Caligula: Düşünsel Bir başkaldırı
Yazan:Albert Camus
Çeviren: Bertan Onaran
Yöneten:Ahmet Mümtaz Taylan
Dramaturji: Şirin Aktemur Toprak, Şafak Özen
Dekor ve Kostüm tasarımı: Tayfun Çebi, Funda Çebi
Işık tasarımı: Ersen Tunççekiç
Müzik: Tolga Çebi
Reji asistanları: Savran Perk, Basri Albayrak
Üç ayrı sahnesinde Türk ve dünya tiyatrosunun önde gelen yapıtlarını sahneleyen, Musahipzade Celal’den Özen Yula’ya, Moliere’den Edward Albee’ye uzanan geniş bir yelpazede farklı türlerde seyircinin karşısına çıkan, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bu kez repertuvarına Albert Camus’nün Caligula isimli oyununu aldı. Caligula’nın zor bir proje olduğu bilinen bir gerçek. Bu çetin görevi cesaretle üstlenmiş olan yönetmen Ahmet Mümtaz Taylan’ın işin içinden yüzünün akıyla çıktığını görüyoruz. Kuşkusuz yapımda emeği genç kadronun katkısıyla.
Albert Camus, konusunu, Roma imparatoru Caligula’nın yaşam öyküsünden aldığı oyununda kahramanının aklı, mantığı, vicdanı zorlayan eyleminin felsefi açıklamasını yapmaya, psikolojik boyutunu irdelemeye yönelmiş. Tüm yetkileri elinde tutan bir İmparatorun yarı deli, yarı filozof, yarı ahlakçı kişiliğinde, savaş sonrasının güçsüz ve güvenliksiz insanının durumuna düşünsel bir başkaldırı denemesi yapmış. Varlığın özünü, anlamını, ölümü yaşamı, Varoluşcu felsefenin ilkeleri bağlamında sorgulamış. Sorularına yanıt ararken, ihanet ve sadakat, sevgi ve nefret, açık yüreklilik ve iki yüzlülük gibi etik boyutlu ikilemleri kurcalamış. Albert Camus, bir yandan varlığın, yaşamın ve ölümün anlamını, amacını sorgularken, bir yandan da Hristiyanlıkla hesaplaşıyormuş gibi. İncil’de, elinde sonsuz bir güç barındıran Tanrı, bu gücün sınırlarını nasıl insanoğlunu zor sınavlardan geçirerek sınıyorsa, Caligula da iktidarının sınırlarını, devletinin önde gelenlerini acımasızca alçaltarak sınıyor. Ölüm korkusunu da, tehlikeyi göze alma cesaretini de, boyun eğdirme hazzını da, güvenme gereksinimini de, hem kendi yaşıyor, hem onlara yaşatıyor.
Ahmet Mümtaz Taylan bu çok konuşmalı, çok iç hesaplaşmalı oyuna, Varoluşçu düşünce açısından çok, iktidar sahibinin psikolojisi açısından yaklaşmış, Caligula’nın deliliğe varan iktidar şehvetini vurgulamış. Aynı zamanda, İmparatorun etrafındaki devlet erkanının, aydınların, yazarların entrikalarını, iki yüzlülüklerini, dalkavukluklarını, sinsiliklerini, ubudiyet (aşırı bağlılık) ile ihanet arasında gidip gelen eylemlerini öne çıkararak oyunu tek odaklı olmaktan kurtarmış
Bu vurgu aklıma Albert Camus’nün Shakespeare’e de gönderme yapmış olabileceği düşüncesini getirdi. Shakespeare’in, Macbeth gibi, Üçüncü Richard gibi, iktidarı elde etme tutkusuyla yanan, elde ettikten sonra da yitirmemek için karşıtlarıyla çatışan kahramanlarına karşın, iktidarı ele geçirdikten sonra bu gücün keyfini keyfi kararlar vererek çıkaran çılgın bir kahraman yaratmak istemiş olabileceğini düşündüm. Kısacası, . Caligula seyircinin düşünsel katkısını gerektiren bir oyun. Tiyatro sanatının toplumun vicdanı olduğunu, biraz da sızlatarak hatırlatıyor.
Caligula söz ağırlıklı bir oyun. Yönetmenin sahnelemede görüntü diline
ağırlık vererek söz ve görüntü arasında denge sağlanmış olması başarısının asal nedeni. Yönetmen de, sahne, dekor, ışık, müzik tasarımcıları da oyuna birer koreograf gibi yaklaşmışlar. Oyunun tümüne egemen olan tartım uzayıp giden konuşmaların sıkıcı olmasını önlüyor. Özel bir hafif kumaştan yapılmış perdeler ve ışıklı sütunlar kullanışlı olduğu kadar hoş görünüşlü. Kostümler dekorla uyum içinde. Müzik hem oyuna destek, hem kendi başına etkileyici. Toplarla, renkli tüllerle yapılan el cambazlıkları anlamı vurgulayacak, sahneye renk katacak, oyunun iç tartımına ayak uyduracak biçimde kullanılmış. Kostümlerle, sahne üstü araç gereçleriyle yapılan günümüze yaklaştırmalar amacına erişiyor. Ahmet Mümtaz Taylan, Ersen Tunççekiç, Tayfun Çebi, Funda Çebi, Tolga Çebi’yle birlikte çalıştığı için şanslı olmalı. Oyun metni üzerinde o kadar çok çalışılmış, o kadar çok düzenleme yapılmış ki, dramaturglar Şirin Aktemur Toprak ve Şafak Özen’nin katkılarını gözden kaçırmak olanaksız. Caligula rolünde Basri Albayrak vücut dilini iyi kullanan her pozisyonda sözünü anlaşılabilir kılan başarılı bir oyuncu. Coesonia rolünde Nagihan Orhan’ın oyun ilerledikçe rolüne de, oyunun genel uyumuna da daha iyi ayak uydurduğunu gördük. Helikon’da Sinan Demirer’i, Scipion’da Mert Kırlak’ı, Cherea’da Sermet Yeşil’i ve zehirlenerek ölme sahnesinde sıra dışı bir oyunculuk sergileyen Zafer Ergül’ün şahsında, rollerinin hakkını veren bütün oyuncuları candan kutluyorum
Sevda Şener
(Milliyet Sanat, Mayıs 2008 sayısı)