GECE MEVSİMİ

 

 Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Gece Mevsimi.

 

Kent Oyuncularının oyunu “Gece Mevsimi” Ankara’daydı. İngiliz yazar Rebecca Lenkiewicz’in oyununu Mehmet Birkiye sahneye koymuş. Türkçeye çeviren Şükran Yücel. Oyun bir film ekibinin çekim için geldiği küçük bir İrlanda kentinde geçiyor.  Oyun kişileri kent yaşamının sosyal ilişkileri içinde. Ama bir ulaşamama, diyalog kuramama hali var. En hoş tarafı  herkesin (ki büyükanne, baba, kızlar olarak bir aile onlar) bir diğerinin kişiliğine saygı duyması, baskı uygulamaması, değer yargılarından yola çıkarak  bir davranış biçimi önermemesi..

 

Bu biraz aykırı, bir hayli rahat, yaşamla dalga geçen ailenin aslında birbirlerini sevgiyle gözeten, duyarlı, sevgili insanlar olduğu oyun ilerledikçe  ortaya çıkıyor. Bu, bir anlamda  oyunun sürprizi.  

 

Perde açıldığında yabancı bir ülkenin yabancı kadınlarını -yabancı diyaloglarıyla-söyleşirlerken görüyoruz.Bu kadınlar bedenlerini kendilerine ve başkalarına göstermekten çekinmeyen, cinselliği konuşmaktan ve yaşamaktan utanmayan kadınlar. Üçü genç  biri de hayli yaşlı  dört  hanım. Oyunun diğer kişileri iki genç , bir  de orta yaşlı erkek. Kadınlar konuşuyorlar: Erkeklerle, evlilikle, aile ilişkileriyle sorunları var. Bunları dile getiriş üsluplarından  muhafazakar bir toplumdan olmadıkları anlaşılıyor. Yani biraz uzak olduğumuz bir değerler dizisinden dört kadın üç  erkek. Hepsinin ayrı öyküleri var. Birbirleriyle fazla ilişkili de değil öyküleri,  çelişkili de. Dolayısıyla alışıldık bir dramatik aksiyon çatısı yani krizler, çatışmalar, doruklar ve benzeri klasik örgü yok. Ama seyirciyi   (izlediğim gece tüm salonu ve örneğin beni) üç saat diri bir ilgiyle sahneyi ve oyunu izlettirecek dinamizme, içeriğe ve tiyatro tadına sahip. Oyun  aşk, sevgi, yaşam ve ölüm üzerine  iddiasız ama o ölçüde çekici bir kurguyla sürüp gidiyor. 

 

Yönetmen Mehmet Birkiye, oyun kişilerinin çok iyi çizildiğini, seyircinin hoşlanacağı insan figürlerini sahnede bulabildiğini söylüyor. Doğru; beğendiği erkekle hesapsız, önkoşulsuz, sevecenlikle yatağını paylaşan bir genç kadın, hoyrat, içkici, ukala, ağzı bozuk ve bencil ama bir o kadar romantik, duyarlı ve kararlı bir aşık adam, sevdiği adamın her söyleyip ettiğinde büyük kerametler  bulan saf aşık genç kız, sevdiği kadının bir işaretiyle yaşamına yön verecek kadar sadık bir genç adam… Ve hepsinin sonraki günlerinin bugünkü örneği bir yaşlı hanım.  Yaşlanmayı yaşamdan elini eteğini çekmek olarak algılamayıp alabildiğince deli dolu yaşayan, hoşgörülü, sevgi dolu kişiliğini çocuksu aykırılıklarla kaynaştıran  sıradışı yaşlı hanım… Kime yakın gelmez .. Hoş tarafı hiçbirisi tipik değil. Özgün ayrıntılarıyla farklı davranışlara sahipler.  Ve sonra bakıyoruz, İrlanda’nın bir küçük yerleşim yerinden bu insanlarla çok yakın, sevgili bir akrabalık ilişkisi içindeyiz. Bu kadar inandırıcı olmayı  başarıyor oyun.

 

Yıldız Kenter;  kendine çok yakışan rolüyle sahnede seyretmeye doyulmaz bir oyunculukla salınıyor.  Yıllar önce  Harold’la Maude’da Ayhan Kavas’la izlediğimde şaşırdığım gibi yine şaşırtıyor beni. (Selçuk Yöntem dışında) Hepsi öğrencisi olan gençlerle sanki öğrencileriyle değil,  sanatçı arkadaşlarıyla paylaşıyor sahneyi. Kimseye bir saniselik haksızlık yapmıyor. Bilen bilir istese nasıl markeler, nasıl sahneyi alır, götürür, diğerlerini arka plana bırakır. Ama öyle güzel bir şey ki öğrencileri de -ne mutlu hocalarına- mükemmel bir olgunlukla her şeyden önce de doğallıkla oynuyorlar. Selçuk Yöntem sahneye ve perdeye, ekrana _ki yine bilen bilir her biri ayrı hüner ister-  bir başka yakışan, çok yetenekli bir oyuncu. Son derece doğal ve inandırıcı. Gençlere gelince kızlarda  Demet  Evgar, Yeşim Koçak, Elvan Boran; erkeklerde de Umut Temizaş, Osman Sonant Mehmet Birkiye’nin keyifle değerlendirdiği gençlikleri, güzellikleri yanında  kendilerinden emin (ki asıl bu ilginç, hocalarıyla aynı sahneyi bu kadar güvenli, çekincesiz oynamaları çok güzel) doğal oyunculuklarıyla başarılılar. Bu doğal oyunculuk konusu biz Ankara’lıların dikkatini bir de  aynı topluluğun Kumarbazın Seçimi oyunuyla çekmişti.  Oyunun dekoru çok işlevsel ev içi ve dışı birçok mekanı küçük dönüşümlerle oyuncuların ve seyircinin hizmetine sunabiliyor.Hem uzak bir kente ve dünyaya işaret ediyor hem de her birimizin oturma odamıza. Kostümler doğal, oyun kişilerini tanımlıyor.

 

Oyunun kullandığı günlük konuşma dili Yıldız Kenter’i de düşündüren   bazı argo sözcükler içeriyor. Ankaralı seyirciyi biraz yadırgatsa da (Kenter Oyuncuları  oynadığı için belki) yaşamın doğal akışı içinde oyunun geçtiği yer ve ilişkiler de göz önüne alındığında sempatiyle kabul görüyor..

 

Oyunun en büyük dramaturjik ve reji başarısı ölümü, yani en acımasız ayrılığı saygılı bir uzak açıyla, mesafeyle yansılaması.

 

Gülşen Karakadıoğlu, Hürriyet Gösteri

 

ana sayfa