ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)

Aylık Bültenler

 

TEB EKİM 2007 BÜLTENİ

 

2007-2008 tiyatro sezonunu, bu yıl Romanya’nın yüz bin nüfuslu kenti Târgovişte’de açtım. “Herkes giderken Mersin’e, sen acaba neden gidersin Târgovişte’ye,” diye sual edecek olanlara, hiç de ters yola gitmediğimi söylerim. Târgovişte Tony Bulandra Devlet Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Mc Ranin’den sezon açılış oyununu izlemem ile ilgili çağrı alınca, duraksamadan kabul ettim. Kabul ettim, çünkü oyunun yaratıcı kadrosunun Türk sanatçılardan oluştuğunu duymuş, okumuştum. Oyunu izledikten sonraysa, ne yalan söyleyeyim, sezonu Târgovişte’de açtığıma daha bir memnun oldum. Bu arada, yılda beş oyun sahneye koyan ve bu beş oyunu dünyaca ünlü yönetmenlere yaptıran Tony Bulandra Tiyatrosu’nda “Romeo ve Jüliet”i seyrettiğim, tiyatronun ünü yurdunun dışına taşmış genel sanat yönetmeni Mc Ranin ile tanıştığım için mutluyum.

 Biz Târgovişte’ye geldiğimizde Mc Ranin Craiova’daydı ve özel olarak döndü, ayağının tozuyla da Aristokrat Restaurant’taki akşam yemeğinde bizimle masaya oturdu. 1595’de Osmanlıların Eflak Prensi Mihai Viteazul (1593-1601) üzerine seferler düzenlediğini, Osmanlı güçlerinin Bükreş ve Târgovişte'yi ele geçirdiklerini, ancak Viteazul’un karşı saldırıya geçtiğini ve Osmanlıların geri çekilmek zorunda kaldıklarını anlattı. Craiova’da bu tarihi anı canlandırmak için çalışmakta olduğunu söyledi. Çalışmasında yedi yüz oyuncu kullanıyor, iki buçuk saat süren bir gösteri yürüyüşü sonunda göl kıyısında gösteriyi sonuçlandırıyordu. Alegorik savaş arabaları, su, ateş, akrobasi…

  METİN AND’A ONUR ÖDÜLÜ

Diğer taraftan, 26. TÜYAP - İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı Metin And olarak saptandı. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunmuş olan And, görsel sanat alanındaki bilimsel araştırmalara kaynaklık eden çalışmalarıyla Türkiye’nin halen en önemli isimlerinden biri sayılmakta. Özellikle Türk Tiyatrosu’nun duayeni olarak büyük bir entelektüel birikim sağlayan Metin And, Dionysos Şenlikleri’nden Anadolu’nun Köy Seyirlikleri’ne, Osmanlı’dan Tanzimat’a ve çağdaş tiyatroya kadar geniş bir literatüre kaynaklık etmiş bir değer.

 Metin And’ın ödül gecesinde Birliğimizin kurucularından Zeynep Oral ile aynı masayı paylaşmak ise benim onurum oldu.

 

ZEMZEMLİ AÇILIŞI PROTESTO ETTİK

Ekim ayının son günlerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Suudi Arabistan Krallığı Kültür ve Enformasyon Bakanlığı'nın işbirliğiyle düzenlenen “Suudi Arabistan Günleri”nin açılışının opera sahnesinde yapılmasına tepki gösterdik.

Açılışta, Arap kültürünün hemen hemen her öğesinin etkinliğe yansımasına, giriş kapısı önünde geleneksel kıyafetli Suudilerin bulunmasına, tütsüler yakıp bir testiden ikram ettikleri zemzem suyu ile konukları karşılamalarına, tüm konuklara aynı bardaktan zemzem suyu ikram etmelerine, ''mırra'' içmelerine elbette söz edemezdik, ama böyle bir etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve Balesi’ne ait salonun kullanılmasını esefle karşıladığımızı bildirdik. Türk Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın opera salonunda Suudi Kültür Bakanı Eyad Amini Medeni ile birlikte zemzem suyu içmesi, Kuran-ı Kerim dinlemesi Ertuğrul Günay’ın göreve başlamasının üçüncü ayında sınıfta kaldığının somut belgesiydi.

Yıllar yılı dünyaca ünlü opera ve bale eserlerinin sahnelendiği opera binasında tütsü, zemzem suyu ve Kuran-ı Kerim'li etkinlik yapmakla çok şeyin “ima” edildiğini vurguladık. Böyle bir etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve Balesi’ne ait salonun tahsisinin sağlanmasına göz yuman, ses çıkarmayan  Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü’nün istifasını istedik; sanatçıları tepkilerini göstermeye, bakanlığın bu tutumunu ciddiyetle ve kararlılıkla protesto etmeye çağırdık.

 Sağlıcakla kalınız efendim..

 Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle...

 

Üstün Akmen

 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ  TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EYLÜL 2007 BÜLTENİ

Birliğimizin Saygın Üyesi.

Tiyatromuzun ustası Muhsin Ertuğrul, yıllar önce bugüne de ışık tutan bir yazı yazmış. Taksim sahnesi’nin tahliye edildiği, Koruma Kurulu’nun, Kongre vadisi Projesi kapsamında İstanbul Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karar verdiği, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in Devlet Tiyatroları’nın seyircisizlikten seyirci sayısını artıramadığını açıkladığı şu günlerde, Muhsin Ertuğrul’un kapatılan bir tiyatro ile ilgili 1965 yılında kaleme aldığı ve Şehir Tiyatroları’nın yayın organı Türk Tiyatrosu Dergisi’nin Kasım-Aralık 1965 sayısında yayınlanan yazısını 25 Eylül 2007 tarihli Günlük Evrensel Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfasından alıntılıyor, büyük ustayı bir kez daha saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Bu arada, ay içinde yitirdiğimiz Sevgili Haluk Şevket Ataseven’ın üzerine yıldızların yağmasını diliyoruz.

BİR ADIM GERİ, BİR ADIM İLERİ!
Otuz sekiz yıl önce İstanbul’un da her medeni şehirde olduğu gibi her akşam piyesler oynanan tiyatrosu bulunmasını istedik ve böylece bir gelenek kurmak yoluna gittik.
Gayemiz şuydu: Her İstanbullu, tiyatro heyecanını duyduğu bir gece İstanbul’da gidecek daimi bir tiyatro bulsun. Bugün bunları yazmak bile insanı güldürüyor. Ama o zaman tiyatronun belli bir günü yoktu, piyesler hazırlandıkça birkaç kere oynanır, sonra karabatak gibi yine dalar kaybolurdu. Şayet böyle her gece oynamayı göze alırsak bizde de bu geleneğin gelişeceğine, tiyatronun yerleşeceğine inanıyorduk.
1929’da İstanbul’a görülmemiş bir kış geldi. Boğaz’dan buz kayaları akmaya, şehrin bütün deniz ve kara araçları işlememeye başladı. Fırınlar kapandı. Karlı sokakta yaya yürüyenlerin ayak izleri azaldı ama biz tiyatromuzu kapamadık, oyun oynamaya devam ediyorduk. Yerleştirmek istediğimiz bir geleneğe böyle mevsim cilveleri yüzünden ara verirsek, daha başlangıçta bunun kökleşemeyeceğini biliyorduk. O hafta oynanan eser, Strindberg’in “Rauseh=Zafer Sarhoşları” piyesiydi. 2 Şubat 1929 Cumartesi akşamı koca salonda üç kişi oturuyordu. O geceki gelirimiz 270 kuruştu. Biz oyunumuzu oynadık, sonra da seyircilerimiz yerdeki bir metre kar yüzünden sokağa çıkamadıkları için müdürün odasında soba yakarak onları sabaha kadar tiyatroda alıkoyduk. Arkadaşlar da güç bela evlerine gittiler. Ertesi gün onda provamız vardı. Geldikleri zaman içlerinden biri böyle olağanüstü bir durumda temsillere ara vermemizi istedi. Kendisine anlatmaya çalıştım ki yeni başlamış bir düzene böyle bir ilk güç durumda ara verirsek, halkla geliştirmek istediğimiz “istikrarlı tiyatro” fikri zedelenir, gayeye ulaşamayız. Onun için bizim azimle, her şeye rağmen devam etmemiz gerekir. Bugün kendisini rahmetle ve sevgiyle andığım o arkadaş bana:
- Sen bizi harcıyorsun! demişti.
Evet, yalnız onu değil kendi kendimizi harcıyorduk... Bir ideal uğruna! Bu memlekette tiyatronun yerleşmesi uğruna! Yazık ki bu arkadaşımız benim şahsımda gayeyi görememiş, bu intizam arzumu benim özel inadıma vermişti. O arkadaşın ısrarı karşısında, vapurların üç günden beri işlemediği, korkunç bir fırtınanın tipinin Boğaz’ı allak bullak ettiği, karşı yaka ile hiçbir bağlantı kurulamadığı o gün, bir gece olsun tiyatroyu kapamamak için Kadıköy’de oturan müdürümüz Suphi Bey’in muvafakatını almak üzere Galip’le ikimiz bir büyük sandala binerek yelkenle Kadıköy’e gitmek üzere ve epeyce de çok para vererek yola çıkmıştık. Tipiden bir metre ilerisi görülmüyordu. Bilmiyoruz ne kadar sürdü? Birden kendimizi Haydarpaşa mendireği önünde görünce Asya’yı keşfetmiş gibi olduk. Daha ileri gitmeye ne yelken ipinden eli kesilen sandalcının, ne de soğuktan donan bizim gücümüz kalmamıştı. Haydarpaşa’dan güçlükle Bahariye’ye bilmem kaç saatte yürüdük.
Müdürün evine geldiğimiz zaman, bizi tımarhaneden kaçmış deli gibi karşıladılar ve bir daha da geriye dönmeye bırakmadılar, zaten dönüş için vasıta da yoktu. Ve böylelikle o gece fırınlar gibi tiyatro da kapandı ve İstanbul ekmeksiz ve oyunsuz kaldı.
Altı yıl önce Şehir Tiyatrosu’na dönünce, o zamanın Belediye Başkanı Sayın Kemal Aygün’den Kadıköy gibi yarı İstanbul kalabalığındaki bir semtte tiyatro bulunmamasından yana yakıla bahsetmiştim. Bir yıldırım süratiyle hemen orada bir düğün salonu küçük bir tiyatro haline kondu ve beş yıldır da her gece halka kapılarını açarak “Burada sizleri bekliyorum” diyordu.
Bu yıl Kadıköy Tiyatrosu, sahibiyle aradaki kira anlaşmazlığı yüzünden kapandı. Evet kapandı. Yanlış okumuyorsunuz...
Kadıköy’den Pendik’e kadar uzanan bir semtin tek tiyatrosu kapandı. Bütün bir mevsim için Kadıköy tarafı tiyatrosuz kaldı.
Beyler, paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer, partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil, batakhane değil yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik sanat yuvası olan tiyatro!
Bu yakada oturanların adı, İstanbul’un kreması diye çıkmıştır. Okumuşlar, gezmişler, görmüşler, okuduklarını, gezdiklerini, gördüklerini övütmüşler hep orada otururlar. Ne olur, bunlardan biri çıksa da elbet bir vekilleri vardır, onun aracılığıyla sorsalar, niçin bir tiyatro kapandı diye araştırsalar, tiyatro istiyoruz diye bağırsalar, çağırsalar, yürüyüş yapsalar, sorumlu kişileri arasalar, kendilerinden esirgenen bu insanlık zevkini, bu medeni eğlenceyi ellerinden alanların yakasına yapışsalar!
Tısssss! Bir dudak bükme, bir omuz silkme, bir adam sende! Bir bana ne
Yıllardır Eyüp’te, Zeytinburnu’nda, Gültepe’de birer tiyatro açmak amacındaydım. Geçen yıl genç rejisörlerimizden Beklan Algan, Zeytinburnu’nu altüst ederek nihayet Bozkurt İlkokulu’nda uygun bir salon buldu.
Orayı 140 kişilik bir tiyatro haline soktuk ve bu mevsim başında açtık. Şimdi her gece oyun veriliyor orada. Orada bir tiyatro açıldı.
Kadıköy’de bir tiyatro kapandı, Zeytinburnu’nda bir tiyatro açıldı. Bir adım geri, bir adım ileri. Bir adım geri, bir adım ileri.
Bizim 2 bin 500 yıl önce yola çıkan Thespis kervanına niçin yetişemediğimizin parlak bir örneği: Bir adım geri, bir adım ileri!
Şimdi, korkunç bir kışta bir gece tiyatroyu kapatmak için ölümü bile göze aldığımızı ne kadar gülünç ne kadar çocukça buluyorum.
Bütün bir mevsim Kadıköy Tiyatrosu kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Sağlıcakla kalınız efendim..

