|
Tiyatro Tiyatro dergisinin Şubat 2007 sayısında yayımlanmıştır.
ESKİCİ DÜKKÂNI
Beki HALEVA
İBBŞT yerli yapıtlara ağırlık veren bir repertuarla seyircini ağırlıyor bu yıl. Bu oyunların içinde ilk olarak seyirciyle buluşanlar olduğu gibi geçmiş yıllarda farklı sahnelerde oynanmış olanlar da var. Eskici Dükkânı bu ikinci grupta yer alanlardan. Orhan Kemal’in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan bu oyun ilk olarak 1968 yılında Güner Sümer tarafından AST’da sahneye konulmuş ve 40 yıla yakın bir süre sonra, zamanın hışmına hiç uğramadan, yine seyircisiyle buluşuyor. Çağdaş Türk edebiyatının kilometre taşlarından biri olan Orhan Kemal yapıtlarında Türk toplumunun özellikle yoksul, işçi kesimini gerçekçi bir bakış açısıyla ele almış, insan-toplum ilişkilerini bir toplumbilimci titizliğiyle işlemiş ve edebiyat kuramcılarının “aydınlık gerçekçi” diye tanımladıkları bir yazar. Yapıtları da kendi yaşam öyküsünden izlerle doludur. Bir anda yoksulluğa düşen ve dağılan bir aile, ardından ırgatlığa, işçiliğe, mahpusluğa kadar uzanan zorluklarla yaşanmış, talihsizliklerle dolu bir yaşam ve bu yaşamdan beslenen zengin bir yapıt, diyerek kısaca özetlemeye çalışalım. İnsanı övmekten de, yermekten de kaçınan, gözlemci bir bakışla irdeleyen ve gözlemlerini insana olan saygıyla ölçülü bir biçimde sergileyen bir yapıttır bu. Yazar 1962’de kaleme aldığı Eskici ve Oğulları başlıklı romanını Güner Sümer’le birlikte Eskici Dükkânı olarak sahneye uyarlamış. Öteki yapıtlarında olduğu gibi burada da bildiği bir dünyayı yansıtıyor okuyucuya/izleyiciye. Çok katmanlı bir metin bu: bir yandan sanayileşme sürecinde değişen toplum koşulları ve bunun doğurduğu sonuçlar, öte yandan kuşaklar arası çatışmalar, bir de Türk insanın değer yargıları. Yoksullukla debelenen Topal Eskici çocukluğunu geçirdiği “güm güm gümleyen (bir) konak”’tan kendisini bir bacağını kaybedeceği savaş alanında bulmuş, savaş sonrasındaysa yaşama alışmadığı bir düzeyde atılmak zorunda kalmıştır. Oyun başladığında geçmişinin gururunu onuru sayan, yoksul yaşamını karısı, iki oğlu ve geliniyle paylaştığı evde sürdürmeye çalışan, yaşlı, öfkeli, küfürbaz, geçimini sağlamak için didinip duran bir adam buluyor izleyici karşısında. Ailesini bir arada tutmak için kendi değer yargıları ve düşünceleri doğrultusunda elinden geldiğince uğraşsa da kuşaklar arası görüş farklarının ve bunların yol açtığı çatışmanın sonuçlarından kurtulamayacaktır Topal Eskici. Hayaller peşinde Çukurova’ya ırgatlık yapmaya gitmekten alıkoyamayacaktır oğullarını ve de ardından gelen hastalık, ölüm karşısında duygularından, “onur”undan ne kadar ödün verebilecektir? Yönetmen Ergün Işıldar Belden Aşağı Vurmak’taki başarısıyla aklımda yer etmiş bir isimdi. Bu oyunda da beklediğim gibi yine nitelikli bir çalışma çıkarmış ortaya. Metnin yapısının oyuncuların canlandırdıkları karakterlerin içsel devinimlerini yansıtmaya elverişli olması yönetmene kolaylık sağlamış olmalı. Orhan Kemal’in romanlarına, oyunlarına egemen olan gerçeklik kavramını iyice özümsemiş olduğu kolaylıkla anlaşılıyor. Eskici ve ailesi günlük yaşamlarında verdikleri geçim mücadelesinde olsun, didişmelerinde, sevişmelerinde