Tiyatro Tiyatro Dergisi Sayı No: 160 / Aralık 2005

 

 

IV. Murat

 Beki HALEVA

 

IV. Murat’ı izlerken, Fransız yazınının önemli kalemlerinden Paul Valery’nin şu sözleri geldi aklıma: “Başları kesilmemiş ya da başkalarının başlarını kestirtmemiş olanlar, tarihte hiçbir iz bırakmadan geçip gitmişlerdir. Ya kurban ya cellât olunur; ya da önemsiz biri”. Oyun bittiğinde bu saptamanın IV. Murat için ne denli geçerli olduğunu düşündüm. Duraklama devrinin en başarılı padişahlarından olmasına karşın, Osmanlı tarihinde fetihlerinden çok kopardığı kellelerle ünlenmiş bir padişah değil miydi IV. Murat? Tarih derslerine dayanan, kafamda yer etmiş bilgilere göre öyleydi, en azından benim için öyleydi. IV. Murat’la ilk olarak ben de herkes gibi ilkokulda tarih dersinde karşılaşmıştım. Yasakları ve bunları uygularken kullandığı şiddet yöntemleri küçücük dünyamı biraz altüst etmiş olsa da kitabın verdiği gerekçe beni hayli rahatlatmıştı: padişahın bu denli acımasız olması düzeni sağlamak yani halkının iyiliği içindi! Daha sonraki karşılaşmamız 80’li yıllarda oynanan bir televizyon dizisi sayesinde oldu. Cihan Ünal mı IV. Murat’ı, IV. Murat mı Cihan Ünal’ı meşhur etti bilemiyorum ama bu ikili belleklerde hayli yer etti. Derken bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrolarının 2005–2006 yılı programında yine karşımızda IV. Murat.

Geçen sezonun sonlarına doğru gördüğüm oyun çok kısa bir süre oynadı, eleştirisi de derginin mayıs ayı sayısında yer aldı ve araya yaz girdi. Yeni tiyatro sezonun başlamasıyla geçtiğimiz günlerde galası yapılan oyunu bir kez daha izleme fırsatı buldum ve diyebilirim ki en az ilki kadar, belki de daha fazla keyif aldım. Böyle olunca hem izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istedim, hem de bu yılın önemli yapıtlarından olduğunu düşündüğüm bu oyunu tiyatro severlere tekrar hatırlatma gereği duydum.

IV. Murat’ı kaleme alan yazar bildik bir isim: Turan Oflazoğlu.  Yazdığı birçok oyunda tarihi konulara özellikle de Osmanlı tarihine yer veren Oflazoğlu birçok ödül almış bir yazar. Bunlardan biri de Türkçe’yi en iyi kullanan yazar ödülü. Bunun yanı sıra birçok çeviriye de imza atmış. Oyunun dramaturgu Gökhan Aktemur metni yönetmenin yorumuna hizmet edecek şekilde kurgulamış.

Oyunun yönetmeni Engin Uludağ Türk tiyatrosunun önde gelen bir ismi, şimdiye dek sayısız oyunu ustalıkla sahneye taşımış, Osmanlı tarihini de çok iyi bilen biri olarak tanınıyor. Zaten oyunun bütününde bunu gözlemlemek hiç de zor değil. Uludağ’ın yorumu, benim örneğimde olduğu gibi, sıradan bir tarih bilgisine sahip izleyicinin kafasına sayısız soru düşürüyor ve bildik bir IV. Murat portesini farklı açılardan görüntüleyerek, bilinmedik bir resim yaratıyor. Oyun bittiğinde de izleyici resmi tarihi bir kez daha sorgulamadan edemiyor. Konusu herkesçe bilinen bir oyunu yönetmek kuşkusuz fazladan zorluklar demektir yönetmen için, izleyici daha bir beklenti içinde olur, çabuk sıkılmaya hazırdır, ilgisini çekmek ve hep aynı düzeyde tutmak kolay iş olmasa gerek. Tarihi bir dönemi, klasik tarihi oyun çizgisi içinde işlemesine karşın, oyunu ikinci kez, aynı ilgiyle, izleyen biri olarak (genelde film olsun, kitap olsun çok ender yaptığım bir şeydir bu) Engin Uludağ’ı kutlamak istiyorum.

Osmanlı tarihi çocuk denebilecek yaşta padişah olanlarla, dolayısıyla valide sultanların saltanat sürdükleri dönemlerle doludur. Oyun böyle bir kesiti ele alarak, küçük yaşta tahta çıkartılan ve çocukluğundan silkinip gürzünü eline alana kadar annesi Kösem Sultan tarafından yönetilen IV. Murat’ın 17 yıl süren hükümranlığını anlatıyor. Halkıyla, aydınıyla, askeriyle, saray erkânıyla eksiksiz bir Osmanlı panoraması çiziyor. Uludağ’ın yorumu, tarih kitaplarının düzeni sağlamak için zorunlu bir acımasızlık olarak gösterdiği IV. Murat’ın gaddarlığını farklı boyutta ele alarak, Yeniçerilerin baskısından ve saray entrikaları ile kardeş katlinin yasallığından kaynaklanan bir paranoyanın çizdiği ruhsal yolculuğu bir psikolojik drama titizliğiyle sahneye taşıyor. Bir yandan padişahın sanatçı ruhunu vurgularken, öteki yandan IV. Murat’ın yakın çevresine olduğu kadar halkına da uyguladığı sapkın bir gaddarlığa varan ruhsal dengesizliğini oyunun ana izleğine yerleştiriyor. İç içe geçen sahneleme tekniklerinin kullanımı birbirinden kopuk iki ayrı dünyanın, saray dünyası ile sokak dünyasının, yumuşak geçişlerle yansıtılmasına olanak tanıyor. Oyunun başında ya da kimi sahnelerde olduğu gibi Yeniçerilerin sarayı basmadan salonu basmaları, izleyiciyle etkileşimi sağlamakla kalmıyor sarayda yaşanan korku dalgasını salona da taşıyor.

