| |
TEB MART 2008 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyeleri.
Şubat ayı içinde TÜYAP - 6. Bursa Kitap Fuarı’na iki panel ile
katıldık. Geniş ilgi gören panellerimizden ilkinde Ragıp
Ertuğrul, Cengiz Özek, Doç.Dr. Nurhan Tekerek ile Bursa
Karagözevi’nden Şinasi Çelikkol Seçkin Selvi’nin yönetiminde
günümüzde geleneksel tiyatro yayınlarını ve geleneksel
tiyatromuzu tartıştılar. Diğer paneldeyse, tiyatroda çeviri ve
uyarlama konusu, bendenizin moderatörlüğünde Tarık Günersel,
Seçkin Selvi, Prof. Dr. Hasan Anamur ve Sibel Arslan Yeşilay’ın
katılımlarıyla işlendi.
Söz panellerden açılmışken, 19 ve 20 Nisan tarihlerinde gene iki
panelle dahil olacağımız TÜYAP – İzmir Kitap Fuarı’na panelist
olarak katılarak güç verecek mensuplarımızın yönetim kurulumuzun
herhangi bir üyesiyle iletişim kurmasını rica ettiğimizi
bildirmek istiyorum. İzmir panellerimizden birinin “Tiyatroda
Özerklik”, diğerinin ise “Tiyatro ve Mekânı” konularını
kapsamasını Saygın Üyemiz Prof. Dr. Özdemir Nutku ile işbirliği
yaparak saptadığımızı da bilgilerinize sunuyorum.
Diğer taraftan, “Geleneksel Yılın Oyunu Ödülü”nü bu yıl
üyelerimizin büyük çoğunluğunun oybirliğiyle Genco Erkal’ın bu
ülkede gerçek anlamda toplumsal bellek oluşturma amacına adadığı
yaşamı da dikkate alınarak Dostlar Tiyatrosunun 2007-2008
sezonunda sahnelediği “Sivas’93” oyununa verildiğini gerek
yazılı ya da görsel medyadan, internet sitelerinden veya
e-postamızdan öğrenmiş olduğunuzu varsayıyor, ancak her ihtimale
karşın haberimizi yeniliyorum. Keza Birliğimizin Ankara
Temsilciliğinin de aynı yöntemle Bertold Brecht’in Barış Erdenk
yönetiminde Erzurum Devlet Tiyatrosu yapımı olarak sahnelenen
“Kafkas Tebeşir Dairesi” başlıklı oyununu tasarım, oyunculuk ve
rejideki üstün başarısı açısından değerlendirdiğini ve 2007-2008
sezonu “TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro Oyunu” ödülüne
layık gördüklerini “malûmaten” bildiriyorum.
Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun (TDT) sahnelediği ''Düğün ya da
Davul'' adlı oyunda ''siyasal içerikli mesajlar'' olduğu
iddiaları üzerine yapılan inceleme sonucu tiyatro müdürüne,
oyunun yönetmenine ve iki oyuncuya uyarı cezası verilmesini
“skandal” olarak değerlendirdiğimizi ve esas uyarılması
gerekenlerin uyarı cezası kestiğini söylediğimizi de gene aynı
şekilde bildiğinizi varsayıyorum. TDT tarafından aralık ayında
Rize'de sahnelenen oyunda, siyasal içerikli mesajlar olduğuna
ilişkin iddialar ve basında çıkan haberler doğrultusunda Devlet
Tiyatroları Genel Müdürlüğü yetkililerince başlatılan araştırma
ve soruşturma sonucu verilen uyarı cezalarından doğal olarak
rahatsızlık duyduğumuzu ve bu rahatsızlığımızı bildiğiniz gibi
kamuoyuyla paylaştığımızı da anımsatıyorum.
Posta Gazetesi’nde düzenli yazılarını izlediğimiz RENGİN UZ’u
Birliğimiz mensuplarının arasına kattık. UZ’a tüm
üyelerimiz adına “Hoş Geldin” derken, Birliğimize vaki olacak
katkılarından emin olduğumuzu da ifade etmek istiyorum.
Geçen ay, Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya) ile iki değerli
üyemizin bir çekişmesine sahne olduğumuzu, üyelerimiz, Tiyatro
Pera’nın “Profesör ve Hulahop” başlıklı oyununun galasına
girmezden önce yetkililerden birine, bir başka etkinliğe
yetişmek üzere oyundan erken ayrılmak zorunda olduklarını
bildirdiklerini ve oyunun bitimine kısa bir süre kala salonu
terk ettiklerini; Nesrin Kazankaya’nın, yeni oyunları “Venedik
Taciri”nin galası için “tiyatro… tiyatro…” dergisine gönderdiği
davet mektubunda, derginin yazarı olan bu iki üyemizi galaya
özel olarak davet etmediğini, oyunu dilerlerse gala dışında
diledikleri gün ve saatte izleyebileceklerini belirttiklerini;
bunun üzerine derginin editörü Mustafa Demirkanlı’nın
Kazankaya’ya suretini Birliğimize de ulaştırdığı sert bir mektup
yazdığını; Yönetim Kurulumuzun, Tiyatro Pera’nın salonunun
konumu açısından iki eleştirmenin oyun sonuna doğru salonu terk
etmelerinin oyuncular ve izleyiciler tarafından “protesto”
olarak algılanabileceği hususunda karar birliğine vardığını,
bunun üzerine Mustafa Demirkanlı’nın eleştirmenlerin “Venedik
Taciri”nin galasına katılmamaları önerisine sıcak bakmadığımızı
açıkladığımızı elbette hatırlayacaksınız.
Hal böyleyken Sayın Mustafa Demirkanlı’dan bir mektup aldık.
Demirkanlı mektubunda: “… Gerçekten yanılıyorsunuz, dergi
eleştirmenlerine Pera’nın davetini ilettiğim mailde sadece
durumu aktardım, kendimin katılmayacağını bile belirtmedim. Eğer
protesto edilip, katılınmamayı düşünseydim, yayın kurulu olarak
önce dergi olarak bu tavrı almamızı önerirdim, sonra TEB'e böyle
bir öneri yapılabilirdi. Benim katılmam ise iki arkadaşımıza
yönelik tavrı onaylamak anlamına gelirdi ki, bunu yapamayacağımı
en iyi siz bilirsiniz. Benim TEB'e yazım ise, bir tavır
beklentimdi bunun karşılığı galayı protesto değildir, bir önceki
mailimde de belirttiğim gibi her iki mektup gala dan sonra
gönderilmiştir,” diyordu. Her hangi bir anlaşmazlığa mahal
vermemek açısından durumu bilgilerinize sunuyor, tiyatro
camiamızda bu tür olayların yaşanmaması hususundaki dileğimizi
huzurlarınızda tekrarlıyorum.
Sağlıcakla Kalınız Efendim.
Eksilmeyen Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
|
TEB Ödülü Sivas 93 ve
Kafkas Tebeşir Dairesi'ne
Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin
geleneksel Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü, Genco Erkal’ın Madımak
katliamını anlattığı, Dostlar Tiyatrosu prodüksiyonu “Sivas ’93”
oyununa verildi.
Bertolt Brecht’in Barış Erdenk yönetiminde Erzurum Devlet
Tiyatrosu yapımı olarak sahnelenen “Kafkas Tebeşir Dairesi” adlı
oyunu ise 2007-2008 sezonu TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro
Oyunu Ödülü’ne layık görüldü. Ödüller, “Sivas ’93” ve “Kafkas
Tebeşir Dairesi”nin nisan ayı içindeki temsillerinden birinden
önce Genco Erkal ve Barış Erdenk’e takdim edilecek.
|
TEB
ŞUBAT 2008 BÜLTENİ
Saygıdeğer
üyeler, Merhaba!
Geçen ay,
Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya) ile iki değerli üyemizin bir
çekişmesine sahne olduk. Üyelerimiz, Tiyatro Pera’nın
“Profesör ve Hulahop” başlıklı oyununun galasına girmezden
önce yetkililerden birine, bir başka etkinliğe yetişmek
üzere oyundan erken ayrılmak zorunda olduklarını bildirmiş
ve oyunun bitimine kısa bir süre kala salonu terk etmiş.
Nesrin
Kazankaya, yeni oyunları “Venedik Taciri”nin galası için
“tiyatro… tiyatro…” dergisine gönderdiği davet mektubunda,
derginin yazarı olan bu iki üyemizi galaya özel olarak
davet etmediğini, oyunu dilerlerse gala dışında diledikleri
gün ve saatte izleyebileceklerini belirtmiş.
Eee… Olay
doğal olarak buradan patladı. Derginin editörü Mustafa
Demirkanlı, Kazankaya’ya suretini Birliğimize de ulaştırdığı
sert bir mektup yazdı. Ben de, “şunun şurasında kaç kişiyiz,
gelin birbirimizle çekişmeyelim, hoşgörülü olalım” falan
kabilinden “ÖZEL” bir mektup gönderdim. Kazankaya çok kırgın
olduğunu belirtti ve direndi. Yönetim Kurulumuz da, Tiyatro
Pera’nın salonunun konumu açısından iki eleştirmenin oyun
sonuna doğru salonu terk etmelerinin oyuncular ve
izleyiciler tarafından “protesto” olarak algılanabileceği
hususunda karar birliğine varınca Mustafa Demirkanlı’nın
eleştirmenlerin “Venedik Taciri”nin galasına katılmamaları
önerisine sıcak bakmadık.
Yönetim
Kurulumuzun bu yönde davranışı, anılan iki üyemizden Prof.
Dr. Yusuf Eradam’ı rahatsız etmiş olacak ki, Birliğin
üyesini korumadığını gerekçe göstererek istifa etti.
Dernekçiliğin elbette sığınılan, koruyucu, hatta kayırıcı
bir güç oluşturmayı amaçladığını, ancak bir sendika gibi
çalışmasının da olanaksız olduğunu anlattık, ama istifasında
direndi, dolayısıyla tek taraflı bir “müessese” sayılan
istifasını kabul etmek zorunda kaldık.
Türkiye’nin
dördüncü ödenekli tiyatrosu olan Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nun
2008 sezonu projelerinden biri olan “Oyun Yazma Yarışması”
Genel Sanat Yönetmeni Nejat Birecik’in projelerinin ilki
olarak Şubat ayında hayata geçirildi, eminim duymuşsunuzdur.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu yeni kuşak
yazarları özendirmek, desteklemek, Türk Tiyatrosuna yeni
yazar ve yeni oyun kazandırmak amacıyla düzenlediği bu
yarışmaya; toplum sorunlarına parmak basacak, bugünü
irdeleyecek, tartışacak ve paylaşacak Türkiye ve Dünya
seyircisinin yaşamına ayna olacak eserlerin günışığına
çıkacağı inancıyla destek verdik.Yönetim Kurulumuz
yarışmanın seçici kurulunda bendenizin görev almasını uygun
gördü, ben de temsilcini olarak kabul ettim.
Bu arada, üyemiz ve Birleşmiş Milletlerin sahne sanatları
örgütü
ITI-UNESCO’nun
(Uluslararası
Tiyatro Enstitüsü) Tiyatro Eğitimi Başkan
Yardımcısı Emre Erdem’in katkılarıyla, Şubat ayının on dokuz
gününü ITI-UNESCO’nun İtalya Merkezi’nin davetlisi olarak
Milano’da geçirdim. Yediğimi içtiğimi kendime saklayıp, ne
yaptığımı söylemem gerekirse, Milano’da yaşayan eleştirmen
meslektaşlarımızla tanışmaktan doğrusu mutlu oldum. Bol bol
oyun gördüm, kimi sahnelemelerin Türkiye’dekinden kötü
oluşuna şaştım kaldım, bunu açık yüreklilikle kendilerine
ifade de ettim, gelip Türkiye’de oyun izlemelerini istedim.
Diğer taraftan, gençliğimin sinema filmlerinde gözümü
alamadan seyrettiğim, şimdilerde 73 yaşındaki Elsa
Martinelli ile tanışma fırsatı buldum. İzlediğim Robert
Thomas’ın “Otto Donne e Un Mistero”nda kayınvalide
rolündeydi (bizde 2003-2004 sezonunda İBŞT yapımı olarak ve
“Sekiz kadın” adıyla oynanmıştı ve kayınvalideyi Tanju
Tuncel canlandırmıştı), kendisine kötü ötesi oynadığını içim
elvermedi, söyle(ye)medim
İBŞT sanatçılarından Can Doğan’ın benim Beyaz Gemi
oyuncuları yapımı “Fırıldakzade” adlı oyunla ilgili yazıma
bir internet sitesindeki yanıtını sadece bilgi için tüm
üyelere gönderdik. Üyelerimizin hiçbirinden yorum
gelmemesini “seviye yitiren üsluba tepkisiz kalınmalı”
biçiminde değerlendirdik ve polemiğe girmedik. Polemiğe
girseydik, gala gecesi kadın oyunculardan birinin selam
tablosunda sansasyon uğruna kilotunu çıkarıp seyirciye
atmasının tiyatroya saygısızlık ötesi bir davranış biçimi
olduğunu kamuoyuna duyuracak, Can Doğan’ın bu seviyesizliği
savunmasını kınayacaktık.
