TİYATRO DÜNYASINDAN...................................Dikmen Gürün

BİR FESTİVALDEN NOTLAR


Bir Tiyatro Festivali daha bitti. Bu akşam, Studio Oyuncuları’nın sunacağı, Şahika Tekand’ın başta “Antigone” olmak üzere Sofokles’in metinlerinden esinlenerek yazıp yönettiği “Euridike’nin Çığlığı” ile Festival, iki yıl sonra seyircisiyle yeniden buluşmak üzere perdelerini kapatıyor. Tabii ki perde gerisinde çalışmalar sürecek. 2008’in hazırlıkları yapılmaya başlayacak. Başladı bile...

Festival-Olimpiyatlar
Sahne üstüne değil, sahne gerisine göz atmak istiyorum bu kısa değerlendirmede. 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali,   4. Tiyatro Olimpiyatları  ve Fransız Baharı birlikte gerçekleştirildi. Bu nedenle de program geçmiş yıllara oranla daha yoğundu. Genelde , bizleri memnun eden doluluk oranları yakalandı. Türkiye dahil 10 ülkeden 35 oyun ve 79 gösteri 14 mekana yayıldı. Seyircinin çoğunluğunu gençlerin oluşturması oyunları izlemek üzere festivalin farklı dönemlerinde İstanbul’a gelen yabancı konukların olduğu kadar, tiyatro topluluklarının da dikkatini çekti. Belçika, Litvanya ve İsveç, Tiyatro Festivali’ne ilk kez katılan ülkelerdi. Yine Tiyatro Olimpiyatları ve Fransız Baharı kapsamında İKSV’nin özel etkinliği olarak İstanbul’a gelen Zingaro Tiyatrosu son oyunu “Battuta”nın dünya prömiyerini burada yaptı. Seyirci sevdi “Battuta”yı. Talep üzerine, gösteri sayısı 12’den 16’ya çıkartıldı ve 25 Mayıs’ta, o çok güzel atlar geldikleri gibi uçakla döndüler Fransa’ya. Zingaro çadırlarının kurulması iki hafta sürmüştü, sökülmesi on günde tamamlandı. Topluluk, Festival ekiplerimizin gece - gündüz demeden aralıksız çalışmaları sayesinde sorunsuz geldiği gibi sorunsuz döndü ülkesine.
 
Deneyimler
Atölye çalışmalarının tümü çok büyük ilgi gördü. Toplulukların çoğu rüzgar gibi geldi-geçti hayatımızdan.  Peter Brook, daha doğrusu ekibi, ‘kök söktürmek’  deyiminin en somut örneklerinden birini sergilediler ama, işin teselli veren yanı bu hususta namlarının yaygın olduğu ve bu ünlerinden kendilerinin de haberdar olmasıydı. İşin içinde Peter Brook gibi bir büyük sanatçı olunca ve o sökülen köklerin üzerinden biraz zaman geçince “neden yine gelmesinler?” sorusunu da soruyor insan ister istemez. Hele bir de ilk şoku atlatıp, ilimlerini alınca... Rivayet o ki, Shakespeare’in “Fırtına”sını yeniden yorumlamayı düşünüyormuş Brook, 2007/2008 sezonunda.

Japon konuklar saygı ve disiplin kavramlarının bence en güzel örneklerini verdiler yine. Yönetmen Tadashi Suzuki sahne kurulurken beyaz eldivenler ve beyaz Japon terlikleriyle dolaşıyordu sahnede. Ona sorulmadan hiçbir şey yapılmıyordu. Sanatçıların ve teknik ekibin dışında hiç kimse sahneye çıkmaya izinli değildi. Sanki kutsal bir alandı sahne. Söz konusu, tiyatro sanatına gösterilen saygıydı bence. Bu arada, Tadashi Suzuki, Cambridge University Press tarafından yayınlanan “Yönetmenler ve Tiyatroya Bakışları” adlı seride yer alan tiyatro ustalarından biri. Sırası gelmişken belirtmekte yarar var;  “Persler”in yönetmeni Theodoros Terzopoulos üstüne de “Theodoros Terzopoulos’un Tiyatrosu” adlı bir kitap da önemli bir yayınevi olan  Theater Der Zeit tarafından yayınlandı. Shizuoka Valisi Ishigawa ve ona eşlik eden 24 kişilik bir ekip Tadashi Suzuki’nin “İvanov”unu İstanbul’da izledi. Vali İshigawa, Shizuoka Gösteri Sanatları Merkezi’ni Tadashi Suzuki’nin istekleri doğrultusunda inşa eden ve kente aynı çizgide mükemmel kültür merkezleri kazandıran bir kültür ve sanat adamı. Eğer, İstanbul’un yerel yöneticileri veya temsilcileri onun incelik göstererek verdiği davete katılsalardı her halde yaptığı çalışmalar bağlamında pek çok şey öğrenirlerdi kendisinden... Söz donanımlı tiyatro salonlarından açılmışken, İstanbul gibi bir kentte en azından tüm ödenekli tiyatroların salonlarında soğutucu sistemlerinin bulunmasını istemek acaba çok mu büyük bir rüya? Mayıs sonunda birden bastıran sıcaklar , hele bir de salonlar doluysa seyircilerin olduğu kadar oyuncuların da adeta üstüne çöküyor. Oyunların tümü AKM Büyük Salonda oynayamaz ki... Büyük bir özveri ve koşuşturmayla her anlamda olabildiğince sorunsuz gerçekleştirilen bir Festival garip bir sıcak hava dalgasıyla veya da bir tiyatroda en akla gelmedik boşlukları kendine mekan edinmiş bir kedinin miyavlamalarıya karşılaştığında ne yapmalıdır? Böyle basit soruların yanıtlarını aramak 2008 ve de 2010 yıllarının da ötesine geçerek sürebilecektir kuşkusuz eğer sanata bakış değişmez ve sorumlu kişiler tiyatro binaları sorunu üstüne ciddiyetle eğilmezlerse.
 
Cumhuriyet 6 Haziran 2006
 
ana sayfa