|
(Bol) sevabıyla, (az) günahıyla Festival... Robert Schild
Geride bıraktığımız 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali ile bu yıl kentimizin ev sahipliğini yaptığı 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları, bugüne dek izlediğimiz en zengin ve nitelikli program dağarcığını içeriyordu – bu bağlamda, her şeyden önce teşekkürler, Sayın Dikmen Gürün, değerli İKSV organizatörleri ve festival/gösteri sponsorları – ve, tabii ki etkinlikleriyle bize bu güzel günleri yaşatmış olan sevgili sahne sanatçıları...
“Her şeyden” vardı bu yıl – 3 Antik Yunan oyunu; 3 Shakespeare yapıtı; 4 Beckett yorumu; büyük ozan Lorca ile ilgili 2 gösteri, bir radyo oyunu ve bir sergi; Teodoros Terzopoulos, Peter Brook ve Tadashi Suzuki gibi dünya çapındaki ustaların oyunları ile tiyatroculara yönelik atölyeler; 1960’dan bu yana başrolünü üstlendiği aynı oyunla karşımıza çıkan Ferrucio Soleri’nin o dinmeyen enerjisi; ödenekli/ödeneksiz sahneler ve özellikle deneysel Türk tiyatro emekçilerinin bol sayıdaki gösterileri; altı dans tiyatrosu ve planladığı 12 gösteriyi 16’ya çıkarmak durumunda kalan ünlü binicilik tiyatrosu Zingaro’nun 2006 yılı için hazırladığı yeni “Battuta” projesinin dünya ilkgösterimi – gerçekten herkese ve her keseye göre bir şenlikti bu!
Festival programını ilk gördüğümde, bazı ilginç simetriler gözüme çarpmıştı; oyunları izlerken bunlar kısmen doğrulandı, bu arada bir takım asimetriler de oluştu – kimileri hoşumuza giden, birkaçı ise “olmasa daha iyi olurdu” dedirten...
Gerek açılış, gerekse kapanış gösterilerinin birer Antik Yunan tragedyası olması çok güzel bir düşünceydi. Kaldı ki, Teodoros Terzopoulos ve Şahika Tekand’ın sahnelediği bu iki ilginç performans, kendi aralarında başlı başına bir simetri daha oluşturuyordu: Kanımca her ikisinde de tiyatro sanatının sadece birer öğesi ön plana alınmıştı – “Persler”de beden ve “Euridike”de ışık. Ne var ki, ilkinde olağanüstü bir uyum sağlayan koronun geometrik devinimleri, diğerinde ise tüm oyuncuların ışık tarafından “yönetilmeleri” karşısında söz öğesinin oldukça kısa kalması (= söylenenlerin çok zor anlaşılması), her tiyatrosever tarafınca aynı derecede benimsenebilir mi? Festival izleyicilerinin tümü Aiskhilos ve Sofokles’i bilirler mi? Festival Yönetimi oyun seçiminde acaba çok “elitist” mi davranıyor? Halka yönelik sadece birer kez açılan salonlar dolacaktı, kuşkusuz – ancak bu oyunları alkışlayanların tümü, özellikle tiyatroyu benimsemesi istenen kitleler, bu gösterilerden tam anlamıyla memnun ayrıldılar dı mı? Eleştirmen gözüyle bakılacak olursa, her iki oyun beni derinden etkiledi – hele “Persler”de bazı oyuncuların başlarını iki ellerinin arasına almaları, bana Edvard Munch’un o ürpertici “Çığlık” tablosunu anımsattı (oyundaki çığlık – “Euridike’nin Çığlığı” – bir simetri daha mı?); öte yandan gönül isterdi ki, bu oyunlardan çıkan (tiyatrocu olmayan) izleyicilere bazı sorular yöneltilip, çok daha geleneksel biçimde sahnelenmiş “Medea”yı görmüş olanların yorumlarıyla karşılaştırılabilseydi...
