|
Eleştiriden en az nasibini alan sanat dalı: Tiyatro Hami Çağdaş Eleştiri her sanat dalının 'olmazsa olmazı'dır. Edebiyat başta olmak üzere tüm sanat dalları eleştiri ile gelişir, serpilir ve yenilenir. Edebiyat bu alanda en şanslısıdır, çünkü eleştiri de onun gibi yazınsal bir türdür; aynı zamanda okur eleştiriyi eleştirilen yapıt ile birlikte okuma ve karşılaştırma olanağına sahiptir. Sinema ve görsel sanatları da bir zaman kaymasını göz önüne alarak bu tarzda değerlendirebiliriz. Tiyatroya gelince... Tiyatro eleştirisinin böyle bir şansı yoktur. Tiyatro eleştirisi, o oyun sahnelendiği sürece izleyici, sanatçı ikilisi arasında bir rol oynayabilir. Oyun sahneden kalktığında ancak bir belge değeri taşır, izleyicinin bu metni test edebilme olanağı yoktur. Yazının başlığındaki nasipsizliğin birinci nedeni bu. İkinci nedeni ise bu alandaki genel ilgisizliğin getirdiği yayınlama sorunu. Dergi ve gazetelerin bu alandaki isteksizliği, eleştirmenlerin yazılarını yayınlayacak yer bulamamaları sonucunu doğurmuştur. Tiyatro eleştirisinin bir zaman sorunu olduğunu daha önce belirtmiştim. Bu zaman aralığının kısalığı da yayın sorununda (özellikle dergiler açısından) önemli bir paya sahiptir. Eleştiri mutlaka oyun sahnelenirken yayınlanmalıdır ki izleyici-sanatçı tarafından değerlendirilebilsin. Bu alandaki kuramsal çalışmalardan da pek fazla nasiplenememiştir tiyatro eleştirisi. Eleştiri sorunlarını genel olarak değerlendirenlerin yanı sıra tiyatro kuramcıları da bu minvalde pek fazla söz söylememişlerdir. Öyleyse tiyatro eleştirisinin kuramsal açıdan da çok zengin bir alan sayılmaz. EN ÖZNEL VE ANLIK ELEŞTİRİ: TİYATRO ELEŞTİRİSİ Tiyatro eleştirisi en öznel eleştiri dalıdır. Seyirci koltuğundaki eleştirmen, o gün sahnelenen oyunla karşı karşıyadır. Gerek eleştirmen gerek oyuncu o anki psikolojik ve fiziki etmenlerin etkisini taşır. Eleştirmen oyunu izlerken bilgi birikiminin yanı sıra o günkü bir dizi olayın da etkisi altındadır. Oyunu izlerken bir kayıt aracı gibidir. Sahnede oluşan tüm durumları ve söylenenleri alımlayarak biriktirecek, bir süre geçtikten sonra bunları yazıya dökecektir, kaldı ki yazarken oyunun takıldığı/atladığı yerlerini izleme şansı yoktur (Bir edebiyat eleştirmeni kitabı tekrar okuyabilir, film banttan izlenebilir, resme katalogtan bakılabilir). Oyuncu da o günkü bütün sosyal ve fiziki, psikolojik etkenlerin izlerini taşımaktadır; bütün bunların yanı sıra (böyle bir bilgisi varsa ya da bir gala gecesiyse) eleştirmen ile karşı karşıya olduğunu bilmekte ve bunun gerginliğini yaşamaktadır. Tüm bunlara o günün, salonon getirdiği şartları da eklemeliyiz. Salon soğuk olabilir, bilet satışı az olabilir, tiyatroda sorunlar yaşanıyor olabilir, eleştirmen o tiyatroya (oyuna, oyuncuya, yönetmene) karşı olumsuz değer yargılarına sahip olabilir. Sahnedeki performansı bütün bu etkenlere bağlıdır. Söz konusu şartlar tiyatro eleştirisini diğerleri arasında en öznel, en anlık eleştiri yapar. Böyle bir yapıya sahip olan tiyatro eleştirisi, doğal olarak, eleştirmen ile eleştirilen arasında bir gerilime neden olmaktadır. Eleştirmen, daha sonra değineceğimiz tiyatrolar arasında 'tarafsız' kalma, tiyatro anlayışları karşısında 'yansız' davranabilme sorunlarını aşabilir, bunu da 'sanatçı' tarafına yansıtabilirse bu gerilim daha da azalacak, eleştiri daha nesnel bir duruma gelecektir. Ancak, bu gerilim ne kadar azalırsa azalsın, tiyatro eleştirisi fiziki