Kuşatma altında umut...

Nesrin Kazankaya'nın yönettiği oyun, çokuluslu, çok dinli ve çokkültürlü bir kent olan, savaşın en ağır yıkımını yaşayan Saraybosna'nın, savaşın bile değiştiremediği neşeli insanlarını, insanların kimlik kaymalarını öykülüyor.

ECE BAKTIAYA

Yıl 1993... Yugoslavya İç Savaşı başlayalı neredeyse iki yıl olmuş... Sırpların kuşatması altındaki Boşnakların yaşam kavgası sürüyor... Yer Dobrinja... Saraybosna'nın mahallelerinden biri... Yaşanan acıların müziğin hüznüyle harmanlandığı ''Dobrinja'da Düğün/Bir Günün Trilogyası'' adlı oyunda anlatılan olaylar burada geçiyor.

Her an ölümle burun buruna olmanın tedirginliği, bitmek bilmeyen savaşın gerginliği ve bıkmışlığın gelgitinde, her şeye karşın Balkan ruhunu yaşamaya-yaşatmaya direnen kişilerle, savaşın henüz vurmadığı bir arka bahçede geçiyor oyun. Savaşın yıprattığı kimlikler, savaşın etkisiyle daha bir sivrilen aşklar, tutkular, nefretler, özlemler... Ve umut, ölümün gölgesinde yaptıkları 'düğün' le simgelenen... Kahramanlar ise yan yana iki evde yaşayan iki ailenin bireyleri.

''Savaşı, insanların kimlik kaymaları, kimlik yıpranmaları kanalından anlatabileceğimize inanıyorum. Ben de sadece onu yapmaya çalıştım. Oyun bir günde geçiyor. Sabah, öğleden sonra ve akşam. Dingin duyguların güneşin doğuşuyla tetiklenmesi, öğleden sonra hazırlıklar ve gece düğün, patlamalar...'' diye anlatıyor yönetmen Nesrin Kazankaya oyunun öyküsünü...

Hüzün kokan şarkılar

Oyunu bitirdikten sonra ekiple birlikte Saraybosna'ya gidip oraları görmek, yazdıklarının sağlaması olmuş onun için. ''Balkan kökenli insanlarla dolu bir ülkede yaşıyoruz. Sadece bu yüzden değil, yanı başımızdaki böylesine büyük bir vahşetin görmezden gelinmesi de yıllardır benim için itici bir güçtü, sanat adına... Çünkü inanıyorum ki böyle konulara girmek, savaşın olmadığı günleri dilemek bir emektir. Sadece diliyorum demek bir anlam taşımıyor. Herkesin, ama özellikle sanatın bu konuyu ele alması gerekir diye düşünüyorum.''

Çokuluslu, çok dinli ve çokkültürlü bir kent olan, savaşın en ağır yıkımını yaşayan Saraybosna'nın, savaşın bile değiştiremediği neşeli insanları... Hüzün koksa da şarkılar yine de söyleniyor, yine de inadına dans ediliyor... ''Dünyanın en yüksek, en özenilesi direncini gösterebilen bir ulus Saraybosnalılar. Kendi orduları, eski Yugoslav Ulusal Ordusu, 1993 yılında Sırp Cumhurbaşkanı Miloşeviç 'in ele geçirdiği bu ordu kendi halkına silahlarını çeviriyor. Bu büyük şok, bir yıl içinde atlatılıyor. İnanılmaz mahalle-çete savaşlarından başlayıp düzenli bir orduya üç yıl içinde ulaşan bir direniş gösteriyorlar. Bir yandan da savaşın ortasında uluslararası festival düzenleyecek kadar yaşama bağlılar. Savaşın içinde parklarda buluşacak, yürüyüşler yapacak, parlamento önünde şarkılar söyleyecek, pazaryerlerini ölümüne dolduracak kadar... Bence, tüm insanlığın umuduna bir katkı bu!''

Kahramanlardan birinin bir kolu yok. Cephede kaybetmiş, hem de ilk gittiği gün. ''Saraybosna'da yaşlılar, çocuklar, kadınlar, gençler, herkes savaşın içindeydi. Gizlice kazdıkları tünel, dört bir yandan sarılmış Saraybosna'nın İgman Dağı'yla Hırvatistan'a bağlandığı tek yol olmuş. Bu tünele gaz, elektrik ve su boruları döşemişler. Elektrik döşendiğinde ilk ameliyatlar yapılabilmiş hastanelerde. Balkanlılar, çok yakışıklı, uzun boylu insanlar, biliyorsunuz. 1.60 metre yüksekliğindeki tünelden bellerine kadar su içinde, günde 4 bin kişi geçmiş. Gecede 3 bin tona yakın malzeme taşıdıkları olmuş. Bir mucize savaş ve yanı başımızda oldu. 92-95 arasında, tüm dünya gibi bizler de yeterli ilgiyi gösteremedik. Tüm dünyanın, insan hakları savunuculuğu yapan ülkelerin, Avrupa'nın ve olmadık yerlerde olmadık 'demokrasi' savaşlarına giren Amerika'nın gözleri önünde yürüdü bu savaş.''

Balkan ruhunu yansıtıyor

Bir de düğün var oyunda... Düğün umuttur her zaman... Ama buradaki düğün, havan topuna tutulmuş, delik deşik edilmiş bir düğün... Buna karşın oyunun, umutsuzluğun bittiği yerde de umudun olabileceğini gösterdiğine inanıyor Kazankaya: ''Umutsuz olmak, ders çıkarmamak, tarihi görmezden gelmek hiçbir şey kazandırmaz... Bugün Irak'ta da benzer tablo karşımızda duruyor. Felluce'de ölen insanların, çocukların, gençlerin benim oyunumdakilerden farkı yok, bence.''

Oyunda yaşam direncini müzikle sağlıyorlar... Yönetmen sahnelediği tüm oyunlarda müziğin önemli bir yer tuttuğunu, ama bu oyunda neredeyse bir kahraman kadar önemli olduğunu söylüyor: ''Canlı müzikle Balkan ruhuna çok açık bir gönderme yapıyoruz. Balkanlar'da çalgı çalmak önemli bir nitelik değil. Çoğu çalıp şarkı söylüyor zaten. Biz de o ruhu doğru yansıtabilmek için 6 aydır çalışıyoruz. Sanatta barışı savunmak adına bir şeyler yapmanın yanında, sanatın isterlerini en iyi biçimde yerine getirmek için de çaba gösterilmeli. Sanat iyi yapılmalı. Ama başarıdan değil, nitelikten söz ediyorum.''

Ailesinin Balkan kökenli olmasının etkisini yadsımıyor Kazankaya: ''Oyunun konusu, benim toplumsal kimliğimin yaratımıdır, ama kahramanlarımı yaratırken oyuncularımı düşündüm.''

Dramaturgisini Şafak Eruyar 'ın, ışık tasarımını Yüksel Aymaz 'ın, dekor-kostüm tasarımını Nilüfer Moayeri' nin yaptığı oyunun müzik yönetmeni Richard Laniepce . Pınar Çelebi 'nin dans düzenini yaptığı oyunda Ayşe Lebriz , Nesrin Kazankaya, Nihat İleri, Levent Öktem, Cüneyt Uzunlar, Başak Meşe ve Zeynep Özden rol alıyor. İlk gösterim bugün, eski adıyla Tiyatro Pera'da, yeni adıyla Eren Uluergüven Sahnesi'nde.

 

ana sayfa