik savaş arabaları, su, ateş,
akrobasi…
METİN AND’A ONUR ÖDÜLÜ
Diğer taraftan, 26. TÜYAP - İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur
Yazarı Metin And olarak saptandı. Ülkemizin kültür ve sanat
hayatına önemli katkılarda bulunmuş olan And, görsel sanat
alanındaki bilimsel araştırmalara kaynaklık eden
çalışmalarıyla Türkiye’nin halen en önemli isimlerinden biri
sayılmakta. Özellikle Türk Tiyatrosu’nun duayeni olarak
büyük bir entelektüel birikim sağlayan Metin And, Dionysos
Şenlikleri’nden Anadolu’nun Köy Seyirlikleri’ne, Osmanlı’dan
Tanzimat’a ve çağdaş tiyatroya kadar geniş bir literatüre
kaynaklık etmiş bir değer.
Metin And’ın ödül gecesinde Birliğimizin kurucularından
Zeynep Oral ile aynı masayı paylaşmak ise benim onurum oldu.
ZEMZEMLİ AÇILIŞI PROTESTO ETTİK
Ekim ayının son günlerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve
Suudi Arabistan Krallığı Kültür ve Enformasyon Bakanlığı'nın
işbirliğiyle düzenlenen “Suudi Arabistan Günleri”nin
açılışının opera sahnesinde yapılmasına tepki gösterdik.
Açılışta, Arap kültürünün hemen hemen her öğesinin etkinliğe
yansımasına, giriş kapısı önünde geleneksel kıyafetli
Suudilerin bulunmasına, tütsüler yakıp bir testiden ikram
ettikleri zemzem suyu ile konukları karşılamalarına, tüm
konuklara aynı bardaktan zemzem suyu ikram etmelerine,
''mırra'' içmelerine elbette söz edemezdik, ama böyle bir
etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve Balesi’ne ait salonun
kullanılmasını esefle karşıladığımızı bildirdik. Türk Kültür
Bakanı Ertuğrul Günay’ın opera salonunda Suudi Kültür Bakanı
Eyad Amini Medeni ile birlikte zemzem suyu içmesi, Kuran-ı
Kerim dinlemesi Ertuğrul Günay’ın göreve başlamasının üçüncü
ayında sınıfta kaldığının somut belgesiydi.
Yıllar yılı dünyaca ünlü opera ve bale eserlerinin
sahnelendiği opera binasında tütsü, zemzem suyu ve Kuran-ı
Kerim'li etkinlik yapmakla çok şeyin “ima” edildiğini
vurguladık. Böyle bir etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve
Balesi’ne ait salonun tahsisinin sağlanmasına göz yuman, ses
çıkarmayan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü’nün
istifasını istedik; sanatçıları tepkilerini göstermeye,
bakanlığın bu tutumunu ciddiyetle ve kararlılıkla protesto
etmeye çağırdık.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle...
Üstün Akmen
|
|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EYLÜL 2007 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyesi.
Tiyatromuzun ustası Muhsin Ertuğrul, yıllar önce bugüne de ışık
tutan bir yazı yazmış. Taksim sahnesi’nin tahliye edildiği,
Koruma Kurulu’nun, Kongre vadisi Projesi kapsamında İstanbul
Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karar
verdiği, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in Devlet
Tiyatroları’nın seyircisizlikten seyirci sayısını artıramadığını
açıkladığı şu günlerde, Muhsin Ertuğrul’un kapatılan bir tiyatro
ile ilgili 1965 yılında kaleme aldığı ve Şehir Tiyatroları’nın
yayın organı Türk Tiyatrosu Dergisi’nin Kasım-Aralık 1965
sayısında yayınlanan yazısını 25 Eylül 2007 tarihli Günlük
Evrensel Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfasından alıntılıyor,
büyük ustayı bir kez daha saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Bu arada,
ay içinde yitirdiğimiz Sevgili Haluk Şevket Ataseven’ın üzerine
yıldızların yağmasını diliyoruz.
BİR ADIM GERİ, BİR ADIM İLERİ!
Otuz sekiz yıl önce İstanbul’un da her medeni şehirde olduğu
gibi her akşam piyesler oynanan tiyatrosu bulunmasını istedik ve
böylece bir gelenek kurmak yoluna gittik.
Gayemiz şuydu: Her İstanbullu, tiyatro heyecanını duyduğu bir
gece İstanbul’da gidecek daimi bir tiyatro bulsun. Bugün bunları
yazmak bile insanı güldürüyor. Ama o zaman tiyatronun belli bir
günü yoktu, piyesler hazırlandıkça birkaç kere oynanır, sonra
karabatak gibi yine dalar kaybolurdu. Şayet böyle her gece
oynamayı göze alırsak bizde de bu geleneğin gelişeceğine,
tiyatronun yerleşeceğine inanıyorduk.