Bunların dışında,
Konya Devlet Tiyatrosu repertuvarında yer alan Turgut
Özakman’ın "Resimli Osmanlı Tarihi" oyununun galasından
sonra, Yeni Konya Gazetesi’nin 23 ve 24 Şubat sayılarındaki
“Devlet Eliyle Abdülhamit’e Saygısızlık” ve “Durdurun Bu
Oyunu” manşetlerini “çürük beyinlerin sulanmış ideolojisi”
olarak değerlendirdik. Varılmak istenilen noktaya bu kadar
cüretkâr bir biçimde ilerlenmesinin korkutucu olduğunu
vurguladık. Gazetenin: “… oyunun son bölümünde Abdülhamit’in
tasvir edildiği sahneler, olaylar ve diyaloglar ‘taraflı ve
ideolojik’ bakış açısıyla saygısızlık içeriyor” yorumunu
şiddetle kınadık. Anılan gazetenin: “… oyunun özellikle
Abdülhamit’le ilgili tartışmaların yoğunlaştığı ölüm
yıldönümü olan şubat ayında oynanması akıllarda soru
işaretine neden oluyor” şeklindeki ifadesini ise
“komikliğe varan zavallılık” olarak nitelendirdik. İlk
kez 1983 yılında sahnelenen “Resimli Osmanlı Tarihi”nin
Turgut Özakman’ın en popüler oyunlarından biri olduğunu
kamuoyuna anımsattık ve: “Birçok kez yeniden yorumlanan,
popüler tiyatro geleneğimizin ‘açık biçim’ özelliğinin
zekice kullanıldığı bu oyuna çeyrek yüzyıl sonra bir
gazetenin, gazeteye demeç veren tarihçi olduklarını söyleyen
iki kişinin ve: ‘Oyun sahneden kaldırılmalı ve değerlerimizi
yıpratan anlayışa son verilmeli’ diyen değeri kendinden
menkul STK başkanının beyin fukaralıklarına
Konyalılar acaba acıyor mu, yoksa gülüyor mu gerçekten merak
ediyoruz,” dedik. Demecimizin basında geniş yer
bulmasına ayrıca sevindik.
Değerli
Üyeler.
Geleneksel
hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülünü bu yıl da
üyelerimizden gelen oylar sonucu saptayacağız. 2006–2007
sezonu için adayınızı lütfen bildiriniz.
“Doğru oluşumun tek anahtarı ‘icracılar havuzu’yla
bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden oluşan bir Seçici
Kurul’dur” sloganıyla verilmekte olan “Tiyatro Ödülü”, tiyatro eleştirmenini
tiyatro ürününü “değerlendirmeyi” uğraş edinmiş kişi olarak
tanımlıyor ve değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri
yazmakta) nasıl eleştirmen varsa, öteki uzantısında (ödül
seçimi yapmakta) yine eleştirmenin varolmasını en doğal
durum olarak değerlendiriyoruz.
Haaa,
bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri
yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine
gönderilmesini bekliyor.
http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça
ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin başında
gelmekte. İstekler biter mi hiç? Sayman Üyemiz Ragıp
Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı
kendisinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza 2008
aidatını da ekleyerek
“TÜRKİYE
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI
PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye
yatırmanızı talep ediyor.
Benim
dileğim ise, üyelerimizin Yönetim Kurulumuzun çalışmalarına
tepki ya da destek vermelerinden ibaret. Neler
bekliyorsunuz, neler istiyorsunuz, neler yapmalıyız, nasıl
yapmalıyız, her ay düzenli ulaştırmaya çalıştığımız bu
bültenlerden hoşnut musunuz, yoksa “zevzeklik” olarak mı
değerlendiriyorsunuz.
Vallahi
merak ediyoruz.
Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
|
Tiyatro Eleştirmenler Birliği Bursa TÜYAP Kitap Fuarı kapsamında
iki ayrı panel düzenliyor:
08.03.2008 CUMARTESİ -ULUDAĞ SALONU -Saat:18:30-19:30
Panel: “Günümüzde Geleneksel Tiyatro Üstüne Yayınlar ve
Geleneksel Tiyatromuz”
Yöneten: Seçkin Selvi
Konuşmacılar: Nurhan Tekerek, Şinasi Çelikkol, Cengiz Özek,
Ragıp Ertuğrul
Düzenleyen: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
09.03.2008 PAZAR -ULUDAĞ SALONU -Saat:14:30-15:30
Panel: “Tiyatro’da Çeviri ve Uyarlama”
Yöneten: Üstün Akmen
Konuşmacılar: Tarık Günersel, Seçkin Selvi, Hasan Anamur, Sibel
Arslan Yeşilay
Düzenleyen: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
www.tuyap.com.tr |
|
TEB OCAK 2008 BÜLTENİ
DEĞERLİ ÜYELER.
İçinde bulunduğumuz ay öncelikli olarak, Truva Kültür Ve Sanat
Ödülleri'nin "Tiyatro" Kategorisine Saygın Üyemiz Sevda Şener’in
değer görülmesiyle övündük. Kendisini yeniden kutluyor, nice
yıllarda kesintisiz başarılar diliyoruz.
Bu arada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde 28
Ocak saat 10.00'da gerçekleşecek 168 sanatçı ve teknik elemanı
kapsayan “herkese açık” hizmet alımı ihalesiyle ilgili olarak
tiyatro sanatçısını böylesine aşağılamaya kimsenin hakkı
olmadığını kamuoyuna bildirdik. 5 adet oyuncunun, 35 yardımcı
oyuncunun, 25 figüran oyuncunun, 20 özel nitelikli sanatçının
taban fiyatı 2.8 milyon YTL olacak İhaleyle işe alınmalarını
“saçmalık ötesi siyasi soytarılık” olarak değerlendirdik. Başta
Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer olmak üzere, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetim kurulunu yeni
Kamu Personeli Yasası'na karşı direnmeye davet ettik.
Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun, önceki ay Rize’de sahnelenirken
özgün metninin değiştirilerek Başbakan’ı hafife alan sözlerin
eklendiği ileri sürülen “Düğün ya da Davul” adlı tiyatro
oyunuyla ilgili tartışmaya, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın da katılmasına ve Bakanın ilgililer hakkında inceleme
yaptıracağını açıklamasına da sert tepki gösterdik. Bakanlığın
sanatçılar için soruşturma açmaya kalkışması halinde “dünya”yı
ayağa kaldıracağımızı bildirdik.
Diğer taraftan, Tüyap – Çukurova Kitap Fuarı’na iki etkinlikle
katıldık. Etkinliklerimizi çok sayıda tiyatroseverin izlemesine,
izleyici sorularındaki çokluğa doğal olarak sevindik.
Etkinliklere katılacağı sözünü verip, uçak biletini iki kez
yakan, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın çiçeği burnunda Genel
Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın davranış biçimini bendenizin,
Cumhuriyet Gazetesi Güney İlleri Temsilcisi Çetin Yiğenoğlu’nun,
Ataol Behramoğlu’nun, Adana Devlet Tiyatrosu oyuncusu Devrim
Evin ve Yönetim Kurulu üyemiz Ragıp Ertuğrul’un katıldığı
etkinlikler sırasında kınadık.
Birliğimizin Saygın Üyeleri, sağlıcakla kalınız efendim.
Birliğimizin tarihi ay sonundaki toplantımızda saptanacak Genel
Kurulu için lütfen hazırlık yapınız. Adaylarınızı şimdiden
saptayınız.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen
|
TEB ARALIK 2007 BÜLTENİ
İşte bir yılı daha yedik bitirdik. Yıl içinde geçirdiğimiz onca
fırtınalı günlerden sonra, yılın son ayının hemen başında, 30
Ekim akşamı İsmet Küntay’ın “Tozlu Çizmeler” oyununun galasıyla
ve göz yaşlarıyla veda ettiğimiz Harbiye Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’ne yeniden kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşadık. “Biri”
ya da “biri”leri olmayanı olur yapmış, sahne açılmıştı. O
“biri”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Sanat Danışmanı olarak
atanan Kenan Işık mıydı ya da o “biri”leri kimlerdi,
bilemiyoruz. Kim olduklarını bilmiyoruz, ama yıkılmak üzere tam
da sezonun başında kapısına kilit vurulan Harbiye Muhsin
Ertuğrul Sahnesi’nin iki ay kapalı kalmasını eleştirmek
görevimizdi ve bu görevi yerine getirdik. Sahneyi iki ay kapalı
tutanların yargı önüne çıkartılmaları gerektiğinin altını
çizdik.
588 + 61 adet koltuklu Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, iki ay
boyunca seyircisiz bırakıldı ve böylelikle bir kamu kurumu
yaklaşık 250 bin Yeni Türk Lirası zarara uğratıldı. Bu
savsaklamanın “tevil” götürür yanı olmadığı zaten kamuoyunca
biliniyordu, ama 36 bin civarında yetişkini, 8 bin civarında
çocuk izleyiciyi iki ay süreyle tiyatrodan uzak bırakmaya hiçbir
otoritenin hakkı yoktu ve olamazdı, olmamalıydı.
Olaydaki ciddi maddi kaybı gözler önüne serdik. Görevi kötüye
kullanmak suretiyle, bir kamu kuruluşu zarara uğratılmıştı.
Birliğimizi, daha doğrusu yönetim kurulu üyelerimizi olası yasal
sorumluluklarla dertlendirmemek amacıyla, kişisel olarak suç
duyurusunda bulundum. Sebep olanlar hakkında derhal soruşturma
başlatılmasını istedim. Öyle ya da böyle yargıya güveniyorduk ve
bu hesabın eylemle, “miting”lerle, yürüyüşlerle suçlulardan
alınacağına inanmıyorduk. En sağlam yol yargı yoluydu, o yolu
denedik. Tavrımızın İstanbul Belediyesi yetkililerini
heyecanlandırdığını anında saptadık.
Diğer taraftan, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir
Tiyatroları’na alınacak 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan
“Herkese Açık Hizmet Alımı İhalesi”ni de sert bir dille
eleştirdik.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde 28 Ocak saat
10.00'da gerçekleşecek 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan
“herkese açık” hizmet alımı ihalesiyle ilgili olarak, tiyatro
sanatçısını böylesine aşağılamaya kimsenin hakkı olmadğını
açıkladık. 5 adet oyuncunun, 35 yardımcı oyuncunun, 25 figüran
oyuncunun, 20 özel nitelikli sanatçının taban fiyatı 2.8 milyon
YTL olacak ihaleyle işe alınmalarını “saçmalık ötesi siyasi
soytarılık” olarak bizzat değerlendirdim. Böyle bir uygulamanın
yeryüzünde eşi menendi olmadığını anlattık. Genel Sanat
Yönetmeni Nurullah Tuncer başta olmak üzere, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetim kurulunu yeni Kamu
Personeli Yasası'na karşı direnmeye davet ettik.
Ödenekli tiyatroların sözleşmeli sanatçı çalıştıramayacakları
yolundaki yasaya, İBŞT yönetiminin nasıl olup da bugüne kadar
karşı çıkmadığına akıl erdiremiyorduk. Tiyatro sanatçısına
kaldırım taşı ya da ne bileyim kavun-karpuz muamelesi yapanların
boyunları günü gelir o sanatçıların göz külhanları altında
ezilirdi, bu gerçeği aynen ifade ettik. Tiyatro sanatçısı düz
işçi ile aynı kefeye konulamazdı, konulmamalıydı. O halde karşı
durulmalı, diretilmeli, bir şeyler yapılmalıydı. Bu “ciddi
durum” alarmını duymuyor, duyumsamıyor, İstanbul Şehir
Tiyatrolarının özelliğini yasa koyucuya anlatamıyorlarsa İBŞT
yönetimi, hatta İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN)
yönetimi topluca istifa etmeliydi.
Bu tepkimiz de, umduğumuz gibi gerek sanatçılar arasında,
gerekse Belediye nezdinde yankı yaptı. Şimdiii… Biri ya da
birileri işin ciddiyetini kavrayıp nasıl Harbiye Muhsin Ertuğrul
sahnesi’nin gidişatına dur dediyse ve böylelikle Harbiye Muhsin
Ertuğrul Sahnesi aralık ayı başından bu yana yeniden hizmet
vermeye başladıysa, sanatçıyı kaldırım taşı olarak gören
zihniyetin ihalesinin de “muattal” olacağı yönünde umutluyuz.
Sonucu merakla bekliyoruz.
Değerli Üyelerimiz. Sağlıcakla kalınız efendim. Yönetim Kurulu
olarak mutlu, huzurlu, barış dolu, sağlıklı, sanatla
yoğuracağınız yeni bir yıl diliyoruz.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
ÜSTÜN AKMEN
|
|
TEB KASIM 2007 BÜLTENİ
BİRLİĞİMİZİN DEĞERLİ ÜYELERİ.
