Sevda Şener
Sivas 93
Tarihe Geçecek Bir Yapım: Sivas93
Dostlar Tiyatrosu’nun Sivas 93 çalışması tümüyle belgelere dayanılarak düzenlenmiş bir sahne yapıtı. Yakın geçmişte yaşanmış olan bu acı gerçek, fotoğraflar, video kayıtları, olayı görenlerin, içinde yaşayanların anlattıkları, dava tutanakları, olayla ilgili yazılar ve şiirlerle sahnede yeniden yaşatılıyor. Sivas olaylarına ilişkin video kayıtları, resimler sahnenin arkasındaki büyük ekranda gösterilirken sahnedeki oyuncular bu görüntüleri belgelere dayalı bilgiyle açıklıyor, iyi işitilemeyen konuşmaları seslendiriyor, yaşayanları ve yaşananları canlandırıyorlar. Fazıl Say’ın müziği sahneyi arkadan arkaya desteklemiş. Sivas olaylarını bu günkü aklımızla anlamaya, açıklamaya çalışıyoruz. Sahnenin büyüteci bu korkunç olay hakkındaki mevcut bilgimizi daha da düşündürücü kılıyor. Öğrendiğimiz fakat kendi yaşantımızla sınamadığımız bir gerçek, şimdi yaşadıklarımıza eklemleniyor, korkumuz ve acımız derinleşiyor.
Tiyatroda, sanatsal artıların sihirli gücü ile donatılmış olan düzenlemenin gerçekleri yaşanandan daha etkileyici kıldığını biliriz. Platon’un, tragedya sanatına karşı çıkarken, kendi yakınlarımızın yıkımı karşısında dizginlediğimiz duygusal tepkiyi oyundaki kahramanın yıkımına karşı göstermemizi eleştirdiğini anımsayalım. Öğrendiğimiz, bildiğimizi varsaydığımız, fakat bu bilginin işaret ettiği gerçeği yaşama fırsatı bulamadığımız durumlarda bilgi kafamızda soyut olarak durur, kimi zaman bu bilgiyi bilincimize işlemekte onu yaşamakta zorluk çekeriz. Sanat burada devreye girer ve kendi kurgusal yapısı içinde bize, belki bildiğimiz fakat kendi yaşantılarımızla sınamadığımız gerçekleri yaşatır. Hatta etkinin yoğunluğu ölçüsünde yaşamakla kalmaz, ondan sonuçlar çıkarır, değerler üretiriz. Giderek yaşamımızı bu değerler doğrultusunda yeniden gözden geçirir, doğrularımızı ve yanlışlarımızı tanır, belki de düzeltme yoluna gideriz. Bu, bir sanat yapıtı karşısında yaşanan, kendine özgü tanıma, anlama sonuç çıkarma sürecidir. Sahnede gördüklerimizle yaşadıklarımızı uzlaştırma, hatta bu bileşimi uygulama aşamasına gelme sürecidir de diyebiliriz.
Tiyatro, yaşanabilecek olanı sahnede yaşanana dönüştürürken bu sürece heyecan katar. Tümüyle gerçeklere dayalı belgesel bir oyun olan Sivas93 ise, yaşanmış olanı yaşanabilecek olana dönüştürdüğü için daha da çok etkiledi hepimizi. O yangında yitirdiğimiz otuz üç canın acısı bugün yaşamakta olduğumuz endişeye eklemlendi. Bu olayın ardında yatan güçler konusundaki kuşkularımız, bugününkülerle bütünlendi.
Sivas93, Dostlar Tiyatrosu’nun toplumsal görev bilincinin yeni bir kanıtı olarak tarihe geçecek bir çalışma. Genco Erkal yazdığı ve yönettiği Sivas93’e nasıl hazırlandığını anlatan yazısına , “ Temmuz başında yüreğime bir ateş düştü” diye başlamış. Arkadaşlarının da onayını alarak Madımak yangınıyla ilgili pek çok belge topladığını, olayın canlı tanıklarının işbirliğini sağladığını açıklamış. Bu malzemenin, anlatılarla, şiirlerle, mahkeme tutanaklarıyla, yitirdiğimiz canlara ilişkin açıklamalarla zenginleştirilmiş olduğunu, dikkatle, heyecanla izlenen bir düzenleme yapıldığını görüyoruz. Yangında yitirdiklerimizin kayda alınamamış son görüntülerini imleyen dumanlar ve dumanlar arasında anlatıcı durumundaki sanatçıların görüntüsü özellikle etkili. Olaya yaklaşımdaki ciddiyet, kurgunun yalın sağlamlığı, canlandırmadaki ölçülülük, Fazıl Say müziğinin ustaca kullanılışı seyircide uyandırılan heyecanın akılcı yaklaşımla dengelenmesini sağlıyor. Bu çok acı, çok korkutucu olayın nedenleri üzerinde, günümüz gerçeklerini de kapsayacak biçimde düşünmeye başlıyoruz.
Bu önemli belgesel oyunda Genco Erkal’ın yanında yer alan Yiğit Tuncay’ı, Nilgün Karababa’yı, Murat Tüzün’ü, Saliha Şirvan Akan’ı, Çağatay Mıdıkhan’ı,özellikle de yılların deneyimli oyuncusu Meral Çetinkaya’yı, omuz omuza vererek adlarını yarınlara taşıyacak olan böyle bir çalışma yaptıkları için candan kutluyorum. Gösterimde kullanılan filmin yapımcısı Nurdan Arca’yı ve bu belgesel oyunun gerçekleşmesine katkıda bulunan herkese teşekkürler…
Madımak yangınında yitirdiğimiz otuz üç güzel insanı özlemle anarken sözü Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok’a bırakıyorum: “Bugün sevgili Genco Erkal’ın yüreği ve kalemi ile bir Ortaçağ karanlığının ardından yeniden güneş beliriyor.(…). Bu çalışma toplum ve tarih adına önemli olduğu kadar ülkemizde örneği ve uygulamasına az rastlan belgesel tiyatro anlayışı adına önemli bir adım. Genco Erkal’ın birikimi, dünya görüşü ve sanatıyla buluşurken ona bir kez daha hayran olmamak mümkün değil”.
Katılıyorum.
(Oyun Dergisi. sayı:6)