|
TEB EKİM 2007
BÜLTENİ
2007-2008 tiyatro sezonunu, bu yıl Romanya’nın yüz bin
nüfuslu kenti
Târgovişte’de
açtım. “Herkes
giderken
Mersin’e, sen
acaba neden
gidersin
Târgovişte’ye,”
diye sual edecek
olanlara, hiç de
ters yola
gitmediğimi
söylerim.
Târgovişte Tony
Bulandra Devlet
Tiyatrosu Genel
Sanat Yönetmeni
Mc Ranin’den
sezon açılış
oyununu izlemem
ile ilgili çağrı
alınca,
duraksamadan
kabul ettim.
Kabul ettim,
çünkü oyunun
yaratıcı
kadrosunun Türk
sanatçılardan
oluştuğunu
duymuş,
okumuştum. Oyunu
izledikten
sonraysa, ne
yalan
söyleyeyim,
sezonu
Târgovişte’de
açtığıma daha
bir memnun
oldum. Bu arada,
yılda beş oyun
sahneye koyan ve
bu beş oyunu
dünyaca ünlü
yönetmenlere
yaptıran Tony
Bulandra
Tiyatrosu’nda
“Romeo ve
Jüliet”i
seyrettiğim,
tiyatronun ünü
yurdunun dışına
taşmış genel
sanat yönetmeni
Mc Ranin ile
tanıştığım için
mutluyum.
Biz
Târgovişte’ye
geldiğimizde Mc
Ranin
Craiova’daydı ve
özel olarak
döndü, ayağının
tozuyla da
Aristokrat
Restaurant’taki
akşam yemeğinde
bizimle masaya
oturdu.
1595’de
Osmanlıların
Eflak
Prensi Mihai
Viteazul
(1593-1601)
üzerine seferler
düzenlediğini,
Osmanlı
güçlerinin
Bükreş
ve Târgovişte'yi
ele
geçirdiklerini,
ancak
Viteazul’un
karşı saldırıya
geçtiğini ve
Osmanlıların
geri çekilmek
zorunda
kaldıklarını
anlattı.
Craiova’da bu tarihi anı canlandırmak için çalışmakta olduğunu söyledi.
Çalışmasında
yedi yüz oyuncu
kullanıyor, iki
buçuk saat süren
bir gösteri
yürüyüşü sonunda
göl kıyısında
gösteriyi
sonuçlandırıyordu.
Alegorik savaş
arabaları, su,
ateş, akrobasi…
METİN
AND’A ONUR ÖDÜLÜ
Diğer taraftan,
26. TÜYAP -
İstanbul Kitap
Fuarı’nın Onur
Yazarı Metin And
olarak saptandı.
Ülkemizin kültür
ve sanat
hayatına önemli
katkılarda
bulunmuş olan
And, görsel
sanat alanındaki
bilimsel
araştırmalara
kaynaklık eden
çalışmalarıyla
Türkiye’nin
halen en önemli
isimlerinden
biri sayılmakta.
Özellikle Türk
Tiyatrosu’nun
duayeni olarak
büyük bir
entelektüel
birikim sağlayan
Metin And,
Dionysos
Şenlikleri’nden
Anadolu’nun Köy
Seyirlikleri’ne,
Osmanlı’dan
Tanzimat’a ve
çağdaş tiyatroya
kadar geniş bir
literatüre
kaynaklık etmiş
bir değer.
Metin And’ın
ödül gecesinde
Birliğimizin
kurucularından
Zeynep Oral ile
aynı masayı
paylaşmak ise
benim onurum
oldu.
ZEMZEMLİ AÇILIŞI PROTESTO ETTİK
Ekim ayının son günlerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve
Suudi Arabistan
Krallığı Kültür
ve Enformasyon
Bakanlığı'nın
işbirliğiyle
düzenlenen
“Suudi Arabistan
Günleri”nin
açılışının opera
sahnesinde
yapılmasına
tepki gösterdik.
Açılışta, Arap kültürünün hemen hemen her öğesinin etkinliğe
yansımasına,
giriş kapısı
önünde
geleneksel
kıyafetli
Suudilerin
bulunmasına,
tütsüler yakıp
bir testiden
ikram ettikleri
zemzem suyu ile
konukları
karşılamalarına,
tüm konuklara
aynı bardaktan
zemzem suyu
ikram
etmelerine,
''mırra''
içmelerine
elbette söz
edemezdik, ama
böyle bir
etkinlik yeri
olarak Devlet
Opera ve
Balesi’ne ait
salonun
kullanılmasını
esefle
karşıladığımızı
bildirdik. Türk
Kültür Bakanı
Ertuğrul
Günay’ın opera
salonunda Suudi
Kültür Bakanı
Eyad Amini
Medeni ile
birlikte zemzem
suyu içmesi,
Kuran-ı Kerim
dinlemesi
Ertuğrul
Günay’ın göreve
başlamasının
üçüncü ayında
sınıfta
kaldığının somut
belgesiydi.
Yıllar yılı dünyaca ünlü opera ve bale eserlerinin
sahnelendiği
opera binasında
tütsü, zemzem
suyu ve Kuran-ı
Kerim'li
etkinlik
yapmakla çok
şeyin “ima”
edildiğini
vurguladık.
Böyle bir
etkinlik yeri
olarak Devlet
Opera ve
Balesi’ne ait
salonun
tahsisinin
sağlanmasına göz
yuman, ses
çıkarmayan
Devlet Opera ve
Balesi Genel
Müdürü’nün
istifasını
istedik;
sanatçıları
tepkilerini
göstermeye,
bakanlığın bu
tutumunu
ciddiyetle ve
kararlılıkla
protesto etmeye
çağırdık.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez
Saygılarım,
Artan
Sevgilerimle...
Üstün Akmen
|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EYLÜL 2007 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyesi.
Tiyatromuzun ustası Muhsin Ertuğrul, yıllar önce bugüne de ışık
tutan bir yazı yazmış. Taksim sahnesi’nin tahliye edildiği,
Koruma Kurulu’nun, Kongre vadisi Projesi kapsamında İstanbul
Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karar
verdiği, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in Devlet
Tiyatroları’nın seyircisizlikten seyirci sayısını artıramadığını
açıkladığı şu günlerde, Muhsin Ertuğrul’un kapatılan bir tiyatro
ile ilgili 1965 yılında kaleme aldığı ve Şehir Tiyatroları’nın
yayın organı Türk Tiyatrosu Dergisi’nin Kasım-Aralık 1965
sayısında yayınlanan yazısını 25 Eylül 2007 tarihli Günlük
Evrensel Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfasından alıntılıyor,
büyük ustayı bir kez daha saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Bu arada,
ay içinde yitirdiğimiz Sevgili Haluk Şevket Ataseven’ın üzerine
yıldızların yağmasını diliyoruz.
BİR ADIM GERİ, BİR ADIM İLERİ!
Otuz sekiz yıl önce İstanbul’un da her medeni şehirde olduğu
gibi her akşam piyesler oynanan tiyatrosu bulunmasını istedik ve
böylece bir gelenek kurmak yoluna gittik.
Gayemiz şuydu: Her İstanbullu, tiyatro heyecanını duyduğu bir
gece İstanbul’da gidecek daimi bir tiyatro bulsun. Bugün bunları
yazmak bile insanı güldürüyor. Ama o zaman tiyatronun belli bir
günü yoktu, piyesler hazırlandıkça birkaç kere oynanır, sonra
karabatak gibi yine dalar kaybolurdu. Şayet böyle her gece
oynamayı göze alırsak bizde de bu geleneğin gelişeceğine,
tiyatronun yerleşeceğine inanıyorduk.
1929’da İstanbul’a görülmemiş bir kış geldi. Boğaz’dan buz
kayaları akmaya, şehrin bütün deniz ve kara araçları işlememeye
başladı. Fırınlar kapandı. Karlı sokakta yaya yürüyenlerin ayak
izleri azaldı ama biz tiyatromuzu kapamadık, oyun oynamaya devam
ediyorduk. Yerleştirmek istediğimiz bir geleneğe böyle mevsim
cilveleri yüzünden ara verirsek, daha başlangıçta bunun
kökleşemeyeceğini biliyorduk. O hafta oynanan eser,
Strindberg’in “Rauseh=Zafer Sarhoşları” piyesiydi. 2 Şubat 1929
Cumartesi akşamı koca salonda üç kişi oturuyordu. O geceki
gelirimiz 270 kuruştu. Biz oyunumuzu oynadık, sonra da
seyircilerimiz yerdeki bir metre kar yüzünden sokağa
çıkamadıkları için müdürün odasında soba yakarak onları sabaha
kadar tiyatroda alıkoyduk. Arkadaşlar da güç bela evlerine
gittiler. Ertesi gün onda provamız vardı. Geldikleri zaman
içlerinden biri böyle olağanüstü bir durumda temsillere ara
vermemizi istedi. Kendisine anlatmaya çalıştım ki yeni başlamış
bir düzene böyle bir ilk güç durumda ara verirsek, halkla
geliştirmek istediğimiz “istikrarlı tiyatro” fikri zedelenir,
gayeye ulaşamayız. Onun için bizim azimle, her şeye rağmen devam
etmemiz gerekir. Bugün kendisini rahmetle ve sevgiyle andığım o
arkadaş bana:
- Sen bizi harcıyorsun! demişti.
Evet, yalnız onu değil kendi kendimizi harcıyorduk... Bir ideal
uğruna! Bu memlekette tiyatronun yerleşmesi uğruna! Yazık ki bu
arkadaşımız benim şahsımda gayeyi görememiş, bu intizam arzumu
benim özel inadıma vermişti. O arkadaşın ısrarı karşısında,
vapurların üç günden beri işlemediği, korkunç bir fırtınanın
tipinin Boğaz’ı allak bullak ettiği, karşı yaka ile hiçbir
bağlantı kurulamadığı o gün, bir gece olsun tiyatroyu kapamamak
için Kadıköy’de oturan müdürümüz Suphi Bey’in muvafakatını almak
üzere Galip’le ikimiz bir büyük sandala binerek yelkenle
Kadıköy’e gitmek üzere ve epeyce de çok para vererek yola
çıkmıştık. Tipiden bir metre ilerisi görülmüyordu. Bilmiyoruz ne
kadar sürdü? Birden kendimizi Haydarpaşa mendireği önünde
görünce Asya’yı keşfetmiş gibi olduk. Daha ileri gitmeye ne
yelken ipinden eli kesilen sandalcının, ne de soğuktan donan
bizim gücümüz kalmamıştı. Haydarpaşa’dan güçlükle Bahariye’ye
bilmem kaç saatte yürüdük.