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN
 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ  TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
AĞUSTOS 2007 BÜLTENİ

Birliğimizin Saygın Üyesi

Bu ayki bültenimizle, üyemiz METİN BORAN’ın Evrensel’de yayımlanan Devlet Tiyatroları’nın yeni dönem çalışmalarını irdeleyen yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Devlet Tiyatrolarında yeni dönem-1

Kültür bakanlığı tarafından haksız ve tartışmalı bir biçimde görevden alınan genel müdür Lemi Bilgin, iki yıllık verdiği hukuk mücadelesini kazanarak geçtiğimiz günlerde aynı bakan tarafından görevine iade edildi. Lemi Bilgin göreve başladıktan sonra basına yaptığı açıklama da Devlet Tiyatroları’nın kasasının boşaltıldığını yeni sezona bütçe sıkıntısından geç gireceklerini hatta yeni ödenek ayrılmazsa tiyatro yapamayacaklarını beyan etti kamuoyuna. Devletin en köklü sanat kurumlarından biri olan Devlet Tiyatroları’nın genel müdürünün bu açıklaması nedense skandal olmadı ve ne bakanlıktan bir açıklama geldi ne sanatçılardan ve ne de sanatçı örgütlerinden her hangi bir tepki oluştu.

Kuruluşundan bu yana kendine ait yönetsel ve sanatsal bir yasası bile olmayan kurumun, siyasetçiler, sanatçılar ve gelmiş geçmiş yöneticiler tarafından düşürüldüğü durum şimdilik sadece içler acısı ve kısa zamanda da düzeleceği ve yeniden saygın bir kurum olacağı gibi bir işaret yok maalesef.

Ancak her şeye rağmen nitelikli tiyatro üretmekte samimiyeti ve ısrarını bildiğimiz genel müdür Lemi Bilgin Maliye Bakanlığı ile yaptığı görüşmede ek ödenek hazırlanmasını sağlıyor ve perdelerin ekim ayında açılmasına öncülük ediyor.Ekim ayında perdeler açıldıktan sonra Bilgin’den beklenen kurumu maddi olarak zarara uğratan ve yönetim olarak zafiyetine yol açan eski yönetim hakkında suç duyurusunda bulunmak ve gerekli hesaplaşmayı yapmaktır.

Lemi Bilgin yönetimi, hazırladığı repertuarla Devlet Tiyatrosu’nda önemli yeniliklere imza atmayı hedefliyor. Her ne kadar edebi kurulda yer alan şahısların,oyun seçimi bağlamında ‘aynı hamam, aynı tas’ dedirten uygulamaları ve tercihleri devam etse de bu sezon hiç olmazsa bir- iki genç yazarın oyunları ilk defa kurumun seyircileriyle buluşacak, bu bile kendi başına bir gelişme diye düşünülebilir. Ancak repertuara baktığımızda yerli ve yabancı oyun sayısında pek fazla değişen bir şey yok. Öncelikle, seçilen oyunların tematik olarak hangi anlam ve önemlerinden dolayı seçildiği ve Türkiye’nin ve toplumsal yapının sosyolojik,politik , psikolojik ve kültürel değişim ve dönüşümünü sorgulayan yanının olup olmadığı net olarak ortaya konulmuş değil.

Diğer yandan repertuara alınan oyunların bir çoğu, teatral, yazınsal ve görsel olarak estetik bütünlükten uzakta ve sahnelenmeyi hak etmiş oyunlar değil. En azından 1.Tur oyunlar olarak kamuoyuna sunulan liste böyle.Bizce üzerinde fazla düşünülmeden aceleye getirilmiş bir tercih olarak görünüyor. Örneğin, eski padişah Cem Sultan’ın yönetim erki,hayata bakışı ve kişiliğini anlatan aynı adlı oyunun iki farklı versiyonu sahnelenecek. Cem Sultan adlı oyun hem Orhan Asena’nın yazdığı hem de Turan Oflazoğlu’nun yalap şalap kaleme aldığı bir başka Cem Sultan’da sahnelenecek. Türkiye’nin yaşadığı şu politik ve kültürel konjöktürde bu oyun neden önemli acaba, bunu sayın Lemi Bilgin’e ve repertuar kurulunun sayın üyelerine sormak lazım. Bu oyun, dramatik düzenek,dil ve konuyu işleyiş bütünlüğü açısından önemli bir örnek oyun olarak mı Türk tiyatro tarihinde yerini aldı acaba?
Repertuarda Orhan Asena’nın beş farklı oyununa yer verilmişken listede Haldun Taner başta olmak üzere bir Aziz Nesin , bir Melih Cevdet Anday, bir Aziz Nesin , Nazım Hikmet, Oktay Arayıcı ve Vasıf Öngören gibi yazdıkları yetkin oyunlarla ile bir dönemin toplumsal,siyasal, kültürel ve insanal durumunu sorgulayan, tartışan duyarlı yazarlara yer verilmemesi , teatral olmayan hangi politik husumetin neticesi acaba?

Sayın Lemi Hoca’nın da çok iyi bildiği gibi tiyatro sanatı özü ve işlevi bağlamında tarihsel olarak,toplumun ve insanların barış içinde, ayrım yapmadan toplumsal ve kültürel değişim ve dönüşümünü amaçlayarak kendi estetik varlığını sürdürmüştür. Bunu yaparken de insanı, doğayı,tarihi, gerçeği, yerleşik ve geleneksel olanı doğru ve anlaşılır bir dille yeniden tartışmaya açarak insanların kültürel ve bilinçsel gelişimini hedefler.

Haftaya yabancı yazarlar bağlamında konuya devam edeceğiz.

4 Eylül Salı günü Boran’ın yazısının ikinci bölümünü okumanızı öneriyor, bu arada aidat borçları için hesap numaramız ile ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037

Sağlıcakla kalınız efendim..

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

ÜSTÜN AKMEN

 

 

TEB HAZİRAN 2007 BÜLTENİ

Saygıdeğer Üyelerimiz.

 Bir tiyatro sezonunu daha bitirdik. Darısı  2007-2008 sezonuna… Sezon bitti, ama Ordu’daki 3. Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde Birliğimizi temsil etmeyi sürdürdük. İzmir'in Çeşme İlçesi'ne bağlı Alaçatı Beldesi'nde 1990 yılında başlayan, 2000 yılından itibaren beş yıl süre ile ara verilen "Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ise, “13. Uluslararası Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali” adı altında bu yıl da sürdürülecek. 25-30 Haziran tarihleri arasındaki festivalde de Birliğimiz temsil edilecek.

 Mayıs 2007  yönetim kurulu toplantısında, yönetim kurulu üyelerimizin ekim'in ilk yarısı içinde Ankara'ya gitmesi ve Ankara'daki üyelerimizle mümkünse yemekli bir toplantıda tanışmalarını kararlaştırdık. Bu konudaki düzenleme görevini doğal olarak Ankara temsilcimiz Selda ÖNDÜL üstlendi. Böylesi bir toplantıda, belki üyelerimizden de aramıza katılmak isteyen olabilir düşüncesiyle, tarihi saptayınca sizlere de duyuracağız.

 Diğer taraftan, Ankara'ya Anadolu'dan gelen tiyatro topluluklarını da düşünerek Ankara ilimize özgü bir ödül ihdas etmek dileğimizi de Selda ÖNDÜL’e ilettik. Bu ödül, çeşitli dalları kapsamalı diye  düşündük. Bunun için, hiç değilse beş kişilik bir jüri oluşturacağız ve bu ödül Ankara'nın gelenekselleşmiş "Onur Ödülü"nü de kapsayacak. Bu konuda Sevgili Sevda Öndül nasıl bir çalışma yaptı, ne yazık ki bilemiyoruz, çünkü Selda Öndül’den yanıt çıkmadı. Umarım olumlu sonuç alabileceğiz.

 Diğer taraftan ITI UNESCO TEC  Başkan Yardımcısı üyemiz Emre Erdem de, katıldığı toplantılarda IATC ya da TEB ile ilgili gelişmeleri, haberleri yönetimimize periyodik aralıklarla  bildirecek, yönetimimiz de üyelerimize iletecek.

