ÇOK SIK İŞİTTİĞİMİZ MASAL, BU KERE DE ADANA’DA: “EŞEĞİN GÖLGESİ”

 

ÜSTÜN AKMEN

 

Geleneksel hale gelen “Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nin sekizincisi, geçen ayın sonunda, tam da “Dünya Tiyatro” gününde start aldı, bu ayın sonuna kadar da sürecek. Konuya gerçi on iki gün önce Hayati (Asılyazıcı) Ağabey de değindi, ama bir de benden dinleyin istedim. Çünkü kentin kültür yaşamına 25 yıldır katkıda bulunan Adana Devlet Tiyatrosu’nun yanı sıra, Sabancı ailesinin sekiz yıldır tiyatroseverleri ülkemizin diğer kentlerindeki ve dünya tiyatrolarındaki kimi örneklerle buluşturma çabasını övmemek, övünmemek olası değil. 

 

BU GÜNÜN ADI NE

Festival Dünya Tiyatro Günü’nde açıldı. Adana Devlet Tiyatrosu Müdür Vekili, kentin Valisi, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Kültür ve Turizm Bakanı birer konuşma yaptı. İlgimi çeken, ne tuhaftır ki Bakan dışında tüm konuşmacıların “Dünya Tiyatro Günü”nü, “Dünya Tiyatrolar Günü” olarak anmalarıydı. Bu hatanın festival katalogunda da sıkça yinelenmesi, düzenleyicileri adına festivalin bence üzücü yanıydı.

 

YAŞAYAN ABİDE MACİDE TANIR

Törende, Güler Sabancı “Yaşayan Abide” Macide Tanır’a “Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü”nü sundu. Macide Tanır da bir konuşma yaptı. Macide Tanır, hepsi birer birer ve hep beraber Türk Tiyatrosu’nun mihenk taşları olan dostlarını anarken duygulandı. Esasında, Macide Tanır’ın törenden önce de duygu denizinde olduğunu sezinlemiştim. Dalıp dalıp gidiyordu. Yıldırım Önal dedi, Nihat Akçam dedi, derken o ıpıl cıvıl gözlerini gözlerimden kaçırdı. Güncel konulara döndü, sosyo-kültürel çöküşten söz etti. Laiklikten de… Demokrasiden de… Uygar olmaktan da… Söz etti… “Tiyaronun Cadısı” olmasının da ötesinde, sanatının üstüne binmiş, yozlaşmaya karşı savaş açmış çağdaşlığın havarisi gibiydi.          

 

KULAKLARI ÇINLAYASI HALDUN TANER

"Eşeğin Gölgesi", bilindiği gibi Plautus’un “Altın Eşek” adlı komedyasının bir uyarlaması. Plautus’un da bu öyküyü Apuleius’dan aldığı pekâlâ bilinmekte. Haldun Taner’in,  Abdalya denir bir ülkede, Şabaniye denir bir kasabada, Abid Ağa denir bir esnaf ve çırağı Şaban ile Zahid Ağa denir bir başka para babası ile yamağı Mestan arasında geçen öyküyü anlatırken, epik tiyatronun temel yaklaşımını geleneksel tiyatromuzun çeşitli öğeleriyle fevkalade başarılı biçimde kaynaştırdığınıysa, elbette unutmadık, biliyoruz.  

 

OYUNUN ÖZETİNİN ÖZETİ

Oyunda sağduyuyu dile getiren "Anlatıcı (Ozan)", sürekli itilip kakılmaktadır. Mestan ve Şaban’da, ortaoyunun "İbiş"i gibi sömürülen bilgisiz halk özdeşleştirilir. Abid'le Şaban, Zahid'le Mestan oyunun başında Pişekar ve Kavuklu ikilileri oluştururlar. Haldun Taner, eski ortaoyununun "Curcuna"sından, Hacivat'ın "Perde Gazeli"ndeki "ibret" sunma biçimine dek, geleneksel tiyatromuzun birçok öğesini "epik" tiyatro anlayışı içinde işlevsel bir biçimde değerlendirmiştir. Düzen eleştirisi, toplumsal-ekonomik-politik dizgenin içerdiği tüm boyutlarda yoğunlaşır: Kullandığı tüm öğeler, oyunun "uyarma" işlevini desteklemektedir.