1929’da İstanbul’a görülmemiş bir kış geldi. Boğaz’dan buz
kayaları akmaya, şehrin bütün deniz ve kara araçları işlememeye
başladı. Fırınlar kapandı. Karlı sokakta yaya yürüyenlerin ayak
izleri azaldı ama biz tiyatromuzu kapamadık, oyun oynamaya devam
ediyorduk. Yerleştirmek istediğimiz bir geleneğe böyle mevsim
cilveleri yüzünden ara verirsek, daha başlangıçta bunun
kökleşemeyeceğini biliyorduk. O hafta oynanan eser,
Strindberg’in “Rauseh=Zafer Sarhoşları” piyesiydi. 2 Şubat 1929
Cumartesi akşamı koca salonda üç kişi oturuyordu. O geceki
gelirimiz 270 kuruştu. Biz oyunumuzu oynadık, sonra da
seyircilerimiz yerdeki bir metre kar yüzünden sokağa
çıkamadıkları için müdürün odasında soba yakarak onları sabaha
kadar tiyatroda alıkoyduk. Arkadaşlar da güç bela evlerine
gittiler. Ertesi gün onda provamız vardı. Geldikleri zaman
içlerinden biri böyle olağanüstü bir durumda temsillere ara
vermemizi istedi. Kendisine anlatmaya çalıştım ki yeni başlamış
bir düzene böyle bir ilk güç durumda ara verirsek, halkla
geliştirmek istediğimiz “istikrarlı tiyatro” fikri zedelenir,
gayeye ulaşamayız. Onun için bizim azimle, her şeye rağmen devam
etmemiz gerekir. Bugün kendisini rahmetle ve sevgiyle andığım o
arkadaş bana:
- Sen bizi harcıyorsun! demişti.
Evet, yalnız onu değil kendi kendimizi harcıyorduk... Bir ideal
uğruna! Bu memlekette tiyatronun yerleşmesi uğruna! Yazık ki bu
arkadaşımız benim şahsımda gayeyi görememiş, bu intizam arzumu
benim özel inadıma vermişti. O arkadaşın ısrarı karşısında,
vapurların üç günden beri işlemediği, korkunç bir fırtınanın
tipinin Boğaz’ı allak bullak ettiği, karşı yaka ile hiçbir
bağlantı kurulamadığı o gün, bir gece olsun tiyatroyu kapamamak
için Kadıköy’de oturan müdürümüz Suphi Bey’in muvafakatını almak
üzere Galip’le ikimiz bir büyük sandala binerek yelkenle
Kadıköy’e gitmek üzere ve epeyce de çok para vererek yola
çıkmıştık. Tipiden bir metre ilerisi görülmüyordu. Bilmiyoruz ne
kadar sürdü? Birden kendimizi Haydarpaşa mendireği önünde
görünce Asya’yı keşfetmiş gibi olduk. Daha ileri gitmeye ne
yelken ipinden eli kesilen sandalcının, ne de soğuktan donan
bizim gücümüz kalmamıştı. Haydarpaşa’dan güçlükle Bahariye’ye
bilmem kaç saatte yürüdük.
Müdürün evine geldiğimiz zaman, bizi tımarhaneden kaçmış deli
gibi karşıladılar ve bir daha da geriye dönmeye bırakmadılar,
zaten dönüş için vasıta da yoktu. Ve böylelikle o gece fırınlar
gibi tiyatro da kapandı ve İstanbul ekmeksiz ve oyunsuz kaldı.
Altı yıl önce Şehir Tiyatrosu’na dönünce, o zamanın Belediye
Başkanı Sayın Kemal Aygün’den Kadıköy gibi yarı İstanbul
kalabalığındaki bir semtte tiyatro bulunmamasından yana yakıla
bahsetmiştim. Bir yıldırım süratiyle hemen orada bir düğün
salonu küçük bir tiyatro haline kondu ve beş yıldır da her gece
halka kapılarını açarak “Burada sizleri bekliyorum” diyordu.
Bu yıl Kadıköy Tiyatrosu, sahibiyle aradaki kira anlaşmazlığı
yüzünden kapandı. Evet kapandı. Yanlış okumuyorsunuz...
Kadıköy’den Pendik’e kadar uzanan bir semtin tek tiyatrosu
kapandı. Bütün bir mevsim için Kadıköy tarafı tiyatrosuz kaldı.
Beyler, paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer,
partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin
kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil,
batakhane değil yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik
sanat yuvası olan tiyatro!
Bu yakada oturanların adı, İstanbul’un kreması diye çıkmıştır.
Okumuşlar, gezmişler, görmüşler, okuduklarını, gezdiklerini,
gördüklerini övütmüşler hep orada otururlar. Ne olur, bunlardan
biri çıksa da elbet bir vekilleri vardır, onun aracılığıyla
sorsalar, niçin bir tiyatro kapandı diye araştırsalar, tiyatro
istiyoruz diye bağırsalar, çağırsalar, yürüyüş yapsalar, sorumlu
kişileri arasalar, kendilerinden esirgenen bu insanlık zevkini,
bu medeni eğlenceyi ellerinden alanların yakasına yapışsalar!
Tısssss! Bir dudak bükme, bir omuz silkme, bir adam sende! Bir
bana ne
Yıllardır Eyüp’te, Zeytinburnu’nda, Gültepe’de birer tiyatro
açmak amacındaydım. Geçen yıl genç rejisörlerimizden Beklan
Algan, Zeytinburnu’nu altüst ederek nihayet Bozkurt İlkokulu’nda
uygun bir salon buldu.
Orayı 140 kişilik bir tiyatro haline soktuk ve bu mevsim başında
açtık. Şimdi her gece oyun veriliyor orada. Orada bir tiyatro
açıldı.
Kadıköy’de bir tiyatro kapandı, Zeytinburnu’nda bir tiyatro
açıldı. Bir adım geri, bir adım ileri. Bir adım geri, bir adım
ileri.
Bizim 2 bin 500 yıl önce yola çıkan Thespis kervanına niçin
yetişemediğimizin parlak bir örneği: Bir adım geri, bir adım
ileri!
Şimdi, korkunç bir kışta bir gece tiyatroyu kapatmak için ölümü
bile göze aldığımızı ne kadar gülünç ne kadar çocukça buluyorum.
