'Ibsen Yılı'nda 'Brand' ve 'Peer Gynt': Geçmişten günümüze tutulan aynalar
İktidarın erkil yüzü...
Seniha Bedri Göknil'in otuzlu yıllarda çevirdiği, Zehra İpşiroğlu'nun
güncelleştirdiği 'Brand' ve 'Peer Gynt' İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıktı.
ZEHRA İPŞİROĞLU,
Cumhuriyet, 03.01.2007
Hasan Âli Yücel döneminde çıkan klasiklerin günümüze kazandırılması girişimi
Cumhuriyet Dünya Klasikleri dizisinde sürdürülerek bu değerli kitapların bir
bölümünün Cumhuriyet okuyucusuna ulaşması sağlandı. Şimdi de İş Bankası Kültür
Yayınları'nın sahip çıktığı bu projeye ilk çevirmenlerden anneannem Seniha Bedri
Göknil 'in otuzlu yıllarda çevirdiği, benim de bugünün sahne diline bağlı
kalarak güncelleştirdiğim 'Brand' ve 'Peer Gynt' le bir yenisi eklendi.
Her iki oyunda da Ibsen 'in yapıtlarının tümünde ele aldığı çok temel bir sorun,
yalan-gerçek ilişkisi gündeme geliyor. Soyut bir idealizmle dini yaşamında odak
noktası yapan "ya hep ya hiç" anlayışıyla yaşamını sürdüren Brand, her şeyini
yitirerek dibe vurur. Düş dünyasında yaşayan Peer Gynt'ün serüven dolu renkli
yaşamı ise bir başarısızlıklar dizisidir. Brand'ın buzlu sarp dağların arasında
inzivadaki yaşamıyla dünyayı karış karış dolaşan Peer'in serüven dolu yaşamı
arasında temel bir ayrım yoktur. Her ikisi de hayallerinde yaşayarak kendilerini
kandırırlar.
BURJUVAYA BAŞKALDIRI
Brand ve Peer Gynt'in ortak yanı kendilerini sıkan, boğucu burjuva dünyasına
başkaldırıları. Her ikisinin de aradıkları kendileri. İnsan nasıl tüm
kısıtlamaların ötesinde kendini gerçekleştirebilir sorusu yaşamlarının temelini
oluşturur. Ne var ki kendi benliklerine doğru çıktıkları bu uzun yolculuk, tek
başına yapılan bir yolculuktur. Yalnızdırlar, çünkü her tür insancıl ilişkiyi,
sevgiyi, aşkı, dostluğu bir kısıtlama olarak yaşarlar. Brand Tanrı adına doğru
bildiği yolda adım adım ilerlerken, en sevdiği insanları, karısını, çocuğunu
yitirmeyi bile göze alır. Peer ise ancak ölüm döşeğinde sevgilisine ulaşabilir.
Öte yandan her ikisi de yolun sonunda kendi 'ben' liklerini bulamazlar. Çünkü
Brand için benliğini arama, aynı zamanda kendini Tanrı yolunda feda edip yok
etme anlamına gelir. Peer ise yolun sonunda, aradığı 'ben' in hiç olmadığının
bilincine varacaktır; yalanlarla sarılmış dünyasında 'ben' diye bir şey
kalmamıştır, boş düşlerle dolu anlamsız yaşamının sonunda kendi özünü
yitirmiştir.
GÜNCELLİKLERİ ŞAŞIRTICI
Brand ve Peer'in ortak yanı, her ikisinin de iktidar ve güç peşinde olmaları.
Brand 'ya hep ya hiç' ilkesiyle din ve inanç yolunda ödün vermeden doğru bildiği
yolda ilerlerken, Peer 'kendi olma' adına yalnızca çıkarcılığı ve üçkâğıtçılığı
geçerli görür. Brand için iktidar ve güç aracı dindir, Peer içinse para. Bu
açıdan her ikisi de tarihin tozlu sayfalarından çıkıp bugüne değin
gelebilmişler. Güncellikleri gerçekten şaşırtıcı.
Bugünün açısından baktığımızda, Peer'i çıkarcılığın ve paranın en ve tek önemli
değer sayıldığı modern kapitalist dünyanın, Brand'ı ise tersine bu dünyaya karşı
çıkan bağnaz bir tutuculuğun ve köktendinciliğin simgesi olarak görebiliriz.
Brand acımasızlığı ve yok edici gücüyle İslamcı teröristlere, Peer kendini dev
ayna sında görmesiyle ve üçkâğıtçılığıyla modern dünyaya, özellikle de Amerikan
düşlerine gönderme yapıyor. Her ikisi de şiddet dolu. Peer dünyayı ele geçirme
düşleriyle bağlı olduğu, sevdiği her şeyi bir bir yitirirken, Brand Tanrı adına
çevresini, yakınlarını ve sonunda kendini bile yok eder. Her ikisi de ataerkil
bir koşullanma içinde inanılmayacak derecede bağnaz ve otoriter. Yaşadıkları
onca acı, kayıp, yıkıntı, bir an bile kendilerini sorgulamaya götürmez onları.
Bugün her iki oyunun da bize çok şey söylediğini düşünüyorum.
|