Dumrul ile Azrail ya da Bir Aşk Masalı

  

 

     Dumrul ile Azrail, 12. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali' nde, 5. Sokak Tiyatrosu' nun oyuncuları tarafından, Mustafa Avkıran' ın rejisiyle prömiyer yaptı. Murathan Mungan' ın, henüz yayınlanmamış aynı adlı öyküsünden Avkıran’ ın  oyunlaştırdığı oyunun oyuncuları; Övül Avkıran, Murat Daltaban, Sema, Alptekin Serdengeçti ve Engin Yörükoğlu. Sanat yönetmenliğini Naz Erayda üstlenmiş. Oyunun müzikleri  Engin Yörükoğlu’ na, koreografisi ise Övül Avkıran’ a ait.  Mungan’ın yeniden okumasıyla, Dede Korkut hikayelerinin içinde yer alan Deli Dumrul söylencesi bildik çerçevesinin dışına çıkarak paradoksal bir yapının içine oturuyor. Özgün masalda da olan Azrail' in kişileştirilmesi, burada daha aşkın bir noktaya taşınarak öykü Dumrul' un olduğu denli Azrail' in de öyküsü oluyor ve ölümle yaşam arasındaki pazarlık süreci iki yönlü ilerliyor.

 

    Bizler nereden doğduk?

    Aşktan.

    Nasıl yok olur gideriz?

    Aşksız.

    Kendimizi aşmanın  çaresi nedir?

    Aşk.

    İnsan aşkı bulabilir mi?

    Aşk yoluyla.

    Uzun zaman ağlatmayan nedir?

    Aşk.

    Bizi hep ne bağlamalı?

    Aşk.

   

                                          Goethe

 

 

    Mungan, Deli Dumrul söylencesini köklü değişikliklere uğratır. Onun öyküsünün adı Dumrul İle Azrail' dir. Azrail Dumrul' la birlikte öykünün baş rolünü paylaşır. Daha da ötesi, öykünün yazarıdır da. Onların ölümle yaşam arasındaki yolculuğunu Azrail' in gözlerinden izler, onun ağzından dinleriz. Bu yolculuk aynı zamanda Azrail' in yeraltından yeryüzüne geçişinin öyküsüdür. Çünkü Azrail Dumrul' a aşık olur ve ölümün içindeki ölümsüzlüğün-

den vazgeçerek yaşamın içindeki ölümlülüğü tercih eder. Bu parodoksun içinde, her ikisi de kendilerini bekleyen bir sonraki kapıya doğru yolculuklarına çıkarlar. Azrail, Dumrul’ la  yaşamın içinde olma pahasına yeraltına bir daha dönmeyecektir.  Eril bir karakter olan Azrail' in Dumrul' a duyduğu aşk, eşcinsel bir aşkın varlığının altını çizerek onu yüceltir. Bu aynı zamanda otoriteye karşı koyuşun bir soyutlamasıdır.

 

    Avkıran' ın oluşturduğu sahne metni, öykünün gelişimiyle aynı yönde hareket etmekte-

dir.  Birtakım kısaltmaların dışında, en büyük değişiklik; öykünün oyuncular tarafından anlatılmasıdır. Biçimdeki bu yönelim içeriği ( destansı özelliği ) desteklemektedir. Repliklerin oyunculara dağılımı çift yönlüdür; zaman zaman birbirlerini anlatırlar, zaman zaman da kendilerini. Bu kendini anlatmalar, oyunun epik özelliğini öne çıkartmakta ve doğal bir yabancılaştırma etkisi sağlamaktadır. Öte yandan, kişinin kendine uzak açıdan ve özeleştirel bakışının altını çizmektedir.  Oyun sahnelere ayrılmamıştır. Bu da biçim olarak bütünselliği korumakta ve zamanın, gerçekte, kesintisiz akışını somutlamaktadır.

 

 

         Mungan' ın öyküsünde, dolaysıyla oyunda, önemli bir farklılık  göze çarpmaktadır; Dumrul hiç bir zaman Tanrı' ya yakarmaz. Azrail' e de yüz sürmez. Azrail artık Tanrı' nın bir aracısı değildir. Görülecek hesap ikisinin arasındadır. Bilinçlenme süreci Azrail için de geçerlidir ve hatta Azrail giderek Dumrul' u gölgede bırakır. Aşkı hissetmesiyle insanlaşır. Bu önemli bir temadır. Aşk duygusu, insanı insan yapan en önemli özelliğidir. Bu sayede karanlığı yırtar, aydınlığa kavuşur. Ancak, bu aydınlık da içinde karanlığı taşımaktadır. Çünkü, sevdiğine hiç bir zaman kavuşamayacaktır. Kavuşursa da, aşk olmayacaktır.