Bütün bir mevsim Kadıköy Tiyatrosu kapanıyor da kimsenin kılı
kıpırdamıyor.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN |
YAŞAMININ BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNÜ
TİYATRO SANATINA ADAMIŞ, TİYATRO TUTKUNU GENÇLERİN DAİMA
YANINDA OLMUŞ DEĞERLİ ÜYEMİZ
HALUK ŞEVKET ATASEVEN'İ
BİR SÜREDİR DEVAM EDEN
RAHATSIZLIĞI SONUCUNDA DÜN AKŞAMÜSTÜ (15 EYLÜL)
KAYBETTİK.
Cenazesi 18 Eylül Pazartesi günü,
saat 11.00 de, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde
yapılacak törenden sonra öğle namazını müteakkip
Karacaahmet Mezarlığına defnedilecek..
ÜZÜLEREK BİLGİNİZE SUNUYORUZ.
SAYGILARIMIZLA
YÖNETİM KURULU
HALUK ŞEVKET ATASEVEN
1 Ocak 1931 yılında
İstanbul'da doğdu.
Sanatla kurduğu ilk gerçek
ilişkiyi 1950'li yıllarda Şişhane'de bulunan Belediye
Konservatuarına Türk ve Batı müziği ŞAN bölümlerine
sınava girerek başladı.
Daha sonra sanatsal
etkinliklerini şiirle sürdürdü. Şiirlerini; Yeditepe,
Dost, Türk Dili, Pazar Postası, Ataç, Somut, Mülkiye vb.
yayımladı.
Yine 1950'li yıllarda Melih
Cevdet Anday'ın yönettiği "AKŞAM Gazetesi Şiir
Yarışması"nda birincilik ödülünü aldı.
1958 yılında Afif Yesari'nin
ortaya attığı "Düşünce Tiyatrosu" çalışmalarına katıldı
ve aynı yıl deneme yayınlarını sürdüren İstanbul Teknik
Üniversitesi TV. sinde sanat üzerine konuşmalar yaptı.
1971 yılında başta Haldun
Taner olmak üzere, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde
seçkin tiyatro eleştirmenleri ve sanatçılarıyla birlikte
İstanbul Liseleri Tiyatro Örgütü'nün (ILTÖ) kuruluşuna
katıldı ve yedi yıl başkanlığını yaptı.
Aynı yerde bir (Deneme
Sahnesi) kurdu ve her yıl yapılan şenliklerde
ödüllendirilen gençleri bu kuruluşa kattı.
Her yıl yapılan İLTÖ
şenliklerine katılan liseli gençlerin tiyatro genel
kültürü ve eğitimine yaptığı katkılarından ötürü 1978
yılında "Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü"nü aldı.
1978/1980 yılları arasında
İLTÖ bağlamında liselerarası dram çalışmaları düzeyinde,
şiirimizin geçirdiği evreleri ele alıp öğrencilerle
birlikte araştırmalar ve çalışmalar yaptı ve bunları
diğer kültür kurumlarında da sürdürdü.
1978 yılında İstanbul
Belediyesi Şehir Tiyatroları, Kadıköy bölümüne sanat
yönetmeni olarak atandı.
Bu dönem içinde Mimar Sinan
Üniversitesi "Mimari Sanatlar" üzerine öğrenciler ile
yaptığı dram çalışmaları konusunda kendisine başarı
sertifikası verildi.
Ayrıca ilkokullardan
liselere kadar ders programlarına Drama çalışmalarının
konması hususunda dikkat çekici uğraşları içinde
kendisine İstanbul Valiliği ve Milli Eğitim
Müdürlüğü'nün ortak olarak verdiği "Kültür ve Eğitim
Onur Ödülü"nü aldı.
1982/1984 yılları arasında,
Üsküdar "Bizim Tiyatro"da (Duygu Eğitimi Gösterileri)
adı altında gençlere yönelik, kültür ve eğitim
çalışmaları düzenlendi.
1984 yılında seçkin sanatçı
düşündaşlarıyla birlikte (BİLSAK) Tiyatro Atölyesi
kuruldu, orada kuram/uygulama/yorum çalışmalarını
yürüttü.
1986 yılında yine "Bizim
Tiyatro"da (Dramatik Sanatlar Araştırma ve Oyunculuk
Atölyesi)ni kurdu ve "Kuram-Uygulama-Yorum"
çalışmalarını yürüttü.
1988 yılında yeniden
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na geçti ve Beklan
Algan'ın Şehir Tiyatrosu bünyesinde kurduğu Tiyatro
Araştırma Laboratuvarı (TAL)'ın çalışmalarına eğitimci
ve araştırmacı olarak katıldı. TAL çalışmaları sırasında
kendisini yeni bir düşünce ve ona bağlı olarak yeni bir
sanat dünyasına götürecek yaratım gücünü Süleyman
Velioğlu'nun "Sanat ve Ontopsikiyatri" çalışmalarına
katılarak kazandı.
1990 yılında İLYADA
çalışmaları doğrultusunda kurduğu (Kültürlerarası TROYA
Sanat Şenliği) kapsamında yazdığı (Troyayı Dinliyorum)
adlı oyunu Türkçe ve Almanca olarak, canlı müzik
eşliğinde Troya harabelerinde oynandı. Alman müzik ve
tiyatro sanatçılarıyla birlikte her yıl tarihi yörenin
dört ayrı bölgesinde tekrarlanan bu şenliğin müzik ve
tiyatro gösterilerini yürüttü.
1992 yılında "İstanbul Tıp
fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı" mezuniyet sonrası
eğitim kursları kapsamında düzenlediği (Sanatsal Alanda
Yaratma Edimi) konulu sempozyuma, (Dram Sanatında
Aktörün Yaratıcılığı) bildirisiyle katıldı. Bu bildirisi
Psikiyatri Ana Bilim Dalı başkanı Prof. Dr. Süleyman
Velioğlu tarafından doktora tezi verilmek üzere alındı.