Müdürün evine geldiğimiz zaman, bizi tımarhaneden kaçmış deli
gibi karşıladılar ve bir daha da geriye dönmeye bırakmadılar,
zaten dönüş için vasıta da yoktu. Ve böylelikle o gece fırınlar
gibi tiyatro da kapandı ve İstanbul ekmeksiz ve oyunsuz kaldı.
Altı yıl önce Şehir Tiyatrosu’na dönünce, o zamanın Belediye
Başkanı Sayın Kemal Aygün’den Kadıköy gibi yarı İstanbul
kalabalığındaki bir semtte tiyatro bulunmamasından yana yakıla
bahsetmiştim. Bir yıldırım süratiyle hemen orada bir düğün
salonu küçük bir tiyatro haline kondu ve beş yıldır da her gece
halka kapılarını açarak “Burada sizleri bekliyorum” diyordu.
Bu yıl Kadıköy Tiyatrosu, sahibiyle aradaki kira anlaşmazlığı
yüzünden kapandı. Evet kapandı. Yanlış okumuyorsunuz...
Kadıköy’den Pendik’e kadar uzanan bir semtin tek tiyatrosu
kapandı. Bütün bir mevsim için Kadıköy tarafı tiyatrosuz kaldı.
Beyler, paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer,
partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin
kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil,
batakhane değil yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik
sanat yuvası olan tiyatro!
Bu yakada oturanların adı, İstanbul’un kreması diye çıkmıştır.
Okumuşlar, gezmişler, görmüşler, okuduklarını, gezdiklerini,
gördüklerini övütmüşler hep orada otururlar. Ne olur, bunlardan
biri çıksa da elbet bir vekilleri vardır, onun aracılığıyla
sorsalar, niçin bir tiyatro kapandı diye araştırsalar, tiyatro
istiyoruz diye bağırsalar, çağırsalar, yürüyüş yapsalar, sorumlu
kişileri arasalar, kendilerinden esirgenen bu insanlık zevkini,
bu medeni eğlenceyi ellerinden alanların yakasına yapışsalar!
Tısssss! Bir dudak bükme, bir omuz silkme, bir adam sende! Bir
bana ne
Yıllardır Eyüp’te, Zeytinburnu’nda, Gültepe’de birer tiyatro
açmak amacındaydım. Geçen yıl genç rejisörlerimizden Beklan
Algan, Zeytinburnu’nu altüst ederek nihayet Bozkurt İlkokulu’nda
uygun bir salon buldu.
Orayı 140 kişilik bir tiyatro haline soktuk ve bu mevsim başında
açtık. Şimdi her gece oyun veriliyor orada. Orada bir tiyatro
açıldı.
Kadıköy’de bir tiyatro kapandı, Zeytinburnu’nda bir tiyatro
açıldı. Bir adım geri, bir adım ileri. Bir adım geri, bir adım
ileri.
Bizim 2 bin 500 yıl önce yola çıkan Thespis kervanına niçin
yetişemediğimizin parlak bir örneği: Bir adım geri, bir adım
ileri!
Şimdi, korkunç bir kışta bir gece tiyatroyu kapatmak için ölümü
bile göze aldığımızı ne kadar gülünç ne kadar çocukça buluyorum.
Bütün bir mevsim Kadıköy Tiyatrosu kapanıyor da kimsenin kılı
kıpırdamıyor.
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN |
|
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
AĞUSTOS 2007 BÜLTENİ
Birliğimizin Saygın Üyesi
Bu ayki bültenimizle, üyemiz METİN BORAN’ın Evrensel’de
yayımlanan Devlet Tiyatroları’nın yeni dönem çalışmalarını
irdeleyen yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Devlet Tiyatrolarında yeni dönem-1
Kültür bakanlığı tarafından haksız ve tartışmalı bir biçimde
görevden alınan genel müdür Lemi Bilgin, iki yıllık verdiği
hukuk mücadelesini kazanarak geçtiğimiz günlerde aynı bakan
tarafından görevine iade edildi. Lemi Bilgin göreve başladıktan
sonra basına yaptığı açıklama da Devlet Tiyatroları’nın
kasasının boşaltıldığını yeni sezona bütçe sıkıntısından geç
gireceklerini hatta yeni ödenek ayrılmazsa tiyatro
yapamayacaklarını beyan etti kamuoyuna. Devletin en köklü sanat
kurumlarından biri olan Devlet Tiyatroları’nın genel müdürünün
bu açıklaması nedense skandal olmadı ve ne bakanlıktan bir
açıklama geldi ne sanatçılardan ve ne de sanatçı örgütlerinden
her hangi bir tepki oluştu.
Kuruluşundan bu yana kendine ait yönetsel ve sanatsal bir yasası
bile olmayan kurumun, siyasetçiler, sanatçılar ve gelmiş geçmiş
yöneticiler tarafından düşürüldüğü durum şimdilik sadece içler
acısı ve kısa zamanda da düzeleceği ve yeniden saygın bir kurum
olacağı gibi bir işaret yok maalesef.
Ancak her şeye rağmen nitelikli tiyatro üretmekte samimiyeti ve
ısrarını bildiğimiz genel müdür Lemi Bilgin Maliye Bakanlığı ile
yaptığı görüşmede ek ödenek hazırlanmasını sağlıyor ve
perdelerin ekim ayında açılmasına öncülük ediyor.Ekim ayında
perdeler açıldıktan sonra Bilgin’den beklenen kurumu maddi
olarak zarara uğratan ve yönetim olarak zafiyetine yol açan eski
yönetim hakkında suç duyurusunda bulunmak ve gerekli
hesaplaşmayı yapmaktır.
Lemi Bilgin yönetimi, hazırladığı repertuarla Devlet
Tiyatrosu’nda önemli yeniliklere imza atmayı hedefliyor. Her ne
kadar edebi kurulda yer alan şahısların,oyun seçimi bağlamında
‘aynı hamam, aynı tas’ dedirten uygulamaları ve tercihleri devam
etse de bu sezon hiç olmazsa bir- iki genç yazarın oyunları ilk
defa kurumun seyircileriyle buluşacak, bu bile kendi başına bir
gelişme diye düşünülebilir. Ancak repertuara baktığımızda yerli
ve yabancı oyun sayısında pek fazla değişen bir şey yok.
Öncelikle, seçilen oyunların tematik olarak hangi anlam ve
önemlerinden dolayı seçildiği ve Türkiye’nin ve toplumsal
yapının sosyolojik,politik , psikolojik ve kültürel değişim ve
dönüşümünü sorgulayan yanının olup olmadığı net olarak ortaya
konulmuş değil.
Diğer yandan repertuara alınan oyunların bir çoğu, teatral,
yazınsal ve görsel olarak estetik bütünlükten uzakta ve
sahnelenmeyi hak etmiş oyunlar değil. En azından 1.Tur oyunlar
olarak kamuoyuna sunulan liste böyle.Bizce üzerinde fazla
düşünülmeden aceleye getirilmiş bir tercih olarak görünüyor.
Örneğin, eski padişah Cem Sultan’ın yönetim erki,hayata bakışı
ve kişiliğini anlatan aynı adlı oyunun iki farklı versiyonu
sahnelenecek. Cem Sultan adlı oyun hem Orhan Asena’nın yazdığı
hem de Turan Oflazoğlu’nun yalap şalap kaleme aldığı bir başka
Cem Sultan’da sahnelenecek. Türkiye’nin yaşadığı şu politik ve
kültürel konjöktürde bu oyun neden önemli acaba, bunu sayın Lemi
Bilgin’e ve repertuar kurulunun sayın üyelerine sormak lazım. Bu
oyun, dramatik düzenek,dil ve konuyu işleyiş bütünlüğü açısından
önemli bir örnek oyun olarak mı Türk tiyatro tarihinde yerini
aldı acaba?
Repertuarda Orhan Asena’nın beş farklı oyununa yer verilmişken
listede Haldun Taner başta olmak üzere bir Aziz Nesin , bir
Melih Cevdet Anday, bir Aziz Nesin , Nazım Hikmet, Oktay Arayıcı
ve Vasıf Öngören gibi yazdıkları yetkin oyunlarla ile bir
dönemin toplumsal,siyasal, kültürel ve insanal durumunu
sorgulayan, tartışan duyarlı yazarlara yer verilmemesi , teatral
olmayan hangi politik husumetin neticesi acaba?
Sayın Lemi Hoca’nın da çok iyi bildiği gibi tiyatro sanatı özü
ve işlevi bağlamında tarihsel olarak,toplumun ve insanların
barış içinde, ayrım yapmadan toplumsal ve kültürel değişim ve
dönüşümünü amaçlayarak kendi estetik varlığını sürdürmüştür.
Bunu yaparken de insanı, doğayı,tarihi, gerçeği, yerleşik ve
geleneksel olanı doğru ve anlaşılır bir dille yeniden tartışmaya
açarak insanların kültürel ve bilinçsel gelişimini hedefler.
Haftaya yabancı yazarlar bağlamında konuya devam edeceğiz.
4 Eylül Salı günü Boran’ın yazısının ikinci bölümünü okumanızı
öneriyor, bu arada aidat borçları için hesap numaramız ile
ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP
NO. 580037
Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN |
Saygıdeğer Üyelerimiz.
Bir
tiyatro sezonunu daha bitirdik. Darısı 2007-2008 sezonuna…
Sezon bitti, ama Ordu’daki 3. Çocuk ve Gençlik Tiyatroları
Festivali’nde Birliğimizi temsil etmeyi sürdürdük.
İzmir'in Çeşme İlçesi'ne bağlı Alaçatı Beldesi'nde 1990 yılında
başlayan, 2000 yılından itibaren beş yıl süre ile ara verilen "Alaçatı
Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ise, “13. Uluslararası
Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali” adı altında bu yıl
da sürdürülecek. 25-30 Haziran tarihleri arasındaki festivalde
de Birliğimiz temsil edilecek.
Mayıs
2007 yönetim kurulu toplantısında, yönetim kurulu üyelerimizin
ekim'in ilk yarısı içinde Ankara'ya gitmesi ve Ankara'daki
üyelerimizle mümkünse yemekli bir toplantıda tanışmalarını
kararlaştırdık. Bu konudaki düzenleme görevini doğal olarak
Ankara temsilcimiz Selda ÖNDÜL üstlendi. Böylesi bir toplantıda,
belki üyelerimizden de aramıza katılmak isteyen olabilir
düşüncesiyle, tarihi saptayınca sizlere de duyuracağız.
Diğer taraftan, Ankara'ya Anadolu'dan gelen tiyatro
topluluklarını da düşünerek Ankara ilimize özgü bir ödül ihdas
etmek dileğimizi de Selda ÖNDÜL’e ilettik. Bu ödül, çeşitli
dalları kapsamalı diye düşündük. Bunun için, hiç değilse beş
kişilik bir jüri oluşturacağız ve bu ödül Ankara'nın
gelenekselleşmiş "Onur Ödülü"nü de kapsayacak. Bu konuda Sevgili
Sevda Öndül nasıl bir çalışma yaptı, ne yazık ki bilemiyoruz,
çünkü Selda Öndül’den yanıt çıkmadı. Umarım olumlu sonuç
alabileceğiz.
