|
KOMEDİ: Çelişkilerin Yaşattığı Geçici Çılgınlık*
Ayşegül YükselKomedi
Dram sanatının iki ana türünden biri olan ‘komedi’, Aristoteles’in Poetika’da ‘trajedi’ için oluşturduğu ağırlıkta bir kuramsal temelden yoksun olsa da, tiyatro tarihi boyunca ikiz kardeşiyle eşit düzeyde ilgi görmüş, çeşitli bakış açılarından tartışılmış, onlarca kez tanımlanmıştır.
Felsefecilerin, tiyatro tarihçilerinin, oyun yazarlarının ‘komedi’ üstüne söyledikleri, geniş bir kuramsal çerçeve içinde yer alır. Bu çerçeve içinde, komediye ya da gülmeye neden gereksinme duyduğumuzdan tutun da, komedi izlerken yaşadığımız ruhsal ve bedensel değişime dek bir dolu tartışma yer alır. Komediye ilişkin belirlemeler arasında en çok bilinenler şöyle sıralanabilir: Komedi insanı ve toplumu ‘iyiye götürme’ yolunda yaman bir eğitim aracıdır; ‘yanlışlar’a -‘güldürme’ yoluyla- ayna tutulması, komedi izleyicisinin kendisine ‘uzak açı’dan bakabilmesini sağlayarak bir özeleştiri süreci başlatır; trajedi izlerken kahramanın güçlü kişiliği ve dehşet verici yaşantısı karşısında ezilen ve kendini ‘küçük’ hisseden seyirci, sahnede gülünçleştirilen komik başkişiyi eleştirel bir gözle izlerken, tadına doyum olmaz bir ‘büyüklük’ duygusu yaşar; komedi, insanoğlunun ‘mutlu son’lara duyduğu özlemi gidermekle kalmaz, insan varlığının vazgeçilmez bir öğesi olan ‘oyun oynama’ dürtüsünü de doyuma ulaştırır; seyirci, yazarın kurduğu ‘oyun’ içinde, yazar tarafından ‘oyuna getirilme’nin, bir başka deyişle, ‘şaşırtmaca’lar yoluyla ‘kandırılma’nın keyfini yaşamaktadır.
Komedi ve trajedi olgularına geniş açıdan baktığımızda bu iki türün insanın varoluş serüveni içinde birbirini nasıl tamamladığını görürüz. Komedi yaşama, trajedi ölüme yönelir. Önce tanrıça Hera tarafından titanlara hunharca parçalatılarak ölüme yollanan, sonra da babası Zeus’un baldırından bir kez daha dünyaya gelerek sonsuz yaşamı kucaklayan Diyonizos, hem trajedinin hem de komedinin tanrısıdır. Ölümde acı çekme, hüzün ve sonsuz bir yitirmişlik duygusu vardır. Komedide ise yaşama sevinci, kahkaha ve sonsuz mutluluk duygusu... Şarap ve çiftçiler tanrısı Diyonisoz her güz mevsiminde ölüme giden, ama baharda yeniden doğan doğayı simgeler. Doğa kendini durmadan yeniler, durmadan üretir. Komedide de bu yüzden çoğunlukla aşk izleği yer alır. Sevişenlerin ‘mutlu son’u evlenmektir: Oyun ötesinde çocukları olacaktır mutlaka, sonra çocuklarının da çocukları... Ölümü böylece yok edecek, yaşamı böylece sonsuz kılacak insanlar...
Trajedi insanı, özgür seçimleriyle biçimlendirdiği ‘yazgı’sını izleyerek, ölüme doğru yaptığı yolculuk süreci içinde tartışır. Trajedi yazarlığı ‘deha’ gerektirir. (Bu nedenle, büyük trajedi yazarlarının sayısı sınırlıdır.) Komedi ise insan yaşamının ‘rastlantı’larla bezenmiş, renkli ve değişken görüntülerini getirir sahneye. Komedi yazarlığı ‘zeka’ gerektirir. (Şanslıyız, yeryüzünde yeterince ‘zeki’ oyun yazarı yetişmiştir.)
