VAROLMAYAN SEVGİLER
81. Cadde 14. Bina 2 Numaralı Daire
 

Yalnızlığı duyumsamanın adı “melankoli” olmuş. Bu tümceyi yazarken anlamından kökenine kaydım. Evden uzakta, bir deniz kıyısında, yere serptiğim buğdayları kapışan güvercinlerle baş başa olduğum için sözlük karıştıramadım. İnsanların böylesine bencilleşip hainleşmediği elli yıl öncesinde de sürekli ağlayıp konuşmayan, yemek yemeyen onsekiz yaşında bir kız çocuğuna doktor “melankoli” demişti. Neden öyleydi.. daha doğrusu öyle olmuştu? “Öbürleri” ne benzemediği, benzeyemeyeceği için mi? Oysa yaşam bazıları için ne kadar kolay.. dahası eğlenceli, hem de kazançlı olabiliyordu.. Düşünmeyenler.. doğruyu, yanlışı araştırmayanlar, haksızı haklıdan ayırmayanlar nasıl da kolay ve rahat yaşıyorlardı. Buna karşın da bazıları daha doğarken haksızlığın en baştan başlayanı, sağaltılması en güç olanı “sevgisizlik”le başlıyorlardı çarpılmaya. İşte şimdi de sahnede böyle biri vardı: Annesiz, babasız, yetimhanede büyümüş bir kadın. Doğduğu gün kendi adını taşıyan biri tarafından şimdi bulunduğu yere getirilmesi için “Emanetçi”ye verilmiş kilitli bir bavulun karşısında geçmişine kayıyor, çalan telefonla ilgilenmiyor, bavulu istemiyor, karamsarlığının boğuculuğuna gömülüyor, koltuğa yumulup oturuyor. Yaşamında hiç birşey istediği gibi olmamıştır ve artık hiçbir beklentisi yoktur. Tek istediği Emanetçi’nin bavulu alıp götürmesidir. Ne yazık ki bu istediği de olmaz; sonunda bavulu açar… bomboştur!.. Bu sahnede bazıları için yaşamın boşluğu izlenilmektedir.

Oyun varolmanın yapıcı kuralı olması gereken “sevgi”yi yaşayamamış, ona hiç sahip olamamış kadının çevre duvarlarını duyumsamasını yansıtıyor. Farklı bir oyun, tiyatronun genel özelliklerinden çoğunu umursamıyor.. yaşamın eksikliklerini sergilerken.. daha doğrusu devinimsizlik, suskunluk, yer yer olumsuz yorumlarla karanlığı yansıtırken hep derinlere çekiyor, düşündürüyor. Varlık sevgiden doğuyorsa.. siz “var” olursunuz da sevgi “yok” olursa ne olur?.. Zamanla beklenti, arayış tükenir; varoluş beslenemediği için kapılar kapanıp yokoluşa dönülür. Sahnedeki kadın düş kırıklığı katmanlarının altında yolun sonuna yaklaşmaktadır.

Atatürk Kültür Merkezi, Oda Tiyatrosu’nda gösterime giren, “81. Cadde 14. Bina 2 Numaralı Daire” gibi uzun bir ad taşıyan oyunda yalnız kadını Gönen Bozbey, emanitçi’yi Habibe Merih Atalay canlandırıyorlar. Nurettin Özkönü’nün sade dekoru arka panolarda Orhan Cem Çetin’in gizemi duyumsatan değişken görüntüleri ve Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisi, rüzgar, yağmur, şimşek, bazen saat sesleriyle içselleştiriliyor. Mihriban Oran’ın kostümlerinde yaşamın sert çizgilerini görüyoruz. Işık tasarımı Ayhan Güldağları’nın. Tiyatro öğrenimi gören ondokuz yaşındaki Erdi Mamikoğlu’nun iki yıl önce, onyedi yaşındayken yazdığı metin üzerinden Özgür Erkekli’nin sahnelediği bu güç oyunun bazılarına “sıra dışı” gelebileceği kanısındayım. Ne var ki “anlaşılmak” oyunda da işlendiği gibi her zaman “kolay” değildir.

Nursen Karas
 

ana sayfa