Birliğimiz, bildiğiniz gibi 26. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda
tiyatroseverlerle buluştu. Standımızda Prof. Dr. Hasan Anamur ve
Prof. Dr. Yusuf Eradam imza günleri yaparken, tiyatro ile ilgili
olarak yayınlanmakta olan dergilerin ve Mitos Boyut
Yayınları'nın (Sayın Yılmaz Öğüt'ün) bağışladığı yüz civarında
tiyatroya ilişkin kitabın satışı yapıldı.
“Geçtiğimiz günlerde daha başka neler oldu” diye sual edecek
olursanız, gene aynı günlerde, Kurucu Başkanımız Zeynep Oral'ın
Cumhuriyet Kitapları arasında yayımlanan "O Güzel İnsanlar"
başlıklı kitabı kitaplıklarımızdaki yerini aldı.
İçinde bulunduğumuz ay, tiyatromuzun en önemlilerinden Seçkin
Selvi’nin çevirmenlikte 50. yılını Can Yayınları’nda yapılan
mütevazı bir törenle kutladık. Seçkin Selvi ile aynı Birlik
çatısı altında olmaktan bir kez daha gurur duyduk. Türk
edebiyatına kazınan o mükemmel, o kusursuz, o “Seçkin Selvi
titizliği” içerikli çevirilerinin nice mutlu, sağlıklı yıllarda
sürmesini diledik.
Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’imize ise, 12. Ankara Tiyatro
Festivali’nde Türk Tiyatrosu’na katkıları nedeniyle “Emek
Ödülü”ne değer görüldü, gönendik. Diğer taraftan Hayati
Asılyazıcı’nın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Burhan Felek
Hizmet Ödülü” ile onurlandırılmasına sevindik.
Anlaşıldığı gibi, sevinerek, gönenerek iyi bir ay geçiriyoruz
Değerli Üyeler… Bu arada, “tiyatro… tiyatro” dergisinin “Tiyatro
Ödülleri-2007”nin 10 Aralık Pazartesi akşamı sahiplerini
bulacağını da muştulayıvereyim. “Doğru oluşumun tek anahtarı
‘icracılar havuzu’yla bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden
oluşan bir Seçici Kurul’dur” sloganıyla verilmekte olan “Tiyatro
Ödülleri-2007”, tiyatro eleştirmenini tiyatro ürününü
“değerlendirmeyi” uğraş edinmiş kişi olarak tanımlıyor ve
değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri yazmakta) nasıl
eleştirmen varsa, öteki uzantısında (ödül seçimi yapmakta) yine
eleştirmenin varolmasını en doğal durum olarak değerlendiriyor.
“tiyatro… tiyatro” ödüllerinin her yıl olduğunca bu yıl da
tiyatro ufkumuza derinlik katacağı bekleniyor.
Haaa, bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri
yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine
gönderilmesini bekliyor. http://www.teb-bir.org adresindeki
sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin
başında gelmekte.
Yıl sonunaysa neredeyse bir ay kaldı. Diyorum ki, yıl sonu
gelmeden aidat borcumuz varsa “ha bi gayret” “TÜRKİYE TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042)
ŞUBESİ, HESAP NO. 580037” ödeme yaparak temizlesek. Temizlesek
de biz de görevi Mart 2008 Olağan Genel Kurulu’nda yeni ellere
teslim etmezden önce, sizlere “temiz” bir bilanço verebilsek.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
Üstün Akmen
|
2007-2008 tiyatro sezonunu, bu yıl Romanya’nın yüz bin
nüfuslu kenti Târgovişte’de açtım. “Herkes giderken
Mersin’e, sen acaba neden gidersin Târgovişte’ye,” diye sual
edecek olanlara, hiç de ters yola gitmediğimi söylerim.
Târgovişte Tony Bulandra Devlet Tiyatrosu Genel Sanat
Yönetmeni Mc Ranin’den sezon açılış oyununu izlemem ile
ilgili çağrı alınca, duraksamadan kabul ettim. Kabul ettim,
çünkü oyunun yaratıcı kadrosunun Türk sanatçılardan
oluştuğunu duymuş, okumuştum. Oyunu izledikten sonraysa, ne
yalan söyleyeyim, sezonu Târgovişte’de açtığıma daha bir
memnun oldum. Bu arada, yılda beş oyun sahneye koyan ve bu
beş oyunu dünyaca ünlü yönetmenlere yaptıran Tony Bulandra
Tiyatrosu’nda “Romeo ve Jüliet”i seyrettiğim, tiyatronun ünü
yurdunun dışına taşmış genel sanat yönetmeni Mc Ranin ile
tanıştığım için mutluyum.
Biz
Târgovişte’ye geldiğimizde Mc Ranin Craiova’daydı ve özel
olarak döndü, ayağının tozuyla da Aristokrat Restaurant’taki
akşam yemeğinde bizimle masaya oturdu.
1595’de Osmanlıların
Eflak Prensi Mihai
Viteazul (1593-1601) üzerine seferler düzenlediğini,
Osmanlı güçlerinin
Bükreş ve Târgovişte'yi
ele geçirdiklerini, ancak Viteazul’un karşı saldırıya
geçtiğini ve
Osmanlıların geri
çekilmek zorunda kaldıklarını anlattı.
Craiova’da bu tarihi anı canlandırmak için çalışmakta olduğunu söyledi.
Çalışmasında yedi yüz oyuncu kullanıyor, iki buçuk saat
süren bir gösteri yürüyüşü sonunda göl kıyısında gösteriyi
sonuçlandırıyordu. Alegorik savaş arabaları, su, ateş,
akrobasi…
METİN AND’A ONUR ÖDÜLÜ
Diğer taraftan, 26. TÜYAP - İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur
Yazarı Metin And olarak saptandı. Ülkemizin kültür ve sanat
hayatına önemli katkılarda bulunmuş olan And, görsel sanat
alanındaki bilimsel araştırmalara kaynaklık eden
çalışmalarıyla Türkiye’nin halen en önemli isimlerinden biri
sayılmakta. Özellikle Türk Tiyatrosu’nun duayeni olarak
büyük bir entelektüel birikim sağlayan Metin And, Dionysos
Şenlikleri’nden Anadolu’nun Köy Seyirlikleri’ne, Osmanlı’dan
Tanzimat’a ve çağdaş tiyatroya kadar geniş bir literatüre
kaynaklık etmiş bir değer.
Metin And’ın ödül gecesinde Birliğimizin kurucularından
Zeynep Oral ile aynı masayı paylaşmak ise benim onurum oldu.
ZEMZEMLİ AÇILIŞI PROTESTO ETTİK
Ekim ayının son günlerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve
Suudi Arabistan Krallığı Kültür ve Enformasyon Bakanlığı'nın
işbirliğiyle düzenlenen “Suudi Arabistan Günleri”nin
açılışının opera sahnesinde yapılmasına tepki gösterdik.
Açılışta, Arap kültürünün hemen hemen her öğesinin etkinliğe
yansımasına, giriş kapısı önünde geleneksel kıyafetli
Suudilerin bulunmasına, tütsüler yakıp bir testiden ikram
ettikleri zemzem suyu ile konukları karşılamalarına, tüm
konuklara aynı bardaktan zemzem suyu ikram etmelerine,
''mırra'' içmelerine elbette söz edemezdik, ama böyle bir
etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve Balesi’ne ait salonun
kullanılmasını esefle karşıladığımızı bildirdik. Türk Kültür
Bakanı Ertuğrul Günay’ın opera salonunda Suudi Kültür Bakanı
Eyad Amini Medeni ile birlikte zemzem suyu içmesi, Kuran-ı
Kerim dinlemesi Ertuğrul Günay’ın göreve başlamasının üçüncü
ayında sınıfta kaldığının somut belgesiydi.
Yıllar yılı dünyaca ünlü opera ve bale eserlerinin
sahnelendiği opera binasında tütsü, zemzem suyu ve Kuran-ı
Kerim'li etkinlik yapmakla çok şeyin “ima” edildiğini
vurguladık. Böyle bir etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve
Balesi’ne ait salonun tahsisinin sağlanmasına göz yuman, ses
çıkarmayan Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü’nün
istifasını istedik; sanatçıları tepkilerini göstermeye,
bakanlığın bu tutumunu ciddiyetle ve kararlılıkla protesto
etmeye çağırdık.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle...
Üstün Akmen
|
|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EYLÜL 2007 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyesi.
Tiyatromuzun ustası Muhsin Ertuğrul, yıllar önce bugüne de ışık
tutan bir yazı yazmış. Taksim sahnesi’nin tahliye edildiği,
Koruma Kurulu’nun, Kongre vadisi Projesi kapsamında İstanbul
Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karar
verdiği, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in Devlet
Tiyatroları’nın seyircisizlikten seyirci sayısını artıramadığını
açıkladığı şu günlerde, Muhsin Ertuğrul’un kapatılan bir tiyatro
ile ilgili 1965 yılında kaleme aldığı ve Şehir Tiyatroları’nın
yayın organı Türk Tiyatrosu Dergisi’nin Kasım-Aralık 1965
sayısında yayınlanan yazısını 25 Eylül 2007 tarihli Günlük
Evrensel Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfasından alıntılıyor,
büyük ustayı bir kez daha saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Bu arada,
ay içinde yitirdiğimiz Sevgili Haluk Şevket Ataseven’ın üzerine
yıldızların yağmasını diliyoruz.
BİR ADIM GERİ, BİR ADIM İLERİ!
Otuz sekiz yıl önce İstanbul’un da her medeni şehirde olduğu
gibi her akşam piyesler oynanan tiyatrosu bulunmasını istedik ve
böylece bir gelenek kurmak yoluna gittik.
Gayemiz şuydu: Her İstanbullu, tiyatro heyecanını duyduğu bir
gece İstanbul’da gidecek daimi bir tiyatro bulsun. Bugün bunları
yazmak bile insanı güldürüyor. Ama o zaman tiyatronun belli bir
günü yoktu, piyesler hazırlandıkça birkaç kere oynanır, sonra
karabatak gibi yine dalar kaybolurdu. Şayet böyle her gece
oynamayı göze alırsak bizde de bu geleneğin gelişeceğine,
tiyatronun yerleşeceğine inanıyorduk.
1929’da İstanbul’a görülmemiş bir kış geldi. Boğaz’dan buz
kayaları akmaya, şehrin bütün deniz ve kara araçları işlememeye
başladı. Fırınlar kapandı. Karlı sokakta yaya yürüyenlerin ayak
izleri azaldı ama biz tiyatromuzu kapamadık, oyun oynamaya devam
ediyorduk. Yerleştirmek istediğimiz bir geleneğe böyle mevsim
cilveleri yüzünden ara verirsek, daha başlangıçta bunun
kökleşemeyeceğini biliyorduk. O hafta oynanan eser,
Strindberg’in “Rauseh=Zafer Sarhoşları” piyesiydi. 2 Şubat 1929
Cumartesi akşamı koca salonda üç kişi oturuyordu. O geceki
gelirimiz 270 kuruştu. Biz oyunumuzu oynadık, sonra da
seyircilerimiz yerdeki bir metre kar yüzünden sokağa
çıkamadıkları için müdürün odasında soba yakarak onları sabaha
kadar tiyatroda alıkoyduk. Arkadaşlar da güç bela evlerine
gittiler. Ertesi gün onda provamız vardı. Geldikleri zaman
içlerinden biri böyle olağanüstü bir durumda temsillere ara
vermemizi istedi. Kendisine anlatmaya çalıştım ki yeni başlamış
bir düzene böyle bir ilk güç durumda ara verirsek, halkla
geliştirmek istediğimiz “istikrarlı tiyatro” fikri zedelenir,
gayeye ulaşamayız. Onun için bizim azimle, her şeye rağmen devam
etmemiz gerekir. Bugün kendisini rahmetle ve sevgiyle andığım o
arkadaş bana:
- Sen bizi harcıyorsun! demişti.
Evet, yalnız onu değil kendi kendimizi harcıyorduk... Bir ideal
uğruna! Bu memlekette tiyatronun yerleşmesi uğruna! Yazık ki bu
arkadaşımız benim şahsımda gayeyi görememiş, bu intizam arzumu
benim özel inadıma vermişti. O arkadaşın ısrarı karşısında,
vapurların üç günden beri işlemediği, korkunç bir fırtınanın
tipinin Boğaz’ı allak bullak ettiği, karşı yaka ile hiçbir
bağlantı kurulamadığı o gün, bir gece olsun tiyatroyu kapamamak
için Kadıköy’de oturan müdürümüz Suphi Bey’in muvafakatını almak
üzere Galip’le ikimiz bir büyük sandala binerek yelkenle
Kadıköy’e gitmek üzere ve epeyce de çok para vererek yola
çıkmıştık. Tipiden bir metre ilerisi görülmüyordu. Bilmiyoruz ne
kadar sürdü? Birden kendimizi Haydarpaşa mendireği önünde
görünce Asya’yı keşfetmiş gibi olduk. Daha ileri gitmeye ne
yelken ipinden eli kesilen sandalcının, ne de soğuktan donan
bizim gücümüz kalmamıştı. Haydarpaşa’dan güçlükle Bahariye’ye
bilmem kaç saatte yürüdük.
