|
Robert Schild Şalom, 15 Şubat 2006
Tel-Aviv – İstanbul – Ankara ekseninde gerçek bir tiyatro şöleni
Bugüne dek çeşitli ülkelerde büyük beğeni kazanmış, İsrail’in en saygın sahnelerinden Cameri Tiyatrosu’nun “Aşkava” oyunu, şiirsel anlatımı, değişik dekoru ve özgün müziği ile alışılagelmişin dışında bir tiyatro olayıdır...
İsrail Kültür Ataşesi Batia Keinan’ın özel çabalarıyla başlatılmış Devlet Tiyatromuz ile ülkesinin en saygın sahnelerinden, Cameri Tiyatrosu’nun işbirliği çerçevesinde 5 Şubat akşamı izlediğimiz “Requiem” ile ilgili haber ve fotoğraflar geçtiğimiz haftaki Şalom’da yer aldı. Öte yandan, böylesine önemli bir sahne etkinliğini bu köşemizde ayrıntılı biçimde irdelemeden edemezdik – oyunu izlemiş okuyucularımız için bizim açımızdan değerlendirmek, görememiş olanlara ise topluluğu, oyunu ve yazarını kısaca tanıtabilmek amacıyla...
Rus göçmenlerinin daha 1928 yılında ülkeye getirip, kendi tiyatro geleneklerine göre sürdürdükleri Habimah (= Sahne) Tiyatrosu’nun etkinliklerine bir çeşit “Batı Avrupa tepkisi” olarak Alman göçmenlerince 1944’de kurulmuş Cameri Tiyatrosu, Alman sahne ekolündeki “Kammer” (= oda) sözcüğünden türetilmiş oda tiyatrosu (“Kammerspiele”) türünü sürdürecekti. Gerçekten de, salt İbranice kullanılan İsrail’in bu ilk repertuar tiyatrosu, ülkesinin özgün sorularını işleyen yerel yazarların oyunlarını sahneye koyar çoğunlukla. “Toplumsal sorumluluklarının” bilincinde olduğu söylenen Cameri, yıllar içinde İsrail kamuoyunu derinden sarmasını başarmış ve bu yoldan ülkedeki çeşitli düşünce akımlarını da dolaylı olarak etkilemesini bilmiştir ki, gerçek tiyatronun belki de önemi görevi bu değil mi zaten...?
İzlediğimiz oyunun yazarına gelince – Hanoch Levin gerek Cameri ile, gerekse bu tiyatronun yukarıda değindiğimiz ana iletiler yumağı ile öylesine derinden özdeşleşmiştir ki, her biri, diğeri olmadan düşünülemez. Daha 25 yaşındayken Tel Aviv’in küçük bir tiyatrosunda sahnelediği “Sen, Ben ve Bir Sonraki Savaş” başlıklı çarpıcı oyunu, 1967 zaferinden yeni çıkmış ülkede bomba etkisi yaratmıştı. İsrail toplumuna bazı acı gerçekleri daha o zaman anımsatmış olan yazarın 1999 yılındaki ölümüne dek kaleme aldığı ve çoğu Cameri’de (kısmen kendi yönetiminde) sahnelenen 56 oyununda nice kışkırtıcı, düşündürücü sorular soruluyor – yanıtlar ise izleyiciden beklenmekte...
