-Sayın Şensoy, Ortaoyuncular Topluluğu olarak 27 yıldır istikrarlı bir biçimde oyun üretiyor ve seyirci ile buluşuyorsunuz,bu sezonda da  dört faklı oyunla perde dediniz.Seyirci potansiyeliniz hakkında bilgi verir misiniz?

          Her fırsatta dile getiriyorum Türk tiyatrosunda ciddi oranda bir seyirci kaybı var ben bunu  söyledikçe,başka birisi hayır benim tiyatrom doluyor diyor,oysa ben herhangi bir tiyatroyu  kastederek söylemiyorum bunu. Türkiye’nin kültürel olarak bir düzeysizlik yaşadığı gerçeğini konuşmak için söylüyorum.Sorun, şu ya da bu tiyatronun  seyirci sıkıntısı yaşaması sorunu değil,ayrıca bizim tiyatromuz, günün kültürel  koşulları ve diğer tiyatrolar göz önünde bulundurulduğunda seyirci sıkıntısı yaşamıyor,ancak şöyle bir gerçeği de vurgulamak istiyorum bundan 10 yıl önce bizim seyirci sayımız üçyüz bin civarındaydı.Peki nerde bu seyirci şimdi .Son yılarda Türkiye  kültür ve sanat ortamı, hızla kültürel bir yozluğun batağına sürüklendi bir takım odaklar tarafından.İstenilen insan profili şuydu;gündelik sorunlarına bile yabancılaşmış,aynı zamanda duyarsız ve toplumsal düşünüşden yoksun bir kalabalıklar topluluğu.Böyle bir kütlenin sanat ortamına dahil olması  ya da tiyatroları takip ederek yaşamına yeni pencereler açmak üzere seyirci olmasını beklemek ham hayalden başka bir şey olmasa gerek.

         -Neden böyle oldu sizce? Türkiye’de farklı değerler edinen yeni bir kuşak mı yetiştirilmek istendi.

          Bu duyarsızlık ve bireyci yaşam kültürünün baş müsebbibi hiç kuşkusuz 12 Eylül’ü gerçekleştiren ve topluma deli gömleği giydiren  generallerdir.12 Eylül öncelikle düşünen ve hak arayan toplum  olma özelliğinin üzerin toprak attı.Bu korku ve sindirilmişlik öncelikle toplumu ciddi  sanat pratiklerinden uzaklaştırdı.Son kuşak zaten iyice tiyatrodan uzaklaştırıldı eskiden üniversitelerde, sendikalarda tiyatro yapılırdı gençliğin bir arayışı bir sanata eğilimi vardı , bu kuşağa tiyatroyu, sanatı,  okuma etkinliklerini öğreten olmadı.Gençlik internetin başında ve kendi dinamizmini öldürüyor ve farklı meşguliyetler peşinde sürükleniyor.Şimdilerde biliyorsunuz bilmem ne yarışması ile Türkiye bilmem nesini arıyor diye  gençlik şapşal bir yozluğun içine itiliyor.Bunun yanında tiyatro gerçekten  pahalı bir sanat ve halkın gelir düzeyi ile doğrudan ilgili bir etkinlik, eğer tiyatro alışkanlığı yoksa zaten gelmiyor bir de gelebilmek istediği halde geçim koşulları buna fırsat vermiyor.Diğer yandan artık biraz da halkın eğlence biçimi değişti, insanlar evlerinde zaman öldürüyorlar ve farklı ucuz eğlence biçimine yöneliyorlar.Bir de büyük kentlerde gerçekten sanat etkinliklerini takip etmek iyice zorlaştırıldı.İnsanlar her bakımdan ürküyorlar artık ekonomik olarak güvenlik olarak bir de trafik vs ile boğuşmak zorundalar.Tabii bütün bunlar Türkiye’nin kültürel olarak  nasıl bir toplumsal şekilleniş içinde olduğunun göstergesidir.Bu durumdan her sanatçının rahatsızlık duyması da normaldir.

         -Geçtiğimiz günlerde Şehir Tiyatroları tiyatroya giriş ücretlerini 1 lira ve 50 kuruşa indirdi bunun tiyatroya zararı ya da faydası nasıl olur ya da olur mu, Ne düşünüyorsunuz?