Müdürün evine geldiğimiz zaman, bizi tımarhaneden kaçmış deli
gibi karşıladılar ve bir daha da geriye dönmeye bırakmadılar,
zaten dönüş için vasıta da yoktu. Ve böylelikle o gece fırınlar
gibi tiyatro da kapandı ve İstanbul ekmeksiz ve oyunsuz kaldı.
Altı yıl önce Şehir Tiyatrosu’na dönünce, o zamanın Belediye
Başkanı Sayın Kemal Aygün’den Kadıköy gibi yarı İstanbul
kalabalığındaki bir semtte tiyatro bulunmamasından yana yakıla
bahsetmiştim. Bir yıldırım süratiyle hemen orada bir düğün
salonu küçük bir tiyatro haline kondu ve beş yıldır da her gece
halka kapılarını açarak “Burada sizleri bekliyorum” diyordu.
Bu yıl Kadıköy Tiyatrosu, sahibiyle aradaki kira anlaşmazlığı
yüzünden kapandı. Evet kapandı. Yanlış okumuyorsunuz...
Kadıköy’den Pendik’e kadar uzanan bir semtin tek tiyatrosu
kapandı. Bütün bir mevsim için Kadıköy tarafı tiyatrosuz kaldı.
Beyler, paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer,
partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin
kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil,
batakhane değil yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik
sanat yuvası olan tiyatro!
Bu yakada oturanların adı, İstanbul’un kreması diye çıkmıştır.
Okumuşlar, gezmişler, görmüşler, okuduklarını, gezdiklerini,
gördüklerini övütmüşler hep orada otururlar. Ne olur, bunlardan
biri çıksa da elbet bir vekilleri vardır, onun aracılığıyla
sorsalar, niçin bir tiyatro kapandı diye araştırsalar, tiyatro
istiyoruz diye bağırsalar, çağırsalar, yürüyüş yapsalar, sorumlu
kişileri arasalar, kendilerinden esirgenen bu insanlık zevkini,
bu medeni eğlenceyi ellerinden alanların yakasına yapışsalar!
Tısssss! Bir dudak bükme, bir omuz silkme, bir adam sende! Bir
bana ne
Yıllardır Eyüp’te, Zeytinburnu’nda, Gültepe’de birer tiyatro
açmak amacındaydım. Geçen yıl genç rejisörlerimizden Beklan
Algan, Zeytinburnu’nu altüst ederek nihayet Bozkurt İlkokulu’nda
uygun bir salon buldu.
Orayı 140 kişilik bir tiyatro haline soktuk ve bu mevsim başında
açtık. Şimdi her gece oyun veriliyor orada. Orada bir tiyatro
açıldı.
Kadıköy’de bir tiyatro kapandı, Zeytinburnu’nda bir tiyatro
açıldı. Bir adım geri, bir adım ileri. Bir adım geri, bir adım
ileri.
Bizim 2 bin 500 yıl önce yola çıkan Thespis kervanına niçin
yetişemediğimizin parlak bir örneği: Bir adım geri, bir adım
ileri!
Şimdi, korkunç bir kışta bir gece tiyatroyu kapatmak için ölümü
bile göze aldığımızı ne kadar gülünç ne kadar çocukça buluyorum.
Bütün bir mevsim Kadıköy Tiyatrosu kapanıyor da kimsenin kılı
kıpırdamıyor.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN |
YAŞAMININ BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNÜ
TİYATRO SANATINA ADAMIŞ, TİYATRO TUTKUNU GENÇLERİN DAİMA
YANINDA OLMUŞ DEĞERLİ ÜYEMİZ
HALUK ŞEVKET ATASEVEN'İ
BİR SÜREDİR DEVAM EDEN
RAHATSIZLIĞI SONUCUNDA DÜN AKŞAMÜSTÜ (15 EYLÜL)
KAYBETTİK.
Cenazesi 18 Eylül Pazartesi günü,
saat 11.00 de, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde
yapılacak törenden sonra öğle namazını müteakkip
Karacaahmet Mezarlığına defnedilecek..
ÜZÜLEREK BİLGİNİZE SUNUYORUZ.
SAYGILARIMIZLA
YÖNETİM KURULU
HALUK ŞEVKET ATASEVEN
1 Ocak 1931 yılında
İstanbul'da doğdu.
Sanatla kurduğu ilk gerçek
ilişkiyi 1950'li yıllarda Şişhane'de bulunan Belediye
Konservatuarına Türk ve Batı müziği ŞAN bölümlerine
sınava girerek başladı.
Daha sonra sanatsal
etkinliklerini şiirle sürdürdü. Şiirlerini; Yeditepe,
Dost, Türk Dili, Pazar Postası, Ataç, Somut, Mülkiye vb.
yayımladı.
Yine 1950'li yıllarda Melih
Cevdet Anday'ın yönettiği "AKŞAM Gazetesi Şiir
Yarışması"nda birincilik ödülünü aldı.
1958 yılında Afif Yesari'nin
ortaya attığı "Düşünce Tiyatrosu" çalışmalarına katıldı
ve aynı yıl deneme yayınlarını sürdüren İstanbul Teknik
Üniversitesi TV. sinde sanat üzerine konuşmalar yaptı.
1971 yılında başta Haldun
Taner olmak üzere, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde
seçkin tiyatro eleştirmenleri ve sanatçılarıyla birlikte
İstanbul Liseleri Tiyatro Örgütü'nün (ILTÖ) kuruluşuna
katıldı ve yedi yıl başkanlığını yaptı.
Aynı yerde bir (Deneme
Sahnesi) kurdu ve her yıl yapılan şenliklerde
ödüllendirilen gençleri bu kuruluşa kattı.
Her yıl yapılan İLTÖ
şenliklerine katılan liseli gençlerin tiyatro genel
kültürü ve eğitimine yaptığı katkılarından ötürü 1978
yılında "Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü"nü aldı.
1978/1980 yılları arasında
İLTÖ bağlamında liselerarası dram çalışmaları düzeyinde,
şiirimizin geçirdiği evreleri ele alıp öğrencilerle
birlikte araştırmalar ve çalışmalar yaptı ve bunları
diğer kültür kurumlarında da sürdürdü.
1978 yılında İstanbul
Belediyesi Şehir Tiyatroları, Kadıköy bölümüne sanat
yönetmeni olarak atandı.
Bu dönem içinde Mimar Sinan
Üniversitesi "Mimari Sanatlar" üzerine öğrenciler ile
yaptığı dram çalışmaları konusunda kendisine başarı
sertifikası verildi.
Ayrıca ilkokullardan
liselere kadar ders programlarına Drama çalışmalarının
konması hususunda dikkat çekici uğraşları içinde
kendisine İstanbul Valiliği ve Milli Eğitim
Müdürlüğü'nün ortak olarak verdiği "Kültür ve Eğitim
Onur Ödülü"nü aldı.
1982/1984 yılları arasında,
Üsküdar "Bizim Tiyatro"da (Duygu Eğitimi Gösterileri)
adı altında gençlere yönelik, kültür ve eğitim
çalışmaları düzenlendi.
1984 yılında seçkin sanatçı
düşündaşlarıyla birlikte (BİLSAK) Tiyatro Atölyesi
kuruldu, orada kuram/uygulama/yorum çalışmalarını
yürüttü.
1986 yılında yine "Bizim
Tiyatro"da (Dramatik Sanatlar Araştırma ve Oyunculuk
Atölyesi)ni kurdu ve "Kuram-Uygulama-Yorum"
çalışmalarını yürüttü.
1988 yılında yeniden
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na geçti ve Beklan
Algan'ın Şehir Tiyatrosu bünyesinde kurduğu Tiyatro
Araştırma Laboratuvarı (TAL)'ın çalışmalarına eğitimci
ve araştırmacı olarak katıldı. TAL çalışmaları sırasında
kendisini yeni bir düşünce ve ona bağlı olarak yeni bir
sanat dünyasına götürecek yaratım gücünü Süleyman
Velioğlu'nun "Sanat ve Ontopsikiyatri" çalışmalarına
katılarak kazandı.
1990 yılında İLYADA
çalışmaları doğrultusunda kurduğu (Kültürlerarası TROYA
Sanat Şenliği) kapsamında yazdığı (Troyayı Dinliyorum)
adlı oyunu Türkçe ve Almanca olarak, canlı müzik
eşliğinde Troya harabelerinde oynandı. Alman müzik ve
tiyatro sanatçılarıyla birlikte her yıl tarihi yörenin
dört ayrı bölgesinde tekrarlanan bu şenliğin müzik ve
tiyatro gösterilerini yürüttü.
1992 yılında "İstanbul Tıp
fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı" mezuniyet sonrası
eğitim kursları kapsamında düzenlediği (Sanatsal Alanda
Yaratma Edimi) konulu sempozyuma, (Dram Sanatında
Aktörün Yaratıcılığı) bildirisiyle katıldı. Bu bildirisi
Psikiyatri Ana Bilim Dalı başkanı Prof. Dr. Süleyman
Velioğlu tarafından doktora tezi verilmek üzere alındı.
Bütün bu kuramsal ve
deneysel çalışmalarını "Tiyatroca Düşünmek" ana başlığı
altında çeşitli dergilerde yayımlandı.
2002 yılı Haziran'ında
gençlik tiyatrolarına ve onların Kültür Sanat
çalışmalarına yaptığı katkılarından ötürü kendisine
"Terakki Vakfı, Tiyatro Onur Ödülü" verildi…
2005 yılında Şehir
Tiyatroları "Sanat Hizmetleri Ödülü"nü aldı.
2005 yılında MSM "Müjdat
Gezen Sanat Merkezi'nde" kuram ve uygulama çalışmaları
yaptı.
Son olarak Şehirdışı
Tiyatrosu'nda kendi ifadesiyle "Tiyatrolog" olarak sanat
danışmanlığının yanı sıra Anatole Sokak Oyuncuları ile
de ortak çalışmalar sürdürmekteydi.
|
|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
AĞUSTOS 2007 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyesi
Bu ayki bültenimizle, üyemiz METİN BORAN’ın Evrensel’de
yayımlanan Devlet Tiyatroları’nın yeni dönem çalışmalarını
irdeleyen yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Devlet Tiyatrolarında yeni dönem-1
Kültür bakanlığı tarafından haksız ve tartışmalı bir biçimde
görevden alınan genel müdür Lemi Bilgin, iki yıllık verdiği
hukuk mücadelesini kazanarak geçtiğimiz günlerde aynı bakan
tarafından görevine iade edildi. Lemi Bilgin göreve başladıktan
sonra basına yaptığı açıklama da Devlet Tiyatroları’nın
kasasının boşaltıldığını yeni sezona bütçe sıkıntısından geç
gireceklerini hatta yeni ödenek ayrılmazsa tiyatro
yapamayacaklarını beyan etti kamuoyuna. Devletin en köklü sanat
kurumlarından biri olan Devlet Tiyatroları’nın genel müdürünün
bu açıklaması nedense skandal olmadı ve ne bakanlıktan bir
açıklama geldi ne sanatçılardan ve ne de sanatçı örgütlerinden
her hangi bir tepki oluştu.
Kuruluşundan bu yana kendine ait yönetsel ve sanatsal bir yasası
bile olmayan kurumun, siyasetçiler, sanatçılar ve gelmiş geçmiş
yöneticiler tarafından düşürüldüğü durum şimdilik sadece içler
acısı ve kısa zamanda da düzeleceği ve yeniden saygın bir kurum
olacağı gibi bir işaret yok maalesef.
Ancak her şeye rağmen nitelikli tiyatro üretmekte samimiyeti ve
ısrarını bildiğimiz genel müdür Lemi Bilgin Maliye Bakanlığı ile
yaptığı görüşmede ek ödenek hazırlanmasını sağlıyor ve
perdelerin ekim ayında açılmasına öncülük ediyor.Ekim ayında
perdeler açıldıktan sonra Bilgin’den beklenen kurumu maddi
olarak zarara uğratan ve yönetim olarak zafiyetine yol açan eski
yönetim hakkında suç duyurusunda bulunmak ve gerekli
hesaplaşmayı yapmaktır.
Lemi Bilgin yönetimi, hazırladığı repertuarla Devlet
Tiyatrosu’nda önemli yeniliklere imza atmayı hedefliyor. Her ne
kadar edebi kurulda yer alan şahısların,oyun seçimi bağlamında
‘aynı hamam, aynı tas’ dedirten uygulamaları ve tercihleri devam
etse de bu sezon hiç olmazsa bir- iki genç yazarın oyunları ilk
defa kurumun seyircileriyle buluşacak, bu bile kendi başına bir
gelişme diye düşünülebilir. Ancak repertuara baktığımızda yerli
ve yabancı oyun sayısında pek fazla değişen bir şey yok.
