|
Robert Schild Şalom, 28 Aralık 2005
Çağdaş İngiliz oyunları
1990’ların ortalarından bu yana Britanya Tiyatrosu’nda önemli bir yer edinmiş “in-yer-face” akımından iki yeni örnek sahnelerimizde...
Yeni yeni oyunlar, çığ gibi üzerimize geliyor! Bir taraftan Şehir Tiyatroları’nın düzeyli yerli ve yabancı kökenli yapımları, beri yandan kadro değişikliği şokundan yavaş yavaş kendine gelmeye başlayan Devlet Tiyatroları’nın yeni oyunlarının yanısıra ilk aklıma gelenler, sezonun başlamasıyla perde açmış Tiyatro Oyunevi (“Tol”), Oyun Atölyesi (“Jeanne Darc’ın öteki Ölümü”) ve Tiyatro Stüdyosu (“Bugün, Yarın”) üçlüsünün sundukları, Genco Erkal’ın M.Frisch’den uyarladığı “Aymazoğlu ve Kundakçılar” ile Ali Poyrazoğlu’nun “Ben Eskiden Küçüktüm” başlıklı tiyatro/sirk/kukla oyunu kolajı, Tiyatro Kedi (“Casablanca”) ve Sadri Alışık (“Selvi Boylum Al Yazmalım”) sahnelerinin popülist yapımları, Semaver Kumpanya’nın eski (“Murtaza”, “Onikinci Gece”) ve yeni (“Süleyman ve Öbürsüler”), Tiyatro Pera’nın geçen sezondan kalma “Dobrinja’da Düğün”ü ve bu sezon başlamış “Yanlışlıklar Komedisi”, Aksanat’ın iki sahnesinde karşımıza çıkan H.Pinter’den iki kısa oyun ile D.Mamet’in “Ördek Muhabbetleri”, ayrıca tümü çağdaş İngiliz yazarlara ait olan Kenterler (“Kumarbaz’ın Seçimi” ile “Gece Mevsimi”) ve dot’un (“Donmuş” ile “Aşk ve Anlayış”) oyunları... Sizlere en başta önermek istediğim bu nitelikli yapıtların tümünü görmek, gördüklerimim ise tümünü sizlere burada sunmak gerçekten olanak dışı. Bir yandan bu köşeyi paylaştığım genç arkadaşlara en azından ayda bir söz vermek, beri yandan gene dört haftada bir konserler, yeni çıkmış bazı ilginç albüm ve kitaplara kısaca yer vermek istiyorum – öte yandan ise, “Tiyatro, Tiyatro” Dergisi’ne yazmış olduğum eleştirileri burada yinelemenin de olanağı yok. Özellikle bu nedenle, son günlerde görmüş olduğum iki oyuna kısaca değinmek istiyorum, onları tiyatroya ilgi duyan “Şalom” okurlarına da en azından tanıtmak ve ana hatlarıyla değerlendirmek amacıyla...
Öncelikle, 1990’ların ortalarından bu yana Britanya Tiyatrosu’nda gittikçe öne çıkan genç oyun yazarlarının “in-yer-face” akımından kısaca söz etmek isterim. Bu yarı-argo deyim, “(izleyicinin) yüzüne” anlamını taşır ve özellikle kaba ve küfürbaz dili, şiddeti ve oyuncuların sahnedeki sevişmesini içeren, her nevi tabuların yıkıldığı, agresif/provokatif tiyatroyu içerir. Bu tür oyunlara geçtiğim sezonlardan örnek gösterecek olursak, Martin McDonagh’ın “Leanne'nin Güzellik Kraliçesi” (İDT) ile “Inishmore’lu Yüzbaşı” (Kenter Tiyatrosu) veya Martin Crimp’in “Kır” (İDT) yapıtlarını sayabiliriz; bu sütunlarda geçenlerde irdelediğim Patrick Marber‘in “Kumarbazın Seçimi” de bu türdendir...
Bir ailenin altını üstüne getiren “Gece Mevsimi”
Son yıllarda oldukça kabuk değiştirmiş olan Kenter Tiyatrosu, yılın ikinci yapımında da “in-yer-face” türünü yeğliyor. Daha otuz yaşını yeni devirmiş Rebecca Lenkiewicz’in ikinci oyunu “Night Season”un, Londra National Theatre’daki ilkgösteriminden hemen bir yıl sonra Kenterler için keşfedilmesinin bir diğer nedeni ise, oyunun odağında, sanki Yıldız Kenter için ısmarlanmış bir başkişinin yer almasıydı: birazcık bunamış olmakla birlikte, özünde ruhu genç kalmış bir anneanne! Kızının yıllar önce kocası ve üç küçük çocuğunu terkettiğinden beri, bu yaşlı hanım ayyaş damadı ve bugün genç kızlık çağına gelmiş torunlarıyla birlikte otururken, kasabada çevrilecek bir filmde rol alacak olan bir genç aktör bu ailede konuk edildiğinde, evdeki aksak ritme değişik bir rüzgâr estirmeye başlayacaktır: John, yaşlı hanımın ömründeki son aşkına konu olur; evin iki kızı ona hemen abayı yakarken, kalacağı odasını gösteren Rose ipi göğüsleyerek yakışıklı genç ile oracıkta sevişiverir. Üçüncü kardeş, kendinden emin kütüphane görevlisi Judith, bir yandan aşık olduğu genci kendisine bağlamaya çalışır, beri yandan ise aileyi bırakıp gitmiş olan annesinin peşine düşer. Whisky’ye kahvaltıdan başlayan babaları Patrick’e gelince, o da gittiği pub’daki barmaid’in peşindedir!