Diğer
taraftan ITI UNESCO
TEC Başkan Yardımcısı üyemiz Emre Erdem de, katıldığı
toplantılarda IATC ya da TEB ile ilgili gelişmeleri, haberleri
yönetimimize periyodik aralıklarla bildirecek, yönetimimiz de
üyelerimize iletecek.
Geçmiş dönem başkanlarımızdan, Kültür ve Turizm Bakanlığı eski
Müsteşar Yardımcısı dostumuz Gülşen Karakadıoğlu, Kanal B
ekranında “Atölye” programına katıldı ve fevkalade başarılı
söylemleriyle dinleyenlerini tam anlamıyla “irşat” etti. Kanal
B’de pazartesi akşamları Murat Atak’ın yönetiminde yayınlanan
“Atölye” programını izlemenizi ayrıca önermekteyim. Bu arada,
Gülşen Karakadıoğlu’nu Ekim ayından itibaren
cumartesi günleri saat 18.30 da Dinçer Sümer'le birlikte "Dün akşam
Tiyatroda" isimli programda izleyebileceğimizin müjdesini de
şimdiden vermiş olayım.
Değerli Üyelerimiz.
2007
YILI AİDATI OLAN
50.-
YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037
SAYILI HESABA
yatırmanızı
yeniden rica etmekteyiz.
Yatırdığınız aidatın tahsil edildiği, Sayman Üyemiz Ragıp
Ertuğrul tarafından tarafınıza bildirilerek “teyit” edilmekte,
ayrıca teşekkürlerimiz yıl boyunca baki kılınmakta.
Tüm üyelerimize sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli
bir yaz tatili diliyoruz.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN
|
TEB MAYIS 2007
BÜLTENİ
Değerli
Üyelerimiz
Uluslararası Tiyatro
Eleştirmenleri
Birliği Türkiye
Merkezi (TEB) olarak
Mücap Ofluoğlu'na
2007 Onur Ödülünü
Muhsin Ertuğrul
Sahnesi'nde yapılan
mütevazı bir törenle
sunduk. Mücap
Ofluoğlu törende,
seyircilerin
alkışları eşliğinde:
"Bu önemli ödüle
teşekkür ederim.
Beni yücelttiniz"
sözleriyle teşekkür
etti.
Geçtimiz ay,
Şebnem Özinal'ın,
"Gencay Gürün'ün
sahibi olduğu
"Tiyatro İstanbul
yanlış yönetiliyor"
şeklindeki sözlerine
de tepki gösterdik.
"Gencay Gürün,
Şebnem Özinal'ın
içindeki cevheri
dışarı çıkartan,
yeteneğini
keşfedenlerden
biridir" derken,
saygılı olmanın,
vefa duygusuyla
donanımlı olmanın
sanat yapmanın
birincil koşulu
olduğunu söyledik.
Şebnem Özinal gibi
yüksek öğrenim
görmüş bir oyuncuya
böylesi davranış
biçiminin
yakışmadığını
belirttikten sonra,
Özinal’ın ustasından
derhal özür dilemesi
gerektiğini ifade
ettik.
12. TÜYAP İzmir
Kitap Fuarı
kapsamında İzmir
Büyükşehir
Belediyesi – Konak
Belediyesi –TÜYAP –
Kültürlerarası
İletişim Derneği ve
Can Yücel’in
ailesinin
işbirliğiyle
düzenlenen “Can
Şenliği”nde iki
panele katıldık. İlk
panelde Özdemir
Nutku ve Hasan Erkek
ile birlikte
“Tiyatromuz ve Yazar
Örgütlenmeleri”ni,
ikincisinde ise gene
Özdemir Nutku, yanı
sıra Orhan Alkaya ve
Mahmut Temizyürek
ile birlikte “Can
Yücel ve
Tiyatrosu”nu
tartıştık. Her iki
toplantı da
beklediğimizin
üzerinde bir ilgiye
“mahzar” oldu,
İzmir’den sevinçli
döndük.
Geçtiğimiz ayın
ikinci günüyse
Trabzon’daydık. Altı
yıl boyunca
“Karadeniz’e Kıyısı
Olan Ülkeler”i
kapsayan tiyatro
şenliğinin “tiyatro
buluşması” olarak
tanımlanan başlığı,
geçen yıl “festival”
olarak
değiştirilmiş; bu
yıl ise
“Uluslararası
Karadeniz Tiyatro
Festivali” adında
karar kılınmıştı.
Kısa süre önce boş
kalan müdür
koltuğuna apar topar
İstanbul Devlet
Tiyatrosu sanatçısı
Burak Karaman
atanmış ve iki aydan
da kısa bir süre
içinde festivali
toparlaması
“talimatını”
almıştı. Burak
Karaman ve ekibinin
kusursuza yakın bir
organizasyona imza
attıklarını açık
yüreklilikle
söyleyebilirim.
Diğer taraftan,
Saygın Üyemiz Hayati
Asılyazıcı’ya
Voronezh Devlet
Akademik Tiyatrosu
“Dostluk Ödülü”nün
ve Voronezh kenti
belediyesinin
kültürel ilişkilere
katkısı nedeniyle
“Teşekkür
Belgesi”nin bizzat
Anatoly Ivanov
tarafından
verilmesine
fevkalade sevindik,
gururlandık. Üyemiz
Sevgi Sanlı
festivalin neredeyse
tamamını izlerken,
Seçkin Selvi
dostumuz da bir
gösteride yer aldı.
“Neden bir gösteri”
diye soracak
olursanız, Seçkin
Selvi Trabzon’da bir
gece “stop”
yaptıktan sonra
gezisini Hayati
Asılyazıcı ile
birlikte Ordu’da
noktaladı da ondan.
43 yıllık Ordu
Belediyesi Karadeniz
Tiyatrosu’nun (OBKT)
kurucularından,
üzerine yıldızlar
yağası Aydın
Üstüntaş’ın eşi
Gülçin Üstüntaş,
eşinin anısına Aydın
Üstüntaş gibi yüzünü
Anadolu’ya
dönmüş/dönen
eleştirmenler için
bir ödül “ihdas
“etmişti ve bu ödül
ilk kez bu yıl
Hayati Asılyazıcı’ya
verilecekti. Seçkin
Selvi de, OBKT’ye
kuruluş aşamasından
başlayarak yaptığı
katkılardan dolayı
“Özel Ödül” ile
onurlandırılmıştı.
Bu iki değerli
üyemiz ödül törenine
katıldılar ve
ödüllerini aldılar.
Kendilerini yürekten
kutluyor, kesintisiz
başarılar diliyoruz.
Kitap
Çevirmenleri Meslek
Birliği (ÇEVBİR)
ise, Üyemiz Sevgili
Seçkin Selvi’nin
çeviride 50. yılını
kutladı. Seçkin
Selvi’nin bu güne
değin çevirdiği 134.
kitap olacak olan
Paul Auster’ın
“Brooklyn
Çılgınlıkları”nın
haziranda
vitrinlerdeki yerini
alacağını bu
vesileyle
üyelerimize şimdiden
muştulamış olayım.
Türkiye’nin en
yetkin
çevirmenlerinden
biri olmasının yanı
sıra, gazeteci,
yayınevi editörü, 45
yıllık tiyatro
eleştirmeni ve
eğitmeni olan Seçkin
Selvi’yi sevgiyle
kucaklıyor, (bana
katılacağınızdan
emin olarak) yazın
ve tiyatro
sanatlarına engin
katkısına
minnetlerimi
sunuyorum.
Değerli Üyeler…
Hayata geçiş
aşamasında elbette
bilgilerinize
sunacağımız bazı
projelerimiz var. Bu
projelere şimdiden
katkı sağlamanız
için
2007 YILI AİDATI
OLAN 50.-YTL’NI EN
KISA SÜRE İÇİNDE
TÜRKİYE TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ
BANKASI PARMAKKAPI
(01042) ŞUBESİ
580037 SAYILI
HESABINA YATIRMANIZI
rica ediyorum.
Sağlıcakla
kalınız Efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan
Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
|
|
ULUSLARARASI
TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ TÜRKİYE
MERKEZİ (UTEB)
NİSAN 2007
BÜLTENİ
Saygıdeğer
Üyelerimiz.
Mart ayının 26’sında
AKM önünde eylem
yaptık.
Üyelerimizden Seçkin
Selvi’nin de
katıldığı eyleme
sunduğumuz
bildiride: “İstanbul
Şehir
Tiyatroları’nda bir
çok işten çıkarma
olayı çıktı, sessiz
kaldık. Kocaeli
Şehir Tiyatrolarında
Yücel Erten kanunsuz
şekilde görevden
alındı, önce
gürledik, sonra tam
anlamıyla pıstık.
Kültür İşleri
Başkanlığına bir din
bilgisi öğretmeni
getirildi, gıkımızı
dahi çıkarmadık.
Gene Kocaeli Şehir
Tiyatrosu’nda bale
salonunu mescit
olarak kullanmaya
başladılar,
duymazdan geldik.
Artık yeter diyoruz”
dedik.
Sanatçıların zorunlu
olarak emekli
edilerek usta
isimlerin tiyatroya
veda ettirildiğini;
İstanbul Şehir
Tiyatroları genel
sanat yönetmeni ve
seçilmiş üyesinin
görevlerinden
düşürüldüğünü, ancak
her ikisinin de
mahkeme kararıyla
göreve döndüğünü;
Şehir Tiyatroları
ile ilgili alınan
pek çok kararda
tiyatro yönetimi ve
yönetim kurulunun
yok sayıldığını,
dolayısıyla tepeden
uygulamalara
gidildiğini, ancak
sessiz çoğunluğun
bütün bunlara
nedense
aldırmadığını
söylerken: “Derken,
devlet tiyatroları
yönetimi tartışılır
bir şekilde
değiştirildi. AKM
yönetimine sanatla
hiç bir ilgisi
olmayan İmam
Hatip'li ve
yardımcılığına yine
sanatla hiç bir
bağlantısı olmamış
türbanlı bir hatun
kişi atandı,
bunların hepsine ne
yazık ki güldük
geçtik. Şehir
Tiyatroları katma
bütçeden çıkarıldı,
bütçesi kısıldı,
kültür bakanlığının
yıllardır özel
tiyatrolara yaptığı
yardım aniden
kesiliverdi, gene
sustuk” diye
konuştuk.Siyasi
erkin bütün bunlarla
yetinmediğini
söylerken, özel
tiyatrolara ağır bir
darbe daha
indirildiğinden,
Şehir Tiyatroları
biletlerinin iki ay
boyunca 1 liraya, 50
kuruşa
satıldığından,
haksız rekabete de
kimsenin ses
etmediğinden
yakındık.