Öncelikle, seçilen oyunların tematik olarak hangi anlam ve
önemlerinden dolayı seçildiği ve Türkiye’nin ve toplumsal
yapının sosyolojik,politik , psikolojik ve kültürel değişim ve
dönüşümünü sorgulayan yanının olup olmadığı net olarak ortaya
konulmuş değil.
Diğer yandan repertuara alınan oyunların bir çoğu, teatral,
yazınsal ve görsel olarak estetik bütünlükten uzakta ve
sahnelenmeyi hak etmiş oyunlar değil. En azından 1.Tur oyunlar
olarak kamuoyuna sunulan liste böyle.Bizce üzerinde fazla
düşünülmeden aceleye getirilmiş bir tercih olarak görünüyor.
Örneğin, eski padişah Cem Sultan’ın yönetim erki,hayata bakışı
ve kişiliğini anlatan aynı adlı oyunun iki farklı versiyonu
sahnelenecek. Cem Sultan adlı oyun hem Orhan Asena’nın yazdığı
hem de Turan Oflazoğlu’nun yalap şalap kaleme aldığı bir başka
Cem Sultan’da sahnelenecek. Türkiye’nin yaşadığı şu politik ve
kültürel konjöktürde bu oyun neden önemli acaba, bunu sayın Lemi
Bilgin’e ve repertuar kurulunun sayın üyelerine sormak lazım. Bu
oyun, dramatik düzenek,dil ve konuyu işleyiş bütünlüğü açısından
önemli bir örnek oyun olarak mı Türk tiyatro tarihinde yerini
aldı acaba?
Repertuarda Orhan Asena’nın beş farklı oyununa yer verilmişken
listede Haldun Taner başta olmak üzere bir Aziz Nesin , bir
Melih Cevdet Anday, bir Aziz Nesin , Nazım Hikmet, Oktay Arayıcı
ve Vasıf Öngören gibi yazdıkları yetkin oyunlarla ile bir
dönemin toplumsal,siyasal, kültürel ve insanal durumunu
sorgulayan, tartışan duyarlı yazarlara yer verilmemesi , teatral
olmayan hangi politik husumetin neticesi acaba?
Sayın Lemi Hoca’nın da çok iyi bildiği gibi tiyatro sanatı özü
ve işlevi bağlamında tarihsel olarak,toplumun ve insanların
barış içinde, ayrım yapmadan toplumsal ve kültürel değişim ve
dönüşümünü amaçlayarak kendi estetik varlığını sürdürmüştür.
Bunu yaparken de insanı, doğayı,tarihi, gerçeği, yerleşik ve
geleneksel olanı doğru ve anlaşılır bir dille yeniden tartışmaya
açarak insanların kültürel ve bilinçsel gelişimini hedefler.
Haftaya yabancı yazarlar bağlamında konuya devam edeceğiz.
4 Eylül Salı günü Boran’ın yazısının ikinci bölümünü okumanızı
öneriyor, bu arada aidat borçları için hesap numaramız ile
ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP
NO. 580037
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN |
Saygıdeğer Üyelerimiz.
Bir
tiyatro sezonunu daha bitirdik. Darısı 2007-2008 sezonuna…
Sezon bitti, ama Ordu’daki 3. Çocuk ve Gençlik Tiyatroları
Festivali’nde Birliğimizi temsil etmeyi sürdürdük.
İzmir'in Çeşme İlçesi'ne bağlı Alaçatı Beldesi'nde 1990 yılında
başlayan, 2000 yılından itibaren beş yıl süre ile ara verilen "Alaçatı
Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ise, “13. Uluslararası
Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali” adı altında bu yıl
da sürdürülecek. 25-30 Haziran tarihleri arasındaki festivalde
de Birliğimiz temsil edilecek.
Mayıs
2007 yönetim kurulu toplantısında, yönetim kurulu üyelerimizin
ekim'in ilk yarısı içinde Ankara'ya gitmesi ve Ankara'daki
üyelerimizle mümkünse yemekli bir toplantıda tanışmalarını
kararlaştırdık. Bu konudaki düzenleme görevini doğal olarak
Ankara temsilcimiz Selda ÖNDÜL üstlendi. Böylesi bir toplantıda,
belki üyelerimizden de aramıza katılmak isteyen olabilir
düşüncesiyle, tarihi saptayınca sizlere de duyuracağız.
Diğer taraftan, Ankara'ya Anadolu'dan gelen tiyatro
topluluklarını da düşünerek Ankara ilimize özgü bir ödül ihdas
etmek dileğimizi de Selda ÖNDÜL’e ilettik. Bu ödül, çeşitli
dalları kapsamalı diye düşündük. Bunun için, hiç değilse beş
kişilik bir jüri oluşturacağız ve bu ödül Ankara'nın
gelenekselleşmiş "Onur Ödülü"nü de kapsayacak. Bu konuda Sevgili
Sevda Öndül nasıl bir çalışma yaptı, ne yazık ki bilemiyoruz,
çünkü Selda Öndül’den yanıt çıkmadı. Umarım olumlu sonuç
alabileceğiz.
Diğer
taraftan ITI UNESCO
TEC Başkan Yardımcısı üyemiz Emre Erdem de, katıldığı
toplantılarda IATC ya da TEB ile ilgili gelişmeleri, haberleri
yönetimimize periyodik aralıklarla bildirecek, yönetimimiz de
üyelerimize iletecek.
Geçmiş dönem başkanlarımızdan, Kültür ve Turizm Bakanlığı eski
Müsteşar Yardımcısı dostumuz Gülşen Karakadıoğlu, Kanal B
ekranında “Atölye” programına katıldı ve fevkalade başarılı
söylemleriyle dinleyenlerini tam anlamıyla “irşat” etti. Kanal
B’de pazartesi akşamları Murat Atak’ın yönetiminde yayınlanan
“Atölye” programını izlemenizi ayrıca önermekteyim. Bu arada,
Gülşen Karakadıoğlu’nu Ekim ayından itibaren
cumartesi günleri saat 18.30 da Dinçer Sümer'le birlikte "Dün akşam
Tiyatroda" isimli programda izleyebileceğimizin müjdesini de
şimdiden vermiş olayım.
Değerli Üyelerimiz.
2007
YILI AİDATI OLAN
50.-
YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037
SAYILI HESABA
yatırmanızı
yeniden rica etmekteyiz.
Yatırdığınız aidatın tahsil edildiği, Sayman Üyemiz Ragıp
Ertuğrul tarafından tarafınıza bildirilerek “teyit” edilmekte,
ayrıca teşekkürlerimiz yıl boyunca baki kılınmakta.
Tüm üyelerimize sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli
bir yaz tatili diliyoruz.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN
|
TEB MAYIS 2007 BÜLTENİ
Değerli
Üyelerimiz
Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB)
olarak Mücap Ofluoğlu'na 2007 Onur Ödülünü Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nde yapılan mütevazı bir törenle sunduk. Mücap Ofluoğlu
törende, seyircilerin alkışları eşliğinde: "Bu önemli ödüle
teşekkür ederim. Beni yücelttiniz" sözleriyle teşekkür etti.
Geçtimiz ay,
Şebnem Özinal'ın, "Gencay Gürün'ün sahibi
olduğu "Tiyatro İstanbul yanlış yönetiliyor" şeklindeki
sözlerine de tepki gösterdik. "Gencay Gürün, Şebnem Özinal'ın
içindeki cevheri dışarı çıkartan, yeteneğini keşfedenlerden
biridir" derken, saygılı olmanın, vefa duygusuyla donanımlı
olmanın sanat yapmanın birincil koşulu olduğunu söyledik. Şebnem
Özinal gibi yüksek öğrenim görmüş bir oyuncuya böylesi davranış
biçiminin yakışmadığını belirttikten sonra, Özinal’ın ustasından
derhal özür dilemesi gerektiğini ifade ettik.
12. TÜYAP İzmir Kitap Fuarı kapsamında İzmir
Büyükşehir Belediyesi – Konak Belediyesi –TÜYAP – Kültürlerarası
İletişim Derneği ve Can Yücel’in ailesinin işbirliğiyle
düzenlenen “Can Şenliği”nde iki panele katıldık. İlk panelde
Özdemir Nutku ve Hasan Erkek ile birlikte “Tiyatromuz ve Yazar
Örgütlenmeleri”ni, ikincisinde ise gene Özdemir Nutku, yanı sıra
Orhan Alkaya ve Mahmut Temizyürek ile birlikte “Can Yücel ve
Tiyatrosu”nu tartıştık. Her iki toplantı da beklediğimizin
üzerinde bir ilgiye “mahzar” oldu, İzmir’den sevinçli döndük.
Geçtiğimiz ayın ikinci günüyse Trabzon’daydık. Altı yıl boyunca “Karadeniz’e Kıyısı Olan
Ülkeler”i kapsayan tiyatro şenliğinin “tiyatro buluşması” olarak
tanımlanan başlığı, geçen yıl “festival” olarak değiştirilmiş;
bu yıl ise “Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali” adında
karar kılınmıştı. Kısa süre önce boş kalan müdür koltuğuna apar
topar İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Burak Karaman atanmış
ve iki aydan da kısa bir süre içinde festivali toparlaması
“talimatını” almıştı. Burak Karaman ve ekibinin kusursuza yakın
bir organizasyona imza attıklarını açık yüreklilikle
söyleyebilirim. Diğer taraftan, Saygın Üyemiz Hayati
Asılyazıcı’ya Voronezh Devlet Akademik Tiyatrosu “Dostluk
Ödülü”nün ve Voronezh kenti belediyesinin kültürel ilişkilere
katkısı nedeniyle “Teşekkür Belgesi”nin bizzat Anatoly Ivanov
tarafından verilmesine fevkalade sevindik, gururlandık. Üyemiz
Sevgi Sanlı festivalin neredeyse tamamını izlerken, Seçkin Selvi
dostumuz da bir gösteride yer aldı.
“Neden bir
gösteri” diye soracak olursanız, Seçkin Selvi Trabzon’da bir
gece “stop” yaptıktan sonra gezisini Hayati Asılyazıcı ile
birlikte Ordu’da noktaladı da ondan. 43 yıllık Ordu Belediyesi
Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kurucularından, üzerine yıldızlar
yağası Aydın Üstüntaş’ın eşi Gülçin Üstüntaş, eşinin anısına
Aydın Üstüntaş gibi yüzünü Anadolu’ya dönmüş/dönen eleştirmenler
için bir ödül “ihdas “etmişti ve bu ödül ilk kez bu yıl Hayati
Asılyazıcı’ya verilecekti. Seçkin Selvi de, OBKT’ye kuruluş
aşamasından başlayarak yaptığı katkılardan dolayı “Özel Ödül”
ile onurlandırılmıştı. Bu iki değerli üyemiz ödül törenine
katıldılar ve ödüllerini aldılar. Kendilerini yürekten kutluyor,
kesintisiz başarılar diliyoruz.
Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR) ise,
Üyemiz Sevgili Seçkin Selvi’nin çeviride 50. yılını kutladı.
Seçkin Selvi’nin bu güne değin çevirdiği 134. kitap olacak olan
Paul Auster’ın “Brooklyn Çılgınlıkları”nın haziranda
vitrinlerdeki yerini alacağını bu vesileyle üyelerimize şimdiden
muştulamış olayım. Türkiye’nin en yetkin çevirmenlerinden biri
olmasının yanı sıra, gazeteci, yayınevi editörü, 45 yıllık
tiyatro eleştirmeni ve eğitmeni olan Seçkin Selvi’yi sevgiyle
kucaklıyor, (bana katılacağınızdan emin olarak) yazın ve tiyatro
sanatlarına engin katkısına minnetlerimi sunuyorum.
Değerli Üyeler… Hayata geçiş aşamasında elbette
bilgilerinize sunacağımız bazı projelerimiz var. Bu projelere
şimdiden katkı sağlamanız için
2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI
(01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI
rica
ediyorum.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ TÜRKİYE
MERKEZİ (UTEB)
NİSAN 2007 BÜLTENİ
Saygıdeğer Üyelerimiz.
Mart ayının 26’sında AKM önünde eylem yaptık. Üyelerimizden
Seçkin Selvi’nin de katıldığı eyleme sunduğumuz bildiride:
“İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bir çok işten çıkarma olayı
çıktı, sessiz kaldık. Kocaeli Şehir Tiyatrolarında Yücel Erten
kanunsuz şekilde görevden alındı, önce gürledik, sonra tam
anlamıyla pıstık. Kültür İşleri Başkanlığına bir din bilgisi
öğretmeni getirildi, gıkımızı dahi çıkarmadık. Gene Kocaeli
Şehir Tiyatrosu’nda bale salonunu mescit olarak kullanmaya
başladılar, duymazdan geldik. Artık yeter diyoruz” dedik.
