Tiyatro Tiyatro Dergisi Sayı No: 166 /Haziran 2006

 

Hamlet (un songe) / Hamlet (bir düş)

Beki HALEVA

 

Paris’te tiyatroya gitmeye hiç fırsatım olmamıştı bugüne kadar, ama geçtiğimiz günlerde ufukta yolculuk gözükünce, şeytanın bacağını kırmaya karar verdim bu kez. Bir bilimsel toplantıya katılacaktım ve önceden oradaki tiyatro sezonuyla ilgili bir araştırma yapamamıştım, ama artık internetle her şey o kadar elimizin altında ki, istemek yeterli oluyor. Paris’teki bu ilk tiyatro izlenimim, Paris’le ilk tanışmam gibi görkemli olsun istedim; kitaplardan, resimlerden, filmlerden, şarkılardan, görmeden neredeyse ezbere bildiğim bu şehri ilk tanıdığımda öylesine çarpılmıştım ki unutamam. Üç yıldır yenileme nedeniyle kapalı olan ve geçmişi 1782’lere dayanan Fransız Tiyatrosunun atardamarı Odéon’un Mart ayı içinde Hamlet (un songe) oyunuyla perdelerini açtığını öğrenince tereddütsüz seçimimi bu yönde yaptım. Açılış için seçilmiş oyunun da kurumun ve binanın kendisi gibi bir tiyatro klasiği olması, üstelik bir uyarlama olarak sahneye konması daha da ilgimi çekti. Ender de olsa altı saatlik bir zaman diliminde bile yorumlanabilmiş bu metnin bir saat yirmi dakika kadar kısa bir sürede böylesi önemli bir açılışa uygun olarak nasıl çarpıcı bir gösteriye dönüşebileceğini hayli merak ediyor ve doğrusunu söylemek gerekirse sıra dışı bir oyunla karşılaşacağımı tahmin ediyordum.

Yazının konusu oyunun eleştirisi olsa da bir iki cümleyle Odéon tiyatrosunun muhteşem binasından söz etmeden geçemeyeceğim. Fotoğraf makinemin azizliğine uğramasaydım bu görkemi, kendi görüş açımdan sizlere aktarmayı planlamıştım, yazık ki olamadı. Binanın sütunlu ön cephesi, içeri girdiğinizde sizi karşılayan tabloyu andıran yüksek tavanlar, süslü avizeler, aynalar, geçmiş dönemlerin debdebeli tiyatro gecelerini ve izleyicilerin şıklıklarını yansıtan resimlerin sergilendiği fuaye, salonda sizi bekleyen şaşaanın habercileri. Yine de salona adımınızı attığınızda kırmızı kadifenin, altın varağın, muhteşem tavanın, balkonların ve locaların göz alıcı görüntüleriyle sanki bir zaman tüneline giriyor ve bir süreliğine de olsa eski dönemlerin debdebeli yaşantısına dalar gibi oluyorsunuz. Bu azametli görüntü bende hemen Ferhan Şensoy’un onca emekle İstanbul’a kazandırdığı Ses Tiyatrosu’nu çağrıştırdı ve gerek seyirci, gerek resmi otoriteler olarak o salona verilen önemi sorguladım ister istemez. Sanırım artık oyundan söz etmenin zamanı geldi.

Oyunu uyarlayan ve yöneten Georges Lavaudant, on yıldan beri Odéon-Théâtre de l’Europe’u da yönetiyor. Lavaudant, yönetmen, oyun yazarı, idareci ve bu yapıtta olduğu gibi oyuncu olarak çok uzun yıllardan beri Fransız tiyatrosuna emek veren bir isim. Klasik ve çağdaş bir repertuarın yanı sıra kendi yazdığı oyunları da sahneye taşıyor. Yıllar önce sahnelediği Hamlet, Fransız Tiyatrosu dendiğinde akla ilk gelen, ülkenin en prestijli tiyatro kurumu Comédie Française’de de oynanmış ve ses getirmişti. Böylesi önemli bir açılış için daha önce sahnelediği bir oyunu seçmesi bu oyunla yeterince hesaplaşmadığını düşündürüyor insana.  Ancak bu kez kendisinin de dediği gibi oyun “daha çok  Hamlet’in ve Ariel Garcia Valdès’in (Hamlet’i canlandıran oyuncu) etrafında gelişen düşsel bir gezinti, zaten oyuna verilen başlık bunun da bir göstergesi, yoksa  psikanalitik, yapısalcı ve şiirsel çözümlemeler getirecek bir yeniden okuma değil ” söz konusu olan.  Piyes tanıtım kitapçığında bir uyarlama olarak tanımlansa da bana göre Lavaudant özgün metni kesip biçerek, izleyiciyi gülümseten, hatta yer yer güldüren eklemeler yaparak bir üst metin yaratmış. Oyun, intikam ateşiyle yanıp tutuşan, annesinin hıyaneti ve halkın umursamazlığı karşısında “deli”ye dönen, ruhunun labirentlerinde kaybolmuş Danimarkalı prensin iç dünyasından çok, tiyatro sanatının ulaşabileceği görselliğe odaklanmış; sahnenin gizemini, yanılsamanın erkini sorgulayan yaklaşımıyla tiyatronun görsel boyutuna bir methiye adeta.  Kapkara sahnede, kara giysileriyle Hamlet’in gözlerinde ne intikam, ne hırs, ne de güç arzusu var, bu gözlere yalnızca inişli çıkışlı bir düşün izleyiciye yansıyan izdüşümü hâkim. Sekanslara bölünmüş, gerçeklerden soyutlanmış bir zaman dilimi, sahnenin arka planını bütünüyle kaplayan perdede