özellikleri nedeniyle her zaman öznel olmak zorunda kalacaktır. TİYATRO ELEŞTİRMENİNİN KONUMU Belirttiğimiz psikolojik ve fiziki şartlarla karşı karşıya olan eleştirmen öncelikle tiyatro anlayışları karşısında yansız olmalı. Günümüz tiyatrosunda, çok farklı anlayışlara sahip tiyatro yapımcıları, yönetmenleri oyunlar sahnelemekte. Eleştirmen elbette ki diğer sanat alanlarındaki eleştirmenler gibi belli bir sanat anlayışına sahiptir; o tarz oyunlara daha çok yakınlık duyar; Stanislavski tarzı oyunculuğu beğenmektedir ya da tiyatroda yönetmenin egemenliğine inanmaktadır vb. Eleştirmen, bu noktada yansız olmalı ve oyunculuğun ya da yönetimin niçin bu yöntemi seçtiğini değil, seçilen oyun, bu oyunun sahneye aktarılışı ile kullanılan yöntem arasındaki tutarlılığı göz önüne almalıdır. Yani sorgulama, “Niçin böyle bir oyunculuk?” değil, “Bu oyunda böyle bir oyunculuk gerekir miydi; oyun ile yönetmenin yorumu ve oyunculuk arasında bir tutarlılık var mı?” biçiminde olmalıdır. Eleştirmen bir tiyatro tarzını da sevebilir: Fars, vodvil, müzikal, dışavurumcu tiyatro, yabancılaştırmacı anlayış, geleneksel yorumlar vb. Bunlar karşısında da konumunu belirlemek kaydıyla 'yansız' olmalı. “Ben böyle bir tiyatro anlayışına karşıyım, 21. yüzyılda bu tarz komedilerin sahnelenmesi gereksizdir,” diyebilir. Ancak, “Bu anlayış içinde iyi sahnelenmiştir,” ya da “Bir fars şöyle sahnelenmeliydi, bu gerekli tempoyu taşımıyor,” demelidir. Burada da esas değerlendirilmesi gereken, sahnede oluşan bütünlük ve metin ile sahnede gördüğümüz yorumu arasındaki tutarlılıktır. Seyirci koltuğunda oturan biridir eleştirmen ve bir seyirci gözüyle oyuna bakmaktadır. Bu durumda sahnedeki görünen ya da görünmeyen tüm yaratıcı kişilere karşı duyguları da bir seyirci gibidir. Bu kişilerle ilişkileri ne düzeyde olursa olsun, onları tanımamış biri gibi oyunu izlemelidir. Bu konumuyla da tarafsız bir kişi olmak zorundadır eleştirmen. İzlemeden önce oyun hakkında olabildiğince bilgi sahibi olmalıdır. Oyun metnini okuması, yazar hakkında araştırmalar yapması gereklidir. Oyunun daha önceki sahnelenişlerindeki yorumları, yönetmenin yaklaşım tarzını bilmesi, izlediği oyunu daha rahat ayrıştırmasını, yorumun inceliklerini daha kolay yakalamasını sağlayacaktır. Bu nedenle bir tiyatro eleştirmeninin iyi bir arşive ve kütüphaneye sahip olması şarttır. Özellikle bir oyunun metninden, yazarından, yazılış sürecinden, değişik yorumlarından haberdar olması eleştirmen için çok büyük kolaylıklar sağlar. Çünkü tiyatro eleştirisinin en önemli kaynağı oyunun unsurlarının ayrıştırılması ve metin ile sahnede görülenin tutarlılığının denetlenebilmesidir. Bütün bunların yanı sıra çoğu sanat dalında yaşanmayan bir sorunu çözmek de tiyatro eleştirmeninin üstüne kalmıştır. Basın yayın organlarında, sanat muhabirliği, sanat yazarlığı ve sanat eleştirmenliği konusunda bir işbölümü yaşanmadığından, muhabirler eleştiri yazmakta, eleştirmen gereğinde muhabirlik yapmaktadır. Bu da eleştirmenin konumunu gerek okur ve izleyici gerek sanatçı açısından müphem kılmaktadır. BİR TİYATRO ELEŞTİRİSİ NASIL OLMALIDIR Çeşitli açılardan yansızlığını varsaydığımız bu eleştirmen tiyatro kapısından girdiği andan itibaren nasıl bir yol izlemelidir. Tiyatro, ne biçimde olursa olsun mekâna ihtiyaç duyan bir sanat dalıdır. Oyunun yorumu da zaten bu mekânın kullanımından başlar. Ancak, eleştirmen, bir tür seyirci temsilcisi olduğuna göre seyirciye