Sanatçıların zorunlu olarak emekli edilerek usta isimlerin
tiyatroya veda ettirildiğini; İstanbul Şehir Tiyatroları genel
sanat yönetmeni ve seçilmiş üyesinin görevlerinden
düşürüldüğünü, ancak her ikisinin de mahkeme kararıyla göreve
döndüğünü; Şehir Tiyatroları ile ilgili alınan pek çok kararda
tiyatro yönetimi ve yönetim kurulunun yok sayıldığını,
dolayısıyla tepeden uygulamalara gidildiğini, ancak sessiz
çoğunluğun bütün bunlara nedense aldırmadığını söylerken:
“Derken, devlet tiyatroları yönetimi tartışılır bir şekilde
değiştirildi. AKM yönetimine sanatla hiç bir ilgisi olmayan İmam
Hatip'li ve yardımcılığına yine sanatla hiç bir bağlantısı
olmamış türbanlı bir hatun kişi atandı, bunların hepsine ne
yazık ki güldük geçtik. Şehir Tiyatroları katma bütçeden
çıkarıldı, bütçesi kısıldı, kültür bakanlığının yıllardır özel
tiyatrolara yaptığı yardım aniden kesiliverdi, gene sustuk” diye
konuştuk.Siyasi erkin bütün bunlarla yetinmediğini söylerken, özel
tiyatrolara ağır bir darbe daha indirildiğinden, Şehir
Tiyatroları biletlerinin iki ay boyunca 1 liraya, 50 kuruşa
satıldığından, haksız rekabete de kimsenin ses etmediğinden
yakındık. Darülbedayi’nin simgeleşmiş salonu ve İstanbul Şehir
Tiyatrolarının merkezi olan Harbiye Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun
yıkılıp, yerine kongre merkezi yapılacağından söz ettik.
Sanatseverleri yürütülen yöntemli saldırıların sonuncusu olan
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin anıt eser kapsamından
çıkartılarak yıkım kararı alınmasına karşı durmaya davet ettik.
“Sizler, geleceğe sahip çıkabilecek onurlu ve sorumlu
yurttaşlarsınız. Gelin, sanatçının direnişinin simgesi olalım.
Gelin, gerekirse hep birlikte dozerlerin önüne yatalım, ama
AKM’yi yıktırmayalım” dedik.
Bu eylemden bir gün sonraki “Dünya Tiyatro Günü”nü ise,
Birliğimizin Merkezi olarak İstanbul’da Saliha Özdemir’in
düzenlemesiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Ali Taygun,
Mehmet Birkiye, Kenan Işık ve bendenizin katıldığı “Tiyatromuzda
Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı sohbet toplantısıyla kutladık. 2
saate yakın süren toplantıya gösterilen ilgi, doğrusu hepimizi
şaşırttı. Ankara Temsilciğimizse, Atilla Sav'ın yönettiği ve
Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin Sağlam'ın
katıldığı "Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı
söyleşide Ankaralı tiyatroseverlerle buluştu. Haluk Yüce'ye
(Tiyatro Tempo) “2005-2006 Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara
Temsilciliği Ödülü” verildi. Nesimi Yetik’in “Annem Sinema
Öğreniyor”u ile Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış Şahin’in
“Ömer Eve Gel” adlı kısa filmlerinin gösteriminin ardından bir
de kokteyl düzenlendi. Ayrıca, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi
Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın Oyunları"na, 28 Mart saat 20.00'de
ise Tiyatrotem yapımı "3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev sahipliği
edildi. Ankara temsilciliğimizin emeklerine dirlik…
20 Mart-29 Mart arasındaki Gençlik Tiyatroları oluşumu
etkinlikleri kapsamındaki bir toplantıya da katıldık. İstanbul
Piramit Kültür Merkezi’ndeki toplantıda genç tiyatrocuların
sorularıyla oluşan toplantı da hayret uyandıracak olgunlukta
amacına ulaştı.
Kentimizin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak
seçilmesinin İstanbullular, İstanbul, Türkiye ve Avrupa için
büyük bir fırsat olduğunu tam da Yönetim Kurulumuzda
konuştuğumuz günlerde, kent ölçeğinde ortak bir program
geliştirme çalışmasına çağırıldık. Yapılan toplantıya Birliğimiz
adına bendeniz, tiyatro camiasından ise Ali Poyrazoğlu, Emre
Erdem ve Refik Erduran katıldı. Toplantıda, kentin sanat ve
kültür yoluyla geliştirilmesi ve zengin potansiyelini bütün
Avrupa ve dünya için esin kaynağı olacak şekilde
değerlendirilmesi olarak saptanan hedef üzerinde görüşüldü.
İstanbul, 2010 yılına gelindiğinde, bugünden başlayan
çalışmaların meyvelerini toplayabilecek mi, elbette bilemem.
Ancak, İstanbul 2010 sürecine daha çok kentlinin katılımının,
projeler aracılığıyla mümkün olabileceğini ifade ettim. İstanbul
2010 Yürütme Kurulu Üyesi ve Yürütme Kurulu Başkanı Nuri
Çolakoğlu, amaca yönelik olarak, önümüzdeki dönemin, yoğun bir
“proje üretim faaliyeti dönemi” olacağını öngördüğünü söyledi.
Kültür Bakanı Atilla Koç’un 2005 tarihinde “AKM’yi yıkacağız o
iş bitmiştir“ beyanatı üzerinden iki yıl sonra Bakanlık Anıtlar
Yüksek Kurulu’na AKM’nin tescilinin kaldırılması için başvuruda
bulunmasıyla ilgili olarak AKM’de faaliyette bulunan Sanat
Kurumları çalışanlarının örgütleri, yanı sıra konu ile ilgili
bütün sivil toplum örgütlerinin katıldığı toplantıda Birliğimizi
Ragıp Ertuğrul temsil etti. Ertuğrul’un konuya değgin
raporundan, toplantıya 40’a yakın katılım olduğunu; sadece sanat
ve sanatçı örgütlerinin içinde olduğu bir platform
oluşturulmasının planlandığını; platformun “Karanlığa Karşı
Sanat” sloganıyla hareket edeceğini; Kültür ve Turizm Bakanı’nı
istifaya çağıran bir metin yayımlanacağını; Bakana sanatçılar
adına hakaret davası açılacağını; Anıtlar Yüksek Kurulu
üyelerine “görevden istifa” çağrısında bulunulacağını ve
görevlerini kötüye kullanmalarından dolayı dava açılacağını;
Taksim Parkı’nda bir eylem çadırı kurulacağını; bu çadırda her
akşam destekçi örgütler tarafından bir sokak performansı
sergileneceğini; “Sanatçılar Soruyor” başlıklı bir program
hazırlanarak sorunların her gün farklı bir sanatçının sunumuyla
kamuoyuna aktarılacağını öğrendik. Bu arada AKM’nin yıkımının
önlenebilmesini teminen, etten duvar oluşturulmasının
önerildiğini de “istihbar” ettik.
5 Nisan’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yıkımına neden
olacak “Kongre Vadisi” projesinin ihalesi nedeniyle bir “SUSMAK”
eylemi yapıldı. Bizzat katıldım. Katıldım katılmasına da,
yaklaşık bir saat sonra: “Başımıza ne geldiyse susmaktan geldi”
diye içimden mırıldanarak (aramızda kalsın) eylem alanını terk
ettim.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un, Atatürk Kültür
Merkezi'nin yıkılmasına karşı çıkan sanatçıları eleştirmesi
ertesinde bir soru üzerine bakanı kınadım ve (duyduğunuz
doğrudur): “Bir bakan bu kadar da komik olmamalı” dedim. Devlet
tiyatrosu sanatçılarının görevlerini aksatmamak kaydıyla
dizilerde rol aldığını söyledikten sonra, bakanın İstanbul
Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasıyla sanatçıların dizilerde
oynamasını birbirine karıştırdığını da (itiraf ediyorum) iddia
ettim. Yapımı yılan hikâyesine dönmüş Maslak (Ayazağa) Kültür ve
Kongre Merkezi’nin temelinin 1996'da atıldığını, 1999'da dönemin
Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ödenek ayrılmadığı için
inşaatının durdurulduğunu, projenin kaba inşaatının yüzde
85’inin bitirildiğini, o gün bu gündür yapıya tek bir çivi bile
çakılmadığını hatırlattım: “13 Haziran 2006'da Maliye Bakanlığı
ve İKSV ile bir protokol imzalayan Kültür ve Turizm Bakanlığı,
tesisi tamamlamak üzere devraldı. Şimdi de yap-işlet-devret
modeli ile 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini
Teşvik Kanunu kapsamında içinde bulunduğumuz ayın 16’sında 49
yıllığına birilerine tahsis edilecekti. Kime tahsis edildi,”
diye sordum. Kültür ve Kongre Merkezi'nin 66 bin 460 metrekare
arazi üzerinde gerçekleştirilen projesinde 2 bin 550 metrekare
restorasyon ve 65 bin 870 metrekare kapalı inşaat alanı
bulunduğunu, Ayazağa Kasrı, Çinili Köşk ve Süvari Alayı binaları
gibi tarihî yapıların onarımının da yüzde 88'inin tamamlandığını
anlattım, sonra da: “İktidara diyeceğim şu: Maslak Kültür ve
Kongre Merkezi bir an önce bitirilsin. Bitirildikten sonra,
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin salonları, binası bir güzel
elden geçirilsin, onarılsın, makyajı tazelensin,” dedim.
Birliğimizin Saygın Üyeleri.
“2007 Onur Ödülü”ne Yönetim Kurulumuzun önerisi ve oylarınızla
MÜCAP OFLUOĞLU’nu değer gördük. Gerekçemizi: “MÜCAP OFLUOĞLU’nun
uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışırken
unutulmayan rollere adını kazıması; kurduğu özel tiyatrolarla
Türk tiyatrosuna önemli katkılarda bulunması; sanat yaşamını,
sanatçı dostlarını, bu çevrenin insanlarını, bir dönemin sanat
dünyasında yaşananları anlattığı anı kitaplarıyla 1980'e kadar
süren tiyatro geçmişimizi sergilemesi; tiyatro tarihimiz
açısından değerli belgeler içeren, ayrıca tiyatro
araştırmacıları için vazgeçilmez başvuru kitabı olma özelliğini
de taşıyan araştırmaları; tiyatroya olan tutkulu yaşamı,
sanatındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir sanatçı
kimliğiyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü
başarılı çizgisini sürdürmesi” olarak saptadık ve basına
açıkladık. MÜCAP OFLUOĞLU’na ödülünü bu satırların yazıldığı (9
Nisan 2007) akşam, İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin
Ertuğrul Sahnesi’nde Feraizcizade M. Şakir’in “İlk Göz Ağrısı”
oyunundan önce verebileceğimizi umuyorum. “Umuyorum” diyorum,
zira oyunun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu engelini halen aşmış
değilim, kaprislerini avutma başarısına da erişmem pek mümkün
görünmüyor. Neyse!
Bu arada, Birliğimizce yayımlanacak “Eleştiri Seçkisi III”
kitabında adları bulunan üyelerimizin, özel çağrıma uyup telif
ile ilgili “olur belgelerini” Gülşen Karakadıoğlu’na ivedilikle
göndermelerini bir kez daha rica etmekteyim. Rica bu, sonu gelir
mi? Gelmez, gelmemeli. Bir de 2007 YILI
AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042)
ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI rica ediyorum.
Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
|
|
|
MÜCAP OFLUOĞLU’NA ONUR ÖDÜLÜ PAZARTESİ AKŞAMI VERİLİYOR

UNESCO’ya bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (UTEB), Mücap
Ofluoğlu’na değer gördüğü “2007 Onur Ödülü”nü 9 Nisan
akşamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenecek bir
törenle sunulacak.
Uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışırken
unutulmayan rollere adını kazıması; kurduğu özel
tiyatrolarla Türk tiyatrosuna önemli katkılarda
bulunması; sanat yaşamını, sanatçı dostlarını, bu
çevrenin insanlarını, bir dönemin sanat dünyasında
yaşananları anlattığı anı kitaplarıyla 1980'e kadar
uzanan tiyatro geçmişimizi sergilemesi; tiyatro
tarihimiz açısından değerli belgeler içeren, ayrıca
tiyatro araştırmacıları için vazgeçilmez başvuru kitabı
olma özelliğini de taşıyan araştırmaları; tiyatroya olan
tutkulu yaşamı, sanatındaki başarıları ve topluma karşı
sorumlu bir sanatçı kimliğiyle yaşamı boyunca tiyatro
dalında üzerinde yürüdüğü başarılı çizgisini sürdürmesi
gerekçeleriyle verilmesi kararlaştırılan “2007 Onur
Ödülü”, Feraizcizade M. Şakir’in İBŞT yapımı olup, Erhan
Yazıcıoğlu’nun yönetiminde sahneleyeceği “İlk Göz
Ağrısı” başlıklı oyununun gala akşamı oyundan önce
düzenlenecek törenle verilecek.
|
|
TEB MART 2007 BÜLTENİ Saygıdeğer
Üyelerimiz. Yönetim Kurulumuzun bu ay
toplanması Mart ayının ortasını buldu. Ama bu tarihe kadar
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM)
yıkılmasına ilişkin tartışmalara 1999 yılında koruma kurulunun
gösterdiği nedenlere tamamen katıldığımızı beyan ederek,
o dönemin Koruma Kurulunda görev alan
üyelere ve dönemin Kültür Bakanına
AKM‘nin tescillenmesini sağladıkları için
teşekkür ederek katıldık. AKM, korunması
önemli tabiat ve kültür varlığı olarak kabul
edilen Taksim Cumhuriyet Alanının ayrılamaz bir parçasıydı.