Bütün bu kuramsal ve
deneysel çalışmalarını "Tiyatroca Düşünmek" ana başlığı
altında çeşitli dergilerde yayımlandı.
2002 yılı Haziran'ında
gençlik tiyatrolarına ve onların Kültür Sanat
çalışmalarına yaptığı katkılarından ötürü kendisine
"Terakki Vakfı, Tiyatro Onur Ödülü" verildi…
2005 yılında Şehir
Tiyatroları "Sanat Hizmetleri Ödülü"nü aldı.
2005 yılında MSM "Müjdat
Gezen Sanat Merkezi'nde" kuram ve uygulama çalışmaları
yaptı.
Son olarak Şehirdışı
Tiyatrosu'nda kendi ifadesiyle "Tiyatrolog" olarak sanat
danışmanlığının yanı sıra Anatole Sokak Oyuncuları ile
de ortak çalışmalar sürdürmekteydi.
|
|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
AĞUSTOS 2007 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyesi
Bu ayki bültenimizle, üyemiz METİN BORAN’ın Evrensel’de
yayımlanan Devlet Tiyatroları’nın yeni dönem çalışmalarını
irdeleyen yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Devlet Tiyatrolarında yeni dönem-1
Kültür bakanlığı tarafından haksız ve tartışmalı bir biçimde
görevden alınan genel müdür Lemi Bilgin, iki yıllık verdiği
hukuk mücadelesini kazanarak geçtiğimiz günlerde aynı bakan
tarafından görevine iade edildi. Lemi Bilgin göreve başladıktan
sonra basına yaptığı açıklama da Devlet Tiyatroları’nın
kasasının boşaltıldığını yeni sezona bütçe sıkıntısından geç
gireceklerini hatta yeni ödenek ayrılmazsa tiyatro
yapamayacaklarını beyan etti kamuoyuna. Devletin en köklü sanat
kurumlarından biri olan Devlet Tiyatroları’nın genel müdürünün
bu açıklaması nedense skandal olmadı ve ne bakanlıktan bir
açıklama geldi ne sanatçılardan ve ne de sanatçı örgütlerinden
her hangi bir tepki oluştu.
Kuruluşundan bu yana kendine ait yönetsel ve sanatsal bir yasası
bile olmayan kurumun, siyasetçiler, sanatçılar ve gelmiş geçmiş
yöneticiler tarafından düşürüldüğü durum şimdilik sadece içler
acısı ve kısa zamanda da düzeleceği ve yeniden saygın bir kurum
olacağı gibi bir işaret yok maalesef.
Ancak her şeye rağmen nitelikli tiyatro üretmekte samimiyeti ve
ısrarını bildiğimiz genel müdür Lemi Bilgin Maliye Bakanlığı ile
yaptığı görüşmede ek ödenek hazırlanmasını sağlıyor ve
perdelerin ekim ayında açılmasına öncülük ediyor.Ekim ayında
perdeler açıldıktan sonra Bilgin’den beklenen kurumu maddi
olarak zarara uğratan ve yönetim olarak zafiyetine yol açan eski
yönetim hakkında suç duyurusunda bulunmak ve gerekli
hesaplaşmayı yapmaktır.
Lemi Bilgin yönetimi, hazırladığı repertuarla Devlet
Tiyatrosu’nda önemli yeniliklere imza atmayı hedefliyor. Her ne
kadar edebi kurulda yer alan şahısların,oyun seçimi bağlamında
‘aynı hamam, aynı tas’ dedirten uygulamaları ve tercihleri devam
etse de bu sezon hiç olmazsa bir- iki genç yazarın oyunları ilk
defa kurumun seyircileriyle buluşacak, bu bile kendi başına bir
gelişme diye düşünülebilir. Ancak repertuara baktığımızda yerli
ve yabancı oyun sayısında pek fazla değişen bir şey yok.
Öncelikle, seçilen oyunların tematik olarak hangi anlam ve
önemlerinden dolayı seçildiği ve Türkiye’nin ve toplumsal
yapının sosyolojik,politik , psikolojik ve kültürel değişim ve
dönüşümünü sorgulayan yanının olup olmadığı net olarak ortaya
konulmuş değil.
Diğer yandan repertuara alınan oyunların bir çoğu, teatral,
yazınsal ve görsel olarak estetik bütünlükten uzakta ve
sahnelenmeyi hak etmiş oyunlar değil. En azından 1.Tur oyunlar
olarak kamuoyuna sunulan liste böyle.Bizce üzerinde fazla
düşünülmeden aceleye getirilmiş bir tercih olarak görünüyor.
Örneğin, eski padişah Cem Sultan’ın yönetim erki,hayata bakışı
ve kişiliğini anlatan aynı adlı oyunun iki farklı versiyonu
sahnelenecek. Cem Sultan adlı oyun hem Orhan Asena’nın yazdığı
hem de Turan Oflazoğlu’nun yalap şalap kaleme aldığı bir başka
Cem Sultan’da sahnelenecek. Türkiye’nin yaşadığı şu politik ve
kültürel konjöktürde bu oyun neden önemli acaba, bunu sayın Lemi
Bilgin’e ve repertuar kurulunun sayın üyelerine sormak lazım. Bu
oyun, dramatik düzenek,dil ve konuyu işleyiş bütünlüğü açısından
önemli bir örnek oyun olarak mı Türk tiyatro tarihinde yerini
aldı acaba?
Repertuarda Orhan Asena’nın beş farklı oyununa yer verilmişken
listede Haldun Taner başta olmak üzere bir Aziz Nesin , bir
Melih Cevdet Anday, bir Aziz Nesin , Nazım Hikmet, Oktay Arayıcı
ve Vasıf Öngören gibi yazdıkları yetkin oyunlarla ile bir
dönemin toplumsal,siyasal, kültürel ve insanal durumunu
sorgulayan, tartışan duyarlı yazarlara yer verilmemesi , teatral
olmayan hangi politik husumetin neticesi acaba?