verilen değeri, onun oyunu izleme şartlarını da göz önüne almalıdır. Tiyatro binasının yeri, ulaşım şartları, seyirci ile kurulan diyalog, bilet temini, duyuru biçimlerinin yeterli olup olmaması, tiyatro salonunun temizliği, seyircinin konumunun rahatlığı ve bakış açısının yeterliliği bu listenin olmazsa olmazlarıdır. Hele salon sorunu nedeniyle bir salonu birkaç topluluk paylaşıyorsa söz konusu bilgilerin izleyiciye iletilmesi gerekebilir. Özellikle eleştirinin yer alacağı yayın organında bunlar belirtilmiyorsa şarttır da. Seyircinin herşeyden önce neyi seyredeceğine dair bir bilgisi olmalıdır. Bu nedenle oyun ve yazarı hakkında bilgi verilmeli, ne demek istediği, iletisinin ne olduğu anlatılmalı, ana karakterleri (gerçek olaylardan kaynaklanıyorsa) tanıtılmalı. Günümüz yönetmenlerinden çoğu İtalyan sahne biçimi yerine, farklı mekân tasarımlarını yeğlemektedir. Çeşitli imkanları zorlayarak bazı oyunlar değişik sahnelerde sunulmakta, moda izlemeyi seven bazı yönetmenler gerekip gerekmediğine bakarak bu yola başvurmaktadır. Oyun, böyle bir sahnede oynanabilir bir biçimde midir? Mekân kullanımı yerinde midir? Sahne gereğince kullanılmış mıdır? Gerek yönetim gerek sahne tasarımı açısından bunlar değerlendirilmelidir. Oyuncu sahnede rahat hareket edebilmekte midir? Çoğu dekor tasarımcıları sahneyi öyle doldurur ki, oyuncu sanki bir labirent içinde dolaşmak zorunda kalmaktadır. Yönetmen, oyunun ruhunu kavramış mıdır? Bu sorunun cevabını ararken eleştirmenin bilgi birikimi önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle uyarlamalarda asıl metnin (roman, hikâye, olaylar dizisi) iletisi çok değişikliğe uğramakta, yazarın söylediğinin çok aksi sonuçlara ulaşılmaktadır. Yazılacak eleştiride mutlaka bu belirtilmelidir. Yazar nasıl bir karakter yaratmıştır, sahnede izlediğimiz nasıl bir karakterdir? Yönetmen yazarın karakterini aynen sahneye taşıyabilir, yazarla anlaşarak ya da anlaşmadan farklı bir yoruma da gidebilir, ama eleştirmen bunun ayrımına varmalı ve yazısında vurgulamalıdır. Yorum, tiyatro metninde de ortaya çıkabilir. Günümüzde özellikle Shakespeare oyunlarında çok farklı yorumlar yapılagelmektedir. Metinler günümüze uyarlanmakta, günümüzün olayları ve karakterleri çağrıştırılmaya gayret edilmektedir. Burada önemli olan metin ile sanhne arasındaki uyum ve tutarlılıktır. Yönetmen, bunu ne oranda başardığı konusunda yargılanabilir, yoksa niçin yaptığı konusunda değil. Yorum oyunun tümüne ait olmalı, tüm karakterler bu yorum içinde yer almalıdır. Aynı şey dekor ve kostüm tasarımı için de geçerlidir. Yalnız kostümleri güncellemekle, dekoru günümüz eşyası ile yapmakla oyunun güncellenmesi ya da yorumu söz konusu olamaz. Yönetmen, özgün bir yorum getirmese de, oyunu sahneye çıkardığı anda oyunun tüm sorumluluğunu üstlenmiş demektir. Oyuncu seçimini iyi yapabilmeli, ki gerek fiziki yapısı gerek yansıttığı kişilik olarak hem oyun yazarının yarattığı kişi ile hem de oyunun iç tutarlılığı açısından diğer oyuncularla uyumlu olmalı. Sahne trafiğini, oyunun temposunu iyi düzenlemeli, bir komedi ile mesajı sözlerinde yoğunlaşmış bir oyunun temposu farklı olmak zorundadır. Oyunun iletisi mutlaka seyirciye ulaşmalıdır. Bu açıdan yönetmen, oyuncunun sesine bile önem vermek zorundadır. Dekor ve kostümün uyumu, müziğin oyun ile tutarlı olup olmaması, oyuncuların sesini bastırmaması da yönetmenin dikkat etmesi gereken şeylerdir. Yönetmen bir orkestra