Tüm başarılı oyunlarda olduğu gibi bu oyun da her düzlemde gerçekleştirilmiş titiz bir çalışmanın ürünü. Oyunculardan başlayacak olursak kalabalık kadroya teker teker değinmeye olanak olmadığına göre tümünün de başarılı bir performans gösterdiklerini belirttikten sonra Hüseyin Köroğlu ile Aliye Uzunatağan’ın oyunlarından söz etmek istiyorum. Güçsüz bir çocuk padişah ile elinde gürzüyle devleşen erişkin bir padişahın aynı oyuncuyla canlandırılması izleyicide hiçbir rahatsızlık yaratmıyorsa bunun nedeni Hüseyin Köroğlu’nun etkileyici oyunudur kuşkusuz. Ruhsal devinimleri yansıtmadaki başarısıyla, çizdiği aciz küçük çocuk imajının kocaman bedenine baskın çıkmasıyla, güçlendikçe sapkınlaşan ya da sapkınlaştıkça güçlenen, bir yandan Bekri Mustafa’yla kafa çeken ehli keyif bir halk adamı, öbür yandan acımasız bir cellât, ya da karabasanlarla cebelleşen bir zavallıyı, kısaca bir insanın barındırabileceği tüm bu farklı çehreleri, zorlanmadan sade bir doğallıkla övgüye değer bir biçimde yansıtıyor.

Yine ön plana çıkan bir başka oyuncuysa Kösem Sultan rolünde Aliye Uzunatağan, evlat sevgisinden bile üstün gelen iktidar hırsıyla, politik entrikalar çeviren, güçten düştüğünde bile bükülmeyen bir kadın imajını, güçlü bir valide sultan portresini başarıyla çiziyor ve gücünü tüm oyun boyunca hissettiriyor. Sadrazam Topal Recep Paşa’yı oynayan Salih Sarıkaya, Nef’iyi oynayan Doğan Bavli de başarı çizgisini yakalıyorlar. Oyunun başından izleyiciyi atmosfere sokan Selim Atakan’ın müziği tüm oyun boyunca rejiye hizmet eder nitelikte.

Oyunun başarısındaki en önemli etkenlerden biri de dramatik yapının yanı sıra mükemmel bir görsellik sunması izleyiciye. Dekor tasarımında Atıl Yalkut gerek oyunun işleyişiyle örtüşen, işlevselliğinin yanı sıra göz alıcı görüntüler sunan, aynı tasarım içinde küçük dokunuşlarla,  gök kubbeden saray kubbesine, sokaktan, içki meclislerine kadar farklı mekânları rahatlıkla sahneye taşıyan yaklaşımıyla, bence müthiş bir iş çıkarmış. Bekri Mustafa’nın meyhanesinde kullanıldığı sahne düzenlemesiyle ayrıca oyuna ivme kazandırıyor. Bu tasarımı elbette yalnız başına değerlendirmemek gerek. Özkan Çelik’in ışık tasarımı ayrıca övgüye değer. Martıların uçuştuğu masmavi gök kubbeden, alevlerin sardığı ürkütücü gök kubbeye, sarayın loş odalarından loş sokaklara dek sahne tasarımını ön plana taşıyor ışık oyunlarıyla.

Dekorla yarışabilecek düzeyde olan bir başka görsel öğeyse Nilgün Gürkan’ın kostüm tasarımı. Farklı aksesuarlarla zenginleştirilmiş, her kesimi tüm ayrıntılarıyla yansıtan, zevk ile bilginin başarılı birlikteliğini içinde barındıran göz alıcı bir tasarım bu.

Bu yılın bana göre en önde gelecek oyunlarından biri olan Engin Uludağ’ın IV. Murat’ını kaçırmamanızı öneriyorum.

 

 

Oyunun Adı:  IV. Murat

Tiyatro: İBB Şehir Tiyatroları

Yazan: A.Turan Oflazoğlu

Yöneten: Engin Uludağ

Sahne Tasarımı: Barış Dinçel

Giysi Tasarımı: Nilgün Gürkan

Işık Tasarımı: Murat İşçi

Oyuncular: Aliye Uzunatağan, Caner Bilginer, Çağatay Çakıroğlu, Doğan Bavlı, Emre Narcı, Eraslan Sağlam, Erhan Özçelık, Gökhan Mete, Güneş Han, Hüseyin Köroğlu, Hüsnü Demiralay, İrem Arslan, Kosta Kortıdis, Kutay Kırşehirlioğlu, Mehmet Avdan, Mehmet Bulduk, Mevlüt Demiryay, Murat Derya Kılıç, Münir Kutluğ, Onur Özcan, Ozan Gözel, Rahmi Elhan, Salih Sarıkaya, Selçuk Yüksel, Selim Can Yalçın, Suphi Tekniker, Turgut Arseven, Uğurtan Atakan, Ümit İmer.

 

 

ana sayfa