Şiir gibi bir oyun
Özgün adıyla “Aşkava”, ölüm hakkında bir oyun olup, kaleme aldığı sırada kanser olduğunu bilen Levin’in bir çeşit vasiyeti sayılır. “Requiem” sözcüğü ise – meraklıları için – Katolik dininde ölülerin ardından okunan bir çeşit ağıt olan missa’daki “huzur” ile eşanlamlıdır. Anton Çehov’un üç kısa öyküsünü, iç içe girmiş biçimiyle oyunlaştıran Levin, Çarlık Rusyasının Pupka köyünden aslında tüm dünyaya taşıyor insanoğlunun yaşam ile ölüm arasındaki çabalamasını; oyunu bir çeşit masal olarak sunuyor – kâh güldüren, kâh hüzün veren sözleri ve başkişileriyle: Pşoçi’yi Şoçi’ye bağlayan yolun ortasındaki Pupka’da yaşamakta olan yaşlı bir tabut imalatçısının eşi hastalandığında, kocası tarafından komşu kasabadaki sağlık memuruna götürülür, ancak onun da çare bulamaması sonucu köyüne döndükten az sonra yaşama veda ederken, sahnenin gerisinde beliren, sokak serserileri kılığındaki üç ölüm meleği tarafından alınıp götürülür. Eşinin tabutunu yaparken, bunun “gelir” mi, yoksa “gider” mi olduğu konusunda karar verememiş yaşlı adam, çok geçmeden ölmek üzere olan bebeği ile nereye gideceğini bilemeyen genç bir anne ile karşılaşır. Onu da aynı hekime gönderir – ne var ki, üzerine kaynar su dökülmüş bebeğe verilen aynı ilaç, bu yavruyu da ölüm meleklerinden kurtaramıyor... Gerek yaşlı kadını, gerekse çaresiz anneyi köyden kasabaya taşımakta olan arabacı, kısa bir süre önce ölmüş oğlu ile ilgili olarak fahişe ve ayyaşlardan oluşan diğer yolcularına içini dökmeye çalışır, ancak onu hiç kimse dinlemez – herkes kendi derdinde, bireysel emellerinin peşindedir – o da, arabasını çekmekte olan beygirine açılır... Oyunun sonunda bir yandan ölüler ve canlılar, diğer yandan ise hiç de korkutucu olmayan ölüm melekleri sonsuzluğu simgeleyen bir daire oluştururken, sahne yavaş yavaş kararır.
“Requiem”, bir oyundan çok, simgeler ile dopdolu bir şiiri andırıyor: Ölümü bir geçim kaynağı olarak görmeye alışık olan ihtiyarın, onu aniden bir olgu olarak algılaması; evinin etrafında dönerek koşan eşinin birden durmasıyla, çizdiği bu dairelerin simgelediği akıp giden yılların son bulması; sürekli olarak Pşoçi’den Şoçi’ye gidip gelen arabacının bu yolculukları, yaşamın ta kendisinin olması gibi... Sahnede olup bitenler kısmen antik trajedi, azıcık fars, bir tutam Commedia del’Arte, uzaktan biraz Beckett (“Endgame”?) gibi geldi bana; başkişiler ise gerek mitolojik özyapıları (ihtiyar çift Philemon ve Baukis), gerek Gorki’sel serserileri (ölüm melekleri), gerekse ortaçağ güldürü figürlerini (fahişe ve ayyaşlar) anımsatıyor.
Alçak gönüllü sahne profesyonelleri
Salt oyunculara dayanan Rakfet Levy’nin sahne tasarımı, büyük bir yenilik oluşturdu Türk tiyatroseverleri için: Ayakları birer tabureye bağlanmış, başı ise çatı olan bir oyuncu, yaşlı çiftin evini; diğer bir oyuncu, dev bir ağacı; ayağında nallar ve elinde at başını simgeleyen tel maketiyle üçüncüsü, arabacının beygirini; kafes şeklindeki çubukları ellerinde tutan yolcular ise, atlı arabayı oluşturuyor. Piyano, gitar, bas ve trompetten oluşan dörtlü ile olağanüstü güzel sesiyle (ne yazık ki, sadece birkaç) şarkı söyleyen vokalist, Yossi Ben-Nun’un ezgileri ile sahnedeki devinimlere son derece uyumlu bir çerçeve sağlıyor.
Oyundan bir gün önce verilen küçük bir davette tanışma olanağı bulduğumuz sanatçılar, en başta Cameri’nin emektarı Joseph Karmon ve oyundaki eşi Rivka Gur, tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni Noam Semel gibi, son derece alçak gönüllü, ancak gerçek birer sahne profesyonelleridir. Kotardıkları oyun ise aramızdan göçenlere bir ağıt sunuyorsa da, ölümün aslında hiç de korkulmaması gereken diğer bir ortam olduğunu anımsatıyor bizlere...
Bugüne dek Almanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Yunanistan ve Çin Halşk Cumhuriyeti’nde sahnelenmiş olan “Requiem”, İstanbul ve Ankara’da sadece birer gün sahnelendi – oysa ki, İsrail tiyatrosunun bu önemli topluluğundan gelen böylesi ilginç bir oyunu daha geniş halk kitlelerimizin izleyebilmesini isterdim. Umudumuz, bu tür çığır açıcı buluşmaların artarak gelişmesidir.
|