şefidir, sahnede herşeyin uyum içinde yürümesini sağlamalıdır. Aynı zamanda oyunun bütün unsurlarının birlikteliğini sağlamakla ve oyunu zenginleştirecek detayları işlemekle yükümlüdür. Oyunun masajının iletilmesinden, sahnedeki sehpanın üstünde duran bir vazonun konumuna kadar her şeyden sorumludur. Eleştirmen tüm bu unsurları değerlendirmeli ve yargısını ona göre vermelidir. Yönetmenin başardığı ya da başaramadığı şeyler hakkında verdiği yargılarda, özellikle yorum konusunda eleştirmen kendi düşüncesini ayrıntıları ile belirtmeli. Sadece, “Yönetmenin yorumu yanlış,” demek hem okur hem de yönetmen için bir şey ifade etmez. Eleştirmen bu yargıya neden vardığını okura anlatmalıdır. Bu yorum niçin yanlıştır; yazarın mesajı nedir de yönetmen bunu yanlış algılamıştır; bu oyun üzerine daha önce yazmış olanlar, oyunu sahneye koyan diğer yönetmenler neler düşünmüştür ve yönetmen bunları kaale almamıştır... Bu tür bir dizi sorunun eleştirmen tarafından ele alınması ve yönetmenin yorumu ile karşılaştırılması gerekir. Oyunculuk, tiyatronun temel direği... Oyunculuğun değerlendirilmesinde aslolan tüm oyuncuların sahne içindeki ortak bir tempoya ulaşmalarıdır. Her oyuncu yorumun gerektirdiği kadar oyunculuğunu ortaya çıkarmalıdır. Dengesiz ve uyumsuz oyunculuk bir süre sonra sahnede bir gerilim yaratır ve bu gerilim mutlaka seyirciya yansır. Oyuncu, en az yönetmen kadar canlandırdığı karakteri tanımalı, ona hakim olmalıdır. Bir oyun ve oyuncu için en büyük tehlike abartılı oyunculuk, sahnede 'rol kesmek'tir. Özellikle yazarın yarattığı karaktere uyulmasında büyük yarar vardır. Son günlerde izlediğim bir oyundan örnek vermek isterim: Yazar, öyküsünde yılların yıpratıcı izlerini taşıyan, kırgın, orta yaşı geçmiş bir kadının öyküsünü yazmış, bu sahneye uyarlanmıştır. Yönetmen/oyuncumuz, yıllar sonra çalıştığı köşke gelen, ama yerinde bir apartman bularak daha da hüzünlenen bu kadını canlandırırken sahnenin bir ucundan bir ucuna koşturmaktadır. Çünkü kadın köşkün bahçesinin çeşitli köşelerini hatırlamaktadır. İmdi, bu kadının yaşını ve kırgınlığını bir kenara bıraksak bile, niçin lüks bir semtin sokaklarında oradan oraya koşmaktadır? Özellikle tarihi oyunlarda, yönetmenin ve oyuncuların dönemin yaşam biçimlerini çok iyi inceleyip, araştırmaları gerekir. Buna da bir örnek vermek isterim: Bir zamanlar Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenen bir oyunda, haremde bir koltukta uzanan padişah (bu arada vezirler ve sadrazamlar odaya girip çıkmaktadır) çat kapı gelen annesini hiç istifini bozmadan, “Naber valide?” diye karşılamaktadır. Böyle bir durum, değil bizim o yıllardaki terbiye anlayışı, dönemin saray protokolu açısından da mümkün değildir. İşte, eleştirmen bu ayrıntıları çok iyi yakalamalı ve gerekçeleri ile anlatmalıdır. Bir tiyatro eleştirisi, mutlaka sahnenin genel yapısını, dekoru, kostümü, sahnede görülen ayrıntıları içermelidir. Bunları dikkatle izleyen yazar, bu unsurlar arasındaki bütünlüğü de göz ardı etmemelidir. Dekor ve kostüm dönemselliğe uygun mudur, ayrıntılara dikkat edilmiş midir? Zaman değişimleri yapılan oyunlarda bu zamanlamalara uyulmuş mudur? Bazı tasarımcılar için renkler çok önemlidir. Renklerle bir atmosfer yaratmayı amaçlarlar. Bunu yakalamaya çalışmalıdır eleştirmen; tasarımcı amacına ulaşmış mıdır? Bu konuda tasarımcıyı desteklemeli, seyircinin bu yorumu algılaması için yazısında bazı ipuçları vermeli. Burada da