           Tamamen saçmalık diyorum ,zaten dengesiz bir rekabet ortamı var,ben  bu kararın altında farklı niyetler aramaya başladım.Son dönemde alınan kararlara bir bakın özel tiyatrolara yapılan yardım kesildi,devlet tiyatrolarının salon kiraları fahiş fiyatta artırıldı.Bütün bunlar toplumu çağdaş anlayıştaki sanat etkinliklerinden uzaklaştırma girişimi olarak görüyorum.Şimdi Şehir Tiyatroları’nın ücret indirimine gelirsek ben bunun tiyatro sanatına bir katkısı olacağı kanısında değilim, çok açık olarak haksız rekabeti körükler bu durum.Bir tarafı yaşatacağım derken diğer tarafı öldürme hakkını kimse kendinde göremez. Bakın Avrupa’da bu işler nasıl kotarılır;belediyeler her türlü gelirlerinden belli bir oranda o kentin tiyatrosuna bir fon ayırırlar ve zamanı gelince bu fonu kent tiyatrolarına kullandırırlar.Belediyecilik sadece yol ve kanal yapmaktan ibaret değil ki.Belediyecilik öncelikle kentlilik bilinci yaratmak demektir  bu da ancak sanat ve kültür etkinliklerinin ortak ve kolay takibi ile mümkün olabilir. Bak şu olabilirdi bu indirimle amacın neyse ne yap ama özel tiyatrolara da bir yardım ya da sübvansiyon yapsalardı niyetlerinden kuşku duyulmazdı.Bu indirimle her ne kadar halkı düşündüklerini söyleseler de bunlar inandırıcı değil, halkı esas biz düşünüyoruz ,üç yıldır bilet ücretlerine zam yapmadık .İzleyicinin durumundan onlar değil biz haberdarız.

         -Peki sayın Şensoy bu politikacılar ve bürokratlar sanat ve sanatçı adına yaşamsal kararlar alıyorlar ,Türkiye’de acaba bu kesimin tiyatro ya da sanatla ilişkileri nedir,yani izleyici olarak ya da sorunları dinlemek üzere herhangi bir girişimleri olur mu ?

          Politikacılar ve bürokratlar beğenin ya da beğenmeyin göz önünde olan insanlardır tavır , davranış ve söylemleri ile örnek olmak zorunda olan kimselerdir. Ama nedense tiyatroya gelmezler, benim tanıdığım Erdal İnönü ve Fikri Sağlar dışında  ne  bir politikacı ne de bir bürokratı tiyatroda izleyici olarak görmemiz pek mümkün olmaz.Eskiden protokol diye bir gelenek vardı ,onlarda yok şimdi.Ankara ya turneye gittiğimizde de gelmezler ilginçtir.

         -Vakit mi yaratamıyorlar yoksa asosyal mi yaşıyorlar

          Bu alanda düzey iyice düştü ülkemizde,tamamen asosyal bir hayat sürdükleri için sanatsal etkinlik arayışları yok,bu bir eğitim meselesi ve bunlar tiyatroyu gereksinim olarak görmüyorlar.

          -Yakın zamanda bir konuşmanızda yanılmıyorsam şöyle bir saptama yaptınız; “artık tiyatrolar taşraya açılmalı büyük kentlerde seyirci yavaş yavaş tükeniyor” demiştiniz.Buna   ilişkin bir girişiminizde oldu sanırım.Ne durumda bu taşraya açılma projesi?

           Evet böyle bir girişimimiz oldu ve çokta başarılı sonuçlar elde edildi. Ama önce şunu söyleyeyim bu düşünce öncelikle yukarda söylediğim seyirci sıkıntısından çıktı.Bir dönem Paris’te de buna benzer bir sıkıntı yaşandı ve bütün tiyatrolar toplandı ve ara sıra geri dönmek özere Paris’i terk ettiler.Fransa’nın en köklü tiyatrosu ‘Komedi Françes bile aynı sıkıntıyı yaşadılar. Ben de bu örnekten yola çıkarak böyle bir karar aldım ve ilk olarak Tuncel Kurtiz’in yaşadığı köy olan beş yüz kişinin yaşadığı Çamlıbel’de  oynadık ,ardından Bozdoğan’da ve Manisa Sarıgöl’de belediyenin organizasyonu ile  otogarda dört bin kişiye oynadık  bu gösterimler  sırasında herhangi sorun yaşanmadığı gibi tersine hem seyirci bakımından hem de teknik olarak  İstanbul’da yaptığımız gösterimlerin daha iyisini gerçekleştirdik.Bir kere taşraya profesyonel  tiyatrolar gitmiyorlar ve buralar da  seyirci buranın açlığını 3.sınıf bile olmayan amatör tiyatrolar gidermeye çalışıyor.Bu tiyatroların da  nitelik olarak ne durumda oldukları mağlum.Bu toplulukların yaptığı gerek çocuk tiyatrosu gerekse de büyükler için sahneledikleri oyunların onların sanat ihtiyaçlarını karşılamak yerine tam tersi taşra seyircisini tiyatrodan uzaklaştırıyor.Sırf bu kendini bilmez  amatörlüğün önüne geçmek için bile taşraya gidilmeli ve biz bunu yapıyoruz ,projemiz genişleyerek devam edecek bahar aylarında.  

 

ana sayfa