 

POLİTİK TİYATRONUN ÇARPICI ÖRNEĞİ

Evet… Politik tiyatronun ülkemizde yazılmış en çarpıcı örneklerinden birini oluşturan bu eser, Adana Devlet Tiyatrosu yapımı ve  Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası 8. Tiyatro Festivali’nin açılış oyunu olarak Halil Akarsu yönetiminde sahnelendi. Akarsu, eserin seyirlik oyun biçimine sadık kalırken, günlük siyasal iletiyi de önde tutmak istemiş. İster ya! Böylece, epik tiyatro ile geleneksel Türk tiyatrosunun bir bileşimini gerçekleştirmeye çalışmış. Sonuç olarak ortaya, “matluba” uygun bir “siyasal halk güldürüsü” çıkmış mı, şimdi ona bakacağız.

 

SİYASAL GÜLDÜRÜ “MATLUBA” UYMUŞ MU

 Halil Akarsu, ortaya “matluba” uygun bir “siyasal halk güldürüsü” çıkarmış, çıkarmış çıkarmasına da, işi biraz abartmış. “Eşeğin Gölgesi”nin epik tiyatro yöntemi yönünden “Keşanlı Ali Destanı” ve “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”dan daha başarılı olduğunu, ancak tutarlılık açısından o oyunlardaki başarı çizgisine gelemediğini pek dikkate almamış ya da alamamış. Geçmişteki bir olayı güncelleştirmeden de etkili olunabileceğini düşünmemiş. Seyirciye, sahnede gördüklerinin bir oyun olduğunu, ancak bu oyun üzerinde, bu oyunun sunduğu şeyler üzerinde düşünmesi gerektiğini söylememiş, söylediği kadarınınsa altını az çizmiş.   

 

TRAJİ-FARS BU DEĞİL Kİ

Hızlı anlatım yolunda zaman zaman tıkanmış Akarsu. Her nedense, “… müşteri sana gelmiyorsa, sen müşteriye gideceksin,” düşüncesiyle kasabanın yolunu tutmaya karar verdiği bölümlerde Şaban’a (Şekip Taşpınar), Matlup ile Mansur’un akıl almaya gittikleri büyük üstad Büzürkmürç’e (Serdar Kayaokay), yer yer Mansur’a (Çağrı Turan) olsa olsa kolay seyirci tepkisi adına eşcinsel tiplemesi çizdirtmiş. Kambur Ese’yi “Notre-Dame’ın Kamburu Quasimodo” yapmış. Paradokstan komik olanı mı çıkarayım, yoksa alışagelmedik gülünçlükler mi yaratayım; duyumlara seslenen güldürü biçimini mi benimseyeyim, çelişmelerdeki  komikliğin mi altını çizeyim diye bocalarken gerçekle, mantıkla bağdaşmaz; tuhaf, olabildiğince abartmalı, zorlama gülünçlükler bulmuş. İki arada bir derede kalmış. Traji-fars denemiş, ama olmamış.

 

YOKSA BAKAN İÇİN ÖZEL MİZANSEN Mİ

Bu arada, oyun içindeki lehçe saptanmadığı, saptanmadığından çalışılmadığı için, ortaya çıkan uydurma lehçe kakofoni oluşturmuş. ”Bakışlı” yerine “Bohuşlu” diye lehçe olur mu yahu! O zaman, pek çok konuşma anlaşılmaz, anlaşılamaz olmuş, anlamamak seyirci koltuğunda sıkıntı doğurmuş. Oyuncuların ikide bir ayaklarını yere vurarak tepinmelerini, o akşam oyunu en ön sırada izleyen Kültür ve Turizm Bakanı’nı uyutmamak amaçlı olduğunu sandığımdan es geçiyorum. 

 

DİĞER BAHSE DEĞERLER

Sertel Çetiner’in dekoru sade, ama işlevsel. Özge Şenol, inceliği olan kostümler tasarlamış. Kemal Günüç, zevkli müzikler seçmiş, seçilen müzikleri Güldane Terlikol, Sinan Sonsuz, Sebahattin Nazik, Caner Yavuz’dan oluşan müzik ekibi, “yerinde forte”  tonlarda başarıyla “icra” etmiş, Neslihan Öztürk, sahneye devinim kazandırıcı danslar düzenlemiş ve tüm oyuncular  başlarıyla canlarıyla işi kotarmaya çalışmışlar. Ama aralarında bir iki adım öne çıkanlar da olmuş elbette… Sema Öner Kalav süzme oyunuyla dikkat çekerken, Şekip Taşpınar, Tunç Yıldırım, Z. Şirin Çetinel ve canlandırdığı beş karakterde de Serdar Kayaokay “helâl” dememe hak kazanmışlar.

 

Kıssadan hisse derseniz, bu oyunlarıyla en azından, masal anlatmanın kolay olmadığını anlamışlar.  

 

 

ana sayfa