Erzurum Devlet Tiyatrosu ‘Resimli Osmanlı Tarihi’ni sahneliyor.

TARİH BİR TERAZİ MİDİR?

 Turgut Özakman, yazıldığından bu yana pek çok kez sahnelenen ‘Resimli Osmanlı Tarihi’ başlıklı oyununda ‘geçmiş’i değiştirmek için boşuna çabalayan Vakıf Bey’in gülünçlü öyküsünü sahneye getiriyor.

Ayşegül Yüksel

İlk kez 1983 yılında, Ergin Orbey’in rejisiyle A.S.T. tarafından sahnelenen ‘Resimli Osmanlı Tarihi’, Turgut Özakman’ın en popüler oyunlarındandır. Birçok kez yeniden yorumlanan -popüler tiyatro geleneğimizin ‘açık biçim’ özelliğinin zekice kullanıldığı- yapıt bu kez de Erzurum Devlet Tiyatrosu’nca sunuluyor. Murat Gülmez’in dekor, Yıldız İpeklioğlu’nun giysi, Duran Güngör’ün ışık tasarımları, Cem İdiz’in müziği ve Meltem Yorulmaz’ın dans düzeniyle sunulan oyunun rejisini Prof. Dr. Özdemir Nutku yapmış.

Hem bilim hem de sanat insanı olarak tanıdığımız bir profesyonel Prof. Nutku. Enerjisi, üretkenliği ve yaşama sevinciyle, ‘örnek alınması’ gereken kişilerden... Tiyatro odaklı seksen dolayında kitap, bir dolu çeviri, sayısız eleştiri yazısı ve makale onun imzasını taşıyor. Yüzlerce öğrenci ve onlarca tiyatro bilimcisi/sanatçısı yetiştiren, oyun yazan, topluluk kurup yöneten, oyunculuk ve yönetmenlik yapan Nutku’nun klasik ve caz müziği piyanistliği de var. Profesyonel sanat yaşamına 1946–47 döneminde, Kadıköy Süreyya Sineması’nda sahnelenen Franz Lehar’ın ‘Tarla Kuşu’ operetindeki rolüyle adım atmış Özdemir Hoca. ‘Resimli Osmanlı Tarihi’ rejisiyle 60. sanat yılını kutluyor.

Tarihi değiştirmek

‘Resimli Osmanlı Tarihi’ Turgut Özakman’ın, yazıldığı aşamada güncellik taşıyan bir güldürüsü. 1982 Anayasası’nın oluşturduğu tartışmalardan yola çıkılarak oluşturulan metin, 1.Meşrutiyet’in ilan edildiği 1876 yılı ile 27 Mayıs 1960 olayı arasında görülen koşutluklar üstüne kurulmuş. Her iki durumda da öğrenci olayları, rejime ‘müdahale’ ve yeni bir Anayasa gündemdedir. Oyun kişilerinden Vakıf Bey, karısı Mahmure ve öğrenci olaylarına katılan oğulları Orhan, 27 Mayıs arifesinde çıkar karşımıza. ‘Yazarın ‘anlatıcı’ görevi verdiği söylenen, varoş çocuğu Aslan ise olaya 1983’ten bakmaktadır. ‘Resimli Osmanlı Tarihi’ adlı kitabı okurken uykuya dalan Vakıf’ın düşünde 1976 yılına gitmesiyle, Orhan saygılı bir medrese öğrencisine, şirret eş Mahmure ‘itaatkâr’ ve ‘sokulgan’ bir Osmanlı dilberine dönüşürken, Vakıf –gelecekte ne olacağını bildiği için- tarihin akışını değiştirmeye çabalar...

Birbirine bağlanmış kısa tablolarla sunulan oyunda, siyasal boyuttaki güldürü 1976 yılı olayları üstünde odaklaşırken, 1960 ve 1980 yıllarında yaşananlar ancak belli belirsiz imlenmektedir. Yönetmen Nutku’nun oyunun yazılış yılından bu yana geçen zamanı da oyuna katmak için yarattığı bir ‘2. Anlatıcı’ (2007 yılında yaşayan, ‘şıkıdım’ Kartal) da –hoş bir buluş olmakla birlikte- oyunun siyasal boyutunu toparlamada yardımcı olamamaktadır. Bu durumda oyunun güldürü ekseni Vakıf’ın, eşi ve oğlu ile olan ilişkisine ve dünyadan habersiz iki Anlatıcı’nın yorumlarına kaymakta ve sahne olayı ister istemez popüler tiyatro geleneğimizin klişelerine yaslanmaktadır.

Yeterince lezzetli değil

Yönetmen Nutku bu klişelerin yoğun biçimde kullanıldığı bir sahne düzenine imza atarken, ‘oyuncu eğitmenliği’ birikimini de değerlendirmiş, Erzurum D.T.’nin genç oyuncularının bedensel esnekliğinden de yararlanarak, geleneksel tiyatromuzda var olan (yer yer ‘Karagöz’ biçemini yansıtan) söz, mimik, jest ve hareket özelliklerini yoğun biçimde sahneye taşımıştır. Bu biçem çalışmasını -başta Vakıf rolünü ve oyunun ağır yükünü sırtlayan Burak Altay, 1. Anlatıcı’da Gökhan Kocaoğlu, 2. Anlatıcı’da T. Kutay Sungar, Orhan’da Mehmet Yıldız ve öteki rollerde Kutay Yurdakul, A. Burak Bacınoğlu, İrfan Kılınç, Taner Köse ve Bahar Başar- oyuncuların beceriyle gerçekleştirdikleri görülmektedir. Yorumlarını yeterince ‘lezzetli’ kılmamış olmaları bu türdeki oyunculuk deneyimlerinin eksik oluşuyla açıklanabilir... Mahmure’yi oynayan Zeynep Nutku ise sunduğu her iki kompozisyonda da yıllanmış oyuncuları aratmayan bir kıvraklığı yakalamıştır.

‘Kıvraklık’ hem geleneksel güldürü anlayışımızın hem de Turgut Özakman’ın ‘açık biçim’deki oyunlarının anahtar sözcüğüdür. Özdemir Nutku Hoca’nın oyunu ‘akademisyen’ titizliğiyle sahnelerken benimsediği yaklaşım, bir yandan biçemsel açıdan zenginleştirilmiş bir yapım kotarılmasına hizmet ederken, öte yandan, jest ve hareket bağlamında yapılmış olan, sahne olayını ‘kanırtıcı’ eklemeler, sunum süresini iki saat yirmi dakika uzunluğuna çekmiş, bu nedenle ‘kıvrak’ bir düzenekte oluşması gereken ‘tartım’ yavaşlamış, yapıtın güncelliğini epeyce yitirmiş olmasının getirdiği tansiyon düşüklüğü daha da belirginleşmiştir. Tansiyon düşüklüğüne neden olan etkenler arasında, 1960’lardan bu yana ‘açık biçim’ ve ‘göstermeci biçem’de yazılmış onlarca oyunda –ve hiç kuşkusuz 100’ü aşkın yapımda- bıkılıp usanılmadan yinelenerek klişeleşen ‘şarkı’ ve ‘dans’ performansında hiçbir çeşitliliğe gidilmemiş olmasının da payı vardır.

Tiyatro müzikçilerinin ve koreograflarının bu konuya eğilmelerinin zamanı çoktan gelmiştir...

                                                                           (Cumhuriyet, 23 Ocak 2007)