 Geçmiş dönem başkanlarımızdan, Kültür ve Turizm Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı dostumuz Gülşen Karakadıoğlu, Kanal B ekranında “Atölye” programına katıldı ve fevkalade başarılı söylemleriyle dinleyenlerini tam anlamıyla “irşat” etti. Kanal B’de pazartesi akşamları Murat Atak’ın yönetiminde yayınlanan “Atölye” programını izlemenizi ayrıca önermekteyim. Bu arada, Gülşen Karakadıoğlu’nu Ekim ayından itibaren cumartesi günleri saat 18.30 da Dinçer Sümer'le birlikte "Dün akşam Tiyatroda" isimli programda izleyebileceğimizin müjdesini de şimdiden vermiş olayım.

 Değerli Üyelerimiz.

 2007 YILI AİDATI OLAN 50.- YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABA yatırmanızı yeniden rica etmekteyiz. Yatırdığınız aidatın tahsil edildiği, Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul tarafından tarafınıza bildirilerek “teyit” edilmekte, ayrıca teşekkürlerimiz yıl boyunca baki kılınmakta.  Tüm üyelerimize sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli bir yaz tatili diliyoruz. 

 Sağlıcakla kalınız Efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

ÜSTÜN AKMEN

 

 

TEB MAYIS 2007 BÜLTENİ

Değerli Üyelerimiz

  Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB) olarak Mücap Ofluoğlu'na 2007 Onur Ödülünü Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde yapılan mütevazı bir törenle sunduk. Mücap Ofluoğlu törende, seyircilerin alkışları eşliğinde: "Bu önemli ödüle teşekkür ederim. Beni yücelttiniz" sözleriyle teşekkür etti.  

Geçtimiz ay, Şebnem Özinal'ın, "Gencay Gürün'ün sahibi olduğu "Tiyatro İstanbul yanlış yönetiliyor" şeklindeki sözlerine de tepki gösterdik. "Gencay Gürün, Şebnem Özinal'ın içindeki cevheri dışarı çıkartan, yeteneğini keşfedenlerden biridir" derken, saygılı olmanın, vefa duygusuyla donanımlı olmanın sanat yapmanın birincil koşulu olduğunu söyledik. Şebnem Özinal gibi yüksek öğrenim görmüş bir oyuncuya böylesi davranış biçiminin yakışmadığını belirttikten sonra, Özinal’ın ustasından derhal özür dilemesi gerektiğini ifade ettik.

 12. TÜYAP İzmir Kitap Fuarı kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi – Konak Belediyesi –TÜYAP – Kültürlerarası İletişim Derneği ve Can Yücel’in ailesinin işbirliğiyle düzenlenen “Can Şenliği”nde iki panele katıldık. İlk panelde Özdemir Nutku ve Hasan Erkek ile birlikte “Tiyatromuz ve Yazar Örgütlenmeleri”ni, ikincisinde ise gene Özdemir Nutku, yanı sıra Orhan Alkaya ve Mahmut Temizyürek ile birlikte “Can Yücel ve Tiyatrosu”nu tartıştık. Her iki toplantı da beklediğimizin üzerinde bir ilgiye “mahzar” oldu, İzmir’den sevinçli döndük.

 Geçtiğimiz ayın ikinci günüyse Trabzon’daydık. Altı yıl boyunca “Karadeniz’e Kıyısı Olan Ülkeler”i kapsayan tiyatro şenliğinin “tiyatro buluşması” olarak tanımlanan başlığı, geçen yıl “festival” olarak değiştirilmiş; bu yıl ise “Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali” adında karar kılınmıştı. Kısa süre önce boş kalan müdür koltuğuna apar topar İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Burak Karaman atanmış ve iki aydan da kısa bir süre içinde festivali toparlaması “talimatını” almıştı. Burak Karaman ve ekibinin kusursuza yakın bir organizasyona imza attıklarını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Diğer taraftan, Saygın Üyemiz Hayati Asılyazıcı’ya Voronezh Devlet Akademik Tiyatrosu “Dostluk Ödülü”nün ve Voronezh kenti belediyesinin kültürel ilişkilere katkısı nedeniyle “Teşekkür Belgesi”nin bizzat Anatoly Ivanov tarafından verilmesine fevkalade sevindik, gururlandık. Üyemiz Sevgi Sanlı festivalin neredeyse tamamını izlerken, Seçkin Selvi dostumuz da bir gösteride yer aldı.

“Neden bir gösteri” diye soracak olursanız, Seçkin Selvi Trabzon’da bir gece “stop” yaptıktan sonra gezisini Hayati Asılyazıcı ile birlikte Ordu’da noktaladı da ondan. 43 yıllık Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kurucularından, üzerine yıldızlar yağası Aydın Üstüntaş’ın eşi Gülçin Üstüntaş, eşinin anısına Aydın Üstüntaş gibi yüzünü Anadolu’ya dönmüş/dönen eleştirmenler için bir ödül “ihdas “etmişti ve bu ödül ilk kez bu yıl Hayati Asılyazıcı’ya verilecekti. Seçkin Selvi de, OBKT’ye kuruluş aşamasından başlayarak yaptığı katkılardan dolayı “Özel Ödül” ile onurlandırılmıştı. Bu iki değerli üyemiz ödül törenine katıldılar ve ödüllerini aldılar. Kendilerini yürekten kutluyor, kesintisiz başarılar diliyoruz.

 Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR) ise, Üyemiz Sevgili Seçkin Selvi’nin çeviride 50. yılını kutladı. Seçkin Selvi’nin bu güne değin çevirdiği 134. kitap olacak olan Paul Auster’ın “Brooklyn Çılgınlıkları”nın haziranda vitrinlerdeki yerini alacağını bu vesileyle üyelerimize şimdiden muştulamış olayım. Türkiye’nin en yetkin çevirmenlerinden biri olmasının yanı sıra, gazeteci, yayınevi editörü, 45 yıllık tiyatro eleştirmeni ve eğitmeni olan Seçkin Selvi’yi sevgiyle kucaklıyor, (bana katılacağınızdan emin olarak) yazın ve tiyatro sanatlarına engin katkısına minnetlerimi sunuyorum.  

 Değerli Üyeler… Hayata geçiş aşamasında elbette bilgilerinize sunacağımız bazı projelerimiz var. Bu projelere şimdiden katkı sağlamanız için 2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI rica ediyorum.

 Sağlıcakla kalınız Efendim.

 Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün Akmen

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ TÜRKİYE MERKEZİ (UTEB)
NİSAN 2007 BÜLTENİ

Saygıdeğer Üyelerimiz.
Mart ayının 26’sında AKM önünde eylem yaptık. Üyelerimizden Seçkin Selvi’nin de katıldığı eyleme sunduğumuz bildiride: “İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bir çok işten çıkarma olayı çıktı, sessiz kaldık. Kocaeli Şehir Tiyatrolarında Yücel Erten kanunsuz şekilde görevden alındı, önce gürledik, sonra tam anlamıyla pıstık. Kültür İşleri Başkanlığına bir din bilgisi öğretmeni getirildi, gıkımızı dahi çıkarmadık. Gene Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nda bale salonunu mescit olarak kullanmaya başladılar, duymazdan geldik. Artık yeter diyoruz” dedik.
Sanatçıların zorunlu olarak emekli edilerek usta isimlerin tiyatroya veda ettirildiğini; İstanbul Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni ve seçilmiş üyesinin görevlerinden düşürüldüğünü, ancak her ikisinin de mahkeme kararıyla göreve döndüğünü; Şehir Tiyatroları ile ilgili alınan pek çok kararda tiyatro yönetimi ve yönetim kurulunun yok sayıldığını, dolayısıyla tepeden uygulamalara gidildiğini, ancak sessiz çoğunluğun bütün bunlara nedense aldırmadığını söylerken: “Derken, devlet tiyatroları yönetimi tartışılır bir şekilde değiştirildi. AKM yönetimine sanatla hiç bir ilgisi olmayan İmam Hatip'li ve yardımcılığına yine sanatla hiç bir bağlantısı olmamış türbanlı bir hatun kişi atandı, bunların hepsine ne yazık ki güldük geçtik. Şehir Tiyatroları katma bütçeden çıkarıldı, bütçesi kısıldı, kültür bakanlığının yıllardır özel tiyatrolara yaptığı yardım aniden kesiliverdi, gene sustuk” diye konuştuk.Siyasi erkin bütün bunlarla yetinmediğini söylerken, özel tiyatrolara ağır bir darbe daha indirildiğinden, Şehir Tiyatroları biletlerinin iki ay boyunca 1 liraya, 50 kuruşa satıldığından, haksız rekabete de kimsenin ses etmediğinden yakındık. Darülbedayi’nin simgeleşmiş salonu ve İstanbul Şehir Tiyatrolarının merkezi olan Harbiye Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun yıkılıp, yerine kongre merkezi yapılacağından söz ettik. Sanatseverleri yürütülen yöntemli saldırıların sonuncusu olan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin anıt eser kapsamından çıkartılarak yıkım kararı alınmasına karşı durmaya davet ettik. “Sizler, geleceğe sahip çıkabilecek onurlu ve sorumlu yurttaşlarsınız. Gelin, sanatçının direnişinin simgesi olalım. Gelin, gerekirse hep birlikte dozerlerin önüne yatalım, ama AKM’yi yıktırmayalım” dedik.

Bu eylemden bir gün sonraki “Dünya Tiyatro Günü”nü ise, Birliğimizin Merkezi olarak İstanbul’da Saliha Özdemir’in düzenlemesiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Ali Taygun, Mehmet Birkiye, Kenan Işık ve bendenizin katıldığı “Tiyatromuzda Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı sohbet toplantısıyla kutladık. 2 saate yakın süren toplantıya gösterilen ilgi, doğrusu hepimizi şaşırttı. Ankara Temsilciğimizse, Atilla Sav'ın yönettiği ve Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin Sağlam'ın katıldığı "Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı söyleşide Ankaralı tiyatroseverlerle buluştu. Haluk Yüce'ye (Tiyatro Tempo) “2005-2006 Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara Temsilciliği Ödülü” verildi. Nesimi Yetik’in “Annem Sinema Öğreniyor”u ile Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış Şahin’in “Ömer Eve Gel” adlı kısa filmlerinin gösteriminin ardından bir de kokteyl düzenlendi. Ayrıca, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın Oyunları"na, 28 Mart saat 20.00'de ise Tiyatrotem yapımı "3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev sahipliği edildi. Ankara temsilciliğimizin emeklerine dirlik…
20 Mart-29 Mart arasındaki Gençlik Tiyatroları oluşumu etkinlikleri kapsamındaki bir toplantıya da katıldık. İstanbul Piramit Kültür Merkezi’ndeki toplantıda genç tiyatrocuların sorularıyla oluşan toplantı da hayret uyandıracak olgunlukta amacına ulaştı.

