‘Mikado’nun Çöpleri’ 40. yaşını Akatlar Kültür Merkezi’nde sürüyor.

 

İÇİÇE GEÇMİŞ OYUNLARIN OYUNU

 Bakırköy Belediyesi Tiyatroları’nın ilk genel sanat yönetmeni Zeliha Berksoy şimdilerde Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu’nun çalışmalarına el veriyor. Berksoy’un rejisini yaptığı, Anday’ın en ünlü oyunu ‘Mikado’nun Çöpleri’ Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde sunuluyor.

 

Ayşegül Yüksel

 

Yaşama yenik düşmüş olmaları dışında hiçbir ortak noktaları bulunmayan bir kadınla bir erkeğin karşılaşmalarının ve birbirlerine ‘umut’ aşılamalarının öyküsü, yazarı tarafından alışılagelmiş bir söyleme dayandırılmış olsaydı, belki de ‘Mikado’nun Çöpleri’ ilk oynanışının 40. yılında, Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu’nun ilk yapımı olmayacaktı. Dahası, belki de oyunun sahnelendiği Akatlar Kültür Merkezi’nin tiyatro salonuna yazarının adı -Melih Cevdet Anday Sahnesi- verilmemiş olacaktı.

 

Ne ki M.C. Anday, seyirci için de oyuncular için de tuzaklarla dolu, alışılmışın dışında bir dramatik anlatıma imza atmıştı. ‘Mikado’nun Çöpleri’, iç içe geçmiş ‘oyun içinde oyun’lar yoluyla oluşuyordu. İlk oynanışıyla birlikte, çağdaş Türk tiyatrosunun önde gelen yapıtları arasında yer aldı.

 

Hareketin ‘en az’a indirgendiği, baştan sona ‘konuşma’ya dayalı ‘iki kişilik’ bir oyun olan ‘Mikado’nun Çöpleri’, ‘konuşma dokusu’ndaki gelişim (bir ‘oyun’un bozulup bir başka ‘oyun’a geçilmesi, ya da oyun kişilerinin ‘oyun’ oynamaktan vazgeçip ‘gerçek’ ile yüzleşmeleri) açısından ‘çok aşamalı’ olarak değerlendirilebilir. Oyunun ‘iç gerilim’ noktalarını oluşturan bu aşamalar ‘tek başına konuşma/oynama’, ‘karşılıklı konuşma/oynama’ ve ‘Mikado oyunu/gerçekle yüzleşme’ bölümlerinden oluşur. Bu gelişime koşut olarak, konuşmaya ‘ayık’ olarak başlayan kişiler yavaş yavaş ‘sarhoş’ olacak, sonra da adım adım sarhoşluktan sıyrılacaklardır. Hiç durmadan ‘akan zaman’dan çalınmış, birkaç saatlik ‘duran zaman’ içinde bir ‘arınma’ süreci yaşanacaktır.

 

Yıldız oyuncuların oyunu

 

‘Mikado’nun Çöpleri’ Türk tiyatrosunun gündeminden hiç düşmemiştir. Çoğunlukla ‘yıldız’ oyuncuların yorumlarıyla sunulan yapıta üç sanatçı kuşağı katkıda bulunmuştur. Oyunu hep İstanbul yapımlarından izlemişim. 1967’de Kent Oyuncuları’ndan (Yıldız - Müşfik Kenter), 1985’te İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan (Serpil Tamur - Engin Şenkan), 2007’de de  Beşiktaş Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu’ndan (Devin Özgür Çınar - Timuçin Esen). ‘Mikado’nun Çöpleri’ zaman içinde, gerek İstanbul’da, gerekse Ankara’da ve başka kentlerde birçok başarılı yapımla değerlendirildi.

 

1967 Kent Oyuncuları yapımından bu yana, seyircinin, ‘çerçeve sahne’deki oda dekoru içinde olup biteni sessizce ve uzaktan izlediği bir seyretme yaşantısına alışılmıştı. Oysa Akatlar Kültür Merkezi’ndeki yapım, üstü ve yanları açık sahneyi üç yandan çevreleyerek yükselen bir amfi tiyatro uzamı için tasarlanmış. Bir başka deyişle, Barış Dinçel’in, ‘dekor’ olmaktan çok ‘oyun yeri’ olma özelliği taşıyan, yuvarlak ahşap platform üstüne kurduğu ‘oda’nın her bir ayrıntısı seyircinin kuşbakışı gözlemine açılmıştır. Yönetmen Zeliha Berksoy, ‘Mikado’nun Çöpleri’ni sahnelerken, farklı ‘uzam’ koşulları ile oyun arasında uyum sağlamak için alışılagelmiş olandan farklı bir ‘konsept’ oluşturmuş böylece: Seyircinin çoğunluğunun yukarı düzlemden izleyeceği sahne olayı için, yuvarlak uzamın her yanını dolduracak bir hareket düzeni tasarlamış. Ayrıca dekoru ‘dışavurumcu’ bir anlatıma da taşıyan dev bir saat kullanmış. Bu saat karakterlerin iç dünyasında olup bitenleri simgesel boyutta görüntüleme işlevi görüyor. Berksoy, oyuncularını böyle bir görsel ortam içinde, gerçekçi biçem boyutunda devindiriyor.

 

Seyircinin ‘idol’lere davranışı

 

Bu tür bir tiyatro uzamında oyuncu, seyirciden hiçbir aksamayı gizleyemez. Yıldızları tiyatrodan önce sinema ve televizyonda parlayan Devin Özgür Çınar ve Timuçin Esen işte bu koşullarda canlandırıyorlar Kadın ve Erkek’i. Abartıdan uzak bir görsellik ve işitsellik amaçlayan -dingin bir tartıma oturttukları- yorumları, seyircinin dikkatini yeterince denetleyebilecekleri düzeyde ‘soluklu’; ama oyunun ‘gelişim aşamaları’nın gerektirdiğince ‘ayırtılı’ (nüanslı) değil. Bunun nedenini, sahne olayının çerçeve sahnenin koruyuculuğundan yoksun olması yanında, seyircinin ‘idol’ saydığı oyuncular karşısında sergilediği tutumda aramak belki daha doğru olacak.

 

‘Mikado’nun 1967’deki ilk yapımının oyuncuları Yıldız ve Müşfik Kenter, o yılların ‘idol’leriydiler. ‘İdol’ sanatçıyı saygılı bir sessizlik içinde izlemeyi öngören bir ‘hayranlık’ anlayışı geçerliydi. Günümüzde ise ‘hayranlık’ ‘gürültülü’ biçimde dışa vuruluyor. ‘Mikado’nun 3. kuşak yapımını izlediğim gece, özellikle Timuçin Esen’e yöneltilen -her söylediğine gereksizce gülme, cep telefonlarıyla durmadan fotoğraf çekme gibi- sürekli ‘hayranlık’ gösterileri içinde, sahnedeki iki oyuncunun tiz ve pes sesleri ve sessizlik anlarını nasıl gözettiklerine, yorumlarındaki doğallığı nasıl sürdürebildiklerine, dahası, sözlerini nasıl unutmadıklarına bile gerçekten şaşırdım. Bu nedenle de tiyatro yaşamlarında henüz sınırlı düzeyde deneyim sahibi olan bu iki genç yıldızın seyirci karşısındaki şımarıklıktan uzak, disiplinli tutumuna hayran kaldım...