|
ATİNALI TİMON
Hasan ANAMUR
Her yıl tiyatro mevsimini bir Shakespeare oyunuyla açmayı ilke edinen Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu, prömiyeri son İstanbul Festivali’nde de yapılan “Atinalı Timon”. Bu tragedyayı da Kemal Aydoğan sahneye koymuş. Gösterime temel alınan Orhan Burian’ın 1944 tarihli çevirisi. Metin Halûk Bilginer, Kemal Aydoğan ve Selçuk Aydoğan tarafından “düzenlenmiş”. Bu tragedyasında Shakespeare Yunan başkentini kılıcıyla kahramanca savunmuş, ve giderek kentin en saygıdeğer, en yardımsever ve en zengin insanlarından biri konumuna gelmiş olan Timon’un yaşamının iki dönemi anlatılır : “para”sının bitmeyeceğini sandığı dönem ile “para”sının bittiği dönem. Timon, “döndükçe yıpranan şu dünyada”, farklı koşullarda da olsa, sonuçta kral Lear’inkine benzer bir yazgıyı paylaşacaktır.. Bu iki karşıt durum sahnelemede karşıt içerikli iki yaşam biçimiyle her bölüme simetrik dağıtılmış olarak veriliyor. 1. bölümde seyirci, karşısında, kuş sütü eksik özentili bir sofrada, ziynetlerle bezeli görkemli giysiler içinde, zenginliklerini konuklarına sadaka gibi dağıtan, yaşam felsefesini bu tutum üzerine kurmuş mutlu Timon’u görür. Ne var ki, kadınların kıvrak danslarıyla da süslenen bu sefahat âlemlerinin sonu gelecek, Timon katı yaşam gerçeğiyle karşılaşacaktır. 2. bölümde, “Elinizdekilerin tümünü insanlara vererek tüketmeyin, verebileceğiniz bir şeyiniz kalmadığında, hor görürler sizi, tanrı bile olsanız”, diyen, seçimini yaparak bir ormana çekilmiş, doğuştaki arılığı simgeler biçimde çıplak, “kendini yıkayıp temizlemiş”, bir başka Timon vardır. Yaprakları yorgan yapar, ağaç kökleriyle yaşar. Bu kez “kederle zenginleşmiş”tir. Ancak onun içinden sıyrıldığı düzen süregidecektir. Aydoğan, “Othello”ya uyguladığı yerelleştirme ve bütüne komedya öğeleri katma eğilimini, metni çok iyi düzenlenmiş izlenimi vermeyen “Atinalı Timon”da da sürdürmüş. Bunu, sanırım,: klasiklerin anlaşılmaz, bugüne uzak metinler olduğu önyargısını zihinlerden silmek için yapıyor. Tragedyalarda bile kimi sahneleri, her zaman gerekli mi gereksiz mi oldukları tartışılacak biçimde, komedya olarak, karikatürleştirilmiş, hatta groteskleştirilmiş kişilerle ve davranış biçimleriyle aktarmak, içlerine güncel siyasal, toplumsal göndermeler katarak oyunları günümüze çekmek istemesinin temelinde bu düşünce yatabilir. . Bu son uygulamasında da, zaten, oyun başlamadan sahneye çıkarttığı palyaço kılıklı bir DJ’e çaldırdığı dünden, bugünden vur patlasın, çal oynasın parçalarla ve “para, para, para” nakaratıyla tasarladığı gösterimin sol anahtarını veriyor. Ancak Timon ile kahyası Flavius – özellikle ikinci bölümde - bu şablonlaştırmanın dışında bırakıldıkları için tümüyle farklı bir oyunculuk, Shakespeare tarzı bir oyunculuk sergiliyorlar. Bu da bütünün uyumu açısından sorun yaratır nitelikte. Timon’da, gerek düşünce ve davranış biçimi, gerekse dış görünüm bakımından her iki bölümde de iki farklı kimliğe ve kılığa giren Halûk Bilginer, komedya ile tragedya arasında denge kurma çabası sonucu olsa gerek, zaman zaman biraz fazla mekanik bir oyunculuk sergiliyor. Bunda, trajik ortamın egemen olduğu ikinci.bölümde, akışın hızlandırılması gerektiği düşüncesinin de payı olabilir. Ancak Bilginer, yine, oyunun bildirisini seyirciye etkileyici biçimde ulaştırıyor. Kahya Flavius’ta, her iki bölümde de, tragedya çizgisini sürdüren Mahmut Gökgöz, doğal oyunculuğuyla, bu kapkara ortamda, Shakespeare’in söndürmek istemediği bir umut ışığını, - “paranın kurtları”na her zaman yenilecek olsa da - var olmayı sürdürecek dürüst ve duygusal insanı başarıyla canlandırıyor. Apemantus’ta antik koroyu simgeleyen Tülay Bursa’nın söyleminin daha da etkileyici olmasını bekleyenlerdenim. Öteki oyuncularsa kendilerinden isteneni yerine getiriyorlar. İşlevsel düşünülmüş, başarıyla uygulanmış çevre düzeni (Bengi Günay / Gamze Kuş) 1. bölümde görkemli bir biçimde sahneyi doldururken, 2. bölümde, içeriğe uygun olarak, “yok”a indirgenmiş. Müzik düzenlemesi (Tolga Çebi) sahnelemenin amacına uygun. Işık (Irfann Varlı) aksamıyor. Takı tasarımınınsa (Sabrina Fresko) başarılı olduğu hanım seyircilerin dikkatlerini çekmesinden anlaşılıyor. “Atinalı Timon” mevsimin tartışılacak oyunlarından biri. Radikal, 29 Ekim 2006
|
|
|