'Ölümsüzler'  ve 'Harputta Bir Amerikalı'.
 


İstanbul Devlet Tiyatroları'nın iki yerli oyunu, Cevat Fehmi Başkut'un Harputta Bir Amerikalı'sı ve Melih Cevdet Anday'ın Ölümsüzler'i, günümüz için isabetli seçimler değil

ZEYNEP AKSOY Radikal 12/03/2006


İstanbul Devlet Tiyatroları'nda iki yeni yerli oyun sahnede. Cevat Fehmi Başkut'un 'Harputta Bir Amerikalı'sıyla Melih Cevdet Anday'ın 'Ölümsüzler'i. 'Harputta Bir Amerikalı'da Başkut diğer birçok oyununda yaptığı gibi topluma yönelik eleştirilerini komedi formunda yansıtıyor. Oyun 1955'te, Türkiye'de Amerikan hayranlığının dorukta olduğu, devletin başındakilerin "Türkiye küçük Amerika olacak" dedikleri bir dönemde yazılmış. Amerikalı Abraham Maderus/İbrahim Müderrisoğlu çocukken, babası onu alıp Amerika'ya göç etmiş, eşiyle İbrahim'in küçük kardeşini ise Harput'ta bırakmıştır. Aradan geçen 40 küsur yıldan sonra babasının kurduğu işi devralıp zengin olan Maderus, kardeşini aramaya Türkiye'ye gelir. Kendisine yardımcı olması için bir de emekli komiser tutar. Katibinden bu kardeşini arama olayından, kötüye giden işlerini düzeltmek için bir duygu sömürüsü malzemesi olarak faydalanmak amacını taşıdığını öğreniriz. Haberin yayılması üzerine Maderus'un kardeşi olduğunu iddia eden üç adam ve kardeşinin karısı olduğu iddiasında bir kadınla kızı çıkagelir. Bir de grubun arasına bir delinin karıştığı söylentileri yayılır. Gerçek kardeşi bulmanın tek yolu vardır. Göçlerle yokolmanın eşiğine gelmiş, kimsesiz kalmış Harput'a hep beraber yapılacak bir yolculuk.

Karton karakterler
'Harputta Bir Amerikalı', iki perdelik bir komedi. İlk perde Maderus'un İstanbul Hilton'daki otel odasında, ikinci perde ise Harput Belediye Başkanı'nın makamında geçiyor. Metnin en büyük zaaflarından biri, Batılı anlamda oyun yazımının çok geç yerleştiği Türkiye'de erken dönem oyun yazarlarının sık sık içine düştüğü bir yanlış; ortaoyunu geleneğinden kopamamaktan kaynaklanan, karakterlerin çok boyutlu, çelişkili, gerçekçi kişilikler olarak değil, kaba, karikatürize tiplemeler şeklinde çizilmiş olması. Örneğin isimlerinden de anlaşılacağı üzere, Maderus'un kardeşi olduğunu iddia edenlerden Ahmet Hamlet ukala bir oyuncu, Ahmet Bulur zihni sinir tarzı başarısız bir mucit. Abraham Maderus koca göbeği ve purosuyla "zengin Amerikalı" deyince aklınıza gelecek ilk karikatürün vücut bulmuş şekli. Diğer bütün karakterler de böyle tek boyutlu, belirli özellikleri ön plana çıkarılmış, derinliği olmayan tipler. Hal böyle olunca karakterlerin seyirci üzerindeki etkisi sınırlı kalıyor. Oyunun genelinde ise bir eskimişlik, demodelik hakim. Bu metnin 1955'de yazılmış olmasıyla çok da ilgili değil. Aynı yıllarda (50'lerin ortalarında) yazılan Samuel Beckett'in 'Godot'u Beklemek'i, Arthur Miller'ın 'Cadı Kazanı', Tennessee Williams'ın 'Kızgın Damdaki Kedi'si konularının ve karakterlerinin çok boyutluluğu ve evrensellikleriyle yazılmalarının üzerinden yıllar geçse de hâlâ güncelliklerini koruyan eserler. 'Harputta Bir Amerikalı' ise, dramatik formuyla, tiplemeleri ve konusuyla yazıldığı dönemde sıkışıp kalmış. Dolayısıyla DT'nin 2006'da bu oyunu yeniden ele alması biraz anlamsız olmuş. Bununla birlikte oyun sahneye başarılı bir biçimde taşınıyor. Behlül Dane Tor'un ilk sahnede 50'lilerin otel dekorasyonunu en küçük ayrıntısına kadar yansıtan krem renginin hakimiyetindeki, ikinci perdede ise bir taşra kentinin belediye başkanı ofisini gerçekçi bir yaklaşımla yeniden yaratan kahverengi tonlarındaki dekor tasarımıyla Şirin Dağtekin'in kostümleri, oyunu geçtiği dönem içine oturtan ve en azından bir nostalji duygusu yakalanmasını sağlayan iyi çalışmalar. Oyunculardan özellikle Katip Necmettin rolünde Canberk Uçucu, kardeş olduğunu iddia edenlerden marazi Ahmet Okyay rolünde Umut Demirdelen, komiser Cavit Kocabıyık rolünde Kürşat Alnıaçık, Belediye Katibi'ni canlandıran Ömer Hüsnü Turat ve Belboy Destan Batmaz'ın performansları, karakterlerin metinde sadece karikatür boyutuna indirgenmiş olmalarına karşın, gayet başarılı. Ali İpin'in rejisi lokomotifi oyuncuların eline bırakan, oyunu olduğu gibi sahneye taşıyan, dolayısıyla rejisörün imzasını çok fazla hissettirmeyen bir çalışma. Mucitin çantasından çıkardığı sırt kaşıma aletinin yarattığı gerçekten komik etki gibi detaylar çoğaltılabilseydi, ya da oyun sahneye günümüz bakış açısında yarattığı absürdlük hissiyle yansıtılabilseydi, daha enteresan bir iş çıkabilirdi.