Kentimizin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmesinin İstanbullular, İstanbul, Türkiye ve Avrupa için büyük bir fırsat olduğunu tam da Yönetim Kurulumuzda konuştuğumuz günlerde, kent ölçeğinde ortak bir program geliştirme çalışmasına çağırıldık. Yapılan toplantıya Birliğimiz adına bendeniz, tiyatro camiasından ise Ali Poyrazoğlu, Emre Erdem ve Refik Erduran katıldı. Toplantıda, kentin sanat ve kültür yoluyla geliştirilmesi ve zengin potansiyelini bütün Avrupa ve dünya için esin kaynağı olacak şekilde değerlendirilmesi olarak saptanan hedef üzerinde görüşüldü. İstanbul, 2010 yılına gelindiğinde, bugünden başlayan çalışmaların meyvelerini toplayabilecek mi, elbette bilemem. Ancak, İstanbul 2010 sürecine daha çok kentlinin katılımının, projeler aracılığıyla mümkün olabileceğini ifade ettim. İstanbul 2010 Yürütme Kurulu Üyesi ve Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu, amaca yönelik olarak, önümüzdeki dönemin, yoğun bir “proje üretim faaliyeti dönemi” olacağını öngördüğünü söyledi.

Kültür Bakanı Atilla Koç’un 2005 tarihinde “AKM’yi yıkacağız o iş bitmiştir“ beyanatı üzerinden iki yıl sonra Bakanlık Anıtlar Yüksek Kurulu’na AKM’nin tescilinin kaldırılması için başvuruda bulunmasıyla ilgili olarak AKM’de faaliyette bulunan Sanat Kurumları çalışanlarının örgütleri, yanı sıra konu ile ilgili bütün sivil toplum örgütlerinin katıldığı toplantıda Birliğimizi Ragıp Ertuğrul temsil etti. Ertuğrul’un konuya değgin raporundan, toplantıya 40’a yakın katılım olduğunu; sadece sanat ve sanatçı örgütlerinin içinde olduğu bir platform oluşturulmasının planlandığını; platformun “Karanlığa Karşı Sanat” sloganıyla hareket edeceğini; Kültür ve Turizm Bakanı’nı istifaya çağıran bir metin yayımlanacağını; Bakana sanatçılar adına hakaret davası açılacağını; Anıtlar Yüksek Kurulu üyelerine “görevden istifa” çağrısında bulunulacağını ve görevlerini kötüye kullanmalarından dolayı dava açılacağını; Taksim Parkı’nda bir eylem çadırı kurulacağını; bu çadırda her akşam destekçi örgütler tarafından bir sokak performansı sergileneceğini; “Sanatçılar Soruyor” başlıklı bir program hazırlanarak sorunların her gün farklı bir sanatçının sunumuyla kamuoyuna aktarılacağını öğrendik. Bu arada AKM’nin yıkımının önlenebilmesini teminen, etten duvar oluşturulmasının önerildiğini de “istihbar” ettik.

5 Nisan’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yıkımına neden olacak “Kongre Vadisi” projesinin ihalesi nedeniyle bir “SUSMAK” eylemi yapıldı. Bizzat katıldım. Katıldım katılmasına da, yaklaşık bir saat sonra: “Başımıza ne geldiyse susmaktan geldi” diye içimden mırıldanarak (aramızda kalsın) eylem alanını terk ettim.

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un, Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılmasına karşı çıkan sanatçıları eleştirmesi ertesinde bir soru üzerine bakanı kınadım ve (duyduğunuz doğrudur): “Bir bakan bu kadar da komik olmamalı” dedim. Devlet tiyatrosu sanatçılarının görevlerini aksatmamak kaydıyla dizilerde rol aldığını söyledikten sonra, bakanın İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasıyla sanatçıların dizilerde oynamasını birbirine karıştırdığını da (itiraf ediyorum) iddia ettim. Yapımı yılan hikâyesine dönmüş Maslak (Ayazağa) Kültür ve Kongre Merkezi’nin temelinin 1996'da atıldığını, 1999'da dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ödenek ayrılmadığı için inşaatının durdurulduğunu, projenin kaba inşaatının yüzde 85’inin bitirildiğini, o gün bu gündür yapıya tek bir çivi bile çakılmadığını hatırlattım: “13 Haziran 2006'da Maliye Bakanlığı ve İKSV ile bir protokol imzalayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, tesisi tamamlamak üzere devraldı. Şimdi de yap-işlet-devret modeli ile 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu kapsamında içinde bulunduğumuz ayın 16’sında 49 yıllığına birilerine tahsis edilecekti. Kime tahsis edildi,” diye sordum. Kültür ve Kongre Merkezi'nin 66 bin 460 metrekare arazi üzerinde gerçekleştirilen projesinde 2 bin 550 metrekare restorasyon ve 65 bin 870 metrekare kapalı inşaat alanı bulunduğunu, Ayazağa Kasrı, Çinili Köşk ve Süvari Alayı binaları gibi tarihî yapıların onarımının da yüzde 88'inin tamamlandığını anlattım, sonra da: “İktidara diyeceğim şu: Maslak Kültür ve Kongre Merkezi bir an önce bitirilsin. Bitirildikten sonra, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin salonları, binası bir güzel elden geçirilsin, onarılsın, makyajı tazelensin,” dedim.

Birliğimizin Saygın Üyeleri.

“2007 Onur Ödülü”ne Yönetim Kurulumuzun önerisi ve oylarınızla MÜCAP OFLUOĞLU’nu değer gördük. Gerekçemizi: “MÜCAP OFLUOĞLU’nun uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışırken unutulmayan rollere adını kazıması; kurduğu özel tiyatrolarla Türk tiyatrosuna önemli katkılarda bulunması; sanat yaşamını, sanatçı dostlarını, bu çevrenin insanlarını, bir dönemin sanat dünyasında yaşananları anlattığı anı kitaplarıyla 1980'e kadar süren tiyatro geçmişimizi sergilemesi; tiyatro tarihimiz açısından değerli belgeler içeren, ayrıca tiyatro araştırmacıları için vazgeçilmez başvuru kitabı olma özelliğini de taşıyan araştırmaları; tiyatroya olan tutkulu yaşamı, sanatındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir sanatçı kimliğiyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü başarılı çizgisini sürdürmesi” olarak saptadık ve basına açıkladık. MÜCAP OFLUOĞLU’na ödülünü bu satırların yazıldığı (9 Nisan 2007) akşam, İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Feraizcizade M. Şakir’in “İlk Göz Ağrısı” oyunundan önce verebileceğimizi umuyorum. “Umuyorum” diyorum, zira oyunun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu engelini halen aşmış değilim, kaprislerini avutma başarısına da erişmem pek mümkün görünmüyor. Neyse!
Bu arada, Birliğimizce yayımlanacak “Eleştiri Seçkisi III” kitabında adları bulunan üyelerimizin, özel çağrıma uyup telif ile ilgili “olur belgelerini” Gülşen Karakadıoğlu’na ivedilikle göndermelerini bir kez daha rica etmekteyim. Rica bu, sonu gelir mi? Gelmez, gelmemeli. Bir de 2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI rica ediyorum.

Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle… 

 Üstün Akmen

 MART 2007 BÜLTENİ

Saygıdeğer Üyelerimiz.

 Yönetim Kurulumuzun bu ay toplanması Mart ayının ortasını buldu. Ama bu tarihe kadar İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılmasına ilişkin tartışmalara 1999 yılında koruma kurulunun gösterdiği nedenlere tamamen katıldığımızı beyan ederek, o dönemin Koruma  Kurulunda  görev alan üyelere ve dönemin Kültür Bakanına AKM‘nin  tescillenmesini sağladıkları için teşekkür ederek katıldık.

AKM, korunması önemli tabiat ve kültür varlığı olarak kabul edilen Taksim Cumhuriyet Alanının ayrılamaz bir parçasıydı. AKM, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk ve en önemli çağdaş  kültür varlığıydı .Cumhuriyetin kültür ve sanata olan bakışının anıtlaşmış bir ifadesiydi. Böyle dedik.

  Koruma Kurulu Başkanı MeteTapan şöyle diyor: “Bakanlık tescilin kaldırılmasını istiyor. Bina ihtiyaca cevap vermiyor. Ayrıca çağdaş bir görünüme sahip değil. En önemlisi de 1999 depreminden önce inşa edilmiş. Daha çağdaş bir bina yapmak daha doğru gözüküyor.” Bu açıklamalara katılamayacağımızı ve bu gerekçelerinin de  iyi niyetle ilgisini göremediğimizi TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birlği ) ile birlikte ilan ettik. “1999 depreminden önce yapılmış tescilli tüm binaları da bu gerekçelerle yıkacak mısınız” diye de sorduk. Halen yanıt almış değiliz.  

 Diğer taraftan, İstanbul Şehir Tiyatrolarının Görev ve Çalışma Yönetmelikleri’nin Sanat Yönetmeninin, Yönetim Kurulu’nun ve Şehir Tiyatrosu sanatçılarının haberi olmadan ve görüşleri alınmadan  değiştirilmek üzere Belediye Meclisine gönderilmesi de, geçen aydan bu aya sarkan olaylar arasında. Eğer böyle bir yönetmelik çıkarsa, kanımızca sanatın özgürlüğü ve sanatçıların özgürce  yaratma hakları da yok olacak. Belediye Meclisinin böyle çağdışı bir yönetmeliği gündeme almamalarını dilemekten başka çaremiz yok. Böyle bir yönetmelikle sanat ortamı ve Şehir Tiyatroları büyük bir zarar görecek. TEB Yönetim Kurulu olarak ne yazık ki böyle düşünüyoruz. İŞTİSAN’ın haklı isteklerini destekliyoruz, elimizden gelenin hepsi bu. Gel gelelim, bir sanat kurumunun nasıl yönetileceğini belirleyecek olan böylesi bir değişiklik önerisinin, yalnızca bürokratlar ve siyasetçiler tarafından hazırlanmış olmasının yaratacağı sonuçlarla ilgili ciddi kaygılarımız var.  