Mehmet Birkiye’nin ustalıkla yönettiği, Barış Dinçel’in olağanüstü başarılı sahne tasarımı ile göz dolduran “Gece Mevsimi”nde, Yıldız Kenter’in yanısıra Rose rolünde Yeşim Koçak ve babayı canlandıran Selçuk Yöntem başa çıkıyor. Oyunun kendisi, klişeleşmiş konuları işlemesine karşın, ustaca kurgulanan özyapıların doğallığı ve yerindeki diyalogları ile (toplam süresi birazcık daha kısa tutulsaydı) sıkılmadan izlenebilir(di) – tabii ki, bu yeni tiyatro ekolünün beraberinde getirdiği oldukça yürekli sevişme sahneleri ile kaba dilinden özel olarak rahatsız olmayanlarca...
Olgunlaşma sürecinde “Aşk ve Anlayış”
Kendi kanımca bu sezonun “tiyatro olayı” olarak anılacak, yeni kurulan tiyatro dot’un, gene “in-yer-face” akımı arasında görülebilen ilk oyunu (bundan iki ay önce Verda Habif kardeşim ile birlikte size burada tanıtmış olduğumuz) “Frozen/Donmuş”tan sonra sundukları ikinci yapım da aynı türdendir: Genç İngiliz yazar Joe Penhall'in “Aşk ve Anlayış”ı, kentsoylu bir çiftin yaşamındaki çıkmazlarını bir “üçlü ilişki” bağlamında işlerken, gene ilk bakışta “klişe” görünümünde olan bu konulara kendine özgü, değişik bir yaklaşım getiriyor. Her ne kadar burada ikisi de doktor olan bu çiftin sorunları ön planda gibi görünüyorsa da, asıl odak, onları ziyarete gelip bir süre yanlarında kalmakta ısrar eden Neil’in çocukluk arkadaşı Richie’dedir. İstanbul tiyatroseverlerinin pek tanımadığı, bildiğim kadaryla Ankara DT’ndan gelme Erdal Beşikçioğlu’nun büyük başarı ile canlandırdığı bu sorunlu kişi, bir insanda bulunabilecek tüm kötü özellikleri kendisinde birleştirmekle birlikte, aslında çok yalnız ve mutsuz bir kimsedir. Tabii ki, çok geçmeden Rachel ile cinsel ilişkiye girecek ve zaten iletişimsizlik ile boğuşan çiftin ayrılmasına neden olacaktır... Ne var ki, bu olaydan sonra herkes olgunlaşmıştır; canına kıymaya çalışıp gene de kurtulan Richie, daha düzgün bir yaşam sürmeye başlarken, oyunun sonunda yeniden bir araya gelmek için ilk adımları atan Rachel ve Neil de hayata daha gerçekçi biçimde bakmayı öğreniyorlar – tıpkı, yılan ile karşılaşmalarının ardından Adem ve Havva gibi...
1997 yılında Londra’da ilkgösterimi yapılmış ve çeşitli ödüller almış bu oyunun dot’da izlediğimiz yorumu da her bakımdan övgüye değer: Yukarıda değindiğim Beşikçioğlu’nun yanında, gerek yönetimi de üstlenmiş, “Donmuş”da da olağanüstü bir oyun çıkaran Murat Daltaban, gerekse “Kır”dan anımsadığımız Almıla Uluer çok başarılı. Bu oyunda da oldukça “sansürsüz” sunulan sevişme sahnesi, kesinlikle bayalığa kaçmadan, erotik olmakla birlikte son derece estetik biçimdedir; böylesine yetkin bir sahne için oyunculara ve özellikle yönetmene kocaman bir alkış! Bu bağlamda, ışık – ve gerektiğinde gölge – tasarımını büyük ustalık ile kotarmış Kemal Yiğitcan’ın, oyunun sunumunda çok büyük katkıları olduğunu belirtmem gerekir; sürükleyici bir kemanın öne çıktığı özgün müziği ile son bir yıldır başa güreşmiş Tolga Çebi ile, minimalist olmakla birlikte, son derece işlevsel sahne tasarımıyla Barış Dinçel‘in imzaları “Aşk ve Anlayış”ın başarısında kesinlike öne çıkıyor.
“Görseniz de olur” yorumunu getireceğim “Gece Mevsimi”nin yanında, sahnelerimize her bakımdan yenilikçi bir soluk estiren “Aşk ve Anlayış”ı kesinlikle izlemenizi öneririrm.
|