|
AST YENİDEN
AST’ın son oyunu Don Kişot’un galasına meslekte değerli
hocam Ayşegül Yüksel’in uyarısı ve hem meslekte hem okulda sevgili hocam Sevda
Şener’in eşliğiyle gittim. AST’ın oyunlarına son yıllarda daha çok dayanışma
duygusuyla gidiyordum. Çünkü AST bizimdi. Devlet Tiyatrosu’nda hem Başdramaturg
hem Halkla İlişkiler sorumlusu olarak epeyce çalıştım, Ast’da ise Dramaturg ve
Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak yalnızca 1 yıl. Ama kimse kusura bakmasın
bizim ya da benim olan kurum; Ankara Sanat Tiyatrosu!
Çünkü AST dünyada ve Türkiye’de olup bitene ilgisiz
kalmamayı; kapatılma,suçlanma, seyircisiz kalma risklerine karşın sahnesini
açık tutmayı yeğleyen ve başaran bir sanat kurumu. Öğrencilik yıllarımızda 12
Mart döneminde Sıkıyönetimin kapatıp mühürlediği ön kapının önünden geçip yan
kapıdan gizlice girerek Brecht’in “Hitler Rejiminin Korku ve Sefaleti”
(Yönetmen Yılmaz Onay) oyununu izlememizi,
12 Eylül sonrası dramaturg olarak çalıştığım sırada “Bir
Ceza Avukatının Anıları” (Yönetmen Rutkay Aziz) oyununun metnini görmek isteyen
Emniyet görevlisine sevgili Altan Erkekli’yle birlikte direnişimiz, kendisine
“Savcının her gece salonda yeri olduğu , izledikten sonra bir sorun varsa yasal
yoldan gereğini yapacağımızı metni hiçbir şekilde vermeyeceğimizi” söyleyip
Faruk Eren Hoca’dan aferin alışımızı,
Hapishanedeyken sahnelenen ve yıllarca ödüller kazanarak
(Lemi Bilgin ve Altan Erkekli’nin müthiş oyunculuğuyla) kapalı gişe oynayan
(sahi niye kalktı o oyun?) Akrep (Yönetmen Rutkay Aziz) oyununa, serbest kaldığı
gece seyirci olarak katılan Eşber Yağmurdereli’nin varlığını,
Unutmak olası değil. O oyunların ilk gecelerini
zenginleştiren konukların, saygın geçmişleri de AST’ın soykütüğünü
zenginleştiriyor. AST Türk Tiyatrosu’na başta Rutkay Aziz olmak üzere, İsmet Ay,
Erkan Yücel, Altan Erkekli, Cezmi Ersöz, Meral Niron, Jale Aylanç, Şebnem
Dönmez, Rana Cabbar, Yaman Okay, Fikret Hakan, Genco Erkal, Uğur Polat, Talat
Bulut gibi 1300 sanatçı armağan etmiş Ankara’nın yüz akı bir sanat kurumu.
Son oyunu Don Kişot’a giderken eski günlerin parıltısından
biraz uzaklaştığını düşündüğüm AST’ın adına yaraşır bir iş çıkardığını görüp çok
mutlu oldum. AST, Hans Osterek’in yazdığı Yücel Erten’in Can Yücel lezzetinde
çevirdiği Rutkay Aziz’in mükemmel sahnelediği
Ve Eröl Demiröz’ün o yıllanıp gözlerine birikmiş
yeteneğiyle , sevimli ve yetenekli Hakan Salınmış’ın başarılı oyunuyla ve ekip
anlayışıyla oynayan diğer oyuncularla Don Kişot keyifle seyredilesi bir oyun
olmuş. Bu Don Kişot çok hoş bir kurgulamayla ölümünden sonra sevenlerinin, O’nun
hallerini yansılamalarından oluşuyor. Dolayısıyla da bildiğiniz bir oyun değil.
Göstermeci tiyatronun bütün ögeleri, oyun çıkarmanın tadıyla sahnede yerini
alıyor, seyircinin gözü önünde roller dağıtılıp oynanıyor.
Don Kişot, adeta bir esrimeyle kendi zamanının eskisini
özler, insanların daha zarif, daha az çıkarcı, daha insan olduğu günleri geri
getirebilme isteğiyle kendi yarattığı kötülüklere cisim kazandırıp onlarla
dövüşe kalkar. Bu oyunda ise Don Kişot’u bir aklı uçuk olarak değil, sevdikleri
bir güzel varlık olarak anan yakınlarının O’nu anımsayışları var. Don Kişot
ilkeleri ve yitip giden değer yargıları, erdem anlayışı için dövüşürken,
dostları Don Kişot’un değerleri için dövüşürler. Cervantes’in dünyaya armağan
ettiği “Don Kişotluk” hali kimileri için düzene ayak uyduramamak yani bir nevi
salaklık halini, kimilerine göre ise düzene ayak uydurmayı değil erdemli olmayı
seçmek anlamlarını taşıyor.
AST, kuşkusuz Cervantes’in ve Hans Osterek’in
düşünceleriyle uyumlu bir yorumla yaşamını sürdürürken, Don Kişot’luğu erdemli
olma yolundaki uğraş olarak yorumlamaya devam ediyor ve salonunu böyle
düşünenler için açık tutuyor.
GÜLŞEN KARAKADIOĞLU, Tiyatro Dergisi
|