Oyun Atölyesi Shakespeare’den iki oyun sahneliyor.

 

SEVGİDEN YOKSUNLUĞA SÖVGÜ

 Oyun Atölyesi’nin ‘Atinalı Timon’ ve ‘Hırçın Kız’ yapımları Shakespeare tiyatrosunu ‘yenilikçi’ yaklaşımlarla yorumlamayı amaçlayan çalışmalar. Artıları kadar eksileri de var...

Ayşegül Yüksel

 

 

‘Oyun Atölyesi’nin, Shakespeare’i ‘farklı’ bir sahne diliyle yorumlama çalışmaları sürüyor. Alkışlanacak bir tiyatroculuk yaklaşımı. Topluluğa katılan genç ve yetenekli sanatçıların ‘yenilikçi’ tutumlarına ve bedenlerinin esnekliğine güvenerek deneysel uygulamalar yapan Kemal Aydoğan’ın bu tür ilk reji çalışması ‘Othello’dan sonra ‘Atinalı Timon’ ve ‘Hırçın Kız’ı izledim.

 

Savurganlığın dramı

 

Shakespeare’in geç dönem oyunlarından ‘Atinalı Timon’, ‘trajedi’ olarak sınıflandırılmasına karşın, ‘parasal kazanç’ ve ‘iş dünyası’na ilişkin bir izlek üstüne kurulduğundan, ‘komedi’ alanına daha yakındır. Ancak, gereksiz düzeyde ‘eli açık’ olmanın ve ‘dostluğa kayıtsız şartsız inanma’nın bedelini ağır biçimde ödeyen bir başkişinin ‘telef oluşu’nu dile getirdiği için de ‘komedi’den alabildiğine uzaktır. Timon, biraz ‘Venedik Taciri’ komedisinin ünlü ‘tefecisi’ Shylock’un tam tersi, biraz ‘trajik’ yazgısını kendi elleriyle yazan Lear, biraz da ‘Beğendiğiniz Gibi’ komedisinde, insanların kirli dünyasından Arden Ormanı’na kaçıp ‘doğanın iyileştiriciliği’ne sığınan Jacques’tır. Ne yeterince trajik ne de yeterince komiktir... Haluk Bilginer’in, Timon karakterini ‘Şekspiryen’ yapma yolundaki yorumu, bu üç oyun kişisinden gelen elektriği de –bilinçli ya da sezgisel olarak- kullanmış olduğunu gösteriyor.

 

Timon’un aşırılıklarını acımasızca eleştiren, ‘huysuz filozof’ Apemantus’ta yalın ama Shakeapeare’in dilini kararınca gürüldetebilen yorumuyla oyunun ikinci ‘Şekspiryen oyuncusu da Tülay Bursa. Bilginer’le başarılı bir ikili oluşturuyorlar. Apemantus’un oklarının hedefi olan ‘dalkavuk’ takımı ise ‘tipleme’ yoluyla yaratılmış ‘ibret oyunu’ kahramanlarına benzer. Yönetmen Aydoğan, bu ‘tip’lerin egemen olduğu sahneleri çoğunlukla çağdaş anlamlar çağrıştıran ‘görsel’ buluşlarla donatmış. Bunun iki amacı olmalı: Shakespeare’in iş dünyasına olan ‘güvensiz’ bakışını günümüz Türkiyesi’nde ‘para’nın gücüyle oluşan ‘çirkinlikler’e’ taşımak; ayrıca, ibret oyunlarını anımsatan ‘yinelemeler’le dolu sahneleri renklendirmek. Bir oranda –söz gelimi şair (Barış Yıldız) ile ressamın (Öner Erkan) oluşturduğu sahnelerde- başarılı olan, ancak kullanılan ‘türlü-çeşitli’ malzemenin, ‘kalıcı’ bir biçem oluşturamayacak düzeyde çeşitlendirilerek üst üste yığıldığı bu yaklaşım, zaman zaman –tıpkı Timon’un vericiliğinin ‘erotik’ hizmetler karşılığı olduğu sanısını uyandıran sahne gibi- oyuna yanlış anlamlar da yükleyebiliyor.