denizin sessiz derinliğinde yüzen köpek balıkları ya da ara tül perdeye yansıyan cansız mankenleri andıran insan bedenleri, kimi zaman donup kalan, kimi zaman kesintili kukla hareketleriyle devinen ya da çılgın kastanyet parçalarıyla sahneyi boydan boya kat eden Claudius, Gertrude, Horatio ve Ofelyalar ( 3 tane Ofelya var oyunda), hepsi bu çarpıcı düşün figüranları, sahnenin tek kahramanıysa bu düşle cebelleşen Hamlet.

Hamlet’i  Ariel Garcia Valdès canlandırıyor. Kendisi yönetmenin yirmi yıllık tiyatro yoldaşı, birlikte birçok projelere imza atmışlar; bu önemli açılışı birlikte kotarmalarının bir nedeni de bu. Yönetmenin amacı çok açık: Shakespeare’e değil, oyuncuya hizmet eden bir Hamlet yaratmak. Oyunculuğun yanı sıra yönetmen olarak da Shakespeare dâhil birçok klasiği sahneye koymuş olan Garcia Valdès, bu iddialı rolle oyunculuğunun tekrar doruğunda.  Gerek enstrüman gibi kullandığı melodik sesiyle, gerek ruhundaki fırtınaları sanrı dolu gözlerine taşımasıyla unutulmayacak bir Hamlet çiziyor, bu Hamlet bizim bildiğimiz Hamlet olmasa da. Öbür oyuncuları teker teker ele almayacağım çünkü her biri bu rüyanın - ya da sanrı mı demeliyim bilemiyorum - birer figürü ve Hamlet’e düş ile karabasanlar arasındaki gelgitleri tam olarak yaşatıyorlar.

Kara rengin hâkim olduğu minimalist sahne tasarımı, yönetmenin üstlendiği övgüye değer ışık tasarımıyla desteklenmiş Şiirsel bir gece atmosferi yaratan, gümüşî parıltılar ile mavi rengin ağırlıklı olarak kullanıldığı bir tasarım bu. Bardaklarla kaplı masa, ya da parfüm şişesi dolu tuvalet masası gibi tasarım elemanları, yok denecek kadar az olmalarına karşın, şiirselliği ön plana taşımayı başarıyorlar. Ağırlıklı olarak dönem kıyafetlerinden oluşan giysi tasarımı, salonu titreten gök gürültüleri ve kastanyet seslerinden oluşan müzikle yaratılan atmosfer bir görsel ve işitsel ziyafete dönüştürüyor sahneyi. Ara perdeye yansıtılan komedyenler sahnesi ya da resmigeçit yapan insan figürleri, sahne teknisyenleri tarafından sahneden uzaklaştırılan Hamlet, mezarlık sahnesinde sedyeyle gömülen Ofelya gibi ilginç buluşlarla renklendirilmiş bu görsellik tiyatroda varılabilecek boyutları sergiliyor.

Sonuçta Shakespeare’in metnine hizmet etmese de tiyatronun ulaşabileceği görselliği ve bir yönetmenin imgeleminin boyutlarını gözler önüne seren, çok keyif aldığım bir gösterim oldu bu benim için. Olur da yolunuz düşerse, oyunda yeterince bir derinlik bulamadığını söyleyen bir iki Fransız eleştirmenin yazdıklarını göz ardı edip, görmenizi öneririm, tabii daha önce, 6 Mayıs akşamı Fransız televizyon kanalı Arte’de, Odéon’un açılışı onuruna canlı yayınlanan oyunu izlediyseniz. 

 

Oyunun Adı: Hamlet (un songe)

Yazan : William Shakespeare

Yöneten: Georges Lavaudant

Çeviren : Daniel Loayza

Uyarlayan: Georges Lavaudant

Sahne ve giysi tasarımı: Jean-Pierre Vergier

Işık tasarımı: Georges Lavaudant

Koreografi: Jean-Claude Galotta

Oyuncular : Ariel Garcia Valdès, Astrid Bas, Georges Lavaudant, Babacar M'Baye Fall, Philippe Morier-Genoud, Joseph Menant, Pascal Rénéric

 

 

ana sayfa