Geçmiş Kapıyı Çalınca

 

Sibel Arslan Yeşilay

 

Bir gün kapınız çalınsa ve gençlik aşkınız birden karşınıza çıkıp, “Bir zamanlar beni sonsuza kadar seveceğine söz vermiştin. Sana bu sözünü hatırlatmaya geldim” dese, siz 24 yıl önceki sevgilinizin yüzünü bile hatırlamazken,  geçmişten gelen kadın, sizin tüm yaşamınızı birdenbire alt üst etse, tavrınız ne olurdu?

 

Almanya’nın oyunları en çok sahnelenen oyun yazarı Roland Schimmelpfennig’in ‘sonsuz aşk var mı?’ sorusunu sorduğu ve ilk kez 2004 yılında Viyana’da Burghteater’da oynandıktan sonra Almanya, İsviçre, Fransa, İngiltere, ABD, Hollanda, Belçika, Danimarka, Fransa sahnelerinde büyük bir başarı kazanan oyunu “Geçmişten Gelen Kadın” bugüne kadar 20 dile çevrildi.

 

Oyun başladığında her şey toplanmıştır Frank karısı ve oğluyla denizaşırı bir ülkeye taşınmak üzeredir. Oğlu Andi sevgilisi Tina’yla vedalaşacaktır. Bomboş evde vedalaşma telaşı vardır. Tina, sevgilisinden ayrılacağı için üzgündür, Andi’nin ise kafası karmakarışıktır. Frank’ın karısı Claudia duşa girer. Tam bu sırada kapı çalınır, gelen Frank’ın gençlik aşkı Romy’dir. Frank’ı sevdiğini söyler ve ondan verdiği sözü tutmasını ister. Yıllar önce seni sonsuza dek seveceğim demiştir Frank. Sonsuz aşka inanan Romy, aradan geçen onca yıl içinde Frank’ın evlenmiş ve yetişkin bir oğlan sahibi olmasını affetmeyecektir. Aslında eski sevgilinin gelişi ve garip isteğiyle tam bir fars gibi başlıyor oyun, ama hızlı ve eğlenceli bir başlangıçtan sonra birdenbire trajediye dönüşüyor.

 

Yazar, oyununu kısacık sahnelerle ve zamanı ileri-geri sararak kurgulamış. Birçok sahnede önce bir olayın sonuçlarını gösteriyor izleyene, daha sonra “5 dakika önce”, “bir süre sonra” gibi zaman atlamalarıyla aynı olayın nedenini. Böylece sahnelerin tekrarında aynı olaya başka bir açıdan bakma şansı veriyor. Tekrarlar belirli anlara odaklanmayı da sağlıyor. Aynı zamanda kronolojik anlatımı sürekli kesintiye uğratan bu zamanı ileri-geri saran kurgu sayesinde izleyen oyun boyunca bilmece çözmeyi sürdürüyor.

 

“Uzun Zaman Önce Mayısta” oyununda izleyicisini kırık dökük konuşmalarından ve koşuşturan oyun kişilerinin hareketlerinden anlam çıkarmaya yönlendiren Schimmelpfennig, bu oyunda ise sinema kurgusundan bolca yararlanarak çağdaş sahne dili yaratma konusundaki ustalığını gösteriyor. Oyunu izlerken bakışlarınızı sahneden bir an olsun ayıramıyorsunuz, her izlediğiniz tabloyu, daha önce izlediklerinizle birleştirerek, bir bulmacayı adım adım çözmenin zevkine varıyorsunuz. Bir yandan parçaları yerli yerine koyup resmi tamamlamaya çalışırken, bir yandan da Andi’nin, Frank’ın, Claduia’nın, Tina’nın yerinde olsam, ne yapardım, sorusu kafanızı kurcalıyor.

 

Schimmelpfennig “Geçmişten Gelen Kadın”da Antik Yunan tragedya motiflerinden bolca yararlanıyor: Medea miti, Pandora’nın kutusu, Tina’nın adeta bir antik tragedya korosu işlevini üstlenmesi, kanlı olayların sahnede gösterilmeyip izleyiciye anlatılması vb. Ama bütün bu motifleri son derece gündelik, banal durumlarla bir arada kullanıyor.

İnsanın zamanın kuklası olduğunu ima eden oyunda yazar derdini diyaloglarla değil, kendine özgü, ustalıklı bir dramaturjiyle anlatıyor. Üstelik bunu yaparken dilden mümkün olduğunca az yararlanıyor. Oyun kişileri kısa cümlelerle, hatta kelimelerle kendilerini ifade ediyorlar.

 

Geçmişle yüzleşme üzerine bir oyun “Geçmişten Gelen Kadın”; anımsama ve unutma, kaçırılmış fırsatlar, yeni olanaklar, aşkın ve alışkanlığın gücü üzerine bir oyun.  Romy her ne kadar sonsuz aşk isteğiyle düşsel bir karakter gibi gelse de, aynı zamanda sarsılmaz gibi görünen 19 yıllık mutlu evliliği de sorguluyor. Bulvar komedisi gibi başlayıp psikolojik gerilime dönüşen oyun hem çılgınca ve gerçeküstü bir öykü, hem de en ince ayrıntısına kadar gerçekçi. Yunan tragedyaları ile modern polisiye arasında bir yerde konumlanan ilginç, gizemli, gerilimli ve eğlenceli bir oyun olan “Geçmişten Gelen Kadın” kimi eleştirmenlere göre ise yazarın başyapıtı.

 

 Geçmişten Gelen Kadın, Roland Schimmelpfennig, çeviren Sibel Arslan Yeşilay, MitosBoyut Yayınları, İstanbul, 2007