Sayın Lemi Hoca’nın da çok iyi bildiği gibi tiyatro sanatı özü
ve işlevi bağlamında tarihsel olarak,toplumun ve insanların
barış içinde, ayrım yapmadan toplumsal ve kültürel değişim ve
dönüşümünü amaçlayarak kendi estetik varlığını sürdürmüştür.
Bunu yaparken de insanı, doğayı,tarihi, gerçeği, yerleşik ve
geleneksel olanı doğru ve anlaşılır bir dille yeniden tartışmaya
açarak insanların kültürel ve bilinçsel gelişimini hedefler.
Haftaya yabancı yazarlar bağlamında konuya devam edeceğiz.
4 Eylül Salı günü Boran’ın yazısının ikinci bölümünü okumanızı
öneriyor, bu arada aidat borçları için hesap numaramız ile
ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP
NO. 580037
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN |
Saygıdeğer Üyelerimiz.
Bir
tiyatro sezonunu daha bitirdik. Darısı 2007-2008 sezonuna…
Sezon bitti, ama Ordu’daki 3. Çocuk ve Gençlik Tiyatroları
Festivali’nde Birliğimizi temsil etmeyi sürdürdük.
İzmir'in Çeşme İlçesi'ne bağlı Alaçatı Beldesi'nde 1990 yılında
başlayan, 2000 yılından itibaren beş yıl süre ile ara verilen "Alaçatı
Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ise, “13. Uluslararası
Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali” adı altında bu yıl
da sürdürülecek. 25-30 Haziran tarihleri arasındaki festivalde
de Birliğimiz temsil edilecek.
Mayıs
2007 yönetim kurulu toplantısında, yönetim kurulu üyelerimizin
ekim'in ilk yarısı içinde Ankara'ya gitmesi ve Ankara'daki
üyelerimizle mümkünse yemekli bir toplantıda tanışmalarını
kararlaştırdık. Bu konudaki düzenleme görevini doğal olarak
Ankara temsilcimiz Selda ÖNDÜL üstlendi. Böylesi bir toplantıda,
belki üyelerimizden de aramıza katılmak isteyen olabilir
düşüncesiyle, tarihi saptayınca sizlere de duyuracağız.
Diğer taraftan, Ankara'ya Anadolu'dan gelen tiyatro
topluluklarını da düşünerek Ankara ilimize özgü bir ödül ihdas
etmek dileğimizi de Selda ÖNDÜL’e ilettik. Bu ödül, çeşitli
dalları kapsamalı diye düşündük. Bunun için, hiç değilse beş
kişilik bir jüri oluşturacağız ve bu ödül Ankara'nın
gelenekselleşmiş "Onur Ödülü"nü de kapsayacak. Bu konuda Sevgili
Sevda Öndül nasıl bir çalışma yaptı, ne yazık ki bilemiyoruz,
çünkü Selda Öndül’den yanıt çıkmadı. Umarım olumlu sonuç
alabileceğiz.
Diğer
taraftan ITI UNESCO
TEC Başkan Yardımcısı üyemiz Emre Erdem de, katıldığı
toplantılarda IATC ya da TEB ile ilgili gelişmeleri, haberleri
yönetimimize periyodik aralıklarla bildirecek, yönetimimiz de
üyelerimize iletecek.
Geçmiş dönem başkanlarımızdan, Kültür ve Turizm Bakanlığı eski
Müsteşar Yardımcısı dostumuz Gülşen Karakadıoğlu, Kanal B
ekranında “Atölye” programına katıldı ve fevkalade başarılı
söylemleriyle dinleyenlerini tam anlamıyla “irşat” etti. Kanal
B’de pazartesi akşamları Murat Atak’ın yönetiminde yayınlanan
“Atölye” programını izlemenizi ayrıca önermekteyim. Bu arada,
Gülşen Karakadıoğlu’nu Ekim ayından itibaren
cumartesi günleri saat 18.30 da Dinçer Sümer'le birlikte "Dün akşam
Tiyatroda" isimli programda izleyebileceğimizin müjdesini de
şimdiden vermiş olayım.
Değerli Üyelerimiz.
2007
YILI AİDATI OLAN
50.-
YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037
SAYILI HESABA
yatırmanızı
yeniden rica etmekteyiz.
Yatırdığınız aidatın tahsil edildiği, Sayman Üyemiz Ragıp
Ertuğrul tarafından tarafınıza bildirilerek “teyit” edilmekte,
ayrıca teşekkürlerimiz yıl boyunca baki kılınmakta.
Tüm üyelerimize sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli
bir yaz tatili diliyoruz.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN
|
TEB MAYIS 2007 BÜLTENİ
Değerli
Üyelerimiz
Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB)
olarak Mücap Ofluoğlu'na 2007 Onur Ödülünü Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nde yapılan mütevazı bir törenle sunduk. Mücap Ofluoğlu
törende, seyircilerin alkışları eşliğinde: "Bu önemli ödüle
teşekkür ederim. Beni yücelttiniz" sözleriyle teşekkür etti.
Geçtimiz ay,
Şebnem Özinal'ın, "Gencay Gürün'ün sahibi
olduğu "Tiyatro İstanbul yanlış yönetiliyor" şeklindeki
sözlerine de tepki gösterdik. "Gencay Gürün, Şebnem Özinal'ın
içindeki cevheri dışarı çıkartan, yeteneğini keşfedenlerden
biridir" derken, saygılı olmanın, vefa duygusuyla donanımlı
olmanın sanat yapmanın birincil koşulu olduğunu söyledik. Şebnem
Özinal gibi yüksek öğrenim görmüş bir oyuncuya böylesi davranış
biçiminin yakışmadığını belirttikten sonra, Özinal’ın ustasından
derhal özür dilemesi gerektiğini ifade ettik.
