TİYATRO DÜNYASINDAN.........................................Dikmen Gürün
GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK
Tarih-tiyatro ilişkisi belgesel tiyatroda ‘kolektif şahitlik’ olarak belirginleşir. Belgesel tiyatronun önemi, öncelikle gerçeklere belli bir uzaklıktan ve belgelerle, somut verilere dayanarak bakabilmekte yatıyor. Dramaturji ve bilimsel araştırma buluşması, yanıtsız bırakılan, geçiştirilen soruların yanıtlarını aramıştır, arayacaktır.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde 37 insan, ki bunların 35’i yazar, şair, sanatçı, öğrenciydi, gözü dönmüş şeriat yanlıları tarafından vahşice öldürüldüler. Ne acıdır ki bir koca kent halkı seyirci kaldı bu katliama. Seyirci kalan sadece o gün, o saatte orada olan ve ağzından köpükler saçan yobazlar tarafından galeyana getirilen cahiller miydi? Hayır... Bugün ise, insana aklını kaybettirecek bir biçimde “kebap salonu” olarak hizmet vermesini düşünmek bile ürkütücü Madımak’ın.... Nasıl olabilir bu? Neden olmasın? Sanıkların çoğu salıverilmiş durumda, geri kalanlar da, görünen o ki, ‘topluma kazandırılmış’ kişiler olarak yakında karışacaklar aramıza...
Belgesel tiyatro1970’li yıllarda Eric Bentley “Şimdi Orada mısın ya da Hiç Orada Oldun mu?” adlı bir oyun yazmıştı. Yale Repertuar Tiyatrosunda oynanan bu oyun Amerikan Karşıtı Hareketleri İzleme Komitesi HUAC’ın (1947-1958) sanat dünyasını nasıl hallaç pamuğu gibi attığı gerçeğini, soruşturma kayıtları, mahkeme ve meclis tutanaklarından yola çıkarak gözler önüne seriyordu. Bu belgesel oyun, 20. yüzyılın yüz kızartıcı olaylarından birini gerçek verilere, kayıtlara dayanarak irdeleyen yoğun bir çalışma ürünüydü. Bildiğim kadarıyla, yapıt Yale dışına çıkmadı/çıkamadı ama bugün de belgesel tiyatronun önemli köşe taşlarından biridir.
Tarih- tiyatro ilişkisi belgesel tiyatroda ‘kolektif şahitlik’ olarak belirginleşir. Belgesel tiyatronun önemi, öncelikle gerçeklere belli bir mesafeden ve belgelerle, somut verilerle bakabilmekte yatıyor. Televizyon kanallarında her gün, her gece izlediğimiz savaş ve şiddet sahnelerinden çok farklı bir bakış, çok farklı bir şahitlik süreci kuşkusuz. Son yıllarda, savaşları, medeniyetlerin yok edilişini, vahşeti, şiddeti televizyon kanallarından adeta dizi izler gibi izliyoruz. Kimi zaman tepkiliyiz, kimi zaman boş gözlerle bakıyoruz ekrana... Çelişik, duyarsız, acı, yüzeysel ve tek yönlü bilgi bombardımanı altında yaşanan bir hareketsizlik, dumura uğramışlık söz konusu. Daha önce bir yazımda belirttiğim gibi, sanki toprak sürüldü bitti... Ama, sürülmüş toprağı, hele üzerinde bizim gibi belleksiz bir toplumun yaşadığı bu toprağı yeniden havalandırmak gerektiği kesin. Kültürel yaşamdaki bu sıkışmışlıklar bilinçli bir politik sistemin uzantıları. Giderek korkutucu boyutlara ulaşıyor.
Dar boğazı aşmak1980’lerle birlikte dünyada ve Türkiye’de belgesel tiyatro bir anlamda dinamizmini yitirdi. Ama, dramaturgi ve bilimsel araştırma buluşması yanıtsız bırakılan, geçiştirilen soruların yanıtlarını arayacaktır. Bu açıdan bakıldığında, Sivas katliamı gibi, Maraş olayları gibi olaylar ülkenin geçilmesi kolay olmayan dar boğazlarıdır. Bunlar elbette unutulmaya terk edilemez. “Şimdi Orada mısın ya da Hiç Orada Oldun mu?” sorusunun sürekli sorulması gerekir ki toplumlar kendi gerçeklerinin üzerini örtmek ya da başkaları tarafından örtülmesine izin vermek yerine bu gerçeklerle yüzleşsinler.
Geriye dönüp baktığımızda; kısaca değinmek gerekirse, Türkiye’nin belgesel tiyatro ile tanışması 1965’lere dayanır. 1970’lerde ise konularını kendi yakın tarihimizden alan belgesel oyunlar dikkat çeker. Ergin Orbey’in “Birinci Kurtuluş” (AST), Ataol Behramoğlu’nun “Lozan” (Antalya DT) , Güngör Dilmen’in “İttihat ve Terraki”si (Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu), Orhan Asena’nın “Şili’de Av”ı (Dostlar ), Haşmet Zeybek’in “Alpagut Olayı,” (Dostlar), Macit Koper’in “Sabotaj Oyunu” (Dostlar) ve 1977’de AST tarafından oyunlaştırılan Uğur Mumcu’nun “Sakıncalı Piyade”si gibi...
Günümüzde belgesel tiyatro farklı biçimsel arayışlarla yönelebilir. Yaşanmış ve yaşanmakta olan onca sarsıcı olaydan yola çıkılarak yazılacak her belgesel oyun , yukarda da belirttiğim gibi, önemli soruları, tartışmaları beraberinde getirecek, karanlıkta bırakılmak istenen noktaların aydınlığa çıkmasına yol açacaktır. Gerilere gitmeye gerek yok, son yıllarda bu topraklarda yaşanan Madımak gibi olaylar ürkütücüdür. Bu olayları belgelere dayanarak irdelemek ve onları tiyatro sanatının sonsuz açılımlar içeren dünyasına taşımak salt geleceğe değil, geçmişe dönük olarak da ciddi hesaplaşmalara, yüzleşmelere zemin hazırlayacaktır... Bu konuda oyun yazarlarımıza çok iş düşüyor...
Cumhuriyet, 4 Temmuz 2006
|