 “Tiyatroyu tiyatrocular yönetir” düşüncesine yönetim olarak katılıyoruz Değerli Üyeler. Sizlerin de aynı kanıda olduğunuza inanıyoruz. Sanatçıların fikirlerinin alınmadığı durumlarda, sanatsal  yönetimle ya da sanat kurumları için alınacak tüm kararlar toplumun yararına olmayacaktır, biliyoruz. Tiyatro oyuncuları ve yaratıcıları 26 Mart  2007 Pazartesi  günü, saat 11.30’da Taksim  AKM  önünde olacak. Mesleklerine ve sanat  kurumlarına karşı  yürütülen sistemli saldırıları protesto edecekler. Çağırıcı kurumlar arasında biz de varız. Anılan gün ve saatte özellikle İstanbullu meslektaşlarımızı tiyatroculara destek vermeye davet ediyoruz. Diğer taraftan, 20 Mart Salı günü saat 13.00’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin kongre turizmine yem edilmesini protesto etmek amacıyla anılan tiyatronun önünde buluşacağız.

 Maliye Bakanlığı’nın, Devlet Tiyatroları'na 132 kadro verdiği günlerde Genel Müdürlüğün yapacağı atamaları önlemek amacıyla, kimi meslek kuruluşlarının Danıştay'a başvurduğu; Danıştay’ın da atamanın dayanağı olan yönergenin uygulanmasını durdurduğu elbette bilginiz dahilindedir. İşte bu durdurmada yönergedeki "oyuncuların işlerini aksatmadan televizyon dizilerinde oynamalarına izin veren" madde de “durdurulmuş” oldu. Devlet Tiyatrosu oyuncularının dizilerde oynamama durumu da, önümüzdeki günlerde gündemim maddelerimizden birini  oluşturacak gibi görünüyor.

 Bütün bu olumsuz gelişmeler arasında Ankara Temsilciğimiz, 20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü ile 27 Mart Dünya Tiyatrolar günü nedeniyle Ankara'da etkinlikler düzenlemeye hazırlanıyor. İlk etkinlik 20 Mart saat 15.00'de Atilla Sav'ın yöneteceği ve Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin Sağlam'ın katılacağı "Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı söyleşi olacak. Söyleşinin ardından Haluk Yüce'ye (Tiyatro Tempo) “2005-2006 Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara Temsilciliği Ödülü” verilecek. Nesimi Yetik’in “Annem Sinema Öğreniyor”u   ile Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış Şahin’in “Ömer Eve Gel” adlı kısa filmlerinin  gösteriminin ardından kokteyl düzenlenecek.

 Ankara Temsilciliğimiz ayrıca, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlamaları kapsamında  saat 20.00'da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın Oyunları"na, 28 Mart saat 20.00'de ise Tiyatrotem yapımı "3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev sahipliği edecek.

 Bu arada, tiyatro dünyamız “OYUN” adlı yeni bir dergi kazandı. Derginin Genel Yayın Yönetmeni ise, yönetim kurulu üyemiz Sibel Arslan Yeşilay. “OYUN”a uzun ömürler, Yeşilay’a başarılar, kolaylıklar diliyoruz.

 27 Mart akşamı saat 19.00’da İstanbul Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Birliğimizce düzenlenen “Tiyatroya Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı panelde Kenan Işık, Ali Taygun ve Mehmet Birkiye ile birlikte olacağımızı yeniden anımsatarak ve Birliğimizin “2006-2007 YILI ONUR ÖDÜLÜ” için MÜCAP OFLUOĞLU adının saptandığının, ödülün 27 Mart günü açıklanacağının ve Nisan ayında muhtemelen İBŞT yapımı “Üç Kız Kardeş” galasından önce kendisine sunulacağının haberlerini  vererek, bu ayki bültenimizi noktalıyoruz.  

Sağlıcakla kalınız Efendim.  Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün Akmen

 

 

ŞUBAT 2007 BÜLTENİ

Uzun süren bir hosting-tasarım sorunundan sonra www.teb-bir.org sitemiz yeniden yayında Değerli Üyelerimiz. Hâlâ birkaç ufak tefek eksiklik-aksaklık söz konusu, ama gerçekten çok fazla sayfa, yazı olduğu için düzenlemesi de oldukça zaman alıyor. Hatta kontrolü dahi günler sürmekte. Bundan böyle, sitemizin ayda bir güncelleneceğini de bu vesileyle duyurmuş olayım.

Diğer taraftan, sitemizde üyemiz tüm tiyatro eleştirmenleri hakkında ayrıntılı bilgileri; eleştirilerini, makalelerini, incelemelerini kapsadığını; kitaplarının tanıtımlarının yapıldığını; aylık bültenlerimizin, TEB Ödüllerinin ve yitirdiğimiz eleştirmenler ile ilgili tanıtım yazılarının da yer aldığını söyleyelim. Sevgili Zeynep Oral, hele bir “ya Allah” deyip bilgisayarının başına oturursa tarihçemizin de hem üyelerimizin, hem de tiyatro sanatçılarımızın, ilgililerin bilgisine sunulmuş olacağını da ekleyelim. Haaa, bu arada Zeynep Oral adını anınca Zeynep Oral’a geçmiş olsun dileklerimizi bir de bültenimiz yoluyla ulaştırmış olalım. Geçtiğimiz günlerde belindeki “disk kayması”, Değerli Dostumuzu hayli üzdü, üzüntülü günler geçirmesine neden oldu. Hep birlikte Oral’a sağlıklı günler dileyelim.

Geçen ay yönetim kurulu olarak, oyunların afiş, ilan ve broşürlerinde metni dilimize kazandıran çevirmeninin adının yer almaması konusunu görüştüğümüz; çevirmenin, eserin yazarının adının hemen altında mutlaka anılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardığımız malûmunuzdur. Uluslararası Çevirmenler Federasyonu (FIT) Türkiye Temsilcisi Çeviri Derneği ile Birliğimiz, bu doğrultuda “Çevirmenin adı yok!” başlığı altında bir bildiri yayınladık. Evet… Çevirmenin de adı yok dedik. Oysa çevirmen de yaşamın bir yarısı, uygarlığın bir parçasıydı. Varlığı, her alanda zorunlu bir güçtü çevirmen. Babil Kulesi’ni kurtaracak güçtü. Bildirimizde, günümüz Türkiye’sinde kimi tiyatro topluluklarının afişlerinde, duyurularında, oyun broşürlerinde; kimi yayınevlerinin de kitap kapaklarında, kitap tanıtımlarında ve internet sitelerinde çevirmen adının belirtilmediklerini vurguladık. Çeviri Derneği ve Birliğimiz tarafından hazırlanan bildiri metnine OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) de katıldı.

Diğer taraftan, aramıza yeni katılan üyelerimizden Zeynep Aksoy’un Birliğimize muhatap, 6 Ocak 2007 tarihli elektronik posta iletisi, yönetim kurulumuzun toplantısında incelendi, davranış biçimi tüzüğümüzün 25. maddesine uygun görülerek Onur Kurulumuza sevk edildi. Onur Kurulu, anılan elektronik posta iletisinin bazı üyelerimize ve meslek erbabımıza yönelik bölümlerini inceledi ve ileti konusu eleştiri yazısının, eleştirmenin görüşlerine katılınmasa dahi, her eleştirmenin kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olması gerektiğine; Zeynep Aksoy’un Birliğimiz üyelerine gösterdiği tepkinin ve bu tepki sonucu ifade edilen sözlerin bir yanlış anlamaya dayandığına ve aşırı heyecansal olduğuna; bu nedenle, Zeynep Aksoy hakkında, Birliğimiz üyeliğini tartışma konusu yapacak herhangi aleyhte bir işlemin yapılmasına gerek bulunmadığına; ancak, tiyatro sanatına saygılı olmaya, meslektaşlarına karşı saygılı bir dil kullanmaya davet olunmasına; kimi tiyatro sanatçılarının, eleştirmenlere karşı bayrak açmış olduğu şu günlerde, eleştirmenlerin kendi aralarında çatışmaya girmesini gereksizliği konusunda dikkatinin çekilmesine karar verildi. İlgili karar, yönetim kurulumuzca üyemize iletildi. Gerekçeli karar kendisine iletilirken, Sayın Füsun Akatlı'nın istifasının şu anda tiyatroyla doğrudan ilgisi kalmadığı gerekçesinden kaynaklandığını, Sayın Seçkin Selvi’nin Birliğimize muhatap yazısınınsa, herhangi bir kişiyi hedef almak yerine, benzer bütün kuruluşlar için koşul olduğuna inandığı Balotaj Kurulu ilkesine gönderme amacını taşıdığı bildirildi. Zeynep Aksoy’un sanatçılara, kişilere yaklaşımında ve eleştirilerinde en azından saygı sınırları içinde kalacağına inanıyor, Yönetim Kurulu olarak bu tür olaylarla bir daha karşılaşmamayı diliyoruz.

Değerli Üyelerimiz.

Aylık haberlerimizin önemlileri arasında, Ayşegül Yüksel Hocamızın emekliliği yer almakta. Ayşegül Yüksel ve de Ayşegül Yükseller emekli olur mu? Yasal olarak olur da, kenarda durmazlar elbette, durmayacaklar. Ayşegül Yüksel’e sağlıklı günler ve nice üretimler diliyor, iyilik dileklerimizi sunuyoruz.

Bu arada, Ankara Temsilciliğimiz, Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın Sayın Metin And için bir kitap hazırlığı içinde olduğunu tarafımıza duyurdu, biz de bu muştulu haberi hemen buracıkta sizlerle paylaşıyoruz. Bir de, Sevda Şener Hocamızın yeni bir kitabının yayına hazırlandığını öğrendik ve keyiflendik. Sevda Şener Hocamıza “hayırlı olsun” dileklerimizi iletiyoruz. Gene Ankara Temsilcimiz Selda Öndül’den aldığımız bilgiye göre, Beliz Güçbilmez’in “Zaman / Zemin / Zuhur – Gerçekçi Türk Tiyatrosunda Minyatür Kurgusu” başlıklı kitabı Deniz Kitabevi / Ankara tarafından yakında tiyatroseverlere sunulacak. Duyuruyoruz.

Geçen ayki bültenimiz ekinde bilgilerinize sunulan, Birliğimizin “İl / Bölge Temsilciliği ve Temsilciler Kurulu Yönetmeliği” konusunda olumlu ya da olumsuz görüşleriniz gelmemesi karşısında, anılan yönetmeliğin taraflarınızdan da onaylandığı anlamını çıkarıyoruz.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle

Üstün Akmen
      ÜYELERİMİZDEN 2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE BİRLİĞİMİZİN TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMALARINI BİR KEZ DAHA VE ÖNEMLE RİCA EDİYORUZ.