AKM, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk ve en önemli
çağdaş kültür varlığıydı .Cumhuriyetin
kültür ve sanata olan bakışının anıtlaşmış bir
ifadesiydi. Böyle dedik. Koruma Kurulu
Başkanı MeteTapan şöyle diyor: “Bakanlık tescilin
kaldırılmasını istiyor. Bina ihtiyaca cevap vermiyor. Ayrıca
çağdaş bir görünüme sahip değil. En
önemlisi de 1999 depreminden önce inşa edilmiş. Daha
çağdaş bir bina yapmak daha doğru gözüküyor.”
Bu açıklamalara katılamayacağımızı ve bu gerekçelerinin
de iyi niyetle ilgisini göremediğimizi TOMEB
(Tiyatro Oyuncuları Meslek Birlği ) ile birlikte ilan ettik.
“1999 depreminden önce yapılmış tescilli tüm
binaları da bu gerekçelerle yıkacak mısınız” diye
de sorduk. Halen yanıt almış değiliz. Diğer
taraftan, İstanbul Şehir Tiyatrolarının Görev ve Çalışma
Yönetmelikleri’nin Sanat Yönetmeninin, Yönetim
Kurulu’nun ve Şehir Tiyatrosu sanatçılarının
haberi olmadan ve görüşleri alınmadan
değiştirilmek üzere Belediye Meclisine gönderilmesi
de, geçen aydan bu aya sarkan olaylar arasında. Eğer
böyle bir yönetmelik çıkarsa, kanımızca
sanatın özgürlüğü ve sanatçıların
özgürce yaratma hakları da yok olacak.
Belediye Meclisinin böyle çağdışı bir yönetmeliği
gündeme almamalarını dilemekten başka çaremiz yok.
Böyle bir yönetmelikle sanat ortamı ve Şehir
Tiyatroları büyük bir zarar görecek. TEB
Yönetim Kurulu olarak ne yazık ki böyle düşünüyoruz.
İŞTİSAN’ın haklı isteklerini destekliyoruz, elimizden
gelenin hepsi bu. Gel gelelim, bir sanat kurumunun nasıl
yönetileceğini belirleyecek olan böylesi bir
değişiklik önerisinin, yalnızca bürokratlar ve
siyasetçiler tarafından hazırlanmış olmasının
yaratacağı sonuçlarla ilgili ciddi kaygılarımız var.
“Tiyatroyu tiyatrocular yönetir”
düşüncesine yönetim olarak katılıyoruz Değerli
Üyeler. Sizlerin de aynı kanıda olduğunuza inanıyoruz.
Sanatçıların fikirlerinin alınmadığı durumlarda,
sanatsal yönetimle ya da sanat kurumları için
alınacak tüm kararlar toplumun yararına olmayacaktır,
biliyoruz. Tiyatro oyuncuları ve yaratıcıları 26 Mart
2007 Pazartesi günü, saat 11.30’da
Taksim AKM önünde olacak. Mesleklerine
ve sanat kurumlarına karşı yürütülen
sistemli saldırıları protesto edecekler. Çağırıcı
kurumlar arasında biz de varız. Anılan gün ve saatte
özellikle İstanbullu meslektaşlarımızı tiyatroculara
destek vermeye davet ediyoruz. Diğer taraftan, 20 Mart Salı
günü saat 13.00’da Harbiye Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’nin kongre turizmine yem edilmesini protesto
etmek amacıyla anılan tiyatronun önünde
buluşacağız. Maliye Bakanlığı’nın, Devlet
Tiyatroları'na 132 kadro verdiği günlerde Genel
Müdürlüğün yapacağı atamaları önlemek
amacıyla, kimi meslek kuruluşlarının Danıştay'a başvurduğu;
Danıştay’ın da atamanın dayanağı olan yönergenin
uygulanmasını durdurduğu elbette bilginiz dahilindedir. İşte
bu durdurmada yönergedeki "oyuncuların işlerini
aksatmadan televizyon dizilerinde oynamalarına izin veren"
madde de “durdurulmuş” oldu. Devlet Tiyatrosu
oyuncularının dizilerde oynamama durumu da, önümüzdeki
günlerde gündemim maddelerimizden birini
oluşturacak gibi görünüyor. Bütün
bu olumsuz gelişmeler arasında Ankara Temsilciğimiz, 20 Mart
Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü
ile 27 Mart Dünya Tiyatrolar günü nedeniyle
Ankara'da etkinlikler düzenlemeye hazırlanıyor. İlk
etkinlik 20 Mart saat 15.00'de Atilla Sav'ın yöneteceği
ve Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Haluk Yüce ile
Tülin Sağlam'ın katılacağı "Türkiye'de Çocuk
Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı söyleşi olacak.
Söyleşinin ardından Haluk Yüce'ye (Tiyatro Tempo)
“2005-2006 Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara
Temsilciliği Ödülü” verilecek. Nesimi
Yetik’in “Annem Sinema Öğreniyor”u
ile Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış Şahin’in “Ömer
Eve Gel” adlı kısa filmlerinin gösteriminin
ardından kokteyl düzenlenecek. Ankara
Temsilciliğimiz ayrıca, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü
kutlamaları kapsamında saat 20.00'da Dil Tarih Coğrafya
Fakültesi Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın
Oyunları"na, 28 Mart saat 20.00'de ise Tiyatrotem yapımı
"3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev sahipliği
edecek. Bu arada, tiyatro dünyamız “OYUN”
adlı yeni bir dergi kazandı. Derginin Genel Yayın Yönetmeni
ise, yönetim kurulu üyemiz Sibel Arslan Yeşilay.
“OYUN”a uzun ömürler, Yeşilay’a
başarılar, kolaylıklar diliyoruz. 27 Mart akşamı
saat 19.00’da İstanbul Tarık Zafer Tunaya Kültür
Merkezi’nde Birliğimizce düzenlenen “Tiyatroya
Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı panelde Kenan Işık, Ali
Taygun ve Mehmet Birkiye ile birlikte olacağımızı yeniden
anımsatarak ve Birliğimizin “2006-2007 YILI ONUR ÖDÜLÜ”
için MÜCAP OFLUOĞLU adının saptandığının, ödülün
27 Mart günü açıklanacağının ve Nisan ayında
muhtemelen İBŞT yapımı “Üç Kız Kardeş”
galasından önce kendisine sunulacağının haberlerini
vererek, bu ayki bültenimizi noktalıyoruz.
Sağlıcakla kalınız Efendim. Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle… Üstün
Akmen
|
|
TEB'den 27 Mart Etkinliği
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, Dünya Tiyatro Günü
nedeniyle 27 Mart Salı günü bir panel düzenliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür
İşleri Daire Başkanlığı’nın işbirliği ile düzenlenen
panelin konusu “Edebiyattan Tiyatroya
Uyarlamalar”. Ali Taygun, Kenan Işık ve
Mehmet Birkiye’nin konuşmacı olduğu panelin
moderatörlüğünü TEB Başkanı Üstün
Akmen yapacak. Panelin ardından Candaş Müzikal Grubu da
napoliten ve müzikallerden oluşan bir konser verecek. Tüm
üyelerimiz ve sanatseverler panelimize davetlidir. Tarih
: 27 mart 2007 Salı Saat : 19:00 Yer : Tarık Zafer
Tunaya Kültür Merkezi – Tünel, Beyoğlu
|
|
TEB Ankara'dan 20 ve 27 Mart Etkinlikleri
TEB Ankara temsilciği 20 Mart Dünya Çocuk
ve Gençlik Tiyatrosu Günü ile 27 Mart Dünya
Tiyatro günü nedeniyle Ankara'da etkinlikler
düzenliyor.
20 Mart kutlaması ve Ödül Töreni
İlk etkinlik 20 Mart saat 15.00'de
Atilla Sav'ın yöneteceği ve Sevda Şener, Sevinç
Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin Sağlam'ın katılacağı
"Türkiye'de çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi"
başlıklı söyleşi olacak. Söyleşinini ardından Haluk
Yüce'ye (Tiyatro Tempo) 2005-2006 Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği Ankara Temsilciliği Ödül'ü
verilecek. Annem Sinema Öğreniyor (Nesimi Yetik)
ile Ömer Eve Gel (Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk,
Barış Şahin ) adlı kısa filmlerin gösterimini ardından
kokteyl düzenlenecek.
27 Mart kutlaması
27 Mart Dünya Tiyatro Günü
kutlamaları kapsamında TEB Ankara Temsilciliği saat 20.00'de
DTCF Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın
Oyunları"nı, 28 Mart saat 20.00'de ise Tiyatrotem yapımı
"3.Riçırd Faciası" adlı oyunu sunacak.
Etkinlikler Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya
Fakültesi, Melahat Özgü uygulama sahnesi'nde
gerçekleştirilecek.
|
|
Dünya Tiyatro Günü
Uluslararası Bildirisi
Tiyatroya kendimi kaptırışım
ilkokul yıllarıma rastlar,
o zamandan beridir de bu büyülü dünya beni
kendisine tutsak etmiştir.
Başlangıcı son derece mütevazı bir şekilde
olmuştu; okul müfredatı
dışında zihnimi ve ruhumu zenginleştirecek
bir etkinlik olarak görüyordum tiyatroyu.
Fakat, daha sonra bir yazar, bir oyuncu ve bir tiyatro
prodüksiyonu yönetmenliğini
yapacak denli ciddi olarak işin
içine girdiğimde,
tiyatronun bir hevesten çok daha fazlası
olduğunu gördüm.
Hatırlıyorum da, siyasi bir oyun
sahnelemiştik ve yetkilileri çok kızdırmıştık.
Her şeye el konmuştu ve tiyatro
gözlerimin önünde kapatılmıştı. Fakat
tiyatronun ruhu ağır askeri çizmeler tarafından
çiğnenemedi. İşte bu ruh, benliğimin
en derin yerlerinde sığınağını
aradı ve tiyatronun o büyük gücünün
tam anlamıyla farkına
varmamı sağladı. İşte o
zaman tiyatronun gerçek özü beni
öylesine derinden sarstı ki,
tiyatronun ulusların hayatında, özellikle de muhalefete
ya da farklı görüşlere
hoşgörü
gösteremeyenlerin karşısında neler yapabileceği
konusunda içimde kuşkunun
zerresi kalmadı.
Tiyatronun gücü ve ruhu, Kahire’deki
üniversite yıllarım
sırasında da bilincimin derinlerine iyice kök saldı.
Tiyatro hakkında yazılmış
ne varsa canla başla okudum ve sahnede yer alan
çeşitliliğin farkına
vardım. İleriki yıllarda, dünya tiyatrosundaki son
gelişmeleri takip etmeye çalıştıkça bu
bilinçlilik daha da gelişti.
Eski Yunan’dan günümüze değin
tiyatro hakkında yazılmış ne varsa okurken, tiyatronun
çeşitli dünyaları
aracılığıyla kullanma gücüne sahip olduğu
o iç tılsımından emin
oldum. Tiyatro, işte bu
yolla insan ruhunun derinliklerine erişiyor
ve o derinliklerde yatan definenin kilitlerini açıyordu.
Bunu anladığım zaman,
tiyatronun gücüne, tiyatronun sevgi ve barış
yayan birleştirici bir araç olduğuna ilişkin sarsılmaz
inancım daha da güçlendi.
Tiyatronun gücü farklı
ırklar, farklı etnik gruplar, farklı renkler ve inançlar
arasında diyalog kanalları
açılmasını da
sağlar. Ben böylelikle öğrendim,
insanlığın ancak iyilikle
yekpare kalabileceğini ve
kötülükle de bölünüp
darmadağın olacağını. Evet
doğrudur, iyi ile kötünün
çatışması tiyatronun özünde var.
Fakat, sağduyu payidar
kalır ve insan doğası çoğu
zaman iyi, pür ve faziletli olanla eninde sonunda
aynı yola baş koyar.
Eski çağlardan beri
insanoğlunun baş belası
savaşlar da hep güzellikten anlamayan şerle
beslenen içgüdülerin sonucu olmuştur.
