Ortaoyuncular’ın 27. yılında ‘Fername’ var.

 

FERHANCA ŞİKAYETNAME

 

 Ferhan Şensoy’un son oyunu ‘Fername’ bugünden şikayet edilirken oluşan hüznün, geçmişe ilişkin ‘ışıklı’ anılarla delinmesiyle neşeli kılınıyor.

Ayşegül Yüksel

 

1984 Nisan’ında –tam 23 yıl önce- Ortaoyuncular’dan, ‘orta halli’ bir daktiloyla yazılmış -‘matbu’- bir mektup almıştım. Topluluk, ‘Şahları de Vururlar’ başlıklı çalışmalarını Ankara’ya ilk kez getirdiklerini, mektubun ilişiğindeki ‘davetiye’yi kullanarak oyuna herhangi bir gece gelebileceğimi bildiriyordu. (Söz konusu mektubu zarfıyla birlikte ‘Şahları da Vururlar’ kitabının arasına koyup saklamışım.) Topluluğun son yapımı ‘Fername’nin dekoru, işte tıpkı bu tür, hafif sararmış eski mektuplar taşıyan, adresi elle yazılmış ve postacı eliyle ‘tevzi edilmiş’, sahneye de dev boyutlara getirilerek yerleştirilmiş zarflardan oluşuyor. Ferhan Şensoy –‘Ferhangi Şeyler’ ve ‘Felek Bir Gün Salakken’in ardından gelen- bu üçüncü tek kişilik gösterisinde, bilgisayar teknolojisinin neredeyse mezara soktuğu -gecikmeli ve aksamalı olsa da insan sıcaklığı taşıyan- ‘geçmiş’in PTT damgalı ‘iletişim biçim’lerine olan özlemini dile getiriyor.

 

23 yıl önce yazılmış olan mektupta, ‘Şahları da Vururlar’ı izleyen İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu’nun oyuna ilişkin ‘övgü’lerine ve ‘islami tür örtünme biçimi olarak’ nitelediği ‘çarşaf’ın güldürü konusu yapılmasına ilişkin ‘olumsuz eleştiri’sine de yer verilmiş. Ayrıca belirtildiğine göre, Ortaoyuncular Başkonsolos’u ziyaret ederek oyunlarına gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür etmişler, ‘olumsuz eleştiri’sine de şöyle yanıt vermişler: ‘...biz bir İslam cumhuriyeti değiliz, Atatürk devrimleri geçirmiş laik bir ülkeyiz, 20. yüzyılın sonunda Türk kadınının kara çarşafa bürünmesi tasvip etmemiz mümkün olmayan özelliklerden biridir.’ 21. yüzyılın ilk on yılı içindeki durumumuz açısından düşündürücü bir saptama bu. İleri mi, geri mi gitmişiz 1984’te durduğumuz noktadan? Yanıtı ‘ışıklı mektup’ olarak da anlamlandırabileceğiniz ‘Fername’de arayabilirsiniz. ‘Fername’, aynı zamanda bir ‘şikayetname’. Toplumdaki, siyasetteki, yaşama biçimimizdeki keyif bozucu ‘gidişat’, Ferhanca ‘melankoli’nin temel nedenlerinden...

 

Güldürünün koyu rengi

 

Elimdeki sararmış mektup barış çağrısıyla sürüyor: ‘Gönlümüz istiyor ki, İran-Irak Savaşı artık son bulsun.’ Bu tümceyi yıllar sonra yeniden okurken ürperiyorum. Ortaoyuncular’ın ilk oyunları ‘Şahları da Vururlar’ ile son oyunları ‘Fername’ arasında, cehenneme döndürülmüş –yanıbaşımızdaki- bir coğrafyada yaşanmış/yaşanmakta olan neredeyse 30 yıllık bir insanlık dramı var. Oysa Ortaoyuncular’ın eski mektubunda nasıl da iyimser bir yaklaşım sergilenmiş: ‘İstanbul’dan sizlere, umut, sevinç ve saygılar getirdik,’ diyorlar. ‘Fername’de ise ‘umut’tan eser yok. Bunca yıl toplumca birlikte yürümüşüz bu yolları. Şensoy’un ‘şikayetname’sinin altına rahatça imza atabiliriz.

 

Atarız da, konumuz ‘şikayet’ ise, neresi komedi ‘Fername’nin? Şensoy’un ‘güldürü’yü ‘koyu renge’ya boyama hünerinde. Seyirlik geleneğimizin ustalık simgesi olagelmiş ‘kavuk’un sahiplerinden biri olsa da, Şensoy’un yazarlığında-oyunculuğunda ağır basan ‘Batılı’ bir yan var. Bir yandan geleneksel giysiler içinde, elinde ‘tef’, ‘Haldun Tanerce’ bir ‘kabare tiyatrosu’ gösterisine ‘müşteri’ toplarken (söz gelimi, ‘Sahibinden Satılık Ortaoyunu’), bir yandan da, yazar-oyuncu olarak ‘Ferhanca duruş’una Batı kültürünün ‘insanoğlu’ simgesi ‘palyaço’nun neşe-hüzün karışımı duyarlılığını da sindirmiş (söz gelimi, ‘Beni Ben mi Delirttim?’ her iki yaklaşımın da karışımı). ‘Dil’i ‘keskince’ ve/ya da ‘esnekçe’ kullanarak oluşturduğu ‘söz güldürüsü’nü bu ‘duruş’ içinde, ‘taşlama’dan başlayıp ‘kara alay’a ulaşan bir çizgide kotarmış.

 

Son oyunlarda (‘Aşkımızın Son Durağı’, ‘Kiralık Oyun’, ‘Fername’) Ferhanca güldürünün ‘neşe’si kaçmış görünüyor. Uzun yıllardır yazar-yönetmen-oyuncu olarak aşırı dozlarda üretmenin getirdiği bir bunalmışlık mı, yoksa sahnede yansıtılan –toplumda da gerçekten yaşanan- çarpıklıkların, bu çarpıklıklara ‘gülerek/alay ederek bakabilme’mize olanak tanıyan ‘sınır’ı ‘çoktan aşmış’ olması mı? Sanırım, her iki neden de geçerli.

 

‘Işıklı’ anılar

 

‘Fername’nin içerdiği ‘koyu renge boyanmış güldürü’yü yer yer ‘ışıklı’ kılmada, Şensoy’un kendi yaşamından seçerek bizimle paylaştığı anıların payı büyük. Çarşamba’daki çocukluğu ve ‘sinemalı’ günleri, belediye başkanı babası, İstanbul’daki Sinematek izleyiciliği, beyaz perdedeki oyunculukları... Şensoy’un ‘sahne için yazılmış olmayan’ kitaplarını okuyanların tadına daha da çok varacağı bu tür anıştırmalar, AKP’li, Deniz Baykal’lı, MMM Migros alışverişli, e-postalı, cep telefonlu durumumuzun acınası gülünçlüğünden dem vurulmadığı anlarda, yaşamın daha yaşanır olduğu geçmişin (belki de gençliğin) bir daha geri gelmeyecek tatlarına götürüyor bizi. ‘Fername’nin –sevgi ve özlem yüklü- ‘arı gülmece’ noktalarına bu tür anların anlatımıyla ulaşılıyor.

 

‘Fername’yi, ‘Ferhangi Şeyler’in sunduğunun ötesinde tatlar da alarak izleğimi söylemeliyim. Siz de kaçırmayın.

 

 

                                                                    (Cumhuriyet, 3 Nisan 2007)