TİYATRO DÜNYASINDAN..........................Dikmen Gürün

 

 

BAKAN DT’DE KRİZİ TIRMANDIRIYOR

 

Yıllardır  Devlet Tiyatrosu Yasası’nın değiştirilmesi ve günün koşullarına uygun bir yapıya dönüştürülmesi gerektiği tartışılmaktadır.  Bugün yaşanmakta olan tıkanmışlık söz konusu söylemlerin eyleme dönüştürülememiş olmasıyla bağlantılıdır.   

 

 

Siyasetçileri iki gruba ayırmak mümkün :  Sanatı sevenler ve sanatı sevmeyenler.  Sanatı destekleyenler ve sanatı köstekleyenler.  Sanatı sevenlere ve destekleyenlere en doğru  örneklerden biri  Hasan Ali Yücel’dir bence.  3 Temmuz 1941’de Devlet Konservatuarı ilk mezunlarını verirken  dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel köklü sanat kurumumuz Devlet Tiyatrolarının temelini şu sözlerle atıyordu:  “Tiyatro ve opera şeklindeki temsil sanatını, bir medeniyet meselesi halinde alıyoruz.  Onun içindir ki aziz memleketimizin her vaziyette müdafaası için, her türlü fedakarlığı yapmakla uğraştığımız şu anlarda, sanatın bu şubesindeki inkişafına da, onu durdurmak değil, bilakis yürüyüşüne hız vererek devam ediyoruz.” 

Sanatı sevmeyen ve köstekleyen siyasetçilere örnek olarak da , bugün Devlet Tiyatrolarında yaşananlara bakıldığında, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç gösterilebilir.  Sayın Koç, bu kuruma “hız vermek” bir yana,  icraatlarıyla “hız kesiyor”.  Hem de sanatı ve sanatçıyı rencide ederek, hatta tehdit ederek... Devlet Tiyatroları gibi bir kurum böylesine yıpratılmamalıdır.

 

Krizler

Ödenekli tiyatrolarda çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilecek temel krizler vardır.  Bunlardan biri  “Güven Krizi”dir.   Bir sanat kurumunda yaşanan  çalkantılar o kurumun seyirci ile kurmuş olduğu ilişkiyi sekteye uğratabilir  ve de seyircinin bu kuruma karşı güvenini sarsar. Bunun  sonucu seyircinin  ayağının tiyatrodan kesilmesi olağandır.    Bir diğer kriz “Dar Boğaz” krizidir. Tiyatronun misyonu,  sanatçıyı ve seyirciyi eğitmenin ötesinde onların düş gücünü zenginleştirmektir.  Sanat yönetmenlerinin oyuncularla ve teknik kadroyla uyumlu bir ortamda çalışmaları her iki anlamda da yaratıcılığı besleyecektir. Bu da huzurlu ve özgür bir ortam gerektirir.  Bir üçüncü kriz “Siyasi Baskılar” olup,  yukarda kısaca değindiğim diğer iki krizi tetikler.  Tiyatro, kimi siyasetçileri düş kırıklığına uğratsa da,  tutuculuğa karşı bir sanattır.  Antik çağlardan beri böyle gelmiş böyle gidecek... Siyasetçilerin  dümen suyuna yönelmek, onların  gönlüne seslenecek eserler sahnelemek,  onların hoşlarına gitmeyen cümleleri bir kalemde oyunlardan silip atmak,  onların yakın ilişki içinde olduğu   kişileri  belli görevlere getirmek...Bunlar yapılmıyor mu? Bir teftiş kurulu raporu bahanesiyle,  ne kadar başarılı olursa olsun, Genel Müdürü  görevden alıvermek... Ve de Devlet Tiyatroları yasasının gerektirdiği koşullara uymayan bir kişiyi  vekaleten aynı göreve getirmek.... siyasi baskıların uzantıları....  

 

Olayı saptırmak

Bugün Devlet Tiyatrolarında yaşanan kaos, kurumu pek çok açıdan  yıpratmakta.  Bilindiği gibi, geçen ay Lemi Bilgin gibi başarılı bir Genel Müdürün Bakan tarafından görevden alınmasıyla kriz başladı ve Bilgin’in yerine Devlet Tiyatrosu yasasına aykırı olarak  dramaturg Mine Acar’ın vekaleten bu göreve atanması olayları tırmandırdı.  Vekil Genel Müdürün bugünkü yasaya göre yeterliliği olmaması  böyle bir atamayı  olanaksız kıldığına göre,  Bakan, neden sanatçıların tepkilerine karşın bu yanlışta ısrar etmekte ve bu işlemde direnmektedir?  Bu temel sorun dışında yaşanmakta olan çelişkiler olayı saptırarak hedef şaşırtmaktadır.  Burada cevaplanması gereken soru, bir dramaturgun genel müdür olup olamayacağı değil, keyfi işlem yapılmasıdır. Devlet Tiyatrosu yönetimine çeşitli yollardan baskı uygulanması ve özerkliğine el uzatılmasıdır.

 

Yıllardır Devlet Tiyatrosu Yasasının değiştirilmesi ve günün  koşullarına uygun bir yapıya dönüştürülmesi gerçeği tartışılmaktadır. Bugün yaşanmakta olan tıkanmışlık, kuşkusuz, söz konusu söylemlerin eyleme dönüştürülmemiş olmasıyla bağlantılıdır.  Şimdilerde yine  yeni bir yasa için çalışmalar başlatılacağından  söz ediliyor.  Eğer böyle  bir girişimde bulunulacaksa , unutulmaması gereken en önemli  husus bu  çalışmalarda ağırlıklı olarak sanatçıların da yer almaları gerektiğidir.  

 

Ayrıca,   şunu da belirtmek isterim ki çağdaşlık düzeyini yakalamış ülkelerde Kültür Bakanları sanatçıya, sanata  ve kültüre hakaret etmeyi kendilerine hak görmek gibi bir lükse ve yetkiye sahip değildir. Lütfen, söylemlerinizle Devlet Tiyatrolarını ve sanatçıları daha fazla yıpratmayınız Sayın Bakan.   

 

Cumhuriyet 06.09.2005

 

ana sayfa