 

    “ Benliğin özdeştiği büyüklenmeci/ tümgüçlü kendiliğiyle Dumrul' un önce ' yaşam ' a ve ' ölüm ' e diklenmesi, acı bir deneyimin ardından geri adım atması, insan ve Tanrı arasındaki mücadelenin, insanın varoluş hiçliğini anlamasıyla sonlanmasıdır “[1].  Dumrul, belki de, Azrail' i bilerek çağırır. Köprüsü bitmiş, kendisi de bitmiştir.Yapıtını doğuran sanatçı kendisiyle birlikte onu öyle yüceltmiştir ki, bu onu  hiçliğe götürmüştür.  Mungan' nın öyküsünde bu hiçlik Azrail' i de içine alır. O da, bir anlamda, yeniden yarattığı Dumrul sayesinde kendini hiçliğe göndermiştir. Mungan' ın yorumunda, Dumrul sanki söylence yerine gelsin diye hareket etmektedir. Söylence yazgı olmuştur. Ama yazar, güçlü bir ironiyle, Azra-

il' e yüklediği işlev sayesinde yazgıyı değişikliğe uğratır.

 

  Avkıran, sahne metnini oluştururken anlatı özelliğinin öne çıkmasına önem vermiş. Oyuncular; Azrail, Dumrul, Ana, Baba ve Yar, hem anlatıcı rolünü üstlenmişler hem de kendi rollerini, yine anlatıcı rollerini sürdürerek, yansılamışlardı. Sahnelemede sözler, koreografik anlatımla desteklenmişti ve bu düzenlemede Şaman ritüellerinin objelerinden yararlanılmıştı; ayak ve kol bileklerindeki ziller ve  davul oyun süresince öykünün de tartımını ayakta tutuyordu. Dekor parçası olarak adlandırabileceğimiz, her oyuncunun kendine ait daire biçimindeki döşekleri, onların hem sınırlarını çiziyor, birbirinden ayırıyor hem de birleştiriyordu. Birbirlerine hiç dokunmadan aralarında bir bağ oluşturuyordu. Aynı zamanda, tanınan müddet' e gönderme yaparak zamanın  ve yaşamın döngüselliğini vurguluyordu. Bu minimalist sahne tasarımı anlayışı ve oyuncuların oyun süresince döşeklerini hiç terketmeyişleri, aidiyetlik duygusunun altını çizerek  bütünselliği korumaktaydı.

 

    Koreografide beden dilinin öne çıkmasıyla, ne yazık ki,  bedenlerin de zafiyetleri öne çıkıyordu. Oyunun koreografisini de gerçekleştirmiş olan Övül Avkıran' ın dışında, tüm  oyuncularda ciddi anlamda yetersizlikler vardı. Baştan sona oyuna hakim olan bu koreografik  anlatım içinde, yaşanan yetersizlikler, sahne tasarımıyla sağlanmaya çalışılan bütünlüğü zedelemekteydi. Sesiyle ve davuluyla oyuna katılan müzisyenlerin, sahne kenarında yer alması yerinde olacaktı kanısındayım. Çünkü, oyunculuk performanslarındaki düşüklük bir yandan müzik yapıp diğer yandan  oynamalarına elvermiyordu. Bunun dışında, sahneyi karşılıklı kuşatan renkli neon ışıklar birer gösterge olmaktan çok uzaktı ve ancak eklektik bir etki yaratıyordu. Bu etkiyi yaratan bir başka unsur da, oyuncuların mobil mikrofonlarıydı.  Küçük bir sahne olan Aziz Nesin sahnesinde böyle bir uygulama işlevsel değildi. Aksine, nefes nefese kalan oyuncuların mikrofonlarını patlatması, seyircide istenen yabancılaştırmayı sağlıyordu, o kadar. Ayrıca teknolojinin nimetlerinden bu yararlanma biçimi, otantik Şaman objelerinin çıplak sesiyle sağlayacağı etkiyi de aza indirgiyordu.

 

    Bütün bunlara karşın, metnin şiirselliğinden aldığı güç ve Avkıran' ın konseptiyle Mungan' ın içeriğinin buluşması seyirciye yansıyordu. Sahnede izlenen yüzde yüz bir yerli yapımdı; mitolojisiyle, yazarıyla, yönetmeniyle ve oyuncularıyla. Anlattığı da, insanlığın bilinçlenme süreci içindeki en eski tarihiydi; aşk!

     

 


 

[1] SAYDAM M. Bilgin,  Deli Dumrul’ un Bilinci,  Metis Yay. 1997 İstanbul, s. 129

 

ana sayfa