Melih Cevdet'in son oyunu
İlk kez 1986'da sahnelenen 'Ölümsüzler'ü Melih Cevdet Anday'ın yazdığı son oyun. Harold Pinter ya da Tom Stoppardvari felsefi bir bakış açısıyla tarih yazımının gerçekliğini ve güvenirliğini sorguluyor. 2000 yıldır hayatta olan Julius Sezar ve eşi Calphurnia, Paris'e gelirler. Sezar'ın amacı Brütüs'ün kendini öldürenlerden olmadığını açıklayarak tarihi değiştirmektir. Fakat 20. yüzyıl "Lütesya"sında işler umulduğu gibi gitmez. 2000 yıl boyunca Sezar'a tahammül etmekten sıkılan Calphurnia kendine yeni, genç bir sevgili bulur, Sezar deli sanılıp varoluş bunalımlarında, sıyırmış bir psikiyatra götürülür, vs.
'Ölümsüzler' tarih yazımında büyük anlatıları reddeden, postmodern bir tavra sahip. Belli ki göndermede bulunduğu "Deliliğin Tarihi" dahil Foucault'dan bolca beslenmiş. Yaklaşımı değişik, felsefesi enteresan olsa da bir oyun metni olarak bakıldığında 'Ölümsüzler' de birçok dramaturjik zaaftan nasibini alıyor. Çoğu figüran olarak kullanılan ve sahnede kalabalık yapmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyen çok fazla karakter var. Sahne değişimi çok fazla. Örneğin ilk perde dört ayrı mekânda geçiyor. Dahası, oyun aksiyon, diyalog ve kişiler arası ilişkilerin yarattığı gerilimlerden çok uzun, felsefi monologlardan oluşuyor. Bu ülkede de Batı'daki gibi oyunların yazım aşamasında dramaturji çalışması yapma geleneği olsaydı 'Ölümsüzler' böyle bir çalışmadan kuşkusuz çok yararlanırdı. DT'nin prodüksiyonunu Sönmez Atasoy sahneye taşımış. Burada da rejiye dair herhangi bir yaratıcı buluş, bir rejisör imzası göze çarpmıyor. Ethem Özbora'nın dekoru işlevsel olmamakla birlikte son derece sıradan. Julius Sezar ve Roma deyince ilk akla gelecek şey olan kemerli sütunlar sahnenin çerçevesini oluşturuyor. Bunun dışında farklı sahnelerde kullanılan mobilya ve aksesuarlar ne estetik ne de enteresan. Prodüksiyonun en başarılı parçalarından biri Serpil Tezcan'ın yaratıcı, şık kostümleri.
Oldukça kalabalık kastlı 'Ölümsüzler'de biri parktaki Berduş, diğeri akıl hastanesinin başhekimi olmak üzere birbirine zıt iki karakteri canlandıran Fikret Urucu, sahnede bulunduğu toplam zaman çok az olmasına rağmen en akılda kalıcı performansı sergiliyor. Jules Sezar Adnan Biricik ve Calphurnia Hatice Aslan'ın oyunculukları da başarılı.
Sonuçta İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun iki yeni yerli oyunu da, öncelikle metin bazında çok ciddi zaaflar içerdikleri için sahneye nasıl taşındıkları da önemini yitiriyor. Bir sürü çok iyi çağdaş yerli oyun dururken dramaturjinin 2006 sezonu için neden bu ikisini seçtiği bir muamma. Olmasalar da olurdu.