26. YILA AÇIK ALINLARIYLA ÇIKANLARDAN BİR OYUN: “AŞKIN GÖZÜNE GÖZLÜK”

 

            ÜSTÜN AKMEN

 

Ferhan Şensoy’un “Aşkın Gözüne Gözlük” başlıklı oyunu 1980 yılında Tuncay Özinel Tiyatrosu’nda oynanmış ve ilgi görmüştü. Bu yıl, 26. Kuruluş Yıldönümünü kutlayan Tuncay Özinel Tiyatrosu, oyunu belki de bir kuruluş anısı olarak yeniden repertuarına almış. Şimdi bakalım iyi mi yapmış.

 

ÖZİNEL’E KARŞI GÖREVİM VAR

“İyi mi yapmışı” araştırmadan önce, bu ülkede yirmi altı yıl tiyatro yapmaya çabalayan “alnı öpülesigillerden” Tuncay Özinel’i anmadan söze başlayamam. İyi de, nerede ve hangi durumda olduğunu iyi bilen, yeni açılımlara her daim hazır olan; durumunu bilerek içine sindirirken sızlanmayan, boyun da eğmeyen bir Tuncay Özinel’i, burada anmakla görevim tamamlanmış olur mu? Elbette ki hayır!

 

Tuncay Özinel’in kendi kendini anlatımıyla; hiç sızlanmadan, boyun eğmeden geçirdiği bir çocukluğu ve ardından gelen gençliği var. İnsanları, en çok da kendini anlama çabasıyla geçirdiği yılları var. Yokluklar, yoksunluklar, beklentiler, hayal kırıklıkları, sevgisizlikler, ihanetler içinde/arasında, ama hep iyi niyetle ve umutla gelişen bir yaşamı var. Ve nihayette, adını taşıyan bir tiyatrosu var… Yaşamı tiyatro sahnesine dönüştürme becerisi yanı sıra, tiyatro sahnesinde kendini canlandırması, yaratması var… Her şey bir tarafa, yirmi altı yıl boyunca, onca oyunda kendisine omuz veren, ondan aldıklarıyla filizlenen tam yetmiş yedi meslektaşı var.

 

İşte bunlar ve topluma kazandırdığı “daha çoklar” için minnet duyuyorum Tuncay Özinel’e. Belki hakkım yok, haddim de değil, biliyorum, ama kendisini şükran duygularımla kucaklıyorum. Emeğinin şavkı olan terle ıslanmış alnından öpüyorum.

 

İYİ Mİ YAPMIIIŞ, KÖTÜ MÜ ETMİŞ

Şimdi gelelim, “Aşkın Gözüne Gözlük”ü yeniden sahnelemekle iyi yapıp yapmadığına. Her zaman söylediğim bir gerçek var. Ferhan Şensoy sıra dışı olmayı değil, ama sıra dışı yazmayı seviyor. Yazdığı ve sahnelediği sıra dışı oyunlarda ise, güncel konuları dil inceliklerine dayanan mizah öğelerini kullanarak eleştirmeyi yeğliyor. Geleneksel Türk tiyatrosundan, taaa epik tiyatroya kadar değişik biçemlerden yararlanıyor ve hiç kuşkum yok ki, ister beğeneyim ister beğenmeyeyim; ister “bu tiyatro değil,” diyeyim, ister kabulleneyim, çalışmalarıyla Türk tiyatrosunda kendine özgü bir yerde oturuyor. “Aşkın Gözüne Gözlük”, yukarıdaki tanımlamalarıma uyan skeçlerden oluşmuş bir “tiyatromsuluk”…

 

GÜLDÜRMEK Mİ, GÜLMEK Mİ

Metin için gıkımı çıkarmayacağım. Ama okurlarıma, oyunda Tuncay Özinel gibi, Halit Akçatepe gibi, Ercan Yazgan gibi, hatta Ayşen Tekin gibi tiplemelerden olabildiğince uzak, kendini her rolünde yenilemesi gerektiğini bilebilecek, oyun tekniğini geliştiren, her keresinde sağlam karakterler çizmesi gereken, inandırıcı oyunu ve dramatik tonlamaları ile 'şablon' dışında kalma korkusu olmadan seyirciye kendini kabul ettiren ve sevdirmeyi başarabilen oyuncuların yer aldığını anlatacağım. Bu ustaların oyun boyunca neden o kadar çok, hatta seyirciden dahi çok gülmelerini, hem de uluorta gülmelerini anlayamadığımı da anlatacaklarıma katacağım.