Neredeyse dört hafta süren bu şenliğin ilk ve son haftalarında yer alan üç Shakespeare yorumu, diğer güzel bir simetri oluşturdu – başlarken Oyun Atölyesi’nden “Atinalı Timon”, sonlara doğru ise Semaver Kumpanya’nın “Fırtına” uyarlaması ile Litvanya Mena Fortas Tiyatrosu’ndan “Othello”; öte yandan programın Jean Favre ve Tadashi Suzuki gibi iki usta tarafından çerçevelenmesinin yanında, festivalin ortalarında Peter Brook ile Giorgio Strehler’in oyunlarının yer alması, zirveyi oluşturuyordu! Ne var ki Brook’un “Büyük Engizisyoncu”su, üstadın bir Dostoyevski uyarlamasından çok şey bekleyenleri düş kırıklığına uğrattı – ve burada eleştiriler, bu kez de söz öğesinin gerektiğinden fazla ortaya çıkması ile ilgiliydi!
Bana kalırsa festivalin asıl zirvesi, artık aramızda olmayan efsanevi Giorgio Strehler’in sahneye koyduğu “Arlecchino – İki Efendinin Uşağı”, tüm gösterilerin yıldızı ise başroldeki Ferruccio Soleri’ydi. Arlecchino rolünde 46 yıldır sahnelerden inmemiş Soleri için bir New York Times eleştirmeni, “75 yaşında olmasına karşın, sergilediği ileri derecedeki akrobatik performansıyla, tüm meslekdaşlarına ilham verecek çevikliktedir” diyor... Giorgio Strehler ise kendisine “Bir türlü anlıyamıyorum, Ferruccio,” diye takılmıştı bir kez, “Sen yaşlanıyorsun, ancak Arlecchinon gittikçe gençleşiyor – bu nasıl olabilir?!?” Gerçekten de, varlıklı tüccar Pantolone ve çok bilmiş şişman Dottore bir yana, oyundaki genç aşıklar (innamorati), diğer uşaklar (zanni) ve çalgıcılar/ezgiciler (cantarini) gibi Commedia dell’arte türünün geleneksel tiplemelerin en çok koşturanı, izleyicileri en çok güldüreni Ferruccio “Arlecchino” Soleri’ydi – Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde -kuşkusuz- en az bizler kadar terlerken..!
Sırası gelmişken, iki nahoş asimetri: Aya İrini’deki “Persler”de soğuktan titrediğimiz kadarıyla (yaz aylarında bile serin olan bu mekân için Mayıs ortası biraz erken değil miydi acaba?), aniden bastıran sıcaklara hazırlıksız olan diğer salonlarda sıcaktan bunaldık... Festivalin en çok gösterisine ev sahipliği yapan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde havalandırma niye çalışmaz – AKM Büyük Salonu’ndaki ise çalışsa da, niye o denli zayıftır (ancek 15-20 kişi olarak izlediğimiz genel provalar dışında etkisini hissetirmedi); öte yandan küçük bir şişe su, MES’de niye 1 YTL, AKM’de ise 2 YTL’dır? Kediler de “iki”lendi bu festivalde – ilki ödülleri çok sevmişti ve Aya İrini’de bitmek bilmeyen töreni izleyenleri biraz da olsa neşelendirdi – diğerine ise “LorCat” adını takmak isterim; yirmiyi aşkın ses ve sahne sanatçısının üç saate yakın bir süre boyunca F.G.Lorca’ya adadıkları yapıt dağarcığına kendi ısrarlı miyavlamasıyla özel bir renk kattı..!
Festivalin en sevindirici yanı, genç izleyicilerin ezici bir çoğunlukta olmalarıydı, kuşkusuz... Bu olgu ve çoğu gösterilerin dolu olması şunu gösteriyor ki, tiyatroya ilgi duyuluyor ve Festival Yönetimi’nin bilet fiyatı politikası doğruydu. Umudumuz, bu gençlerin önümüzdeki sezonda da sürekli tiyatro müdavimleri olmalarıdır... Tiyatro Tiyatro, Temmuz 2006
|
|
|