GECE BAŞLAYAN, FİNALİ İLE ÇARPAN BİR OYUN: “DÖNME  DOLAP”

ÜSTÜN AKMEN

Eric Assous adı kulağıma yanılmıyorsam 1998 sonunda ya da 1999 başında senarist olarak çalınmıştı. Filmin adı, “Tatlı Kaçamaklar”dı. Aradan yıllar geçti, bu kere 2004 yılında "Les Montagnes Russes" başlıklı bir oyun yazdığını öğrendim. Oyunu,  Paris'te Theatre Marigny'de, aynı yıl Anne Bourgeois’nın sahneye koyduğunu duydum. Üstüne üstlük, Alain Delon ile Astris Veillon oynuyorlardı.

 

GENCAY GÜRÜN, GENE BULUP BULUŞTURMUŞ

Tam da; bir olanak bulsam da, bir haftalığına Paris’te bir otele yerleşsem de, metroya binip Champs Elysees Clemenceau’da insem de, 1. Avenue Marigny’de Theatre Marigny’e gitsem de, günümüzde hâlâ kapalı gişe oynamakta olan şu oyunu görebilsem diye umut kapılarına çaput bağlarken; Gencay Gürün’ün oyun metnini bulup getirdiği, “Dönme Dolap” adıyla dilimize çevirdiği, yönetmeye başladığı ve oyunda Cihan Ünal-Berna Laçin ikilisinin görev aldığı haberi “vasıl” oldu. Doğrusu gönendim.

 

GÖNENMEK NE KELİME…

Gönendim, çünkü duyularının nasıl işlediğini; neye, nelere, nasıl tepki verdiğini bilen “en”lerden Cihan Ünal’ı, dünya gözüyle sahnede bir kez daha izleyecektim. Duyumsadığı her şeyin, ama her şeyin sahnede kendini sesli, sözlü, ya da fiziksel olarak ifade etmesine izin veren bir büyük oyuncuya, bir kez daha saygı duyacaktım.

 

Gönendim, çünkü kısacık bir dönem sahnelerde izlediğim, sonra uzun yıllar göremediğim, o kısacık dönemde de canlandırdığı her karakteri akılla çözümlemesini bildiğine tanık olduğum, bu çözümlemenin önceden belirleme karşıtı bir süreci kapsadığının bilincinde olduğuna inandığım Berna Laçin’in “avdet”ini kutlayacaktım.         

 

FİNALİ ANLATACAK DEĞİLİM HER HALDE!

Paris’e gidemedim, Alain Delon’a ile Astris Veillon’a ulaşamadım, ama ne gam! Geçen akşam, Cihan Ünal ve Berna Laçin ile seyirci koltuğundan kucaklaştım. Cihan Ünal, oyunda Pierre’e can veriyordu. (Pierre evli, çocuğu olan bir adam. Karısı ve çocuğu tatil için bir haftalığına şehir dışındalar, ama Pierre çalışmak için zorunlu olarak Paris’te kalmış.  Yani, bir haftalığına bekâr…)  Berna Laçin ise, Juliette ile özdeşleşmişti. (Juliette güzel, neşeli bir kişiliği olan, tek başına yaşayan bir genç kadın. İkisi de, bir akşam üstü aynı bara giderler, birbirleriyle konuşmaya başlarlar. Sonuçta birbirlerine ısınıp, Pierre’in daveti üzerine birer içki içmek üzere evine giderler.) Cihan Ünal’ın Pierre’i ile Berna Laçin’in Juliette’i arasında oldukça yaş farkı vardı, ama Cihan Ünal’ın Pierre’inin zarafeti, fiziksel çekiciliği bu makas ağzını olabildiğince kapamaktaydı. Gece başladı… Final ise seyirciyi fena halde çarptı…

 

GENCAY GÜRÜN’E LÂF YOK…

Oyunu sahneye Gencay Gürün taşımış. Taşırken, eylemi düşünüp tasarlarken; oyuncularına yerlerini, hareketlerini, dekorla, döşemeyle, aksesuarlarla ilişkilerini (örneğin önce Juliette’in, sonra Pierre’in çok ince porselen bibloya dokunmaları değmeleri), konuşmalarının hızını, susuşlarını, giriş çıkışlarının değişen temposunu iyi açıklamış. Gencay Gürün’ün çevirisine gelince, alışageldiğimiz titizlikte. Bana sorarsa, Türkçe’de kullanılmayan “Aynından” tümcesini (Jüliette: “Aynından lütfen”, diyor) “Aynısından” olarak düzeltmeli. Bir yerde “gizem” sözcüğünü kullanan Gencay Gürün’ün, “fahişe” sözcüğüne yer vermesi karşısında önce palamı kınından çıkarmaya hazırlandım, ama sonra “orospu” sözcüğü (bana da) pek kaba geldi, caydım… Kısacası, Gencay Gürün’e lâf yok!

 

IŞIĞIN OYUNA ETKİSİ KABULLENİLİNCE

Nilgün Gürkan-Ersin Satgan ikilisinin dekor tasarımı, dekoru ortaya çıkaran  eskizin etkisi bakımından olduğu kadar, öğelerin seçilişi bakımından da, artistik sadelik yönünde kendini göstermekteydi. Bu açıdan, oyundan sonra oyunun (eksik olmasınlar) tüm mobilya ve aksesuarlarını sağlayan “IKEA” kuruluşu da “Dönme Dolap” sayesinde elde ettiği reklamın olamazcasına olumlu etkisine inanmalı diye düşündüm. Bu arada, itiraf etmeliyim ki, sağ taraftaki CD çaların cereyan kablosunu görünce, soldaki çalışma masasının üstündeki lâmbanın ve telefonun kablolarının olmamasına önce takıldım, ama sonra kiremit rengi duvarın önünde siyah kabloların oluşturacağı sakilliği gözümün önüne getirince ayıldım. Aytekin Sagay’ın ışık düzeni de, sağ ve sola düşürdüğü kırmızılar dışında iyiydi. Bence, perde açılmadan geniş huzmeyle aydınlatılan perde gereksizdi ya, neyse! Ama Aytekin Sagay’ın oyunu iyi incelediğini sağımdakine solumdakine söyledim. Atmosferik etkileri başarıyla belirlemişti, neden övmeyeyim?   

 

OYUNCULARI DA DEĞERLENDİRMELİYİM

Kostüm tasarımı kimin bilemiyorum, ama Cihan Ünal’ın giydiği ve “Daniel Hechter” marka olduğunu öğrendiğim takım elbiseyi doğrusu pek beğendim. Berna Laçin’in baseni gizleyen, fevkalade zevkli, güzel ve kendisine son derece yakışan elbisesi de göz okşayıcı özelliğiyle ilgimi çekti.

 

Oyuncuların değerlendirmesine geldiğimde, yukarıda Cihan Ünal ve Berna Laçin için söylediklerime ekleyecek doğrusu fazla bir söz bulamıyorum. İyisi mi, siz bu oyuna gidin, görün, seyredin, sonrasında beni yâd edin…

 

Bu oyunu, oyunculuk adına da olsa, mutlaka seyredin.  

 


 

ana sayfa