Darülbedayi’nin
simgeleşmiş salonu
ve İstanbul Şehir
Tiyatrolarının
merkezi olan Harbiye
Muhsin Ertuğrul
tiyatrosunun
yıkılıp, yerine
kongre merkezi
yapılacağından söz
ettik.
Sanatseverleri
yürütülen yöntemli
saldırıların
sonuncusu olan
İstanbul Atatürk
Kültür Merkezi’nin
anıt eser
kapsamından
çıkartılarak yıkım
kararı alınmasına
karşı durmaya davet
ettik. “Sizler,
geleceğe sahip
çıkabilecek onurlu
ve sorumlu
yurttaşlarsınız.
Gelin, sanatçının
direnişinin simgesi
olalım. Gelin,
gerekirse hep
birlikte dozerlerin
önüne yatalım, ama
AKM’yi
yıktırmayalım”
dedik.
Bu eylemden bir
gün sonraki “Dünya
Tiyatro Günü”nü ise,
Birliğimizin Merkezi
olarak İstanbul’da
Saliha Özdemir’in
düzenlemesiyle Tarık
Zafer Tunaya Kültür
Merkezi’nde Ali
Taygun, Mehmet
Birkiye, Kenan Işık
ve bendenizin
katıldığı
“Tiyatromuzda
Edebiyat
Uyarlamaları”
başlıklı sohbet
toplantısıyla
kutladık. 2 saate
yakın süren
toplantıya
gösterilen ilgi,
doğrusu hepimizi
şaşırttı. Ankara
Temsilciğimizse,
Atilla Sav'ın
yönettiği ve Sevda
Şener, Sevinç
Sokullu, Haluk Yüce
ile Tülin Sağlam'ın
katıldığı
"Türkiye'de Çocuk
Tiyatrosu ve
Eleştirisi" başlıklı
söyleşide Ankaralı
tiyatroseverlerle
buluştu. Haluk
Yüce'ye (Tiyatro
Tempo) “2005-2006
Tiyatro
Eleştirmenleri
Birliği Ankara
Temsilciliği Ödülü”
verildi. Nesimi
Yetik’in “Annem
Sinema Öğreniyor”u
ile Şevket Onur
Cihan, Serkan Şavk,
Barış Şahin’in “Ömer
Eve Gel” adlı kısa
filmlerinin
gösteriminin
ardından bir de
kokteyl düzenlendi.
Ayrıca, Dil Tarih
Coğrafya Fakültesi
Tiyatro Bölümü
yapımı "Kadın
Oyunları"na, 28 Mart
saat 20.00'de ise
Tiyatrotem yapımı
"3.Riçırd Faciası"
adlı oyuna ev
sahipliği edildi.
Ankara
temsilciliğimizin
emeklerine dirlik…
20 Mart-29 Mart
arasındaki Gençlik
Tiyatroları oluşumu
etkinlikleri
kapsamındaki bir
toplantıya da
katıldık. İstanbul
Piramit Kültür
Merkezi’ndeki
toplantıda genç
tiyatrocuların
sorularıyla oluşan
toplantı da hayret
uyandıracak
olgunlukta amacına
ulaştı.
Kentimizin 2010
yılında Avrupa
Kültür Başkenti
olarak seçilmesinin
İstanbullular,
İstanbul, Türkiye ve
Avrupa için büyük
bir fırsat olduğunu
tam da Yönetim
Kurulumuzda
konuştuğumuz
günlerde, kent
ölçeğinde ortak bir
program geliştirme
çalışmasına
çağırıldık. Yapılan
toplantıya
Birliğimiz adına
bendeniz, tiyatro
camiasından ise Ali
Poyrazoğlu, Emre
Erdem ve Refik
Erduran katıldı.
Toplantıda, kentin
sanat ve kültür
yoluyla
geliştirilmesi ve
zengin potansiyelini
bütün Avrupa ve
dünya için esin
kaynağı olacak
şekilde
değerlendirilmesi
olarak saptanan
hedef üzerinde
görüşüldü. İstanbul,
2010 yılına
gelindiğinde,
bugünden başlayan
çalışmaların
meyvelerini
toplayabilecek mi,
elbette bilemem.
Ancak, İstanbul 2010
sürecine daha çok
kentlinin
katılımının,
projeler
aracılığıyla mümkün
olabileceğini ifade
ettim. İstanbul 2010
Yürütme Kurulu Üyesi
ve Yürütme Kurulu
Başkanı Nuri
Çolakoğlu, amaca
yönelik olarak,
önümüzdeki dönemin,
yoğun bir “proje
üretim faaliyeti
dönemi” olacağını
öngördüğünü söyledi.
Kültür Bakanı Atilla
Koç’un 2005
tarihinde “AKM’yi
yıkacağız o iş
bitmiştir“ beyanatı
üzerinden iki yıl
sonra Bakanlık
Anıtlar Yüksek
Kurulu’na AKM’nin
tescilinin
kaldırılması için
başvuruda
bulunmasıyla ilgili
olarak AKM’de
faaliyette bulunan
Sanat Kurumları
çalışanlarının
örgütleri, yanı sıra
konu ile ilgili
bütün sivil toplum
örgütlerinin
katıldığı toplantıda
Birliğimizi Ragıp
Ertuğrul temsil
etti. Ertuğrul’un
konuya değgin
raporundan,
toplantıya 40’a
yakın katılım
olduğunu; sadece
sanat ve sanatçı
örgütlerinin içinde
olduğu bir platform
oluşturulmasının
planlandığını;
platformun
“Karanlığa Karşı
Sanat” sloganıyla
hareket edeceğini;
Kültür ve Turizm
Bakanı’nı istifaya
çağıran bir metin
yayımlanacağını;
Bakana sanatçılar
adına hakaret davası
açılacağını; Anıtlar
Yüksek Kurulu
üyelerine “görevden
istifa” çağrısında
bulunulacağını ve
görevlerini kötüye
kullanmalarından
dolayı dava
açılacağını; Taksim
Parkı’nda bir eylem
çadırı kurulacağını;
bu çadırda her akşam
destekçi örgütler
tarafından bir sokak
performansı
sergileneceğini;
“Sanatçılar Soruyor”
başlıklı bir program
hazırlanarak
sorunların her gün
farklı bir
sanatçının sunumuyla
kamuoyuna
aktarılacağını
öğrendik. Bu arada
AKM’nin yıkımının
önlenebilmesini
teminen, etten duvar
oluşturulmasının
önerildiğini de
“istihbar” ettik.
5 Nisan’da Harbiye
Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’nin de
yıkımına neden
olacak “Kongre
Vadisi” projesinin
ihalesi nedeniyle
bir “SUSMAK” eylemi
yapıldı. Bizzat
katıldım. Katıldım
katılmasına da,
yaklaşık bir saat
sonra: “Başımıza ne
geldiyse susmaktan
geldi” diye içimden
mırıldanarak
(aramızda kalsın)
eylem alanını terk
ettim.
Kültür ve Turizm
Bakanı Atilla
Koç’un, Atatürk
Kültür Merkezi'nin
yıkılmasına karşı
çıkan sanatçıları
eleştirmesi
ertesinde bir soru
üzerine bakanı
kınadım ve
(duyduğunuz
doğrudur): “Bir
bakan bu kadar da
komik olmamalı”
dedim. Devlet
tiyatrosu
sanatçılarının
görevlerini
aksatmamak kaydıyla
dizilerde rol
aldığını söyledikten
sonra, bakanın
İstanbul Atatürk
Kültür Merkezi’nin
yıkılmasıyla
sanatçıların
dizilerde oynamasını
birbirine
karıştırdığını da
(itiraf ediyorum)
iddia ettim. Yapımı
yılan hikâyesine
dönmüş Maslak (Ayazağa)
Kültür ve Kongre
Merkezi’nin
temelinin 1996'da
atıldığını, 1999'da
dönemin Kültür
Bakanı İstemihan
Talay tarafından
ödenek ayrılmadığı
için inşaatının
durdurulduğunu,
projenin kaba
inşaatının yüzde
85’inin
bitirildiğini, o gün
bu gündür yapıya tek
bir çivi bile
çakılmadığını
hatırlattım: “13
Haziran 2006'da
Maliye Bakanlığı ve
İKSV ile bir
protokol imzalayan
Kültür ve Turizm
Bakanlığı, tesisi
tamamlamak üzere
devraldı. Şimdi de
yap-işlet-devret
modeli ile 5225
sayılı Kültür
Yatırımları ve
Girişimlerini Teşvik
Kanunu kapsamında
içinde bulunduğumuz
ayın 16’sında 49
yıllığına birilerine
tahsis edilecekti.
Kime tahsis edildi,”
diye sordum. Kültür
ve Kongre
Merkezi'nin 66 bin
460 metrekare arazi
üzerinde
gerçekleştirilen
projesinde 2 bin 550
metrekare
restorasyon ve 65
bin 870 metrekare
kapalı inşaat alanı
bulunduğunu, Ayazağa
Kasrı, Çinili Köşk
ve Süvari Alayı
binaları gibi tarihî
yapıların onarımının
da yüzde 88'inin
tamamlandığını
anlattım, sonra da:
“İktidara diyeceğim
şu: Maslak Kültür ve
Kongre Merkezi bir
an önce bitirilsin.
Bitirildikten sonra,
İstanbul Atatürk
Kültür Merkezi’nin
salonları, binası
bir güzel elden
geçirilsin,
onarılsın, makyajı
tazelensin,” dedim.
Birliğimizin Saygın
Üyeleri.
“2007 Onur Ödülü”ne
Yönetim Kurulumuzun
önerisi ve
oylarınızla MÜCAP
OFLUOĞLU’nu değer
gördük. Gerekçemizi:
“MÜCAP OFLUOĞLU’nun
uzun yıllar İstanbul
Şehir
Tiyatroları’nda
çalışırken
unutulmayan rollere
adını kazıması;
kurduğu özel
tiyatrolarla Türk
tiyatrosuna önemli
katkılarda
bulunması; sanat
yaşamını, sanatçı
dostlarını, bu
çevrenin
insanlarını, bir
dönemin sanat
dünyasında
yaşananları
anlattığı anı
kitaplarıyla 1980'e
kadar süren tiyatro
geçmişimizi
sergilemesi; tiyatro
tarihimiz açısından
değerli belgeler
içeren, ayrıca
tiyatro
araştırmacıları için
vazgeçilmez başvuru
kitabı olma
özelliğini de
taşıyan
araştırmaları;
tiyatroya olan
tutkulu yaşamı,
sanatındaki
başarıları ve
topluma karşı
sorumlu bir sanatçı
kimliğiyle yaşamı
boyunca tiyatro
dalında üzerinde
yürüdüğü başarılı
çizgisini
sürdürmesi” olarak
saptadık ve basına
açıkladık. MÜCAP
OFLUOĞLU’na ödülünü
bu satırların
yazıldığı (9 Nisan
2007) akşam,
İstanbul Şehir
Tiyatroları Harbiye
Muhsin Ertuğrul
Sahnesi’nde
Feraizcizade M.
