|
Orhan Alkaya
Sizi tanıdığımda on dört yaşındaydım Hocam. Lisenin ikinci
sınıfındaydım, okulu kırmanın ve cep kanyağının muazzam tadına nihayet
varabilmiştim. Fenerbahçe'nin efsane kadrosundan Yaşar ağabeyin
Caddebostan'daki kahvehanesinde bilardoya henüz başlamış, tavlayı
ilerletmiştim. Okul tiyatrosunda oyunculuk hevesim de o sıra başlamıştı.
Âsûde sokaklarımızda, caddemizde uzun yürüyerek kitap okuyordum ve
kendimi devrimci hissediyordum. Ne seneydi ama...
Siz, ağır ağır, tane tane konuşan, uzunca boylu, atletik yapılı, açık
alınlı, mavi gözlü, hayli itinalı bir adamdınız ve bir liderdiniz.
Lisemin eski müdürü Orhan Baha'nın (Okay) başlattığı muazzam enerjiyi
devralmış, daimi sükûnetinizin zıddı bir fırtınaydınız. İstanbul
Liselerarası Tiyatro Örgütü'nün (İLTÖ) ve hepimizin lideriydiniz. Ne çok
şey öğrendik sizden Hocam, Haluk Şevket Ataseven'im.
"Herkesin anladığı bir şeyi anlayan, hiçbir şey anlamış sayılmaz"
diyordunuz, bizi kışkırtıyordunuz ve hep gülümsüyordunuz. Biz o sıra,
aşkın, kızların kalbini çalmak, çalamaz isek bedbaht olmak gibi bir şey
olduğunu zannediyorduk. Kızlar da tersini tabii... Sizden en çok, aşk
halinin indirgenebilir olmadığını öğrendik. Sükûnetle ve
anlayacağımızdan emin olarak psikiatri profesörü Süleyman Velioğlu'nun
ontoloji tezlerini anlatıyordunuz, biz tüysüz taifesine. Haydi, futbol
erbabı Simon Kuper'den esinlenelim, sanatın asla sadece sanat olmadığını
öğretiyordunuz. Öğreniyorduk.
0 Liselerarası Tiyatro Şenliği de bir mucize idi. Kimler yetişmedi ki
oradan. Rutkay'dan Cezmi'ye, Ali'ye, Işıl'dan, Salih'ten, Ümit'e,
Turgut'a, Nurseli'ye, naçiz bendenize, işte öyle.
Tiyatromuzun ismi Kadıköy Deneme Sahnesi idi. Üstü hiç kapanmayan
külüstür otomobilinde, yağmur altında şemsiyeyle dolaşmaya bayılan, sarı
saçlı ve İtalyanca bilmesi ile şarmını artıran Bilgin en aykırımızdı
galiba. Bizim liseden Mahmut, Reha, Alev, Tan-gül, Küçümen Cem, PTT'den
Orhan, Ercan ilk hatırladıklarım. Bugün, birer ikişer sahnelerimizden
olduğumuz sırada, bize mükemmel bir sahnede doğaçlama çalışmaları
yaptırdığınızı, kulis adabını öğrettiğinizi filan nasıl unutabildik,
bilemiyorum.
Nejad isimli bir şizofren yazarın Doktor Na-go oyununu tam iki yıl prova
etmiştik. Bir türlü gövde bulamadı o oyun. Biz sabırsız taifesi delirip
durduyduk ama siz hiç tavizkâr olmadınız. Baktınız olmuyor, rotayı
Gogol'e çevirdiniz. Bir Delinin Hatıra Defteri'ni dört Aksen-ti İvanoviç
ile yorumladınız. Bende ve hafızamda müthiş bir iş olarak kalmış.
O yıllarda modern dans ile dans tiyatrosu ayrımını dahi bilmiyorduk ama
siz büyük bir inançla, göze almışlıkla Cem Ertekin'in Çağdaş Dans
Grubu'na alan açmıştınız. Sonra bu alanı, Sanat Yönetmenliği'ni
üstlendiğiniz Kadıköy Şehir Tiyatrosu'nda da sürdürdünüz. İki Zeynep'i
ve arkanızdan en samimi acısı ile ba-kakalan Alim'i, bir de ismini bir
türlü çıkarta-madığım, Ferhat ile Şirin'de, Şirin rolünde, galiba on beş
yaşında sahne alan o muhteşem çocuğu hatırlıyorum en fazla.
Siz hep alan açtınız. Sizin için kapatılan birçok alanı, inandığınız
diğerlerine açtınız hep. Bilsak Tiyatro Atölyesi'nde Beklan Algan ve
ihtişamlı sürekliliği ile paylaştığınız eğiticilik döneminizden, bugünün
birçok yaratıcısı boy verdi. Naz, Kerem, Mehmet, Nihal, Ceysu, Şerif...
ne çok...
Kapı kilidi hoyratça değiştirilen ve mecazî anlamda değil, düpedüz kapı
önüne konulduğunuz Tiyatro Araştırmaları Laboratuvarı'nda da
ısrarınızdan vazgeçmediniz. Orası Beklanlı, Aylalı, Erollu, Sizli bir
lükstü. Hepiniz fazla geldiniz. Halûk Şevket Ataseven, canımın ta içi
Hocam, siz buraya fazla geldiniz. O kadar ki, tenha gittiniz.
Beni, sonradan erbabı kesildiğim Haldun Taner ile siz tanıştırmış ve
arkasından da pişman olmuştunuz. Ben ergen, küstah ve ukalâ, o bereli
çelebi adamı çileden çıkartmış, öfkeden yanaklarını filan kızartmıştım.
Bir de Muhsin Ertuğrul var tabii. Saye-i âlinizde ilk kez el sıkıştığım
büyük ustam... Şimdi Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu da yıkacaklar ya, iyi
ki zamanında gittiniz Hocam. Sizi kıskanıyorum. Sümerbank paviyonunu
İstanbul'un en donanımlı bağımsız tiyatro binasına çevirip, ta öldükten
pek pek sonra ismiyle de onurlandıran büyük ustamızın kınayan hissine
maruz kalmadınız. Halûk Şevket Ataseven; siz şiir yazdınız, makale
yazdınız, Yakup'u yazdınız, bizim alnımızı yazdınız. Sizin için ise,
esasen, bunlardan yalnız birisi yazılabilir. Sizin için yalnız şiir
yazılabilir, canım! Sizi yalnız şiir anlatabilir. Güle güle Hocam. Bu
uğursuz günden, iyi ki kurtuldunuz.
Birgün 20/09/07
|