TİYATRO TUTKUNLARINDAN SEÇENEKSİZ BİR OYUN: “AŞK 1 HASTALIKTIR”

 

ÜSTÜN AKMEN

 

Afiş Oyuncuları’nı, ülkemizde de eksik olmaması gereken alternatif tiyatro örneklerinden biri olarak tanıyordum. Dolayısıyla, herhalde estetik ve politik anlayışları, çalışma yöntemleri, teknikleri hiç değişmeyen; alışkanlıklarını kör kör gözüm parmağına sürdüren; sanat kaygısından çok kâr amacı güden; toplumsal kaygıdan çok “elit kesim”e hizmet etmeyi amaç edinen, sıradan oyunculukların sergilendiği tiyatro anlayışına karşıdırlar diye umuyordum. Bunun için; yeni bir tiyatro kavramı iletecek çalışma yöntemleri, yeni teknikler ve yeni estetik kaygılarla üretme çabası içerisinde olmalılar diyerek, kalktım gittim. Karlı bir İstanbul günü öğleden sonrasında kalkıp gittiğim için de, eleştirmek hakkını elde ettim.

 

ÖNYARGI DEDİĞİM…

Oyun on beş dakika geç başlayınca, doğrusu biraz huysuzlandığımı anımsıyorum. Sonradan öğrendim ki, meğer “Dimmer”, yani karartıcı arızalanmış. “Dimmer” denilip geçilemez, ışık tasarımı virtüözlerinden Yakup Çartık’ın dediği gibi “Dimmer”, sahne ışıklandırmasının sanatsal anlam ve önem kazanmasındaki en önemli etmen. Nitekim ışık, oyun boyunca kontrol edilemedi, yoğunluğu, seviyesi doğru dürüst saptanamadı. Böylelikle Bilge Açıkgöz, bu yazıda eleştiriden “bağışlandı.”    

 

“ÖTEKİ OLMA” KAYGISI OLMADAN

Oyun daha başlamadan, Afiş Oyuncuları’ndan beklediğimi bulamayacağımı anladım. Yani, Alternatif Tiyatro tanımına uygun değildi kotarmaya çalıştıkları iş. Her şeyden önce, öteki olma kaygısı gütmemişlerdi. Oyunun tanıtım broşüründe: “Oyunu izlerken bir iç hesaplaşmanın içine giriyor, kendinizi sorular ve sorunlar yumağını tam ortasında buluyorsunuz,” deniliyor, böylelikle oyun içinde günümüzde yaşanan toplumsal sorunlara sessiz kalınacağı “peşinen” anlaşılıyordu.    

 

“Olsun,” dedim kendi kendime. “Şart mı alternatif olmak! Tiyatro yapsınlar yeter.”  “En acı aşk duygularıyla ruhunuza yapacağınız hüzünlü yolculuğa ney, keman ve kanun dönüşümlü olarak eşlik ediyorlar…” Böyle devam ediyordu oyununun tanıtım broşürü. Oyun başladı.

 

Oyunun konusunu “ayakların yerden kesilme” durumu, yani âşık olmak olarak özetleyebilirim… Zafer Kılıç, bizzat yaşadığı olayları, Barış Akkoyun ile birlikte kaleme almış.

 

Nasıl almışlar, şimdi de ona bakacağım.

 

SOYUTA KAYAN ANLATIM BİÇEMİ

Ben, öykü anlatmak için oyun yazılmasına karşı olanlardanımdır. Hal böyleyken, bir oyunun bir öykünün tanımlanmasından oluşmaması gerektiğini, sanırım Kılıç-Akkoyun ikilisi de kabul edeceklerdir. Kabul ederlerse, oyunun; güçlenen, gittikçe yoğunlaşan, derken ya yeniden çözülmek ya dayanılmaz bir karışıklıkla bitmek için birbirine geçen bir dizi bilinç durumu ya da olaylardan oluşan bir yapısı olması gerektiğini neden kulak arkası etmişlerdir, merak ederim. Soyuta kayan bir anlatımı yeğlemek, bu yapısal gerçeği ortadan kaldıramaz ki!  “Tiyatroda her şeye izin vardır,” düsturundan yola çıkabilirler, doğrudur, haklarıdır da... O halde, karakterleri yaşatmak, kaygıları, içte olanları canlandırmak gerekmez mi? Hiçbir klinik tanımlama, âşık olmanın, neye benzediğini aktaramadığa göre; âşık olmayı, aşk acısını tatmış olmayı anlatmak “kalıp” gerektirmez mi?  Geçer. O halde kısaca: “Metin iyi yazılmamış; tiyatroya da uygun değil,” deyip geçeceğim.