Şakir’in “İlk Göz
Ağrısı” oyunundan
önce
verebileceğimizi
umuyorum. “Umuyorum”
diyorum, zira oyunun
yönetmeni Erhan
Yazıcıoğlu engelini
halen aşmış değilim,
kaprislerini avutma
başarısına da
erişmem pek mümkün
görünmüyor. Neyse!
Bu arada,
Birliğimizce
yayımlanacak
“Eleştiri Seçkisi
III” kitabında
adları bulunan
üyelerimizin, özel
çağrıma uyup telif
ile ilgili “olur
belgelerini” Gülşen
Karakadıoğlu’na
ivedilikle
göndermelerini bir
kez daha rica
etmekteyim. Rica bu,
sonu gelir mi?
Gelmez, gelmemeli.
Bir de
2007 YILI AİDATI
OLAN 50.-YTL’NI EN
KISA SÜRE İÇİNDE
TÜRKİYE TİYATRO
ELEŞTİRMENLERİ
BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ
BANKASI PARMAKKAPI
(01042) ŞUBESİ
580037 SAYILI
HESABINA YATIRMANIZI
rica
ediyorum.
Sağlıcakla kalınız
Efendim.
Eksilmez Saygılarım,
Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen |
|
|
|
Saygıdeğer Üyelerimiz.
Yönetim Kurulumuzun bu ay toplanması
Mart ayının ortasını buldu. Ama bu
tarihe kadar İstanbul Atatürk Kültür
Merkezi’nin (AKM) yıkılmasına ilişkin
tartışmalara 1999 yılında koruma
kurulunun gösterdiği nedenlere tamamen
katıldığımızı beyan ederek, o dönemin
Koruma Kurulunda görev alan üyelere ve
dönemin Kültür Bakanına AKM‘nin
tescillenmesini sağladıkları için
teşekkür ederek katıldık.
AKM, korunması önemli tabiat ve kültür
varlığı olarak kabul edilen Taksim
Cumhuriyet Alanının ayrılamaz bir
parçasıydı. AKM, Cumhuriyet
Türkiye’sinin ilk ve en önemli çağdaş
kültür varlığıydı .Cumhuriyetin kültür
ve sanata olan bakışının anıtlaşmış bir
ifadesiydi. Böyle dedik.
Koruma
Kurulu Başkanı MeteTapan şöyle diyor:
“Bakanlık tescilin kaldırılmasını
istiyor. Bina ihtiyaca cevap vermiyor.
Ayrıca çağdaş bir görünüme sahip değil.
En önemlisi de 1999 depreminden önce
inşa edilmiş. Daha çağdaş bir bina
yapmak daha doğru gözüküyor.” Bu
açıklamalara katılamayacağımızı ve bu
gerekçelerinin de iyi niyetle ilgisini
göremediğimizi TOMEB (Tiyatro Oyuncuları
Meslek Birlği ) ile birlikte ilan ettik.
“1999 depreminden önce yapılmış tescilli
tüm binaları da bu gerekçelerle yıkacak
mısınız” diye de sorduk. Halen yanıt
almış değiliz.
Diğer taraftan, İstanbul Şehir Tiyatrolarının Görev ve
Çalışma Yönetmelikleri’nin Sanat
Yönetmeninin, Yönetim Kurulu’nun ve
Şehir Tiyatrosu sanatçılarının haberi
olmadan ve görüşleri alınmadan
değiştirilmek üzere Belediye Meclisine
gönderilmesi de, geçen aydan bu aya
sarkan olaylar arasında. Eğer böyle bir
yönetmelik çıkarsa, kanımızca sanatın
özgürlüğü ve sanatçıların özgürce
yaratma hakları da yok olacak. Belediye
Meclisinin böyle çağdışı bir yönetmeliği
gündeme almamalarını dilemekten başka
çaremiz yok. Böyle bir yönetmelikle
sanat ortamı ve Şehir Tiyatroları büyük
bir zarar görecek. TEB Yönetim Kurulu
olarak ne yazık ki böyle düşünüyoruz.
İŞTİSAN’ın haklı isteklerini
destekliyoruz, elimizden gelenin hepsi
bu. Gel gelelim, bir sanat kurumunun
nasıl yönetileceğini belirleyecek olan
böylesi bir değişiklik önerisinin,
yalnızca bürokratlar ve siyasetçiler
tarafından hazırlanmış olmasının
yaratacağı sonuçlarla ilgili ciddi
kaygılarımız var.
“Tiyatroyu tiyatrocular yönetir” düşüncesine yönetim olarak
katılıyoruz Değerli Üyeler. Sizlerin de
aynı kanıda olduğunuza inanıyoruz.
Sanatçıların fikirlerinin alınmadığı
durumlarda, sanatsal yönetimle ya da
sanat kurumları için alınacak tüm
kararlar toplumun yararına olmayacaktır,
biliyoruz. Tiyatro oyuncuları ve
yaratıcıları 26 Mart 2007 Pazartesi
günü, saat 11.30’da Taksim AKM önünde
olacak. Mesleklerine ve sanat
kurumlarına karşı yürütülen sistemli
saldırıları protesto edecekler. Çağırıcı
kurumlar arasında biz de varız. Anılan
gün ve saatte özellikle İstanbullu
meslektaşlarımızı tiyatroculara destek
vermeye davet ediyoruz. Diğer taraftan,
20 Mart Salı günü saat 13.00’da Harbiye
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin kongre
turizmine yem edilmesini protesto etmek
amacıyla anılan tiyatronun önünde
buluşacağız.
Maliye Bakanlığı’nın, Devlet Tiyatroları'na 132 kadro
verdiği günlerde Genel Müdürlüğün
yapacağı atamaları önlemek amacıyla,
kimi meslek kuruluşlarının Danıştay'a
başvurduğu; Danıştay’ın da atamanın
dayanağı olan yönergenin uygulanmasını
durdurduğu elbette bilginiz
dahilindedir. İşte bu durdurmada
yönergedeki "oyuncuların işlerini
aksatmadan televizyon dizilerinde
oynamalarına izin veren" madde de
“durdurulmuş” oldu. Devlet Tiyatrosu
oyuncularının dizilerde oynamama durumu
da, önümüzdeki günlerde gündemim
maddelerimizden birini oluşturacak gibi
görünüyor.
Bütün bu olumsuz gelişmeler arasında Ankara Temsilciğimiz,
20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu
Günü ile 27 Mart Dünya Tiyatrolar günü
nedeniyle Ankara'da etkinlikler
düzenlemeye hazırlanıyor. İlk etkinlik
20 Mart saat 15.00'de Atilla Sav'ın
yöneteceği ve Sevda Şener, Sevinç
Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin
Sağlam'ın katılacağı "Türkiye'de
Çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı
söyleşi olacak. Söyleşinin ardından
Haluk Yüce'ye (Tiyatro Tempo) “2005-2006
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara
Temsilciliği Ödülü” verilecek. Nesimi
Yetik’in “Annem Sinema Öğreniyor”u ile
Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış
Şahin’in “Ömer Eve Gel” adlı kısa
filmlerinin gösteriminin ardından
kokteyl düzenlenecek.
Ankara
Temsilciliğimiz
ayrıca, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü
kutlamaları kapsamında saat 20.00'da
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro
Bölümü yapımı "Kadın Oyunları"na, 28
Mart saat 20.00'de ise Tiyatrotem yapımı
"3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev
sahipliği edecek.
Bu arada, tiyatro dünyamız “OYUN” adlı yeni bir
dergi kazandı. Derginin Genel Yayın
Yönetmeni ise, yönetim kurulu üyemiz
Sibel Arslan Yeşilay. “OYUN”a uzun
ömürler, Yeşilay’a başarılar,
kolaylıklar diliyoruz.
27 Mart akşamı saat 19.00’da İstanbul Tarık
Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde
Birliğimizce düzenlenen “Tiyatroya
Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı panelde
Kenan Işık, Ali Taygun ve
Mehmet Birkiye ile birlikte
olacağımızı yeniden anımsatarak ve
Birliğimizin “2006-2007 YILI ONUR ÖDÜLÜ”
için MÜCAP OFLUOĞLU adının
saptandığının, ödülün 27 Mart günü
açıklanacağının ve Nisan ayında
muhtemelen İBŞT yapımı “Üç Kız Kardeş”
galasından önce kendisine sunulacağının
haberlerini vererek, bu ayki
bültenimizi noktalıyoruz.
Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün Akmen
|
|
ŞUBAT 2007 BÜLTENİ
Uzun süren bir hosting-tasarım sorunundan
sonra
www.teb-bir.org
sitemiz yeniden yayında Değerli
Üyelerimiz. Hâlâ birkaç ufak tefek
eksiklik-aksaklık söz konusu, ama
gerçekten çok fazla sayfa, yazı olduğu
için düzenlemesi de oldukça zaman
alıyor. Hatta kontrolü dahi günler
sürmekte. Bundan böyle, sitemizin ayda
bir güncelleneceğini de bu vesileyle
duyurmuş olayım.
Diğer taraftan, sitemizde üyemiz tüm
tiyatro eleştirmenleri hakkında
ayrıntılı bilgileri; eleştirilerini,
makalelerini, incelemelerini
kapsadığını; kitaplarının tanıtımlarının
yapıldığını; aylık bültenlerimizin, TEB
Ödüllerinin ve yitirdiğimiz
eleştirmenler ile ilgili tanıtım
yazılarının da yer aldığını söyleyelim.
Sevgili Zeynep Oral, hele bir “ya Allah”
deyip bilgisayarının başına oturursa
tarihçemizin de hem üyelerimizin, hem de
tiyatro sanatçılarımızın, ilgililerin
bilgisine sunulmuş olacağını da
ekleyelim. Haaa, bu arada Zeynep Oral
adını anınca Zeynep Oral’a geçmiş olsun
dileklerimizi bir de bültenimiz yoluyla
ulaştırmış olalım. Geçtiğimiz günlerde
belindeki “disk kayması”, Değerli
Dostumuzu hayli üzdü, üzüntülü günler
geçirmesine neden oldu. Hep birlikte
Oral’a sağlıklı günler dileyelim.