 

BAŞLAYALIM ELEŞTİRİ OKLARINI ATMAYA

Özellikle Halit Akçatepe, Necmi’de neden o kadar gülüyor? Bilmiyorum. Müşerref’te Ayşen Tekin, gülmekten repliği falan kaptırdı ayol! Parkta geçen skeçte, Mustafa ve Osman olarak Tuncay Özinel ile Halit Akçatepe zaten kendilerini kapıp koyuveriyorlar. Vallahi, oyun sırasında bir tepine tepine kahkaha atmadıkları kaldı. Neden? Anlamadım!

 

EKSİKLER, GEDİKLER

Skeç bitimleriyle “black-out”lar oyun boyunca tutturulamamış. Asuman’ın Eşref’e silah çektiği tabloda Ayşen Tekin’in “acemi sakinliği” güldürü öğesini zedeliyor. Ebru Devrim Sayman, “eh” düzeyini tutturan bir oyun vermekte. Tomris Karakartal, Okan Metin, Erkan Kolçak Köstengil’e Tuncay Özinel fırınında kalmalarını, ama olabildiğince çok ve çabuk ekmek yemelerini önereceğim. Ercan Yazgan için “Peyami Ötenkuş” olarak iyiydi diyeceğim.

 

ARİF ERKİN’İN MÜZİĞİ

Oyun öncesi hoparlörden verilen güncel/politik ezgilerin oyunla yakından uzaktan hiçbir ilgisi olmaması oyuna hazırlanan seyirciyi fena yanıltıyor. Arif Erkin ustanın müzikleri kulak dolduruyor. Garbis Baltaoğlu’nun dans düzeni çok sıradan. Ferhan Şensoy’un videodan anlatıcı olarak kullanılması olmuş da, ikinci perdede aniden sulandırılmış ortaoyununa dönüştürülen “Müşerref’i isteme” tablosu, olamazcasına uzun kaçmış. Keza, “Park” tablosundaki Halit Akçatepe’nin kekeme taklidi de bıktıracak, “aman Allah” dedirtecek kadar sıkıcı.     

 

 

FERİT ÖZEN BAŞARISIZ

Dekor ve Kostüm tasarımlarını yapan Ferit Özen, Yaşar’ı kuyumcu dükkânına neden kravat gömlek üstü ceketsiz salmış, anlaşılır gibi değil. Nişanlı ile Kapalıçarşı’ya yüzük almaya o kıyafetle mi gidilir yahu! Hele kırsal kesim insanıysa! Gülbahar’ın eteğinin sakilliğini ise ne kentsoylu, ne de kırsal kesim genç kızına kafamın içinde uyduramadım. Diğer taraftan, Tomris Karakartal ile Ayşen Tekin’e sandalet üstüne çorabı nasıl yakıştırmış, neden böylesi bir zevksizliği yeğlemiş bilemem. Final bölümündeki Karakartal ile Sayman’ın ayakkabılarının sözünü bile etmiyorum. Dekor tümüyle kötü üstü.

 

 

GELELİM OYUNUN NİMETİNE

Oyun dergiciğinde imzasız yer alan “Neden Tiyatro” başlıklı bir yazı var. Bu yazıda: “Ülkemizde sakat ve yanlış bazı ayırımlar” yapıldığından söz edilmekte, özellikle “Eğlence Tiyatrosu” gibi deyimler üretildiğinden yakınılmakta. Yazıda, “Eğlence Tiyatrosu” tanımlamasının komedi oynayan toplulukları yermek için ortaya atılmış olduğu da savlanıyor. Aynı yazıda Brecht’in: “Tiyatro önce eğlendirici olmalıdır. Çünkü hiç kimse bu akşam tiyatroya gidip biraz eğitileyim diye gitmez,” deyişine de yer verilmiş.

 

“Aşkın Gözüne Gözlük”ün eğitici yanı var mı yok mu, tartışmayacağım bile, ama seyircinin oyun boyunca  ota çoka bol bol güldüğüne tanık oldum ben. Bekliyorsunuz, ama inadım inat, “Aşkın Gözüne Gözlük” ne tiyatrosu diye de sormayacağım.

 

Sadece ve sadece, huzurlarınızda Tuncay Özinel Tiyatrosu’nun 26. Kuruluş yılını kutlama hakkımı kullanacağım. Hepsi bu!

 

ana sayfa