 

Oyunu asıl zora koşan ise dekor tasarımı. Timon’un zenginliğinin metaforu olarak kullanılan ve şölen sahnelerinde işlevsellik taşıyan, ‘yemek masası’ görünümündeki hantal platform, oyunculara bol bol jimnastik yaptırmakla kalmıyor, hareket ettirilmesi zor olduğundan oyunun tartımını da bozuyor; oyunun son bölümünde de Timon’un sığındığı doğa ortamını hiç yansıtamıyor. Tulga Çebi’nin müzik düzenlemesi ise yapımın artıları arasında.

 

Huysuz kıza maço tavır

 

‘Hırçın Kız’, kadın-erkek eşitliğini öngören bir toplumsal düzene inananların sevemeyeceği bir oyundur. Shakespeare’in bu –erken dönem- komedisinde, 16. yüzyıl İngiltere’sinin erkek-egemen dünyasına sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşım yansır. Kadın karakterlerini çoğunlukla hümanizmanın süzgecinden geçiren Shakespeare, ‘Hırçın Kız’da, Katherina’nın huysuzluğunu, babasının onu sevmeyişiyle açıklayıvermekle yetinmiştir. Katherina, kocası Petruchio tarafından ‘ehlileştirilecek’tir.

 

Yönetmen Aydoğan oyunu bir ‘maçoluk parodisi’ olarak değerlendirerek doğru bir adım atmış. Bu yorum oyunu tutarlı bir biçimde sarıp sarmalayarak, hem çağımıza yakışır bir ileti oluşturuyor, hem de oyunun ‘komik’ dokusuyla uzlaşıyor. Bu kez de ‘komedi’ dozunun, fars kullanımı doğrultusunda aşırılaştırılmış olması sorun yaratıyor. Söz gelimi, Petruchio’da başarılı oyuncu Fırat Tanış’ın, ‘Gaffur’ tiplemesini anımsatan bir yoruma yöneltilmesi oyuna bir şey kazandırmıyor. Görsel düzeydeki sayısız cinsellik imlemeleri de oyunun iletisini zayıflatıyor. Sahneyi cinsel göstergeler yağmuruna tutmayı ‘cüretli çıkış’ sayanlardan değilim. ‘Eğlence’ ve ‘şaka’ kültürümüz, sıradanlaşmış cinsel imlemelerle doluyken hele.

 

Öte yandan, Katherina’nın (Aybanu Aykut), gereksinim duyduğu ‘sevgi’den yoksun bırakılmışlığın izlerini taşıyan ‘saplantılı’ bir kişilik olarak yorumlanması oyunun ‘komik’ eksenini kaydırıyor ve yoruma temel olan ‘parodi’ özelliğini de belirsizleştiriyor. Sonuç olarak da sanki her sahne farklı yaklaşımlarla yorumlanmış da, hepsi bir araya getirildiğinde ‘tavır’ ve ‘biçem’ birliğine varılamamış gibi bir izlenim uyanıyor.

 

Oyun genç kadro tarafından başarıyla ayakta tutuluyor. Benim favorilerim Gözde Başaran, İnan Ulaş Torun ve Köçek’te Onur Ünsal... Bengi Günay-Gamze Kuş ikilisinin dekoru da ‘Atinalı Timon’unkinden biraz daha işlevsel ve çok şirin.

 

Oyun Atölyesi’nin her iki oyununda da Shakespeare, güzel sözler yanında bol bol da ‘sövgü’ döktürmüş dizeler boyunca. İlk metnin tadı tuzu Orhan Burian’ın, ikinci metninki de Zeynep Avcı’nın Türkçe’siyle ortaya çıkıyor.

                                                              (Cumhuriyet, 6 Şubat 2007)