|
GELENEKSEL SINIRLAR KOKUSUZCA AŞILIRKEN: “GİBİ” / “SANKİ”
ÜSTÜN AKMEN
1967 yılında Birgit Cullberg tarafından kurulduğundan beri, gerçekleştirdiği yapıtlarla dünyadaki modern dans akımlarının öncülüğünü sürdüren Cullberg Ballet, festivale iki yapıtla katıldı: “Gibi” ve “Sanki”. Ünlü koreograf Mats Ek’in önce Nederlands Dance Theatre için gerçekleştirdiği, ardından Cullberg Ballet’nin repertuarına aldığı “Gibi - A Sort of” gerçek ile düş arasında bir alanda, farklı bir yolculuğun öyküsüydü ve Henryck M. Górecki’nin bestesi eşliğinde sunuldu. Yapıtta mizah duygusu ön plana çekilmişti ve 16 dansçının yer aldığı bu bale gösterisinde, tam uykuya daldığını sandığı anda, başka bir gerçeğe uyanan adamın sıra dışı yolculuğu anlatıyordu.
CİNSEL SEVGİNİN İŞLEVİNİ ANLADINIZ MI? Bu gösteriyi izlerken, dans tiyatrosunda öyküye gerek olmadığını savunanlara neden katılmadığımı, “katılmadığım” ne kelime tepki gösterdiğimi, dans tiyatrosunda da öykünün odak noktası olduğuna nasıl inandığımı, öykünün mutlaka olması gerektiğini yıllardır nasıl savunduğumu bir kez daha gözden geçirdim. Dans tiyatrosu, bir oyunu, felsefeyi, düşünceyi ya da imgeleri teatral anlamda dansa dökmek anlamını taşıyordu benim için. “Gibi”de de, “Sanki”de de dansçılar, giderek dünyayı ve kendilerini sorguladı, kendileriyle ve dünyayla hesaplaştı. Var olan bütün sanatlar (estetik ve plastik) “Gibi”nin de “Sanki”nin de içinde yer aldı. Klasik bale, modern dans, mim, hareket tiyatrosu... Bütün bunlar bir bütün içinde harman oldu.
Adam, başka bir gerçeğe uyandı. Uyandığı ortamda (örneğin) gebe kadının karnı patlatılıyor, erkeğin kocaman testisleri yok ediliyor, bir başka kadının kalçaları ve göğüsleri eritiliyordu. Bugüne kadar insanlığa belletilen cinsel sevginin işlevinin çocuk yapmak olduğu öğretisi, bir anda yerle bir edildi. Cinsellik bastırılamayacağına göre, çoğalmadan ayrılışmalıydı ve iki insan arasındaki birlikteliğin bir türüne dönüştürülmeliydi. Dansçılardan biri, elindeki kırmızı balonu serbest bıraktı.
İnsanlığı binlerce yıl boyunca özendiren “daha büyük ve daha iyi” tutkusunun da, artık bir tehlike olduğunu Maria Geber’in hareketli panolarının ve Ellen Ruge’un olağandışı ışık tasarımının yardımıyla anladık. Vardığımız evrede daha büyük, daha iyi ile eşanlamlı değildi artık. Adam gene uykuya daldı.
BARBARCA KOŞULLARA GERİ DÖNMEMEK İÇİN Johan Inger’in koreografisini yaptığı “”Sanki - As If”, ise Stefan Levin’in müziğiyle, insanoğlunun doğasını ve çevresiyle kurduğu ilişkileri sorguladı. Şiirsellik vardı Inger’in anlatımında. İster inanın, ister inanmayın, ben Inger’in söylemek istediklerini harfi harfine anladım. Bağnaz yurtseverliğin gerilemesinden yanaydı. Toplumsal ve ekonomik düzeyde işbirliği gerekiyordu. İnatçı insanlı koşulların baskısıyla çok yavaş ilerliyordu dünya. Franka Gebert’in metalik döner panosu, dönüşünü her tamamlayışında önündekini ardındakini yok etti. İnsanlığın, yük getirmeyi sürdüren bir başka kuşağın ardından hayatta kalamayacağı artık somut bir gerçekti. Erik Berglund’un yan ışıkları anlatıya katkı sağladı.
Barbarca koşullara geri mi dönecekti insanoğlu? Böyle bir durumda insanlık rahatça silinebilir ve gezegenimiz yaşamı ayakta tutabilme yetisini ciddi anlamda yitirebilirdi. “Yeryüzü ölüyor,” dedi Johan Inger. İnsanlık adına bir şeyler yapmamızı önerdi. Zorunlu olan kararların hemen alınması gerekiyordu. Hem de hemen, şimdi… Final tablosunda panonun arkasında yitip giden dansçılar: “Yoksa yok olursunuz,” der gibiydi.
Sonuç olarak Cullberg Ballet Riksteatern, Swedish National Touring Theatre; dans, tiyatro ve müziğin geleneksel sınırlarını korkusuzca aştı, sınırlandırmalara meydan okudu. Müzik, dans ve öyküydü sunulan. Tümü hep birlikte, iki gösteride de kendine özgü bir bütünü biçimlendirdi.
İstanbullu tadı damağında kalan özgün bir yaratım izledi.
|