 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)

OCAK 2007 BÜLTENİ

Yeni yılın ilk günlerinde, Emekli Devlet Tiyatroları sanatçıları Hüsnü Nur Bartu’yu ve Mustafa Yalçın’ı sonsuzluğa uğurlamanın yasını tuttuk. Her ikisinin de alkışı eksilmesin, üzerlerine yıldızlar yağsın.

Yeni yılın hemen başında bir diğer üzücü olay ise, üyelerimizden Zeynep Aksoy'un birliğimize muhatap bir elektronik posta iletisini, yönetim kurulumuzun son toplantısında incelenmesi sırasında yaşadık. Sevgili Aksoy’un davranış biçimi, ne yazık ki tüzüğümüzün 25. maddesi gereği kendisinin Onur Kurulu’na sevkini gerektirdi. Çaremiz yoktu, gereğini yaptık. Şimdi Onur Kurulumuzun vereceği kararı beklemekteyiz.

Geçtiğimiz günlerde yönetim kurulu olarak, oyunların afiş, ilan ve broşürlerinde metni dilimize kazandıran çevirmeninin adının yer almaması konusunu da görüştük. Çevirmenin, eserin yazarının adının hemen altında mutlaka anılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardık. Bu konuda, ilgili derneklerin desteklerinin alınması da sağlanacak. Basın bildirisi, bültenimizin elinize ulaştığı tarihte hazırlanmakta olacak. Bildiri, elbette ülkemizdeki tüm tiyatro yönetimlerine de ulaştırılacak.

Ankara Temsilciliğimize SELDA ÖNDÜL arkadaşımızın atanmasından sonra, acil olarak bir Temsilcilik Yönetmeliği hazırladık. Yönetmelik yönetim kurulumuzun son toplantısında onaylandı ve bültenimiz ekinde bilgilerinize sunulmakta.

Bu arada, bir de sevineceğinizi umduğumuz bir haberimiz var. Belki biliyorsunuzdur, Cengiz Özek İstanbul Taksim’deki Fransız Konsolosluğu’nun hemen arkasındaki sokakta 5 katlı bir binayı Kukla Müzesi yapmak üzere satın aldı. Bu binanın bir katı, restaurant-bar işletmecisine verildi. Aynı binanın bir katınıysa Uluslararası PEN Kulüpleri Federasyonu Türkiye Merkezi ile birlikte lokal olarak kullanacağız. Kiramızı işletmeci ödeyecek. Böylelikle, hem telefonlara yanıt verecek birsekreterimiz, hem de toplaşıp söyleşeceğimiz bir yerimiz olacak.

Yemek derken, “ilginize mahzar” olmaması nedeniyle 15 Ocak Pazartesi akşamı Beyoğlu Çatı Restaurant’ta düzenlediğimiz yemeği iptal etmek zorunda kaldığımızı da bildirmek zorundayım. Amacımız yeni yılı kutlamak, yeni üyelerimizle tanışmak, üyeler arası kaynaşmayı sağlamaktı. Olmadı. Dilerim bir başka “bahar”a birlikte oluruz.

Sizlere duyuracağım bir diğer mutlu haberse, Kurucu Üyelerimizden DİKMEN GÜRÜN UÇARER’in mesleki kariyerindeki yükselme olacak. DİKMEN GÜRÜN UÇARER dostumuzun Doçent Doktor payesinden PROFESÖR mertebesine ulaşmasının keyfini yönetim kurulu olarak övünerek yaşadığımızı da huzurunuzda itiraf ediyoruz.

Geleneksel hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülünün, üyelerimizden gelen oylar sonucu 2005–2006 sezonu için DOT tiyatro topluluğuna verildiğini geçen ayki bültenimizde duyurmuştuk. Biliyorsunuz, ödül gerekçesini DOT’un içerikte zengin, biçimde yeniyi arayan ve farklılık yaratan bir topluluk olması olarak açıklamıştık. Ayrıca oylamadan, DOT’un toplumu ve sanatı etkilemiş güncel tiyatro eserlerinin sahnelemesindeki başarılarının değerlendirmede göz ardı edilmediği sonucu da çıktı. Bu açıdan bakarak, DOT’un 2005–2006 sezonunda sahnelendiği oyunlardan biriyle değil, sezon içinde sahneledikleri tüm oyunlarla ödüle değer görüldüğü anlaşıldı. DOT’a ödülünü, 21 Aralık Perşembe akşamı verdik. Birliğimiz mensupları Sibel Arslan Yeşilay, Dikmen Gürün Uçarer, Özlem Hemiş Öztürk, Handan Salta ile birlikte katıldığımız kısa ödül töreni sonrası Tracy Letts’in “Bug-Böcek” adlı oyununu izledik.

Üyelerin aidat borçlarını ödemelerinin gerektiği “malûm-u Aliniz” yasa gereği. Üyelerimizden 2007 yılı aidatı olan 50. YTL’nı en kısa süre içinde Birliğimizin Türkiye İş Bankası Büyükparmakkapı Şubesi 1042580037 sayılı hesabına yatırmalarını bir kez daha ve önemle rica ediyoruz.

Sibel Arslan Yeşilay’ın üzerinde titizlikle çalıştığı, profesyonel bir kadro tarafından hazırlanan WEB sitemizin açıldığını ve basının ve tiyatroseverlerin gerçekten büyük ilgisiyle karşılandığını daha önce duyurmuştuk. Ancak neolduysa oldu, teknik bir çöküntüyle karşılaştık. Uzmanlar arızanın telafisi için çalışmaktalar. www.teb-bir.org sitemizi izlemeyi terk etmemeniz dileğimizdir.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle

Üstün AKMEN


ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT)   TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)

ARALIK 2006 BÜLTENİ

TEB’in Saygın Üyesi, Merhaba!..

57 yıllık saygın kuruluş Devlet Tiyatrosu’nun 94 çalışanının imzasıyla, 21 Kasım günü yapılan ve gerek yazılı basın, gerekse tiyatro ile ilgili tüm internet sitelerinde yer alan malûmunuz kamuoyu duyurusunun, ülkemizde eleştirmenlik kurumuna vurulan son ve niteliksiz en ağır darbe olarak üyelerimiz arasında fevkalade derin üzüntü yarattığını elbette biliyorsunuz. Son derece haksız, “vebali” ağır olan bu saldırı ve 94 imzayla başlatılan üyemiz Ragıp Ertuğrul nezdinde tüm eleştirmenleri kapsayan karalama kampanyası, sadece mesleğimiz açısından değil, giderek tiyatro sanatımız açısından da hayli üzüntü vericiydi. Gelişmeleri gün be gün tarafınıza aktardığımız için bu konuda detaya girmek istemiyoruz. Ragıp Ertuğrul’un konuyu yargıya taşıdığını, bizim de Yönetim Kurulu olarak Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğüne başvurduğumuzu söyleyerek, konuyu şimdilik kaydıyla noktalayalım.

FÜSUN AKATLI’NIN İSTİFASI

Geçen ay bir de Sayın Füsun Akatlı’nın istifası ile sarsıldık. Akatlı istifa mektubunda: “Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nde; önce İBŞT'deki Başdramaturgluk görevim, daha sonra da Yeditepe Üniversitesi'ndeki Tiyatro Bölümü Başkanlığım dolayısıyla yer almaktaydım,” diyor ve şimdilerde tiyatro ile, ilgili bir seyirci olmanın ötesinde ilişkisi kalmadığını söyleyerek, istifa nedenini üyeliğinin artık bir temele dayanmamasına bağlıyordu. Sevgili Akatlı’nın istifasını üzülerek de olsa kabul etmek zorunda kaldık.

YILIN TİYATRO ÖDÜLÜ” DOT’UN OLDU

Geleneksel hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülü, üyelerimizden gelen oylar sonucu 2005–2006 sezonu için

DOT tiyatro topluluğuna verildi. Ödül gerekçesini DOT’un içerikte zengin, biçimde yeniyi arayan ve farklılık yaratan bir topluluk olması olarak açıkladık. Ayrıca oylamadan, DOT’un toplumu ve sanatı etkilemiş güncel tiyatro eserlerinin sahnelemesindeki başarılarının değerlendirmede göz ardı edilmediği sonucu da çıktı. Bu açıdan bakarak, DOT’un 2005–2006 sezonunda sahnelendiği oyunlardan biriyle değil, sezon içinde sahneledikleri tüm oyunlarla ödüle değer görüldüğü anlaşıldı. DOT’a ödülünü, 21 Aralık Perşembe akşamı vereceğiz. Kısa ödül töreni sonrası Tracy Letts’in “Bug-Böcek” adlı oyununu izlemek isteyecek üyelerimizin (salonda yer ayırtabilmemiz açısından) tarafımıza başvurmalarını rica ediyorum.

ANKARA TEMSİLCİLİĞİMİZ KURULDU

Bu arada, Ankara Temsilciliğini nihayet hayata geçirdiğimizi ve SELDA ÖNDÜL arkadaşımızın TEB – ANKARA TEMSİİLCİSİ olarak Aralık 2006 itibariyle göreve başladığını müjdelemek istiyorum. Öndül’ün temsil yeteneğine olan güvenimizi ve başarma azmine inancımızı bilmem yenilememe gerek var mı.

ÖZDEMİR NUTKU’NUN 60. SANAT YILI

Bu ay, İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Tiyatro Bölümü’nü kuran, bugüne kadar 28’i tiyatro, 22’si çeviri, 3’ü şiir, 6’sı oyun olmak üzere 59 kitabı bulunan, pek çok dergi ve gazetede de yüzlerce araştırma, inceleme, eleştiri ve deneme yazıları yayımlanan; dünyanın pek çok ülkesindeki üniversitelerde verdiği konferanslarla, düzenlediği seminerlerle, stüdyo ve atölye çalışmalarıyla ülkemize onur kazandıran; birçok uluslararası kongrede ülkemizi temsil eden, bugüne dek yüze yakın oyun sahneleyen; çeşitli uluslararası Tiyatro şenliklerinde yönetmen olarak birincilik ve ikincilik ödülleri bulunan; “Meddahlık veMeddah Hikâyeleri” adlı inceleme kitabıyla, Milli Kültür Vakfı’nın “Büyük Edebiyat Ödülü”nün, Güngör Dilmen’in “Midas’ın Kulakları” adlı oyununu sahnelemedeki başarısından ötürü “Ulvi Uraz Yönetmenlik Ödülü”nün, Türk tiyatrosuna katkısı ve tiyatromuzun yurtdışındaki tanıtımına gösterdiği çaba nedeniyle Tiyatro ve Televizyon Yazarları Derneği’nin “Tiyatroya Katkı Ödülü”nün, Salihli Belediyesi’nin “Dionisos Ödülü”nün, Kültür Bakanlığı’nın “Tiyatro Araştırmaları Büyük Ödülü”nün sahibi; Türkiye’nin ilk “Kamyon Tiyatrosu”nun ve gezici çocuk tiyatrosunun kurucusu; saygın insan, büyük araştırmacı, Birliğimizin değerli üyesi Özdemir Nutku’nun 60. sanat yılını kutlamanın haklı gururunu yaşıyoruz. Özdemir Hoca’ya “bilvesile” nice yıllarda nice başarılar diliyoruz.