Komedi çelişkileri yansıtma sanatıdır. Kendini –topluma sunduğu ‘görüntü’ (kişilik) ile hiç uyuşmayan bir durumda bulan herkes (söz gelimi, konser sırasında ayaklarının altında dolaşan fareyi farkedince, çığlık atarak taburesine tırmanan ünlü piyanist ya da tören kıtasını selamlarken ayağı takılıp düşen azametli general) ‘fars’ın kurbanı olmuştur.
Çelişkili durumlar nedeniyle ortaya çıkan komedi öğeleri özgül anları güldürücü kılmakla kalmaz, olay örgüsünün tümüne egemen olabilir. Sınıfa getirdiği dosyanın bir başka dersin notlarını içerdiğini fark etmeyen öğretmenin, sevgilisine kendisinin değil de karısının cep telefonunu verdiğini neden sonra anlayacak olan zamparanın, sokakta rasladığı birini bir başkası sanıp, birçok yanlış anlamaya neden olacak bir ‘muhabbet’e dalan geveze teyzenin, kulak misafiri olduğu bir konuşmayı yanlış yorumlayan dedikoducu hizmetçinin neden olduğu çelişkili durumlar üstüne kurulu nice ‘dolantı komedileri’ üretilmiştir. Yanlışlığın kurbanı olan kişi oyun boyunca işin içinden çıkmaya çalışarak, ‘yanlışın yanlış üstüne eklendiği’ bir kargaşada bunalacaktır.
Komedinin temel çıkış noktalarından biri de belirli bir ‘karakter özelliği’ nedeniyle çevresine kan kusturan kişileri çelişkilere boğup yola getirmek için kurulan tuzaklardır. Bu kişiyi kandırmak ya da atlatmak için yapılan kimlik yanıltmaları, kılık değiştirmeler, yanlış yönlendirmeler sonucunda sorunlu kişiye yaman bir ders verilir. Çoğu komedide sevgisiz, baskıcı, inatçı, cimri, çıkarcı kişiler pay alır bu dersten.
Komedi yalnız durumların, olayların, ve karakterin gülünçleştirilmesiyle yetinmez. En güçlü silahı ‘dil’dir. ‘Nükteli söyleşim’ ya da her tür ‘söz yarıştırması’, kimi zaman olay örgüsünün de önüne geçecek yetkinliktedir. Dili dille çeliştirerek taşı gediğine koyma sanatı tüm kültürlerde, ama en baskın biçimde Shakespeare’in yolunu izleyerek bugüne ulaşan İngiliz komedilerinde gelişmiştir.
Komedi kaba farstan arı gülmeceye, toplumsal yergiden politik taşlamaya uzanan bir çeşitlilik içinde, çelişkilerin su yüzüne çıkarılmasının yarattığı bir coşku, neredeyse bir çılgınlık ortamı yaratır. (Komedinin kaynağı olarak bilinen ‘komos’ –‘şenlik-şamata’- gösterileri böyle bir esriklik ve çılgınlık ortamında arındırmıyor muydu eski Yunan’ın insanlarını?) Oysa komedi gerçekçidir. Kahkahalar durulunca, yaşamın gerçekleri dikiliverir karşımıza. Kusurlarımızın ve zayıflıklarımızın komedi yoluyla yüzümüze vurulmasıyla, başka insanlardan farkımız olmadığını kabullenmek zorunda kalırız. Komedi –son aşamada- insana alçak gönüllü olmayı öğretir.
Komedinin en incelikli öğesi olan ‘ironi’nin (‘görünüş’ ile ‘gerçek’ arasındaki çelişkiyi belirleme sanatının) dile, duruma, karaktere, ilişkilere ve olay örgüsüne ustalıkla yerleştirildiği oyunlar –söz gelimi Çehov’unkiler- ise bu türün üstün örnekleridir. Kahkahayla hüznün ayrılmaz bir bütün oluşturduğu, yaşamla yüz yüze geldiğimiz doruk noktaları...
*Bu yazı ilk kez Bricaire ve Lasaygues’in ‘Bu Filmi Görmüştüm’ oyununun program dergisinde (Dormen Tiyatrosu 1997-98) yayımlanmıştır.
(Oyun Dergisi, Sayı 1, Nisan 2007)
|