Henrik Ibsen, Samuel Beckett'in doğduğu yıl ölmüştü
Ölümün 100. yılında unutulduModern-gerçekçi tiyatronun babası sayılan Norveçli yazar Henrik Ibsen'i 100. ölüm yıldönümü olan 2006 yılında hiç olmazsa birkaç oyununun sahnelenmesiyle anımsamalıydık.Ayşegül YükselBertolt Brecht onun için 'Soyu tükenmiş bir burjuva' demişti; 'çağına ve sınıfına göre çok iyi...' Belli ki Brecht, modern/gerçekçi tiyatronun babası olarak anılan Norveçli oyun yazarı Ibsen 'i, kapitalizmin tek tip değerlerle donatarak tutsak aldığı küçük burjuva düşünce ve duyarlılığının dışında, özel bir yerde tutuyordu. Henrik Ibsen 'in 100. ölüm yıldönümü 2006 yılına denk düşüyor. Aynı zamanda da Beckett 'in doğumunun 100. yılına... Oysa 2006'da pek ilgilenen olmadı Ibsen'le. Ondan iki yıl önce -yalnızca 44 yaşındayken ölen- çağdaşı Çehov adına 100. ölüm yıldönümü olan 2004'te art arda etkinlikler düzenlenmişti. 2006'da ise çeşitli alanlardaki dergiler, gazeteler ve kitap ekleri yanında, özellikle İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'ne katılan tiyatro toplulukları, 100 yaşındaki Beckett'i bir kez daha değerlendirmeyi görev bildi. Dünya Kitaplar da ilk kez 1993'te yayımlanmış olan 'Samuel Beckett Tiyatrosu' kitabımın 3. baskısını yaptı. 'Yüz yıl' terazisine yüklendiğinde Çehov ile Beckett, Ibsen'den çok daha ağır çekiyor demek ki. Belki de tiyatrodan başka yazın türlerini de kucaklamış olduklarından... Metin And , bugün tedavisi bulunmuş kalıtsal hastalıklara ya da artık çözülmüş toplumsal sorunlara dayandırılan Ibsen oyunlarını çağ dışı bulduğunu, Sevda Şener de Ibsen tiyatrosunu pek sevmediğini söyler. Bense teknik nedenlerle sempati duyarım Ibsen'in 'gerçekçi biçemde oluşturulmuş' yapıtlarına. Tartışan tiyatro Her şeyden önce, gündelik konuşma dili ve orta sınıftan insanların söyleşimleri yoluyla sahnede 'tartışma ortamı' yaratan ilk ustalardandır Norveçli yazar. Oyunu başlatan sıradan söyleşimleri kotarırken bir yandan küçük burjuva değerlerine ilişkin 'ciddi' bir olguyu gündeme getirir, bir yandan 'olay örgüsü' ne ilişkin ilk düğümleri atar, bir yandan sahneye getirdiği kişileri 'karakter' boyutunda biçimlendirmeye başlar, bir yandan da oyunu dört perde boyunca sarıp sarmalayacak olan 'merak öğesi' ni minik ipuçlarıyla oluşturur. Bütün bunlar, bir 'küçük burjuva evi' nin salonunda oturan ev sahibi ile konuğu arasındaki olağan konuşma sırasında gerçekleşir. Ibsen sanki gündelik yaşamdan doğal bir dilim sunmaktadır. Bana göre işin hoşluğu, sahnede 'gerçek yaşamın yansımasıymış gibi' sunulanı kotarmak için, bütünüyle 'yapay' , bir başka deyişle, teatral (tiyatroya ait) öğelerin kullanılmasındadır. Ibsen'in 'doğalmış' duygusu veren 'yapay' söyleşimleri ve olay örgüsü, işinin ehli oyuncuların eline/diline düştüğünde, seyirciyi kıskıvrak yakalayarak oyunda yaratılan dünyaya taşır. Ibsen tiyatrosunda 'geçmişe gömülmüş sırlar' ın açığa çıkması, birbirini yıllar önce yitirmiş insanların raslantısal karşılaşmaları, 'gizli çekmece' lerde saklanmış eski mektupların bulunuvermesi , ölüm döşeği itirafları gibi, 'gerçek' le sıkça örtüşmeyen olaylar 'inandırıcılık' kazanır. Çünkü sahnede sergilenen, 'kötü adam' larla 'iyi adam' ların bildik çatışması değil, 'ak' ve 'kara' özelliklerin birbirine karışmasıyla 'grileşmiş' , çoğunlukla da erdemleri zaaflarına yenik düşmüş insanların dramıdır. Bu insanların öyküsü küçük burjuva dünyasının yüzeysel değerlerini/ahlak anlayışını yerle bir etmek için getirilmiştir sahneye. Ibsen, 19. yüzyılın popüler tiyatro türü 'melodram' ile modern tiyatronun başlangıcı sayılan 'gerçekçi dram' ı, 'iyi kurulu oyun' anlayışı doğrultusunda kaynaştırmıştır. Hesaplaşma tiyatrosu Aynı zamanda bir 'hesaplaşma tiyatrosu' dur Ibsen'inki. Çünkü 'birey' in yaptığı yanlış 'seçim' ler üstüne yapılandırılmıştır. Yapılmış olan yanlış 'seçim' ve bu seçimin neden olduğu durum ve olaylar ( 'geçmiş' te yaşanmıştır) sahnede yer almaz. Oyunlar, 'kahraman' ı 'hesaplaşma' noktasına götüren son aşamada başlar ve 'bedel' in ödenmesiyle noktalanır. Ibsen, 'kahraman' ın 'trajik son' a doğru 'düşüş' ünü gösteren 'antik tragedya' kurgusu ile 'gerçekçi dram' ı buluşturma yolunda da ustalığını kanıtlamıştır. En ünlü çömezi Arthur Miller 'dır. Miller, Ibsen'den öğrendikleriyle, yaşamının neredeyse tümünü, çağdaş trajedi yazmaya adamıştır. Ibsen'in 100. ölüm yıldönümünde, Devlet Tiyatroları'nın sahneleyeceği 'Per Gynt' yanında, başka oyunlarının da, sözgelimi 'Hedda Gabler' in, 'Nora' nın, 'Denizden Gelen Kadın' ın, 'Biz Ölüler Uyanınca' nın gerçekçi ya da başka biçemlerde sahnelenmesinin ilginç olacağını düşünüyorum. Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü de 'Ibsen'den Sonra Beckett' başlığını taşıyan bir konferans düzenleyerek bu iki büyük yazarı 2006 yılı ekseninde bir araya getiriyor. Cumhuriyet 19.09.2006
|