TEB YEMEĞİNE MUTLAKA KATILIN

Yönetim Kurulu toplantılarımızda, Üyemiz Sayın Seçkin Selvi’nin Balotaj Kurulu kurulması önerisini de enine boyuna inceledik ve ilk genel kurul toplantısı gündeminde bu konuya ilişkin madde ayrılmasını kararlaştırdık.

Diğer taraftan, 15 Ocak 2007 Pazartesi akşamı Beyoğlu Çatı Restaurant’da bir akşam yemeği düzenliyoruz. Amacımız yeni yılı kutlamak, yeni üyelerimizle tanışmak, kaynaşmak… Limitsiz yerli içki falan, yemek ücreti 25.- YTL. Saat 19.30’da başlayacak gecemiz için lütfen mail atarak rezervasyon yaptırmanızı diliyoruz. Bir arada olursak, “birlik” olursak tiyatro camiasında sığınılan, koruyucu, hatta kayırıcı bir güç oluşturacağımız inancındayız.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün AKMEN

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE MERKEZİ

KASIM 2006 BÜLTENİ


Birliğimizin Saygın Üyesi.

UNESCO`nun 50. yılı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın da kültür alanında üye olduğu uluslararası kuruluşlar arasında bulunan IATC (International Association of Theatre Critics) tarafından, Birliğin bu yıl 21–26 Ekim tarihleri arasında Kore’nin Seul kentinde Genel Kurulu sırasında bir dizi etkinlikle kutlandı.

Genel Kurula, ülkemizi temsilen kurumun başkanı olarak bendeniz ve ITI-UNESCO TEC Başkan Yardımcısı ve birliğimiz üyesi Sayın Emre Erdem bizzat davet edilmiştik. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Kore Merkezi, temsilcilerimizin konaklama, iaşe ve yerel ulaşım giderlerini üstlendiğini de tarafımıza bildirdi.

Birliğin Türkiye Merkezi olarak içinde bulunduğu ekonomik koşullar elbette ki malûm. Genel kurulda temsil edilmemiz ise, kanımızca ülkemiz adına bir anlamda zorunluluk ifade etmekteydi. Bendenizin ve Emre Erdem’in Seul’a gidiş geliş uçak bileti tutarı olan € 4800.- için sponsor aramaya çıktık, bu arada Kültür Bakanlığı’na da başvurduk. Ancak, ne özel sektör temsilcilerinden ne de Bakanlıktan sonuç alamadık, dolayısıyla kongreye katılamadık. UNESCO çatısı altında faaliyet gösteren IATC’nin Genel sekreteri Dr. Vais katılamayacağımızı öğrenince gönderdiği mesajda T.C. Kültür Bakanlığı’nın duyarsızlığını kınadı. Durum yazılı basında ve internet sitelerinde geniş yer buldu.

Bu ay, aramıza üç yeni ve değerli üye katıldı. METİN BORAN, ZEYNEP AKSOY ve YUSUF ERADAM’a hoş geldiniz dediğimiz günlerde, Cevat Çapan usta, son yıllarda tiyatro ile yazar olarak ilgilenme olanağı bulamadığını öne sürerek üyelikten ayrıldı. Emeğini, mesleğe hizmetini elbette her zaman minnetle anacağız.

Ankaralı üyelerimiz, aralarından bir temsilci saptayarak tarafımıza bildirme ricamızı yanıtlamadı ya da zamansızlıktan yanıtlayamadı. Ankara’yı Temsilcilik haline getirme kararımızı bu ay içinde mutlaka sonuçlandıracak, Ankara’yı temsilcilik haline getirme kararımızı uygulamış olacağız.

Sibel Aslan Yeşilay’ın üzerinde titizlikle çalıştığı, profesyonel bir kadro tarafından hazırlanan WEB sitemiz nihayet açıldı.

www.teb-bir.org adresinde izlenebilen sitemiz, basının ve tiyatroseverlerin gerçekten büyük ilgisiyle karşılandı. Biyografilerini, bir adet fotoğraflarını ve 2005–2006 sezonunda yayınlanmış yazılarını/araştırmalarını/incelemelerini göndermeyen üyelerimizin Sibel Arslan Yeşilay’a göndermelerini bir kez daha rica ediyoruz.

Bu arada, 2005–2006 YILIN EN BAŞARILI YAPIMI” ödülümüzü Aralık ayında değer görülen yapımın bir oyun öncesinde sunmayı kararlaştırdık. Bu konuda seçiminizi 24 Kasım akşamına kadar Hami Çağdaş'a adresine bildirmenizi rica etmekteyiz. Onur ve Genç Yetenek Özendirme ödüllerimiz ise geleneksel tarih olan 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde sahiplerini bulacak. Bu konuda da önerilerinizi beklediğimizi bilmem hatırlatmama gerek var mı?

Değerli Üyelerimiz.

Derneklerin gelirlerinin Dernekler Yasası’nın 15. maddesinde sayıldığı elbette ki malûmlarınızdır. Anlamı açık olan bu maddeye göre, üye aidatı üyelerin üyelikleri süresince her yıl ödemekle yükümlü oldukları üyelik katkısını ifade etmektedir. Bu ödentiler, tüzüklerde değil her yıl bütçesine Genel Kurul kararına göre dilenildiği tutarlarda saptanmakta. Tüzel kişiliğimizi sürdürebilmek, yönetim giderleriyle amaçlarımızı gerçekleştirmek için yapacağımız hizmet çalışmaları bu kaynaktan karşılanmakta olup, giderlerimizi karşılamak üzere başvuracağımız yasal parasal bir karşılıktır. Dernekler Masası da bu konuya titizlik göstermekte ve yükümlülüğünü yerine getirmeyen üyelerimizin kaydının silinmesi için baskı yapmaktadır. Bu bakımdan 2006 ve önceki yıllara değgin borcu bulunan üyelerimizin hesaplarını en kısa süre içinde tasfiye etmeleri gerektiğinin bir kez daha altını çiziyorum.

Gene yasal zorunluluklar nedeniyle, kimlik cüzdanınızın önlü arkalı fotokopisini ve iki adet vesikalık fotoğrafınızı da Ragıp Ertuğrul – Petrol Ofisi A.Ş. Eski Büyükdere Caddesi, 37 Maslak 34398 İstanbul adresine bir an önce postalamanızı diliyorum.

Bir de, Aralık ayından itibaren rutine bağlamayı da amaçladığımız yemekli sohbet akşamları düzenlemeyi programlıyoruz. Tarihi saptadıktan sonrasizlere derhal bildirecek ve katılımınızı bekleyeceğiz.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle

Üstün AKMEN

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE MERKEZİ

EKİM 2006 BÜLTENİ


Birliğimizin Saygın Üyesi.

Tiyatroyla on ikisinde tanışıp, on sekizinde oyuncu olarak işe başlayan, 1911 doğumlu Hagop Ayvaz'ı geçen ayın sonunda kaybettik. Hagop Ayvaz, hiç kuşkusuz Türk Tiyatrosu için unutulmayacak bir markaydı. Türk tiyatro tarihinin bu ulu çınarı Naşit Özcan, Baltazar ve Karakaş ile aynı sahneyi paylaşmış canlı bir tarih, son günlerine kadar seyirci koltuğunda sahne tozu yutmayı sürdüren mümtaz bir tiyatro tutkunuydu. 1946 yılında iki arkadaşıyla birlikte "Kulis" adlı haftalık, Ermenice tiyatro dergisi çıkarmaya başlayan ve bu yayını eksilmeyen bir heyecanla tam 50 yıl sürdüren Hagop Ayvaz'ın tiyatro sevdasını, elbette ki oyunculuk ve dergicilikle sınırlı tutmuyorum. Bu arada, 2005–2006 sezonu TEB Onur Ödülü’nü kendisine sunmuş olmanın haklı gururunu yaşadığımızı da ifade etmek istiyorum. Işıklar içinde yatsın… Diğer taraftan, arşivi ile ilgili çalışmalara başladığımızı da bilgilerinize sunuyorum.

GEÇMİŞTE BUGÜN

Bu ayın 10’unda Tiyatro ve Sinema Sanatçısı Yıldırım Önal’ı (1931 -1982) minnetle, sevgiyle andık. 13’ünde Şair ve Tiyatro Sanatçısı Kâmran Yüce’yi (1926 – 1986) ve Sinema-Tiyatro Yazarı Mahmut Tali Öngören’i (1931–1999), 27’sinde ise Ünlü Aktör Behzat Budak’ı (1891–1963) anacağız. Tümünün kulakları çınlasın, kulaklarındaki alkış sesi hiç dinmesin.

WEB SİTEMİZ NİHAYET AÇILIYOOOR

Sibel Arslan Yeşilay’ın üzerinde titizlikle çalıştığı, profesyonel bir kadro tarafından hazırlanan WEB sitemiz nihayet açılıyor. www.teb-bir.org adresinde izleyeceğiniz sitemiz, en geç Kasım ayının başında eksiksiz olarak hizmetinizde olacak. Hizmetinizde olacak olmasına da, daha üyelerimizin yarısı WEB sitemiz ile ilgili olarak istediklerimizi ne yazık ki göndermemiş durumda. Sibel Arslan Yeşilay’a :

Biyografinizi,

Bir adet fotoğrafınızı,

2005–2006 sezonunda yayınlanmış yazılarınızı/araştırmalarınızı/incelemelerinizi

(mümkünse) altlarına yayınlandığı basın organı ve tarihini de ekleyerek en kısa sürede göndermenizi bir kez daha rica ediyorum.

BORÇLAR

Bu yıla aidat borcu olan Saygın Üyelerimize bir hatırlatma daha yapmak istiyor, geçmiş borcu olup da ödemeyen dostlarımızı bu bültenimiz aracığıyla bir kez daha ödemeye davet ediyorum. Borç miktarlarını Ragıp Ertuğrul’dan derhal öğrenebileceklerini kulaklarına fısıldıyorum. Borcunuzun tutarını biliyorsanız, Birliğimizin Türkiye İş Bankası AŞ – Parmakkapı Şubesi – 1042/580037 sayılı hesabına yatırmanızı diliyorum. Durumu bir e-posta ile tarafımıza bildirmeniz, takibimizi kolaylaştıracak, bunu da bilmenizi istiyorum.