Tiyatro güzelin kıymetini
bilir, hatta hiçbir sanat biçiminin
güzeli tiyatro kadar büyük bir sadakatle
yakalayamayacağını bile iddia
edebiliriz. Tiyatro, güzelliğin
bütün biçimlerini kucaklar, içinde
barındırır, çünkü
güzeli değerli görmeyen
hayatın değerini bilemez.
Tiyatro hayattır. Sorumlulukla
çınlayan vicdanın
dizginleyebileceği o çirkin başlarını
pervasızca yükselten bütün o nafile
savaşlara ve öğreti
farklılıklardan kaynaklı
dayatmalara karşı durmak
bugünkü kadar boynumuzun borcu hiç olmamıştı.
Bu şiddet manzaralarına ve
başına buyruk cinayetlere son vermeliyiz. Bugünün
dünyasında böylesi
görüntüler olağan sayılabilir fakat dünyamızın
birçok yerini saran ve köklerinin kazınması
için harcanan her çabayı
bertaraf etmeyi başarmış o insafı
kurumuş zenginlik ve o rezil yoksulluk ya da AİDS
gibi illetler var olduğu sürece
bu durum daha da kötüye gidecektir.
Yerkürenin çölleşmesi
ve kuraklık benzeri
daha birçok acının
ve kederin kaynaklarını
ve bu illetleri de körükleyen güç,
dünyamızı daha mutlu bir
yere dönüştürebilmenin kesin yolu olan gerçek
bir diyalog yoksunluğudur.
Ey Tiyatro Halkı, biz
sanki bir boranda savrulmuşuz
ve sanki eşiğimize kadar
sokulan kuşku ve tereddüt
toz bulutuna maruz kalmışız da
elimiz kolumuz bağlanmış gibiyiz.
Aşikâr olan
neredeyse tamamen gölgelenmiş,
avaz avaz sesimizse bizi birbirimizden ayrı
tutmaya kararlı bu curcuna içinde neredeyse hiç
duyulmaz olmuş. Aslında,
tiyatro gibi sanat biçimlerinde de eşsiz bir şekilde
kendini gösteren diyaloga köklü inancımız
olmasaydı, bizleri bölüp parçalamak
için taş taş
üstünde bırakmayan bu boran çoktan
silip süpürmüştü
hepimizi. İşte bu yüzden, bu boranı körüklemekten
yorulmayanların karşısına dikilip
onlara meydan okumalıyız. Sadece onları
ortadan kaldırmak için değil de, yarattıkları
fırtınanın seherinde
beliren ağulu
havanın üzerine yükselmek
için o güçlerin yüzüne yüzüne
durmalıyız. Bütün
gayretimizi toparlamalı ve
bu gücümüzü mesajımızı
herkesin kavramasına, uluslar ve halklar arasında
kardeşlik çağrıları yapanlarla dostluk
bağlarımızı
yerleştirmeye adamalıyız.
Bizler faniyiz, sadece fani; fakat tiyatro bâkidir,
hayatın ta kendisi gibi. H.H.
Şeyh Dr. Sultan Bin Muhammed
el Kasimi Birleşik
Arap Emirlikleri Konseyi Üyesi ve Şarja
Emiri
(Türkçesi: Yusuf ERADAM)
|
|
ULUSLARARASI
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE
MERKEZİ (TEB)
ŞUBAT 2007
BÜLTENİ
Uzun süren bir hosting-tasarım sorunundan
sonra www.teb-bir.org
sitemiz yeniden yayında Değerli Üyelerimiz.
Hâlâ birkaç ufak tefek eksiklik-aksaklık
söz konusu, ama gerçekten çok fazla sayfa,
yazı olduğu için düzenlemesi de oldukça
zaman alıyor. Hatta kontrolü dahi günler sürmekte.
Bundan böyle, sitemizin ayda bir güncelleneceğini de
bu vesileyle duyurmuş olayım.
Diğer taraftan, sitemizde
üyemiz tüm tiyatro eleştirmenleri hakkında ayrıntılı
bilgileri; eleştirilerini, makalelerini, incelemelerini
kapsadığını; kitaplarının tanıtımlarının yapıldığını; aylık
bültenlerimizin, TEB Ödüllerinin ve
yitirdiğimiz eleştirmenler ile ilgili tanıtım yazılarının da
yer aldığını söyleyelim. Sevgili Zeynep Oral, hele bir
“ya Allah” deyip bilgisayarının başına oturursa
tarihçemizin de hem üyelerimizin, hem de tiyatro
sanatçılarımızın, ilgililerin bilgisine sunulmuş
olacağını da ekleyelim. Haaa, bu arada Zeynep Oral adını
anınca Zeynep Oral’a geçmiş olsun dileklerimizi
bir de bültenimiz yoluyla ulaştırmış olalım. Geçtiğimiz
günlerde belindeki “disk kayması”, Değerli
Dostumuzu hayli üzdü, üzüntülü
günler geçirmesine neden oldu. Hep birlikte Oral’a
sağlıklı günler dileyelim.
Geçen ay yönetim
kurulu olarak, oyunların afiş, ilan ve broşürlerinde
metni dilimize kazandıran çevirmeninin adının yer
almaması konusunu görüştüğümüz;
çevirmenin, eserin yazarının adının hemen altında
mutlaka anılması gerektiği konusunda görüş birliğine
vardığımız malûmunuzdur. Uluslararası Çevirmenler
Federasyonu (FIT) Türkiye Temsilcisi Çeviri
Derneği ile Birliğimiz, bu doğrultuda “Çevirmenin
adı yok!” başlığı altında bir bildiri yayınladık. Evet…
Çevirmenin de adı yok dedik. Oysa çevirmen de
yaşamın bir yarısı, uygarlığın bir parçasıydı. Varlığı,
her alanda zorunlu bir güçtü çevirmen.
Babil Kulesi’ni kurtaracak güçtü.
Bildirimizde, günümüz Türkiye’sinde
kimi tiyatro topluluklarının afişlerinde, duyurularında, oyun
broşürlerinde; kimi yayınevlerinin de kitap kapaklarında,
kitap tanıtımlarında ve internet sitelerinde çevirmen
adının belirtilmediklerini vurguladık. Çeviri Derneği
ve Birliğimiz tarafından hazırlanan bildiri metnine OYÇED
(Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) de katıldı.
Diğer taraftan, aramıza
yeni katılan üyelerimizden Zeynep Aksoy’un
Birliğimize muhatap, 6 Ocak 2007 tarihli elektronik posta
iletisi, yönetim kurulumuzun toplantısında incelendi,
davranış biçimi tüzüğümüzün
25. maddesine uygun görülerek Onur Kurulumuza sevk
edildi. Onur Kurulu, anılan elektronik posta iletisinin bazı
üyelerimize ve meslek erbabımıza yönelik bölümlerini
inceledi ve ileti konusu eleştiri yazısının, eleştirmenin
görüşlerine katılınmasa dahi, her eleştirmenin kendi
değerlendirmesini yapmakta özgür olması gerektiğine;
Zeynep Aksoy’un Birliğimiz üyelerine gösterdiği
tepkinin ve bu tepki sonucu ifade edilen sözlerin bir
yanlış anlamaya dayandığına ve aşırı heyecansal olduğuna; bu
nedenle, Zeynep Aksoy hakkında, Birliğimiz üyeliğini tartışma
konusu yapacak herhangi aleyhte bir işlemin yapılmasına
gerek bulunmadığına; ancak, tiyatro sanatına saygılı olmaya,
meslektaşlarına karşı saygılı bir dil kullanmaya davet
olunmasına; kimi tiyatro sanatçılarının, eleştirmenlere
karşı bayrak açmış olduğu şu günlerde,
eleştirmenlerin kendi aralarında çatışmaya girmesini
gereksizliği konusunda dikkatinin çekilmesine karar
verildi. İlgili karar, yönetim kurulumuzca üyemize
iletildi. Gerekçeli karar kendisine iletilirken, Sayın
Füsun Akatlı'nın istifasının şu anda tiyatroyla doğrudan
ilgisi kalmadığı gerekçesinden kaynaklandığını, Sayın
Seçkin Selvi’nin Birliğimize muhatap yazısınınsa,
herhangi bir kişiyi hedef almak yerine, benzer bütün
kuruluşlar için koşul olduğuna inandığı Balotaj Kurulu
ilkesine gönderme amacını taşıdığı bildirildi. Zeynep
Aksoy’un sanatçılara, kişilere yaklaşımında ve
eleştirilerinde en azından saygı sınırları içinde
kalacağına inanıyor, Yönetim Kurulu olarak bu tür
olaylarla bir daha karşılaşmamayı diliyoruz.
Değerli Üyelerimiz.
Aylık haberlerimizin
önemlileri arasında, Ayşegül Yüksel Hocamızın
emekliliği yer almakta. Ayşegül Yüksel ve de Ayşegül
Yükseller emekli olur mu? Yasal olarak olur da, kenarda
durmazlar elbette, durmayacaklar. Ayşegül Yüksel’e
sağlıklı günler ve nice üretimler diliyor, iyilik
dileklerimizi sunuyoruz.
Bu arada, Ankara
Temsilciliğimiz, Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın
Sayın Metin And için bir kitap hazırlığı içinde
olduğunu tarafımıza duyurdu, biz de bu muştulu haberi hemen
buracıkta sizlerle paylaşıyoruz. Bir de, Sevda Şener Hocamızın
yeni bir kitabının yayına hazırlandığını öğrendik ve
keyiflendik. Sevda Şener Hocamıza “hayırlı olsun”
dileklerimizi iletiyoruz. Gene Ankara Temsilcimiz Selda
Öndül’den aldığımız bilgiye göre, Beliz
Güçbilmez’in “Zaman / Zemin / Zuhur –
Gerçekçi Türk Tiyatrosunda Minyatür
Kurgusu” başlıklı kitabı Deniz Kitabevi / Ankara
tarafından yakında tiyatroseverlere sunulacak. Duyuruyoruz.
Geçen ayki
bültenimiz ekinde bilgilerinize sunulan, Birliğimizin “İl
/ Bölge Temsilciliği ve Temsilciler Kurulu Yönetmeliği”
konusunda olumlu ya da olumsuz görüşleriniz
gelmemesi karşısında, anılan yönetmeliğin taraflarınızdan
da onaylandığı anlamını çıkarıyoruz.
Sağlıcakla kalınız efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan
Sevgilerimle
Üstün
Akmen
|
|
ÜYELERİMİZDEN 2007
YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE
BİRLİĞİMİZİN TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ
580037 SAYILI HESABINA YATIRMALARINI BİR KEZ DAHA VE ÖNEMLE
RİCA EDİYORUZ.
|
|
|
ULUSLARARASI
ÇEVİRMENLER FEDERASYONU (FİT) TÜRKİYE
TEMSİLCİSİ ÇEVİRİ DERNEĞİ, OYUN YAZARLARI VE
ÇEVİRMENLERİ DERNEĞİ (OYÇED) ile
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT)
TÜRKİYE MERKEZİ TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (TEB)
ORTAK BASIN BİLDİRİSİ
ÇEVİRMENİN
ADI YOK!
Evet, çevirmenin
de adı yok! Oysa o da yaşamın bir yarısı, uygarlığın bir
yarısı. Varlığı her alanda zorunlu bir güç. Babil
Kulesi’ni kurtaracak güç.
Ayrıca diller ve
uygarlıklar arası bir iletişim köprüsü.
Çevirmenler olmasaydı kim okuyabilirdi Homeros’u,
Aristoteles’i, Sofokles’i, Molière’i,
Shakespeare’i?
Gerçekten de,
Renan’ın dediği gibi, “Çevrilmemiş bir
yapıt tam yayınlanmış sayılmaz”.
Uluslararası
Çevirmenler Federasyonu’nun (FİT) Dubrovnik /
Oslo bildirgesinde belirtildiği gibi “çevirmen
yazarın sahip olduğu bütün etik ve maddi haklardan
yararlanır” (Bölüm II / m:16).
Dolayısıyla, “ikinci bir yazar” olan
çevirmen (Bölüm I / m:11) yazarın yayın ve
telif haklarının tümüne sahiptir.
Oysa bugün
Türkiye’de kimi tiyatro topluluklarının
afişlerinde, duyurularında, oyun broşürlerinde; kimi
yayınevlerinin de kitap kapaklarında, kitap tanıtımlarında ve
internet sitelerinde çevirmen adının belirtmediği
görülmektedir.
ÇEVİRİ DERNEĞİ, OYUN YAZARLARI ve
ÇEVİRMENLERİ DERNEĞİ (OYÇED) ile
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (TEB) olarak, bu
uygulamaları şiddetle kınıyor ve tüm çeviri
yapıtlarda çevirmenin adının, “ikinci bir yazar”
olarak, gerek etik yükümlülükler, gerekse
uluslararası ilkeler gereği yazarın adıyla birlikte
belirtilmesi gerektiğini kamuoyuna, basına ve ilgili
kuruluşlara duyuruyoruz.
|
|
|