Geçen ay yönetim kurulu olarak,
oyunların afiş, ilan ve broşürlerinde
metni dilimize kazandıran çevirmeninin
adının yer almaması konusunu
görüştüğümüz; çevirmenin, eserin
yazarının adının hemen altında mutlaka
anılması gerektiği konusunda görüş
birliğine vardığımız malûmunuzdur.
Uluslararası Çevirmenler Federasyonu (FIT)
Türkiye Temsilcisi Çeviri Derneği ile
Birliğimiz, bu doğrultuda “Çevirmenin
adı yok!” başlığı altında bir bildiri
yayınladık. Evet… Çevirmenin de adı yok
dedik. Oysa çevirmen de yaşamın bir
yarısı, uygarlığın bir parçasıydı.
Varlığı, her alanda zorunlu bir güçtü
çevirmen. Babil Kulesi’ni kurtaracak
güçtü. Bildirimizde, günümüz
Türkiye’sinde kimi tiyatro
topluluklarının afişlerinde,
duyurularında, oyun broşürlerinde; kimi
yayınevlerinin de kitap kapaklarında,
kitap tanıtımlarında ve internet
sitelerinde çevirmen adının
belirtilmediklerini vurguladık. Çeviri
Derneği ve Birliğimiz tarafından
hazırlanan bildiri metnine OYÇED (Oyun
Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) de
katıldı.
Diğer taraftan, aramıza yeni katılan
üyelerimizden Zeynep Aksoy’un
Birliğimize muhatap, 6 Ocak 2007 tarihli
elektronik posta iletisi, yönetim
kurulumuzun toplantısında incelendi,
davranış biçimi tüzüğümüzün 25.
maddesine uygun görülerek Onur
Kurulumuza sevk edildi. Onur Kurulu,
anılan elektronik posta iletisinin bazı
üyelerimize ve meslek erbabımıza yönelik
bölümlerini inceledi ve ileti konusu
eleştiri yazısının, eleştirmenin
görüşlerine katılınmasa dahi, her
eleştirmenin kendi değerlendirmesini
yapmakta özgür olması gerektiğine;
Zeynep Aksoy’un Birliğimiz üyelerine
gösterdiği tepkinin ve bu tepki sonucu
ifade edilen sözlerin bir yanlış
anlamaya dayandığına ve aşırı heyecansal
olduğuna; bu nedenle, Zeynep Aksoy
hakkında, Birliğimiz üyeliğini tartışma
konusu yapacak herhangi aleyhte bir
işlemin yapılmasına gerek bulunmadığına;
ancak, tiyatro sanatına saygılı olmaya,
meslektaşlarına karşı saygılı bir dil
kullanmaya davet olunmasına; kimi
tiyatro sanatçılarının, eleştirmenlere
karşı bayrak açmış olduğu şu günlerde,
eleştirmenlerin kendi aralarında
çatışmaya girmesini gereksizliği
konusunda dikkatinin çekilmesine karar
verildi. İlgili karar, yönetim
kurulumuzca üyemize iletildi. Gerekçeli
karar kendisine iletilirken, Sayın Füsun
Akatlı'nın istifasının şu anda
tiyatroyla doğrudan ilgisi kalmadığı
gerekçesinden kaynaklandığını, Sayın
Seçkin Selvi’nin Birliğimize muhatap
yazısınınsa, herhangi bir kişiyi hedef
almak yerine, benzer bütün kuruluşlar
için koşul olduğuna inandığı Balotaj
Kurulu ilkesine gönderme amacını
taşıdığı bildirildi. Zeynep Aksoy’un
sanatçılara, kişilere yaklaşımında ve
eleştirilerinde en azından saygı
sınırları içinde kalacağına inanıyor,
Yönetim Kurulu olarak bu tür olaylarla
bir daha karşılaşmamayı diliyoruz.
Değerli Üyelerimiz.
Aylık haberlerimizin önemlileri
arasında, Ayşegül Yüksel Hocamızın
emekliliği yer almakta. Ayşegül Yüksel
ve de Ayşegül Yükseller emekli olur mu?
Yasal olarak olur da, kenarda durmazlar
elbette, durmayacaklar. Ayşegül Yüksel’e
sağlıklı günler ve nice üretimler
diliyor, iyilik dileklerimizi sunuyoruz.
Bu arada, Ankara Temsilciliğimiz,
Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın Sayın
Metin And için bir kitap hazırlığı
içinde olduğunu tarafımıza duyurdu, biz
de bu muştulu haberi hemen buracıkta
sizlerle paylaşıyoruz. Bir de, Sevda
Şener Hocamızın yeni bir kitabının
yayına hazırlandığını öğrendik ve
keyiflendik. Sevda Şener Hocamıza
“hayırlı olsun” dileklerimizi
iletiyoruz. Gene Ankara Temsilcimiz
Selda Öndül’den aldığımız bilgiye göre,
Beliz Güçbilmez’in “Zaman / Zemin /
Zuhur – Gerçekçi Türk Tiyatrosunda
Minyatür Kurgusu” başlıklı kitabı Deniz
Kitabevi / Ankara tarafından yakında
tiyatroseverlere sunulacak. Duyuruyoruz.
Geçen ayki bültenimiz ekinde
bilgilerinize sunulan, Birliğimizin “İl
/ Bölge Temsilciliği ve Temsilciler
Kurulu Yönetmeliği” konusunda olumlu ya
da olumsuz görüşleriniz gelmemesi
karşısında, anılan yönetmeliğin
taraflarınızdan da onaylandığı anlamını
çıkarıyoruz.
Sağlıcakla kalınız efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan
Sevgilerimle
Üstün Akmen
|
ÜYELERİMİZDEN 2007 YILI AİDATI
OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE
İÇİNDE BİRLİĞİMİZİN TÜRKİYE İŞ
BANKASI PARMAKKAPI (01042)
ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA
YATIRMALARINI BİR KEZ DAHA VE
ÖNEMLE RİCA EDİYORUZ. |
|
ULUSLARARASI
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE
MERKEZİ (TEB)
OCAK
2007 BÜLTENİ
Yeni
yılın ilk günlerinde, Emekli Devlet Tiyatroları
sanatçıları Hüsnü Nur Bartu’yu ve Mustafa
Yalçın’ı sonsuzluğa uğurlamanın yasını tuttuk.
Her ikisinin de alkışı eksilmesin, üzerlerine yıldızlar
yağsın.
Yeni
yılın hemen başında bir diğer üzücü olay ise,
üyelerimizden Zeynep Aksoy'un birliğimize muhatap bir
elektronik posta iletisini, yönetim kurulumuzun son
toplantısında incelenmesi sırasında yaşadık. Sevgili
Aksoy’un davranış biçimi, ne yazık ki
tüzüğümüzün 25. maddesi gereği
kendisinin Onur Kurulu’na sevkini gerektirdi. Çaremiz
yoktu, gereğini yaptık. Şimdi Onur Kurulumuzun vereceği
kararı beklemekteyiz.
Geçtiğimiz
günlerde yönetim kurulu olarak, oyunların afiş, ilan
ve broşürlerinde metni dilimize kazandıran çevirmeninin
adının yer almaması konusunu da görüştük.
Çevirmenin, eserin yazarının adının hemen altında
mutlaka anılması gerektiği konusunda görüş
birliğine vardık. Bu konuda, ilgili derneklerin desteklerinin
alınması da sağlanacak. Basın bildirisi, bültenimizin
elinize ulaştığı tarihte hazırlanmakta olacak. Bildiri,
elbette ülkemizdeki tüm tiyatro yönetimlerine de
ulaştırılacak.
Ankara
Temsilciliğimize SELDA ÖNDÜL arkadaşımızın
atanmasından sonra, acil olarak bir Temsilcilik Yönetmeliği
hazırladık. Yönetmelik yönetim kurulumuzun son
toplantısında onaylandı ve bültenimiz ekinde
bilgilerinize sunulmakta.
Bu
arada, bir de sevineceğinizi umduğumuz bir haberimiz var. Belki
biliyorsunuzdur, Cengiz Özek İstanbul Taksim’deki Fransız
Konsolosluğu’nun hemen arkasındaki sokakta 5 katlı bir
binayı Kukla Müzesi yapmak üzere satın aldı. Bu
binanın bir katı, restaurant-bar işletmecisine verildi. Aynı
binanın bir katınıysa Uluslararası PEN Kulüpleri
Federasyonu Türkiye Merkezi ile birlikte lokal olarak
kullanacağız. Kiramızı işletmeci ödeyecek. Böylelikle,
hem telefonlara yanıt verecek birsekreterimiz, hem de toplaşıp
söyleşeceğimiz bir yerimiz olacak.
Yemek
derken, “ilginize mahzar” olmaması nedeniyle 15 Ocak
Pazartesi akşamı Beyoğlu Çatı Restaurant’ta
düzenlediğimiz yemeği iptal etmek zorunda kaldığımızı
da bildirmek zorundayım. Amacımız yeni yılı kutlamak, yeni
üyelerimizle tanışmak, üyeler arası kaynaşmayı
sağlamaktı. Olmadı. Dilerim bir başka “bahar”a birlikte
oluruz.
Sizlere
duyuracağım bir diğer mutlu haberse, Kurucu Üyelerimizden
DİKMEN GÜRÜN UÇARER’in mesleki
kariyerindeki yükselme olacak. DİKMEN GÜRÜN
UÇARER dostumuzun Doçent Doktor payesinden
PROFESÖR mertebesine ulaşmasının keyfini yönetim
kurulu olarak övünerek yaşadığımızı da
huzurunuzda itiraf ediyoruz.
Geleneksel
hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülünün,
üyelerimizden gelen oylar sonucu 2005–2006 sezonu için
DOT tiyatro topluluğuna verildiğini geçen ayki
bültenimizde duyurmuştuk. Biliyorsunuz, ödül
gerekçesini DOT’un içerikte zengin, biçimde
yeniyi arayan ve farklılık yaratan bir topluluk olması olarak
açıklamıştık. Ayrıca oylamadan, DOT’un toplumu ve
sanatı etkilemiş güncel tiyatro eserlerinin
sahnelemesindeki başarılarının değerlendirmede göz ardı
edilmediği sonucu da çıktı. Bu açıdan bakarak,
DOT’un 2005–2006 sezonunda sahnelendiği oyunlardan biriyle
değil, sezon içinde sahneledikleri tüm oyunlarla
ödüle değer görüldüğü anlaşıldı.
DOT’a ödülünü, 21 Aralık Perşembe akşamı
verdik. Birliğimiz mensupları Sibel Arslan Yeşilay, Dikmen
Gürün Uçarer, Özlem Hemiş Öztürk,
Handan Salta ile birlikte katıldığımız kısa ödül
töreni sonrası Tracy Letts’in “Bug-Böcek” adlı
oyununu izledik.