12. TÜYAP İzmir Kitap Fuarı kapsamında İzmir
Büyükşehir Belediyesi – Konak Belediyesi –TÜYAP – Kültürlerarası
İletişim Derneği ve Can Yücel’in ailesinin işbirliğiyle
düzenlenen “Can Şenliği”nde iki panele katıldık. İlk panelde
Özdemir Nutku ve Hasan Erkek ile birlikte “Tiyatromuz ve Yazar
Örgütlenmeleri”ni, ikincisinde ise gene Özdemir Nutku, yanı sıra
Orhan Alkaya ve Mahmut Temizyürek ile birlikte “Can Yücel ve
Tiyatrosu”nu tartıştık. Her iki toplantı da beklediğimizin
üzerinde bir ilgiye “mahzar” oldu, İzmir’den sevinçli döndük.
Geçtiğimiz ayın ikinci günüyse Trabzon’daydık. Altı yıl boyunca “Karadeniz’e Kıyısı Olan
Ülkeler”i kapsayan tiyatro şenliğinin “tiyatro buluşması” olarak
tanımlanan başlığı, geçen yıl “festival” olarak değiştirilmiş;
bu yıl ise “Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali” adında
karar kılınmıştı. Kısa süre önce boş kalan müdür koltuğuna apar
topar İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Burak Karaman atanmış
ve iki aydan da kısa bir süre içinde festivali toparlaması
“talimatını” almıştı. Burak Karaman ve ekibinin kusursuza yakın
bir organizasyona imza attıklarını açık yüreklilikle
söyleyebilirim. Diğer taraftan, Saygın Üyemiz Hayati
Asılyazıcı’ya Voronezh Devlet Akademik Tiyatrosu “Dostluk
Ödülü”nün ve Voronezh kenti belediyesinin kültürel ilişkilere
katkısı nedeniyle “Teşekkür Belgesi”nin bizzat Anatoly Ivanov
tarafından verilmesine fevkalade sevindik, gururlandık. Üyemiz
Sevgi Sanlı festivalin neredeyse tamamını izlerken, Seçkin Selvi
dostumuz da bir gösteride yer aldı.
“Neden bir
gösteri” diye soracak olursanız, Seçkin Selvi Trabzon’da bir
gece “stop” yaptıktan sonra gezisini Hayati Asılyazıcı ile
birlikte Ordu’da noktaladı da ondan. 43 yıllık Ordu Belediyesi
Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kurucularından, üzerine yıldızlar
yağası Aydın Üstüntaş’ın eşi Gülçin Üstüntaş, eşinin anısına
Aydın Üstüntaş gibi yüzünü Anadolu’ya dönmüş/dönen eleştirmenler
için bir ödül “ihdas “etmişti ve bu ödül ilk kez bu yıl Hayati
Asılyazıcı’ya verilecekti. Seçkin Selvi de, OBKT’ye kuruluş
aşamasından başlayarak yaptığı katkılardan dolayı “Özel Ödül”
ile onurlandırılmıştı. Bu iki değerli üyemiz ödül törenine
katıldılar ve ödüllerini aldılar. Kendilerini yürekten kutluyor,
kesintisiz başarılar diliyoruz.
Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR) ise,
Üyemiz Sevgili Seçkin Selvi’nin çeviride 50. yılını kutladı.
Seçkin Selvi’nin bu güne değin çevirdiği 134. kitap olacak olan
Paul Auster’ın “Brooklyn Çılgınlıkları”nın haziranda
vitrinlerdeki yerini alacağını bu vesileyle üyelerimize şimdiden
muştulamış olayım. Türkiye’nin en yetkin çevirmenlerinden biri
olmasının yanı sıra, gazeteci, yayınevi editörü, 45 yıllık
tiyatro eleştirmeni ve eğitmeni olan Seçkin Selvi’yi sevgiyle
kucaklıyor, (bana katılacağınızdan emin olarak) yazın ve tiyatro
sanatlarına engin katkısına minnetlerimi sunuyorum.
Değerli Üyeler… Hayata geçiş aşamasında elbette
bilgilerinize sunacağımız bazı projelerimiz var. Bu projelere
şimdiden katkı sağlamanız için
2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI
(01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI
rica
ediyorum.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ TÜRKİYE
MERKEZİ (UTEB)
NİSAN 2007 BÜLTENİ
Saygıdeğer Üyelerimiz.
Mart ayının 26’sında AKM önünde eylem yaptık. Üyelerimizden
Seçkin Selvi’nin de katıldığı eyleme sunduğumuz bildiride:
“İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bir çok işten çıkarma olayı
çıktı, sessiz kaldık. Kocaeli Şehir Tiyatrolarında Yücel Erten
kanunsuz şekilde görevden alındı, önce gürledik, sonra tam
anlamıyla pıstık. Kültür İşleri Başkanlığına bir din bilgisi
öğretmeni getirildi, gıkımızı dahi çıkarmadık. Gene Kocaeli
Şehir Tiyatrosu’nda bale salonunu mescit olarak kullanmaya
başladılar, duymazdan geldik. Artık yeter diyoruz” dedik.