olsun, gerek düşünce, gerek duygu düzlemlerinde hep bu gerçekliği sergiliyorlar. Hatta yönetmen daha da ileri giderek bana göre bu yaklaşımını, yarattığı güldürü unsurlarıyla da perçinliyor. Türk insanına özgü “güleriz ağlanacak halimize” deyimiyle de çok güzel dile getirilen, art niyet beslemeden daha zayıf insanlarla dalga geçilmesini kasap, manav ya da kahveci gibi kimi tiplemelere eklediği ve abartının yarattığı komik öğelerle yakalamayı başarıyor. Bu da oyunun sıkılmadan seyredilmesini sağlıyor ve izleyiciyi kısa süreliğine de olsa oyuna hâkim dramatik atmosferden uzaklaştırıp nefes aldırtıyor. Bu tip sahnelere gerçek yaşamda da rastladığı için izleyici bu insanları kendine yakın buluyor, onlara kızamıyor, karakterlerde olsun, tiplemelerde olsun kendi insanını, kim bilir belki de kendini görüyor ve onlarla sıcak bir ilişki içine giriyor. Öyle ki diyalektik düşünce yapısına çok yakın olmayan, hamasi söylemleri yeğleyen bir toplum olduğumuzu kanıtlarcasına “onur”unu oğlunun yaşamından üstün gören Eskici’nin kararını alkışlarla onaylıyor izleyici. Bu da bize oyunun amacına ulaştığını gösteriyor kanımca. Yönetmenin bu atmosferi yakalaması elbette oyuncu kadrosunun başarısıyla ilintili. Kalabalık bir kadro olmasına karşın uyumlu bir işbirliği, tam bir ekip çalışması söz konusu. Elbette bazı roller oyuncularının başarılı performanslarıyla daha ön plana çıkıyor çoğu oyunda olduğu gibi. Oyunun temel direğini oluşturan Topal Eskici rolünde Metin Çekmez kusursuz bir oyunculuk örneği sergilerken, canlandırdığı karakterin tüm gereklerini abartıya kaçmadan yerine getiriyor. Topalın Karısını canlandıran S. Aysun Atav eş, ana ve kaynana niteliklerini kararında harmanlayıp rolünün üstesinden geliyor. Öne çıkan bir başka oyuncuysa Ünal rolünde Mert Turak, özellikle beden dilini çok iyi kullandığını söyleyebilirim. Göçmeni oynayan Zeki Yıldırım’a gelince, o da öncelikle Trakya şivesinde kusursuz. Öbür rolleri paylaşan oyunculardan Özgür Kaymaktanık, Sibel Topaloğlu, Mehmet Avdan, Tolga Yeter, Şevket Avşar, Hakan Güner, Caner Çandarlı ve Haşmet Zeybek’in ekip ruhunu yakalamış olduklarını açıkça belli ediyorlar. Gamze Kuş’un kostüm tasarımı yalın ve amaca hizmet eder nitelikte, yalnızca Topalın Karısında kullanılan kırmıza ruja oyun boyunca gözüm takılı kaldığını söylemeden geçemeyeceğim. Rıfkı Demirelli’nin dekor tasarımı sanırım oyunun en aksayan noktası. Evden meyhaneye dönüşebilen işlevsel bir tasarım olmasına karşın tüm sahneye yayılmış geniş bir mekân metnin gerektirdiği, yoksulluğun baş göstergesi dar alana sıkışmış, iç içe geçmiş bir yaşam alanını yansıtmaktan uzak. Özcan Çelik’in ışık tasarımı kimi sahnelerde işlevselliği yakalıyor ancak sahne geçişlerinde arka planı daha karanlıkta tutarak sahne önü ve arkası arasında bir perde işlevi görebilirdi, diye düşünüyorum. Oyun başlamadan çalan ve geçmiş dönemleri anımsatan Türk musikisinden parçalar izleyiciyi oyuna hazırlamakla kalmıyor biraz da nostalji yaşatıyor, bu da oyuna artı bir puan kazandırıyor kanımca. Sonuçta günümüzde de geçerliliğini koruyan, edebiyatımızın önemli bir yazarını gündeme getirmesi açısından önemli, izlenmeye değer bir oyun çıkmış ortaya.
|