Üyelerin
aidat borçlarını ödemelerinin gerektiği “malûm-u
Aliniz” yasa gereği. Üyelerimizden 2007 yılı aidatı
olan 50. YTL’nı en kısa süre içinde Birliğimizin
Türkiye İş Bankası Büyükparmakkapı Şubesi
1042580037 sayılı hesabına yatırmalarını bir kez daha ve
önemle rica ediyoruz.
Sibel
Arslan Yeşilay’ın üzerinde titizlikle çalıştığı,
profesyonel bir kadro tarafından hazırlanan WEB sitemizin
açıldığını ve basının ve tiyatroseverlerin
gerçekten büyük ilgisiyle karşılandığını
daha önce duyurmuştuk. Ancak neolduysa oldu, teknik bir
çöküntüyle karşılaştık. Uzmanlar
arızanın telafisi için çalışmaktalar.
www.teb-bir.org
sitemizi izlemeyi terk etmemeniz
dileğimizdir.
Sağlıcakla
kalınız efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle
Üstün
AKMEN
|
|
ULUSLARARASI
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE
MERKEZİ (TEB)
ARALIK
2006 BÜLTENİ
TEB’in
Saygın Üyesi, Merhaba!..
57
yıllık saygın kuruluş Devlet Tiyatrosu’nun 94 çalışanının
imzasıyla, 21 Kasım günü yapılan ve gerek yazılı
basın, gerekse tiyatro ile ilgili tüm internet sitelerinde
yer alan malûmunuz kamuoyu duyurusunun, ülkemizde
eleştirmenlik kurumuna vurulan son ve niteliksiz en ağır darbe
olarak üyelerimiz arasında fevkalade derin üzüntü
yarattığını elbette biliyorsunuz.
Son derece haksız, “vebali”
ağır olan bu saldırı ve 94 imzayla başlatılan üyemiz
Ragıp Ertuğrul nezdinde tüm eleştirmenleri kapsayan
karalama kampanyası, sadece mesleğimiz açısından
değil, giderek tiyatro sanatımız açısından da hayli
üzüntü vericiydi. Gelişmeleri gün be gün
tarafınıza aktardığımız için bu konuda detaya girmek
istemiyoruz. Ragıp Ertuğrul’un konuyu yargıya taşıdığını,
bizim de Yönetim Kurulu olarak Devlet Tiyatrosu Genel
Müdürlüğüne başvurduğumuzu söyleyerek,
konuyu şimdilik kaydıyla noktalayalım.
FÜSUN
AKATLI’NIN İSTİFASI
Geçen
ay bir de Sayın Füsun Akatlı’nın istifası ile
sarsıldık. Akatlı istifa mektubunda: “Tiyatro
Eleştirmenleri Birliği'nde; önce İBŞT'deki
Başdramaturgluk görevim, daha sonra da Yeditepe
Üniversitesi'ndeki Tiyatro Bölümü Başkanlığım
dolayısıyla yer almaktaydım,” diyor ve şimdilerde
tiyatro ile, ilgili bir seyirci olmanın ötesinde ilişkisi
kalmadığını söyleyerek, istifa nedenini üyeliğinin
artık bir temele dayanmamasına bağlıyordu. Sevgili Akatlı’nın
istifasını üzülerek de olsa kabul etmek zorunda
kaldık.
“YILIN
TİYATRO ÖDÜLÜ” DOT’UN OLDU
Geleneksel
hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülü,
üyelerimizden gelen oylar sonucu 2005–2006 sezonu için
DOT
tiyatro topluluğuna verildi. Ödül gerekçesini
DOT’un içerikte zengin, biçimde yeniyi arayan ve
farklılık yaratan bir topluluk olması olarak açıkladık.
Ayrıca oylamadan, DOT’un toplumu ve sanatı etkilemiş güncel
tiyatro eserlerinin sahnelemesindeki başarılarının
değerlendirmede göz ardı edilmediği sonucu da çıktı.
Bu açıdan bakarak, DOT’un 2005–2006 sezonunda
sahnelendiği oyunlardan biriyle değil, sezon içinde
sahneledikleri tüm oyunlarla ödüle değer
görüldüğü anlaşıldı. DOT’a ödülünü,
21 Aralık Perşembe akşamı vereceğiz. Kısa ödül
töreni sonrası Tracy Letts’in “Bug-Böcek” adlı
oyununu izlemek isteyecek üyelerimizin (salonda yer
ayırtabilmemiz açısından) tarafımıza başvurmalarını
rica ediyorum.
ANKARA
TEMSİLCİLİĞİMİZ KURULDU
Bu
arada, Ankara Temsilciliğini nihayet hayata geçirdiğimizi
ve SELDA ÖNDÜL arkadaşımızın TEB –
ANKARA TEMSİİLCİSİ olarak Aralık 2006 itibariyle göreve
başladığını müjdelemek istiyorum. Öndül’ün
temsil yeteneğine olan güvenimizi ve başarma azmine
inancımızı bilmem yenilememe gerek var mı.
ÖZDEMİR
NUTKU’NUN 60. SANAT YILI
Bu
ay, İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Tiyatro
Bölümü’nü kuran, bugüne kadar 28’i
tiyatro, 22’si çeviri, 3’ü şiir, 6’sı oyun
olmak üzere 59 kitabı bulunan, pek çok dergi ve
gazetede de yüzlerce araştırma, inceleme, eleştiri ve
deneme yazıları yayımlanan; dünyanın pek çok
ülkesindeki üniversitelerde verdiği konferanslarla,
düzenlediği seminerlerle, stüdyo ve atölye
çalışmalarıyla ülkemize onur kazandıran; birçok
uluslararası kongrede ülkemizi temsil eden, bugüne dek
yüze yakın oyun sahneleyen; çeşitli uluslararası
Tiyatro şenliklerinde yönetmen olarak birincilik ve
ikincilik ödülleri bulunan; “Meddahlık veMeddah
Hikâyeleri” adlı inceleme kitabıyla, Milli Kültür
Vakfı’nın “Büyük Edebiyat Ödülü”nün,
Güngör Dilmen’in “Midas’ın Kulakları” adlı
oyununu sahnelemedeki başarısından ötürü “Ulvi
Uraz Yönetmenlik Ödülü”nün, Türk
tiyatrosuna katkısı ve tiyatromuzun yurtdışındaki tanıtımına
gösterdiği çaba nedeniyle Tiyatro ve Televizyon
Yazarları Derneği’nin “Tiyatroya Katkı Ödülü”nün,
Salihli Belediyesi’nin “Dionisos Ödülü”nün,
Kültür Bakanlığı’nın “Tiyatro Araştırmaları
Büyük Ödülü”nün sahibi;
Türkiye’nin ilk “Kamyon Tiyatrosu”nun ve gezici çocuk
tiyatrosunun kurucusu; saygın insan, büyük
araştırmacı, Birliğimizin değerli üyesi Özdemir
Nutku’nun 60. sanat yılını kutlamanın haklı gururunu
yaşıyoruz. Özdemir Hoca’ya “bilvesile” nice yıllarda
nice başarılar diliyoruz.
TEB
YEMEĞİNE MUTLAKA KATILIN
Yönetim
Kurulu toplantılarımızda, Üyemiz Sayın Seçkin
Selvi’nin Balotaj Kurulu kurulması önerisini de enine
boyuna inceledik ve ilk genel kurul toplantısı gündeminde
bu konuya ilişkin madde ayrılmasını kararlaştırdık.
Diğer
taraftan, 15 Ocak 2007 Pazartesi akşamı Beyoğlu Çatı
Restaurant’da bir akşam yemeği düzenliyoruz. Amacımız
yeni yılı kutlamak, yeni üyelerimizle tanışmak,
kaynaşmak… Limitsiz yerli içki falan, yemek ücreti
25.- YTL. Saat 19.30’da başlayacak gecemiz için lütfen
mail atarak rezervasyon yaptırmanızı
diliyoruz. Bir arada olursak, “birlik” olursak tiyatro
camiasında sığınılan, koruyucu, hatta kayırıcı bir güç
oluşturacağımız inancındayız.
Sağlıcakla
kalınız efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün
AKMEN
|
|
ULUSLARARASI
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ (AICT) TÜRKİYE
MERKEZİ
EKİM
2006 BÜLTENİ
Birliğimizin
Saygın Üyesi.
Tiyatroyla
on ikisinde tanışıp, on sekizinde oyuncu olarak işe başlayan,
1911 doğumlu Hagop Ayvaz'ı geçen ayın sonunda
kaybettik. Hagop Ayvaz, hiç kuşkusuz Türk Tiyatrosu
için unutulmayacak bir markaydı. Türk tiyatro
tarihinin bu ulu çınarı Naşit Özcan, Baltazar ve
Karakaş ile aynı sahneyi paylaşmış canlı bir tarih, son
günlerine kadar seyirci koltuğunda sahne tozu yutmayı
sürdüren mümtaz bir tiyatro tutkunuydu. 1946
yılında iki arkadaşıyla birlikte "Kulis" adlı
haftalık, Ermenice tiyatro dergisi çıkarmaya başlayan
ve bu yayını eksilmeyen bir heyecanla tam 50 yıl sürdüren
Hagop Ayvaz'ın tiyatro sevdasını, elbette ki oyunculuk ve
dergicilikle sınırlı tutmuyorum. Bu arada, 2005–2006 sezonu
TEB Onur Ödülü’nü kendisine sunmuş olmanın
haklı gururunu yaşadığımızı da ifade etmek istiyorum.
Işıklar içinde yatsın… Diğer taraftan, arşivi ile
ilgili çalışmalara başladığımızı da bilgilerinize
sunuyorum.
GEÇMİŞTE
BUGÜN
Bu
ayın 10’unda Tiyatro ve Sinema Sanatçısı
Yıldırım
Önal’ı (1931 -1982)
minnetle, sevgiyle andık. 13’ünde Şair ve Tiyatro
Sanatçısı Kâmran Yüce’yi
(1926 – 1986) ve Sinema-Tiyatro Yazarı Mahmut Tali
Öngören’i
(1931–1999), 27’sinde ise Ünlü Aktör Behzat
Budak’ı (1891–1963)
anacağız. Tümünün kulakları çınlasın,
kulaklarındaki alkış sesi hiç dinmesin.
WEB
SİTEMİZ NİHAYET AÇILIYOOOR
Sibel
Arslan Yeşilay’ın üzerinde titizlikle çalıştığı,
profesyonel bir kadro tarafından hazırlanan WEB sitemiz
nihayet açılıyor.
www.teb-bir.org
adresinde izleyeceğiniz sitemiz, en geç Kasım ayının
başında eksiksiz olarak hizmetinizde olacak. Hizmetinizde
olacak olmasına da, daha üyelerimizin yarısı WEB sitemiz
ile ilgili olarak istediklerimizi ne yazık ki göndermemiş
durumda. Sibel Arslan Yeşilay’a :
Biyografinizi,
Bir
adet fotoğrafınızı,
2005–2006
sezonunda yayınlanmış
yazılarınızı/araştırmalarınızı/incelemelerinizi
(mümkünse)
altlarına yayınlandığı basın organı ve tarihini de
ekleyerek en kısa sürede göndermenizi bir kez daha
rica ediyorum.