Sanatçıların zorunlu olarak emekli edilerek usta isimlerin
tiyatroya veda ettirildiğini; İstanbul Şehir Tiyatroları genel
sanat yönetmeni ve seçilmiş üyesinin görevlerinden
düşürüldüğünü, ancak her ikisinin de mahkeme kararıyla göreve
döndüğünü; Şehir Tiyatroları ile ilgili alınan pek çok kararda
tiyatro yönetimi ve yönetim kurulunun yok sayıldığını,
dolayısıyla tepeden uygulamalara gidildiğini, ancak sessiz
çoğunluğun bütün bunlara nedense aldırmadığını söylerken:
“Derken, devlet tiyatroları yönetimi tartışılır bir şekilde
değiştirildi. AKM yönetimine sanatla hiç bir ilgisi olmayan İmam
Hatip'li ve yardımcılığına yine sanatla hiç bir bağlantısı
olmamış türbanlı bir hatun kişi atandı, bunların hepsine ne
yazık ki güldük geçtik. Şehir Tiyatroları katma bütçeden
çıkarıldı, bütçesi kısıldı, kültür bakanlığının yıllardır özel
tiyatrolara yaptığı yardım aniden kesiliverdi, gene sustuk” diye
konuştuk.Siyasi erkin bütün bunlarla yetinmediğini söylerken, özel
tiyatrolara ağır bir darbe daha indirildiğinden, Şehir
Tiyatroları biletlerinin iki ay boyunca 1 liraya, 50 kuruşa
satıldığından, haksız rekabete de kimsenin ses etmediğinden
yakındık. Darülbedayi’nin simgeleşmiş salonu ve İstanbul Şehir
Tiyatrolarının merkezi olan Harbiye Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun
yıkılıp, yerine kongre merkezi yapılacağından söz ettik.
Sanatseverleri yürütülen yöntemli saldırıların sonuncusu olan
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin anıt eser kapsamından
çıkartılarak yıkım kararı alınmasına karşı durmaya davet ettik.
“Sizler, geleceğe sahip çıkabilecek onurlu ve sorumlu
yurttaşlarsınız. Gelin, sanatçının direnişinin simgesi olalım.
Gelin, gerekirse hep birlikte dozerlerin önüne yatalım, ama
AKM’yi yıktırmayalım” dedik.
Bu eylemden bir gün sonraki “Dünya Tiyatro Günü”nü ise,
Birliğimizin Merkezi olarak İstanbul’da Saliha Özdemir’in
düzenlemesiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Ali Taygun,
Mehmet Birkiye, Kenan Işık ve bendenizin katıldığı “Tiyatromuzda
Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı sohbet toplantısıyla kutladık. 2
saate yakın süren toplantıya gösterilen ilgi, doğrusu hepimizi
şaşırttı. Ankara Temsilciğimizse, Atilla Sav'ın yönettiği ve
Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin Sağlam'ın
katıldığı "Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı
söyleşide Ankaralı tiyatroseverlerle buluştu. Haluk Yüce'ye
(Tiyatro Tempo) “2005-2006 Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara
Temsilciliği Ödülü” verildi. Nesimi Yetik’in “Annem Sinema
Öğreniyor”u ile Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış Şahin’in
“Ömer Eve Gel” adlı kısa filmlerinin gösteriminin ardından bir
de kokteyl düzenlendi. Ayrıca, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi
Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın Oyunları"na, 28 Mart saat 20.00'de
ise Tiyatrotem yapımı "3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev sahipliği
edildi. Ankara temsilciliğimizin emeklerine dirlik…
20 Mart-29 Mart arasındaki Gençlik Tiyatroları oluşumu
etkinlikleri kapsamındaki bir toplantıya da katıldık. İstanbul
Piramit Kültür Merkezi’ndeki toplantıda genç tiyatrocuların
sorularıyla oluşan toplantı da hayret uyandıracak olgunlukta
amacına ulaştı.
Kentimizin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak
seçilmesinin İstanbullular, İstanbul, Türkiye ve Avrupa için
büyük bir fırsat olduğunu tam da Yönetim Kurulumuzda
konuştuğumuz günlerde, kent ölçeğinde ortak bir program
geliştirme çalışmasına çağırıldık. Yapılan toplantıya Birliğimiz
adına bendeniz, tiyatro camiasından ise Ali Poyrazoğlu, Emre
Erdem ve Refik Erduran katıldı. Toplantıda, kentin sanat ve
kültür yoluyla geliştirilmesi ve zengin potansiyelini bütün
Avrupa ve dünya için esin kaynağı olacak şekilde
değerlendirilmesi olarak saptanan hedef üzerinde görüşüldü.
İstanbul, 2010 yılına gelindiğinde, bugünden başlayan
çalışmaların meyvelerini toplayabilecek mi, elbette bilemem.
Ancak, İstanbul 2010 sürecine daha çok kentlinin katılımının,
projeler aracılığıyla mümkün olabileceğini ifade ettim. İstanbul
2010 Yürütme Kurulu Üyesi ve Yürütme Kurulu Başkanı Nuri
Çolakoğlu, amaca yönelik olarak, önümüzdeki dönemin, yoğun bir
“proje üretim faaliyeti dönemi” olacağını öngördüğünü söyledi.