tarihi oyunlarda, belli bir dönemi anlatan, belli uluslara ait oyunlarda kullanılan dekor ve kostümler için eleştirmen de tıpkı yönetmen ve tasarımcılar kadar dikkatli ve araştırıcı olmalıdır. Yargılarında acele etmemeli, gördüklerini kendisi de çeşitli kaynaklardan araştırmalıdır. Tarihi kostümlerde, mobilyaların stillerinde yapılan yanlışları yakalayan bazı eleştirmenler, doğrular yerine kendileri de yanlış örnekler verebilmektedirler. TİYATRO ELEŞTİRMENİ NASIL YAZMALI Her eleştirmen gibi tiyatro eleştirmenleri de öncelikle hitap ettiği okura göre yazmalı. Eğer bir günlük gazetede yazıyorsanız, sade bir üslubu yeğlemelisiniz. Çok fazla bilgi içermemeli yazınız, ama hiç bilgi vermemek de eleştirinin tabiatına aykırıdır. Özellikle absürd tiyatro gibi bir alanda, seyircinin mutlaka bilgilendirilmesi gerekebilir. Bu noktada yazarın üslubunun akıcılığının yanı sıra okur ile ilişki kurabilecek bir sıcaklığa sahip olması gerekir. Bilimsel terminolojiden, kuramsal söyleyişlerden de kaçınmalıdır. Gazete ya da haftalık dergiler gibi geniş kitlelerin okuduğu dergilerde, eleştirmenin yargılarında daha yumuşak olması, tiyatroyu sevdirecek, okurun tiyatroya gitmesini sağlayacak bir tavır göstermesi gerekir. Kötü oyunlardansa iyi oyunları gündeme getirerek, tanıtım yanı ağır basan yazılar yazmalıdır. Unutulmamalı ki eleştirmenin bir görevi de tanıtmaktır. Müstakbel seyirciyi oyun hakkında bilgilendirmek, oyunu tanıtmak karşılaşacağı yorum hakkında ip uçları vermenin yanı sıra küçük hatırlatmalar ve ikazlarda bulunmalıdır. Bu tür yayınlarda toptancı yargılardan kaçınmalıdır yazar. Daha ortalama okura seslenen sanat dergilerine yazıyorsa eleştirmenin daha ayrıntılara inmesi gerekir. Okurun bazı konuları bildiği varsayılmalıdır, burada eleştiri okları biraz daha keskinleşebilir. Eleştirmen bilgi vermekten ziyade, eleştiren, yanlışları gösteren, ne yapılması gerektiğini tartışan kişidir artık. Yine de dergi içinde ayrılan yerin ölçüsü oranında oyunun tüm unsurları hakkında yargılarını vermelidir. Burada oyun seçimi yapmaz eleştirmen. Müstakbel seyircisi zaten tiyatroya gitmektedir, oyunlar hakkında bazı bilgilere sahiptir, yazarı tanımaktadır. Eleştirmen, onlara seçimlerinde yardımcı olacak, dikkat edecekleri ayrıntılara işaret edecektir. Bu tür dergileri, sanatçılar da okuyacağı için, bir tür tartışma platformu olarak değerlendirilebilir. Bir de uzmanlık dergileri, akademik dergilerdeki eleştiriler var. Burada yazılan yazılar artık tanıtımdan tamamıyla arınmış olmalıdır. Eleştirmen de oklarını en keskin hale getirmiştir. Oyun, tümüyle ayrıştırılmalı, tüm kuramsal bilgiler yardıma çağrılmalıdır. Önemli olan neyin yapılıp yapılamayacağıdır. Derginin okurları da tiyatro ile doğrudan ilgili olduğu için yazarın bazı terimleri kullanıp kullanmama endişesi de olmayacaktır. Gerçek eleştiri yazısı da budur. SON SÖZ YERİNE Tiyatroda da eleştirinin işlevi sanatı zenginleştirme, ileriye taşımaktır. Bu nedenle eleştirmen 'niçin' ile ilgilenir. Çehov'un ünlü deyişiyle sahnede herşeyin bir işlevi vardır. Her hareketin de bir nedeni olmalıdır. Tüm yapılanlar bir metnin, onun yorumunun seyirciye iletilmesidir. Eleştirmen, bunun başarılıp başarılamadığını sorgular, daha iyisinin nasıl yapılabileceğine dair düşüncelerini aktarır. Yalnızca, “Olmamış,” demek yetmez, mutlaka neden olmadığı, nasıl olabileceği de anlatılmalı.
HECE Dergisi Sayı: 77-78-79 Mayıs-Haziran-Temmuz 2003
|