YENİ ÜYEMİZ

Geçtiğimiz ay iki yeni üyelik talebini de değerlendirdik. Cumhuriyet Gazetesi Kültür-Sanat Bölümü Şef Yrd./Editörü ECE BAKTIAYA, bundan böyle aramızda olacak. Ece Baktıaya’ya tüm üyelerimiz adına “ARAMIZA HOŞ GELDİN” diyorum.

KİTAP FUARI’NDA ETKİNLİK GİRİŞİMİMİZ

Yönetimimiz, TÜYAP – İstanbul Kitap Fuarı’nda bir etkinlik yapmayı planladı. 3 Kasım gününü fuar yönetimiyle birlikte etkinlik tarihi olarak saptadık. Panelin konu başlığını “Alaylı – Okullu Çekişmesinde Yeni Bir Boyut: Oyunculuk Eğitim Programları” olarak belirledik. Oyunculuk Eğitim Programı uygulayan tiyatrolarımızdan/ kuruluşlardan katılacak sanatçılarla hedeflerini tartışmayı düşündük. Amaç tiyatro sahnesi miydi, yoksa TV dizileri miydi? Oyunculuk programları bir orta yol olacak mıydı? İşte bunları tartışacaktık, ama son ana kadar peşinden koştuğumuz sanatçılarımız panele pek yanaşmadı. Haldun Dormen gibi: “Ben hayatımda hiçbir panele katılmadım” diyen de oldu, programını bilemediğinden yakınan da… Biz de, saptanan tarihte bir fuarda “fiyasko”ya kurban gitmemek ya da muhtemel bir “skandal”ı önlemek amacıyla etkinlik düşüncemizden caydık. Ancak, aynı konuyu sezon içinde Beylikdüzü gibi uzak bir semtte değil de, kentin merkezindeki bir mahalde yapmayı yeniden kararlaştırdık.

ULUSLARARARSI GENEL KURUL BU YIL SEUL’DE

Bu arada, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC) Başkanı, bendenizi ve ITI- UNESCO TEC Başkan Yardımcısı ve Birliğimiz Üyesi Emre Erdem’i Birliğin bu yıl 21–26 Ekim tarihleri arasında Kore’nin Seul kentinde yapılacak genel kuruluna bizzat davet etti. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (International Association of Theatre Critics) Kore Merkezi, bizlerin konaklama, iaşe ve yerel ulaşım giderlerini üstlendiğini de tarafımıza ayrıca bildirdi. Genel kurulda temsil edilmemizin ülkemiz adına bir anlamda zorunluluk ifade ettiğini düşündük. Bu amaçla (iki kişi gidiş/dönüş toplam) € 4.800.- tutacak uçak bileti ya da karşılığı YTL’nı Kıa, Hyundai, THY, T.C. Kültür Bakanlığı, Bakanlık Tanıtma Genel Müdürlüğü, Kore Dostluk Derneği ve bazı turizm şirketlerinden talep ettik. Ne yazık ki, hiçbirinden yanıt alamadık.

Hal böyleyken, Frankfurt Kitap Fuarı’na bakanlık fonundan gidenleri birer birer saptadık. Saptadık da ne yaptık? Daha doğrusu ne yapabildik? Koskoca bir hiç. Hiçbir şey yapamadık. Gene de, 9 Ekim’de Radikal’de Kemal Yılmaz yazdığını sizlerle başlaşmak isterim.

Frankfurt Kitap Fuarı’na bu yıl, 2008'de konuk ülke olacağız diye uçaklar dolusu yayıncının yanı sıra, gazeteciler de gitmiş. Fuarın ikinci günü, Kültür Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen ve Kütüphaneler Genel Müdürü Ahmet Arı bir toplantı yapıp, çeviri destek programı TEDA'yı tanıtmışlar. Türk dinleyicilere Türkçe yaptıkları konuşmayı, birkaç Alman da öylesine dinlemiş. Sonra bir soru sorulmuş. Konuşma boyunca ikisinin ortasında oturan badem bıyıklı delikanlıya: 'Bari şu soruyu çevirin' denmiş. Genç adam: “Ben o soruyu dinlemedim, bir sonrakini çeviririm” diye yanıtlamış. İkinci bir soru daha sorulmayınca Türk'ün Türk'e propagandası seansı çevirisiz sona ermiş. Ertesi gün koskoca Kültür Bakanı Atilla Koçve koskoca fuar direktörü Jurgen Boos'un katıldığı (İsen ve Arı ikilisi bu masada da var) hıncahınç yabancı gazeteci dolu toplantıda benzer bir durum yaşanmış. Metinleri hazır konuşmalar bitip de, soru-yanıt bölümü başladığında, kulaklıkların Türkçe kanalında derin bir sessizlik olmuş. “Çeviri gelmiyor” söylenmeleri arasında yaşanan karışıklık, kulaklıktan çevirmenle görevliler arasındaki tartışmanın dinlenmesi, bir süre bekleme, toplantıyı İngilizce sürdürme denemelerinin ardından problem halledilmiş. Rivayete göre çevirmenin Türkçesi fenaymış. Türkler söz konusu olunca Almanların bile Türkleştiği kayda geçirilip fuar yönetimi ayıplanmış. Aynı akşam 'çok üst düzey medya mensupları', fuar yetkilileri ile bakanlık kafilesinin davet edildiği bir yemek tertip edilmiş. Bakan yemeğe gecikince Mustafa İsen bir konuşma yapmış. O da ne, çevirmenin söylenenleri çeviremediğini fark etmişler. İsen pek sinirlenip çevirmeni 'göndermiş'. Fuar ekibinden bir Almanyalı Türk'ün yardımıyla bu iş de hallolmuş. Ne var ki, Kemal Yılmaz’ın aklı küçük bir ayrıntıya takılmış: “Üç toplantının çeviri işini halledemeyenler, iki yıl içinde 300 Türkçe kitabı nasıl çevirtecek” diye soruyor. Malûm, başta Almanca olmak üzere, tüm Avrupa dillerine bu sayıda çeviri yaptırılacağı söyleniyor da...

TEB ÖDÜLLERİ KONUSU

Bilindiği gibi, 2005 yılından buyana, Türk tiyatrosuna çeşitli alanlarda önemli katkılarda bulunmuş bir tiyatro insanına ödül vermekteyiz. Ayrıca, umut veren tiyatroculara yönelik bir de “Genç Yetenek Ödülü”müz var. Her iki ödül için, varsa adaylarınızı bildirmenizi yeniden rica ediyorum.

Ödül deyince, geçenlerde internet ortamında okuduğum bir habere değinmeden geçemeyeceğim. Haberde Atila Sav, Sevda Şener, Ayşegül Yüksel, Gülşen Karakadıoğlu, Türel Ezici, Selda Öndül, Süreyya Karacabey, Tülin Sağlam ve Filiz Elmas'tan oluşan TİYATRO ELEŞTİRMENLER BİRLİĞİ ANKARA GRUBU’NUN 1 Ekim 2006 Pazar günü yaptığı toplantıda 2005–2006 tiyatro dönemi etkinliklerini değerlendirdiği konu edinilmişti. Toplantıda, Ankara’daki sanat çalışmaları bakımından tiyatronun olumsuz gelişmesinden duyulan kaygılar belirtilmiş, bu doğrultuda ödenekli tiyatrolarımızın duraklaması ve kurumsal gelişmelerinin yavaşlatılması nedeniyle tiyatro-seyirci ilişkisinin soğumasının da kültür politikalarımız bakımından üzücü bir oluşum sayıldığı belirtilmiş.

Doğrusu, böyle bir oluşumdan habersizdim, haberi büyük bir şaşkınlıkla okumayı sürdürdüm. Bu ortamda “TEB Ödülü”nün bir başka yaklaşımla değerlendirilmesi önerisi görüşülmüş ve bu anlayışla TİYATRO TEMPO’NUN yirmi iki yıldan beri genç ve çocuk izleyicilere gerçek tiyatro beğenisi aşılayan, eğitsel açıdan da yararlı olan çalışmaları değerlendirilmiş. 2005–2006 dönemi tiyatro ödülü Haluk Yüce/TİYATRO TEMPO’YA verilmiş.

Evet… Böyle bir oluşumdan haberim gerçekten yoktu. Yönetim Kurulu’nda konu görüşülürken, 2004–2005 dönemi ödülünün merkeze bildirildiğini ve sonucun merkezce açıklandığını öğrendim. Demek ki “Ankaralılara” böyle bir “icazet” zamanında verilmişmiş. O halde itirazım olamaz, ama Merkezi atlayarak yapılan açıklama neyin nesi?

En iyisi, Ankara’yı Temsilcilik haline getirmek Değerli Üyeler. Bu konuda, “Ankara Grubu”nun grup kisvesinden arınarak temsilcilik olmasını yönetim olarak karara bağlamak istiyoruz. Ankaralı grupçu dostlarım, aralarında bir temsilci saptayıp Merkeze bildirirlerse ANKARA TEMSİLCİLİĞİ kurulmuş olacak. Sonrasında Ankara için özel ödül mü, yoksa ödüller mi veririz, birlikte kararlaştırırız.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün AKMEN

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT)

TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)

EYLÜL 2006 BÜLTENİ

Gün be gün yeni tiyatro sezonuna yaklaşmaktayız. Yaklaşmaktayız, ama olumsuzluklar da tiyatromuzun peşini bırakmamakta. Geçtiğimiz ayın 11’inde Resmi Gazete’de yayımlanan “Özel Tiyatrolara Devlet Desteği Yönetmeliği”ni yürürlükten kaldıran yeni yönetmelik karşısında tiyatrocularımız oldukları yerde kalakaldılar. Nedenini bilemiyorum, ama sus puslukları o gün bu gündür sürmekte. Değerli üyelerimiz Dikmen Gürün’ü, Ayşegül Yüksel’i ve dahi gözümden kaçmışları tenzih ederim, ama basınımızda da dal kımıldamıyor. Bu durum karşısında insan, acaba basınımızın zaman zaman mangalda kül bırakmaz kalemleri de mi özgür tiyatro hareketinin, politik tiyatro olgusunun yatağı olan özel tiyatroların kaderlerine razı olup bir kenarda oturmalarından yanalar diye düşünmeden edemiyor. Diğer tara