BORÇLAR
Bu
yıla aidat borcu olan Saygın Üyelerimize bir hatırlatma
daha yapmak istiyor, geçmiş borcu olup da ödemeyen
dostlarımızı bu bültenimiz aracığıyla bir kez daha
ödemeye davet ediyorum. Borç miktarlarını Ragıp
Ertuğrul’dan derhal öğrenebileceklerini kulaklarına
fısıldıyorum. Borcunuzun tutarını biliyorsanız,
Birliğimizin Türkiye İş Bankası AŞ – Parmakkapı
Şubesi – 1042/580037 sayılı hesabına yatırmanızı
diliyorum. Durumu bir e-posta ile tarafımıza bildirmeniz,
takibimizi kolaylaştıracak, bunu da bilmenizi istiyorum.
YENİ
ÜYEMİZ
Geçtiğimiz
ay iki yeni üyelik talebini de değerlendirdik.
Cumhuriyet
Gazetesi
Kültür-Sanat
Bölümü Şef Yrd./Editörü
ECE
BAKTIAYA, bundan böyle
aramızda olacak. Ece Baktıaya’ya
tüm üyelerimiz adına “ARAMIZA HOŞ GELDİN”
diyorum.
KİTAP
FUARI’NDA ETKİNLİK GİRİŞİMİMİZ
Yönetimimiz,
TÜYAP – İstanbul Kitap Fuarı’nda bir etkinlik yapmayı
planladı. 3 Kasım gününü fuar yönetimiyle
birlikte etkinlik tarihi olarak saptadık. Panelin konu başlığını
“Alaylı – Okullu Çekişmesinde Yeni Bir Boyut:
Oyunculuk Eğitim Programları” olarak belirledik. Oyunculuk
Eğitim Programı uygulayan tiyatrolarımızdan/ kuruluşlardan
katılacak sanatçılarla hedeflerini tartışmayı
düşündük. Amaç tiyatro sahnesi miydi,
yoksa TV dizileri miydi? Oyunculuk programları bir orta yol
olacak mıydı? İşte bunları tartışacaktık, ama son ana
kadar peşinden koştuğumuz sanatçılarımız panele pek
yanaşmadı. Haldun Dormen gibi: “Ben hayatımda hiçbir
panele katılmadım” diyen de oldu, programını bilemediğinden
yakınan da… Biz de, saptanan tarihte bir fuarda “fiyasko”ya
kurban gitmemek ya da muhtemel bir “skandal”ı önlemek
amacıyla etkinlik düşüncemizden caydık. Ancak, aynı
konuyu sezon içinde Beylikdüzü gibi uzak bir
semtte değil de, kentin merkezindeki bir mahalde yapmayı
yeniden kararlaştırdık.
ULUSLARARARSI
GENEL KURUL BU YIL SEUL’DE
Bu
arada, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC)
Başkanı, bendenizi ve ITI- UNESCO TEC Başkan Yardımcısı ve
Birliğimiz Üyesi Emre Erdem’i
Birliğin
bu yıl 21–26 Ekim tarihleri arasında Kore’nin Seul kentinde
yapılacak genel kuruluna bizzat davet etti. Uluslararası
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (International Association of
Theatre Critics) Kore Merkezi, bizlerin konaklama, iaşe ve yerel
ulaşım giderlerini üstlendiğini de tarafımıza ayrıca
bildirdi. Genel kurulda temsil edilmemizin ülkemiz adına
bir anlamda zorunluluk ifade ettiğini düşündük.
Bu amaçla (iki kişi gidiş/dönüş toplam) €
4.800.- tutacak
uçak
bileti ya da karşılığı YTL’nı Kıa, Hyundai, THY, T.C.
Kültür Bakanlığı, Bakanlık Tanıtma Genel
Müdürlüğü, Kore Dostluk Derneği ve bazı
turizm şirketlerinden talep ettik. Ne yazık ki, hiçbirinden
yanıt alamadık.
Hal
böyleyken, Frankfurt Kitap Fuarı’na bakanlık fonundan
gidenleri birer birer saptadık. Saptadık da ne yaptık? Daha
doğrusu ne yapabildik? Koskoca bir hiç. Hiçbir şey
yapamadık. Gene de, 9 Ekim’de Radikal’de Kemal Yılmaz
yazdığını sizlerle başlaşmak isterim.
Frankfurt
Kitap Fuarı’na bu yıl, 2008'de konuk ülke olacağız
diye uçaklar dolusu yayıncının yanı sıra, gazeteciler
de gitmiş. Fuarın ikinci günü, Kültür
Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen ve Kütüphaneler
Genel Müdürü Ahmet Arı bir toplantı yapıp,
çeviri destek programı TEDA'yı tanıtmışlar. Türk
dinleyicilere Türkçe yaptıkları konuşmayı, birkaç
Alman da öylesine dinlemiş. Sonra bir soru sorulmuş.
Konuşma boyunca ikisinin ortasında oturan badem bıyıklı
delikanlıya: 'Bari şu soruyu çevirin' denmiş. Genç
adam: “Ben o soruyu dinlemedim, bir sonrakini çeviririm”
diye yanıtlamış. İkinci bir soru daha sorulmayınca Türk'ün
Türk'e propagandası seansı çevirisiz sona ermiş.
Ertesi gün koskoca Kültür Bakanı Atilla Koçve
koskoca fuar direktörü Jurgen Boos'un katıldığı
(İsen ve Arı ikilisi bu masada da var) hıncahınç
yabancı gazeteci dolu toplantıda benzer bir durum yaşanmış.
Metinleri hazır konuşmalar bitip de, soru-yanıt bölümü
başladığında, kulaklıkların Türkçe kanalında
derin bir sessizlik olmuş. “Çeviri gelmiyor”
söylenmeleri arasında yaşanan karışıklık, kulaklıktan
çevirmenle görevliler arasındaki tartışmanın
dinlenmesi, bir süre bekleme, toplantıyı İngilizce
sürdürme denemelerinin ardından problem halledilmiş.
Rivayete göre çevirmenin Türkçesi
fenaymış. Türkler söz konusu olunca Almanların bile
Türkleştiği kayda geçirilip fuar yönetimi
ayıplanmış. Aynı akşam 'çok üst düzey medya
mensupları', fuar yetkilileri ile bakanlık kafilesinin davet
edildiği bir yemek tertip edilmiş. Bakan yemeğe gecikince
Mustafa İsen bir konuşma yapmış. O da ne, çevirmenin
söylenenleri çeviremediğini fark etmişler. İsen
pek sinirlenip çevirmeni 'göndermiş'. Fuar ekibinden
bir Almanyalı Türk'ün yardımıyla bu iş de
hallolmuş. Ne var ki, Kemal Yılmaz’ın aklı küçük
bir ayrıntıya takılmış: “Üç toplantının
çeviri işini halledemeyenler, iki yıl içinde 300
Türkçe kitabı nasıl çevirtecek” diye
soruyor. Malûm, başta Almanca olmak üzere, tüm
Avrupa dillerine bu sayıda çeviri yaptırılacağı
söyleniyor da...
TEB
ÖDÜLLERİ KONUSU
Bilindiği
gibi, 2005 yılından buyana, Türk tiyatrosuna çeşitli
alanlarda önemli katkılarda bulunmuş bir tiyatro insanına
ödül vermekteyiz. Ayrıca, umut veren tiyatroculara
yönelik bir de “Genç Yetenek Ödülü”müz
var. Her iki ödül için, varsa adaylarınızı
bildirmenizi yeniden rica ediyorum.
Ödül
deyince, geçenlerde internet ortamında okuduğum bir
habere değinmeden geçemeyeceğim. Haberde Atila Sav,
Sevda Şener, Ayşegül Yüksel, Gülşen
Karakadıoğlu, Türel Ezici, Selda Öndül, Süreyya
Karacabey, Tülin Sağlam ve Filiz Elmas'tan oluşan TİYATRO
ELEŞTİRMENLER BİRLİĞİ ANKARA GRUBU’NUN 1 Ekim 2006 Pazar
günü yaptığı toplantıda 2005–2006 tiyatro dönemi
etkinliklerini değerlendirdiği konu edinilmişti. Toplantıda,
Ankara’daki sanat çalışmaları bakımından tiyatronun
olumsuz gelişmesinden duyulan kaygılar belirtilmiş, bu
doğrultuda ödenekli tiyatrolarımızın duraklaması ve
kurumsal gelişmelerinin yavaşlatılması nedeniyle
tiyatro-seyirci ilişkisinin soğumasının da kültür
politikalarımız bakımından üzücü bir oluşum
sayıldığı belirtilmiş.
Doğrusu,
böyle bir oluşumdan habersizdim, haberi büyük bir
şaşkınlıkla okumayı sürdürdüm. Bu ortamda
“TEB Ödülü”nün bir başka yaklaşımla
değerlendirilmesi önerisi görüşülmüş
ve bu anlayışla TİYATRO TEMPO’NUN yirmi iki yıldan beri
genç ve çocuk izleyicilere gerçek tiyatro
beğenisi aşılayan, eğitsel açıdan da yararlı olan
çalışmaları değerlendirilmiş. 2005–2006 dönemi
tiyatro ödülü Haluk Yüce/TİYATRO TEMPO’YA
verilmiş.
Evet…
Böyle bir oluşumdan haberim gerçekten yoktu. Yönetim
Kurulu’nda konu görüşülürken, 2004–2005
dönemi ödülünün merkeze bildirildiğini
ve sonucun merkezce açıklandığını öğrendim.
Demek ki “Ankaralılara” böyle bir “icazet”
zamanında verilmişmiş. O halde itirazım olamaz, ama Merkezi
atlayarak yapılan açıklama neyin nesi?
En
iyisi, Ankara’yı Temsilcilik haline getirmek Değerli Üyeler.
Bu konuda, “Ankara Grubu”nun grup kisvesinden arınarak
temsilcilik olmasını yönetim olarak karara bağlamak
istiyoruz. Ankaralı grupçu dostlarım, aralarında bir
temsilci saptayıp Merkeze bildirirlerse ANKARA TEMSİLCİLİĞİ
kurulmuş olacak. Sonrasında Ankara için özel ödül
mü, yoksa ödüller mi veririz, birlikte
kararlaştırırız.
Sağlıcakla
kalınız efendim.
Eksilmez
Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
Üstün
AKMEN
|