|
ANARŞİST, DEVRİMCİ VE TİRYAKİ : PİNA BAUSCH Sibel Arslan Yeşilay
60 yaşında zarif bir devrimci o. Dansla tiyatroyu harmanlayarak oluşturduğu yeni bir sahne dilini geliştirerek tiyatroda devrim yaptı. Almanya’nın küçük bir kentinde, Wuppertal’de ürettiği yenilikçi yapıtları, başlangıçta pek hoş karşılanmasa, eleştirmenlerden geçerli not alamasa da, dans tiyatrosu olarak adlandırdığı gösterilerle yavaş yavaş tiyatro dünyasının ilgisini çekmeyi başardı. İlk önce Gluck’un “İphigenia Tauris’te”, Strawinski’nin “Sacre du Printemps”, Bartok’un “Mavi Sakal”ı , Weill’in “Yedi Ana Günah”ı gibi bilinen yapıtları yorumladı. Genç yaştaki başarılı çalışmaları onu 1973’de Wuppertal balesi yöneticiliğine getirmişti. Bu ekiple gerçekleştirdiği çalışmalarla Wuppertal Dans Tiyatrosu birkaç yıl içinde dünyanın önemli sahnelerinde seyirci karşısına çıkmıştı. Modern dansı dramatik öğelerle yoğuran bu çalışmalarıyla gelenekten henüz ayrılmamıştı. Ama bundan sonra ürettiği her yapıtıyla Essen ve New York’ta dans adına öğrendiklerinden uzaklaşmaya başlamıştı. Dansın dili ona yetmez olmuştu. Dansı teatral imgeler, eleştirel motifler ve gerçekçi öğelerle bezedi. Hatta dansçıları şarkı söylemeye, konuşmaya başladı. Tabii ki modern danstan dans tiyatrosuna giden yolda yalnız değildi, 60’lı yılların sonundaki alman dansı alanındaki gelişimden de etkilenmişti. Bir ana temanın tekrarlar ve müzikal çeşitlemelerle örülmesinden oluşan karşıtlıkların dramaturjisi, diye tanımlanabilen bir oyun yapısı geliştirdi . Pina Bausch’un yapıtlarında dansçılar tüy gibi hafif devinimlerle sahnede uçuşan kanatsız melekler olarak değil, iç çatışmalarıyla, duygusal çelişkileriyle kanlı canlı insanlar olarak karşımıza çıkar.Dış dünyanın insanların iç dünyasına, bedenine yansıması ve duyularla bedenin buna verdiği tepki aktarılır. Dansları genelde ilişkileri, özelde kadın-erkek ilişkilerini irdeler.Bazen komik, bazen trajik öğeler taşıyan danslar , izleyici kahkahadan hüzne sürükleyen bir duygu zenginliği sunar. Fiziksel ve duygusal şiddetin hakim olduğu koreografilerinde tekrarlar geniş yer tutar.Belli bir öykü anlatmayan koreografileri, çağrışımlar, sesler, müzik ve imge zenginliği içinde izleyiciye birden fazla anlam olanağı sunar. Dansta teknikten çok duyguları ve insan ilişkiler ön plana çıkarmayı tercih eden Bausch’a göre duyguların dürüstlükle, gözlemlerin net bir biçimde aktarılması dans tiyatrosunun temelini oluşturur. Teatral anlatım aracı olarak kullandığı dansın çağdaş bir dil haline gelmesinde efsanevi alman koregorafın geleneksel anlatım biçimlerini yok eden çalışmalarının oynadığı önemli rol göz ardı edilemez. “Dans operası”, “operet” ya da “oyun” olarak nitelediği yapıtlarında revü, müzikal ve vodvilden yola çıkarak oluşturduğu anarşist biçem göze çarpar. Birçok fotoğrafında zarif parmakları arasından sigarayı eksik etmeyen Bausch “insanların nasıl hareket ettiği değil, neden hareket ettiği ilgilendirir beni” diyor,“ Bütün çalışmalarımın konusunu ilişkiler, çocukluk, ölüm korkusu sevilme özlemi oluşturur”. Gerçekten de onun yapıtları, bireyin davranışlarını belirleyen toplumsal ve kültürel baskıları, özellikle de erkeklerin kadınlara uyguladıkları baskıyı eleştirel bir gözle yansıtır. Bir Bausch yapıtı izlemeye gittiğinizde devinimi, dekoru, kostümü, müziği, filmi, teknoloji kullanımıyla görkemli ve yoğun bir tiyatro olayıyla karşılaşırsınız. Tiyatro tarihine adını ‘dans tiyatrosunun kraliçesi’ olarak yazdırması boşuna olmasa gerek.
Radikal İstanbul Tiyatro Festivali Eki, 16 Mayıs 2000 |