 

İKİLİNİN DİLİ, KUŞDİLİ GİBİ

İkilinin kullandıkları dilin çok, ama çok çapraşık olduğunu; bu arada, dildeki “imtizaçsız”lıktan, özensizlikten ciddi anlamda rahatsız olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.  “Ayraçlaşmak”, “subjektif”, “delalet” gibi sözcükler; “… bütün bunlar senin hatandan dolayı kaynaklandı,” gibi yanlış Türkçe kullanımı; “… aşkımız bir Selpak”, “… paranoyak bir bambu oldum sonunda” gibi tümceler doğrusu canımı sıktı. Bunlar, Adam karakterinin trajik ya da amaçsız durumunun bilincine varmamız için en küçük katkı sağlayamayan tümceler, sözcüklerdi.   

 

DEKOR İLE KOSTÜM, BEN GÜLHAN ÇAKMAK’A KÜSTÜM

Siyah örtülü ikili koltuk, mor yer minderi, siyah derili metal ayaklı yüksek tabure, konyak rengi (oyunda nedense sehpa olarak kullanılıyor) puf, duvarda önce kırmızı olup, ikinci bölümde siyaha dönüşen siyah fon üstünde kalp motifi, yerde bir masa abajuru… Sahne kenarlarında yanmakta olan üçer mum… Kostümden hiç söz etmeyeceğim. Dekor da, kostüm de Gülhan Çakmak’ın. Çakmak, bir işe (burada iki iş birden) imza atacaksa, bir dahaki sefere lütfen işi ciddiye alsın derim ben. Dekor ve kostüm için başka da bir şey demem.

 

REJİSÖRE SORULAR

Oyunu sahneye Bilge Açıkgöz koymuş. Kırmamak için yumuşak olacağım. Sadece sorular soracağım. Allah aşkınıza söylesin bana, Kadın, Adam’a: “… başını göğsüme koymak ister misin,” diye sorduğunda ve Adam: “Evet,” diye yanıtladığında, neden Kadın’ın kucağına yatıyor? Öyküleyen, neden zaman zaman içeriden konuşuyor?  Her iki oyuncu da “Black Out” sonrası oyunu başlatmak için ne bekliyor? Zafer Kılıç, Yesari Asım Arsoy’un ünlü “Bekledim de gelmedin” şarkısını “detone” ola ola neden okuyor? Finale doğru sahneye gelen gitarist kız “protest folk” mudur, nedir bilemediğim o şarkıyı, hangi ileti amacıyla  çalıp söylüyor? Neyzen İsmail Hakkı Hafız’ın yönetmenliğinde, keman (Yunus Uçar), kanunla (Emir Esen) ve de başarıyla (özellikle Yunus Uçar’a dikkat) “icra edilen” müzik, oyuna ne katıyor?

 

OYUNCULAR

Ne Öyküleyen Okan Sağlam’ı, ne Kadın’da Meral Yurtseven’i, ne de Erkek’i canlandıran Zafer Kılıç’ı eleştirmeyeceğim. Olsa olsa öğüt vereceğim onlara. Diyeceğim ki Okan Sağlam’a: “… artikülasyon hatalarını hiç değilse aza indir, duyularının yoğun keşfine giriş.” Meral Yurtseven’e öncelikle, dürtülerini mahremiyetini etkilemeden serbest bırakmasını önereceğim. Bu alıştırmaları gerekirse tiyatrocuların “cıbırca” dedikleri (seslerden, hecelerden oluşan sözcükleri olan, anlaşılmayan ve dünya üzerinde tanınmayan) dille yapmasını söyleyeceğim. Zafer Kılıç’a ise, “olma” haline ulaşmak, gerilimi ortadan kaldırmak, duyarlılaşmak, bütün hissettikleriyle ilişki kurabilmek ve bunları bir arada ifade edebilmek için bütün kapılarını açmasını önereceğim.

 

Bunları yaparlarsa, iyi tiyatrocu olma aşamasına asılırlarsa karda kışta oyunlarına gittim diye asla söylenmeyeceğim. Hakkımı helal edeceğim.   

 

ana sayfa