|
Tiyatro Tiyatro Dergisi - Temmuz 2006
Din ve Dikeni Büyük Engizisyoncu
Geçen ay dergimizin kapağında yer alan ve dünya tiyatrosunun yaşayan en büyük isimlerinden olan Peter Brook’un “Büyük Engizisyoncu” adlı oyunu tiyatro festivali kapsamında izleyiciyle buluştu. Brook, gerek basınla ve gerekse seyirciyle biraraya geldiği toplantılarda hem tiyatro anlayışını hem de bir sanatçı olarak politik duruşunu samimi olarak paylaştı. Bu paylaşımlar kuşkusuz Peter Brook tiyatrosunun her bilinç düzeyinde daha iyi algılanmasını ve konumlandırılmasını sağladı.İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın bu yılki onur ödüllerinden birinin de sahibi olan Brook’un bu oyunu konusunu, Dostoyevski’nin tartışmasız en iyi romanı “Karamazof Kardeşler”in bir bölümünden alıyor. Tabii romanın sergilediği felsefi boyutu birkaç adım da ileri taşıma misyonunu da üstlenerek. İsa’nın da yaşamış olduğu İspanya’nın Seville kentinde, İsa’dan onbeş yüzyıl sonra, engizisyon mahkemesinin verdiği cezaların infazı sırasında İsa’nın kentte göründüğü söylentisi çkar. Söylentiye göre bir adam şifa dağıtarak mucizeler göstermektedir. Engizisyon mahkemesi başkanı bu adamı tutuklattırır ve gece yarısı zindanda onu ziyaret eder. Oyun büyük engizisyoncunun bu ziyaret sırasındaki monoloğuna dayalıdır. İnsan doğasının tüm çözülmemiş çelişkilerine kaynak teşkil eden din ve inanç olgusunun irdelenmesi oyunu daha da ilgi çekici kılıyor. Oyun boyunca büyük engizisyoncu İsa’yı, şeytanın sunduğu gücü ve iktidarı reddetmekle (aslında tanrının kudreti karşısında küçümsemekle) ne büyük hata yaptığına ikna etmeye çalışır. İlk olarak, insanlığın karnını doyurabilme yetisini ve bereketi kabul etmeyerek, insanları kuru bir inanca mahkum bırakmasını eleştirir. Ve bunu “önce besle insanı, sonra itaatli olmasını bekle” diyerek açıklar. İşte din kurumu olarak insanlara bir lokma ekmeği vaat etmeleri de bundandır. Belki bu bir kandırmacadır ama sonuçta bağlılık yaratmaktadır. Engizisyoncu bu sistemi kabullenişini de “onları kandıracağız, bizim çilemiz de bu olacak” sözleriyle açıklar. İsa’nın ikinci hatalı hareketi insanlığa mucizeyi gösterememiş olmasıdır. Ona göre “İnsan Tanrı’dan ziyade mucize olanı arar”. Bu mucizeyi gösterene tapacaktır, insanın ihtiyacıdır bu. Oysa ki İsa insanları tapınmaya değil özgür olmaya teşvik eder. Vicdan özgürlüğü kadar acı veren birşey olmadığını bilmez mi? İnsanları kararsızlık içinde bırakmak, o tereddüt içinde boğulmaya terk etmek!.. Üçüncü hata ise dünya zenginliğine sahip olma fırsatını kaçırmaktır. Şeytan ona tüm krallıkların zenginliğini sunmuştur. İsa’nın kabul etmediği zenginlikler şimdi kilisenindir ve güç din adamlarının elindedir. “Sekiz yüz yıldır şeytanla çalışıyoruz, bütün krallıkları aldık” demesi de bundandır büyük engizisyoncunun. Din insanlara zayıf olduklarını unutturmayarak ve çocuksu mutluluklarını hatırlatarak süren bir yaşam sunmaktadır. Çağımızda da din bezirganlarının yaptığı çok mu farklıdır? Bunca yetenekle bezenmiş, akılla ödüllendirilmiş canlıyı aciz kılmak, suskun bırakmak, boyun eğer duruma getirmek. Ki böylece iktidara tek başlarına sahip olsunlar ve rakipsiz kalsınlar. Yönetmen Peter Brook, “Büyük Engizisyoncu”da bir uyarlamadan yola çıkarak ulaştığı evrenselliği dekora, ışık tasarımına gerek duymadan yakalıyor. Engizisyoncuyu oynayan ünlü İngiliz oyuncu Bruce Myers’in performansı son derece etkileyici. İstanbul’daki söyleşisinde Myers, biraz da şaka yollu rolünün oldukça etkisinde kaldığını, kalmanın yanı sıra kişiliğinin de değişmeye başladığını ve sonunda kendinden nefret etmeye doğru gittiğini belirtti. Yalın bir oyunculuk sergileyen, duygunun tam anlamıyla içine giren, her sözün anlamını, mesajını, imasını doğru tonlama ve artikülasyonla veren Myers, tüm seyirciler tarafından soluksuz izlendi. Oyunculuğunun üstünlüğü ile tevazusu eşdeğerdi. Bilgeliğin erdemine ulaşmış görüntüsü ve uyandırdığı hisle, izleyeni hastalıklı ruha saplanıp kalmış engizisyoncunun etkisine sokabilecek denli dingin ve inandırıcıydı. Yaşlı adam, öpücük kalbinde, yanmaktadır. Ama bildiği yolda ilerlemeye devam eder. Buna rağmen bizim oyuncularımızın en azından bir kısmının Peter Brook tiyatrosunu yakından tanıma fırsatını yakalamaları dolayısıyla sadece bildikleri yolda ilerlemeyeceklerinden ve sanat anlayışlarına bu zenginliği dahil edeceklerinden eminim.
|