Kültür Bakanı Atilla Koç’un 2005 tarihinde “AKM’yi yıkacağız o
iş bitmiştir“ beyanatı üzerinden iki yıl sonra Bakanlık Anıtlar
Yüksek Kurulu’na AKM’nin tescilinin kaldırılması için başvuruda
bulunmasıyla ilgili olarak AKM’de faaliyette bulunan Sanat
Kurumları çalışanlarının örgütleri, yanı sıra konu ile ilgili
bütün sivil toplum örgütlerinin katıldığı toplantıda Birliğimizi
Ragıp Ertuğrul temsil etti. Ertuğrul’un konuya değgin
raporundan, toplantıya 40’a yakın katılım olduğunu; sadece sanat
ve sanatçı örgütlerinin içinde olduğu bir platform
oluşturulmasının planlandığını; platformun “Karanlığa Karşı
Sanat” sloganıyla hareket edeceğini; Kültür ve Turizm Bakanı’nı
istifaya çağıran bir metin yayımlanacağını; Bakana sanatçılar
adına hakaret davası açılacağını; Anıtlar Yüksek Kurulu
üyelerine “görevden istifa” çağrısında bulunulacağını ve
görevlerini kötüye kullanmalarından dolayı dava açılacağını;
Taksim Parkı’nda bir eylem çadırı kurulacağını; bu çadırda her
akşam destekçi örgütler tarafından bir sokak performansı
sergileneceğini; “Sanatçılar Soruyor” başlıklı bir program
hazırlanarak sorunların her gün farklı bir sanatçının sunumuyla
kamuoyuna aktarılacağını öğrendik. Bu arada AKM’nin yıkımının
önlenebilmesini teminen, etten duvar oluşturulmasının
önerildiğini de “istihbar” ettik.
5 Nisan’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yıkımına neden
olacak “Kongre Vadisi” projesinin ihalesi nedeniyle bir “SUSMAK”
eylemi yapıldı. Bizzat katıldım. Katıldım katılmasına da,
yaklaşık bir saat sonra: “Başımıza ne geldiyse susmaktan geldi”
diye içimden mırıldanarak (aramızda kalsın) eylem alanını terk
ettim.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un, Atatürk Kültür
Merkezi'nin yıkılmasına karşı çıkan sanatçıları eleştirmesi
ertesinde bir soru üzerine bakanı kınadım ve (duyduğunuz
doğrudur): “Bir bakan bu kadar da komik olmamalı” dedim. Devlet
tiyatrosu sanatçılarının görevlerini aksatmamak kaydıyla
dizilerde rol aldığını söyledikten sonra, bakanın İstanbul
Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasıyla sanatçıların dizilerde
oynamasını birbirine karıştırdığını da (itiraf ediyorum) iddia
ettim. Yapımı yılan hikâyesine dönmüş Maslak (Ayazağa) Kültür ve
Kongre Merkezi’nin temelinin 1996'da atıldığını, 1999'da dönemin
Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ödenek ayrılmadığı için
inşaatının durdurulduğunu, projenin kaba inşaatının yüzde
85’inin bitirildiğini, o gün bu gündür yapıya tek bir çivi bile
çakılmadığını hatırlattım: “13 Haziran 2006'da Maliye Bakanlığı
ve İKSV ile bir protokol imzalayan Kültür ve Turizm Bakanlığı,
tesisi tamamlamak üzere devraldı. Şimdi de yap-işlet-devret
modeli ile 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini
Teşvik Kanunu kapsamında içinde bulunduğumuz ayın 16’sında 49
yıllığına birilerine tahsis edilecekti. Kime tahsis edildi,”
diye sordum. Kültür ve Kongre Merkezi'nin 66 bin 460 metrekare
arazi üzerinde gerçekleştirilen projesinde 2 bin 550 metrekare
restorasyon ve 65 bin 870 metrekare kapalı inşaat alanı
bulunduğunu, Ayazağa Kasrı, Çinili Köşk ve Süvari Alayı binaları
gibi tarihî yapıların onarımının da yüzde 88'inin tamamlandığını
anlattım, sonra da: “İktidara diyeceğim şu: Maslak Kültür ve
Kongre Merkezi bir an önce bitirilsin. Bitirildikten sonra,
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin salonları, binası bir güzel
elden geçirilsin, onarılsın, makyajı tazelensin,” dedim.
Birliğimizin Saygın Üyeleri.
“2007 Onur Ödülü”ne Yönetim Kurulumuzun önerisi ve oylarınızla
MÜCAP OFLUOĞLU’nu değer gördük. Gerekçemizi: “MÜCAP OFLUOĞLU’nun
uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışırken
unutulmayan rollere adını kazıması; kurduğu özel tiyatrolarla
Türk tiyatrosuna önemli katkılarda bulunması; sanat yaşamını,
sanatçı dostlarını, bu çevrenin insanlarını, bir dönemin sanat
dünyasında yaşananları anlattığı anı kitaplarıyla 1980'e kadar
süren tiyatro geçmişimizi sergilemesi; tiyatro tarihimiz
açısından değerli belgeler içeren, ayrıca tiyatro
araştırmacıları için vazgeçilmez başvuru kitabı olma özelliğini
de taşıyan araştırmaları; tiyatroya olan tutkulu yaşamı,
sanatındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir sanatçı
kimliğiyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü
başarılı çizgisini sürdürmesi” olarak saptadık ve basına
açıkladık. MÜCAP OFLUOĞLU’na ödülünü bu satırların yazıldığı (9
Nisan 2007) akşam, İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin
Ertuğrul Sahnesi’nde Feraizcizade M. Şakir’in “İlk Göz Ağrısı”
oyunundan önce verebileceğimizi umuyorum. “Umuyorum” diyorum,
zira oyunun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu engelini halen aşmış
değilim, kaprislerini avutma başarısına da erişmem pek mümkün
görünmüyor. Neyse!
Bu arada, Birliğimizce yayımlanacak “Eleştiri Seçkisi III”
kitabında adları bulunan üyelerimizin, özel çağrıma uyup telif
ile ilgili “olur belgelerini” Gülşen Karakadıoğlu’na ivedilikle
göndermelerini bir kez daha rica etmekteyim. Rica bu, sonu gelir
mi? Gelmez, gelmemeli. Bir de 2007 YILI
AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042)
ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI rica ediyorum.
Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
|
|