|
İki Beckett, iki ayrı yorum
Zeynep Aksoy, 09/12/06, Birgün
Absürd tiyatro, modernizmin 2. Dünya Savaşı sonrası yarattığı akımlardan en önemlisidir Samuel Beckett de absürd'ün en büyük ustası. İstanbul'da iki tiyatro Beckett'in iki oyununu sahneliyor: Dostlar Tiyatrosu 'Oyun Sonu'nu, Beşiktaş Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu ise 'Mutlu Günleri'.
İki dünya savaşını da yaşamış bir sanatçı olarak Beckett yazınında mantığın ve amaçların olmadığı, dünyayla uyuşmayan yaşamlar sürdüren kayıp karakterlerin absürd varoluşunda kendi çözümsüz kaderine bir cevap arar. Karakterler uzaydan oyunlara fırlatılmış gibidirler, geçmişleri ya da gelecekleri, başları, sonları hatta şimdileri yoktur. İnsanın evrendeki yeri, yaşamın dayanılmazlı-ğı ve varoluşun kaçınılmaz sıkıcılığı Beckett tiyatrosunda savaşın yıkıcılığının yarattığı umutsuzluğun ve nihilizmin dışavurumları olarak okunabilir. Mantığın olmadığı bir dünya, anlamsız yaşamlarına sıkışmış kayıp, hareket edemeyen insanlar, izole olmuş, birbirinden kopuk, arızalı bireyler. Savaşın saçmalığını absürdden başka ne bu derece 'anlamlı' kılabilir?
1957'de yazılan karanlık ve kasvetli komedi 'Oyun Sonu' 'hiçbir şey mutsuzluk kadar komik değildir' cümlesinin açılımı gibidir. Oyunun 'Vladimir' ve 'Estragon'u Hamm (Genco Erkal) ve Clove (Bülent Emin Yarar) boş bir odada umutsuzca var olurlar. Kör ve kötürüm Hamm'in hayatta kalmak için Clove'a, Hamm'in ebeveyni, odada iki bidon içinde yaşayan Nag (Hikmet Karagöz) ve Nell'in (Meral Çetinkaya) yiyecek için ikisine, Clove'unsa hem Hamm'e hem de çekip gitmeye ihtiyacı vardır. Sonlarına yaklaşmakta olduklarının bilincindeki bireyler, durumlarının saçmalığı üzerine sohbet ederek zamanı geçer kılarlar.
'İNSANLAR BİRBİRİNE MUHTAÇTIR' 'Oyun Sonu'nun en önemli vurgusu, bence, en içinden çıkılmaz ve kasvetli durumlarda bile insanların birbirlerine ne kadar ihtiyacı olduğu gerçeğidir ve Pierre Chabert rejisinde bu yönü ön plana çıkarıyor. Hamm'le Clove'un, Hamm'le anne-babanın, Clove'la anne-babanın ve anneyle babanın kendi aralarındaki ilişki hep bu 'muhtaç olmak' olgusundan kıvılcımlanıp öteye taşınıyor. Bu ihtiyaç oyunculuk ilişkilerini son derece canlı kılıyor. 4 oyuncudan sadece biri (Clove) hareket halinde olduğu için (Hamm tekerlekli sandalyede, Nag ve Nell bidonda-lar) reji oyuncuların ses performanslarının, ses kullanımında ve vurgularındaki çeşitliliğin de altını çiziyor ve bu kasvetli oyunun aslında komik olduğu gerçeğini size hiç unutturmuyor. Oyuncuların aralarındaki dinamik çok doğru kurulmuş ve tıkır tıkır işliyor.
Grilerle kahverengilerin hakimiyetindeki boş, sade dekor tasarımı (Avıgdor Arıkha) oyunun nihilist ortamını öne çıkarırken aksesuarlarda kullanılan kırmızı gibi tezatlarla aksesuarların kendi absürdlüklerini ve gereksizliklerini vurguluyor sanki. Barbara Hutt'a ait kostümler de dekorla uyumlu renklerden ve karakterlerin tuhaflığından feyz alan başarılı işler. İki küçük pencere ve bidonlar özelinde vurgulayıcı, genelde ise sakin ışık tasarımı (Genevieve Soubirou) oyuna hâkim olan umutsuzluğun ve belirsizliğin grileriy-le kahverengilerini ön plana çıkarmaya yardımcı. Bu başarılı 'Oyun Sonu' prodüksiyonuna Genco Erkal'a ait mükemmel çevirinin de çok şey kattığını söylemeden geçmemeli.
'Mutlu Günler'le Beşiktaş Belediyesi Prodüksiyon Tiyatrosu'ndan ilk kez bir oyun izlemiş oldum. Bir tiyatroyla iyi bir prodüksiyon vasıtasıyla tanışmak insanı mutlu ediyor. Beckett'in 1961'de yazdığı 'Mutlu Günler' tematik olarak 'Oyun Sonu'yla bazı paralellikler gösterir. Hamm gibi Winnie de (Ayşe Lebriz) hareket edemez. Kocası Willi-e'yle (Cemil Büyükdöğerli) birlikte Beckett'in tuhaf dünyasına düşmüş, günlük rutinlerle ve hiçbir öykü anlatmayan diyalog-ları/monologlarıyla evliliğin monotonluğu, iletişimsizlik, umutsuzluk ve yabancılaşma gibi temalara ironiyle yaklaşırlar. Bu oyunda da iki oyuncu arasındaki ilişkinin doğru kurulabilmesi, özellikle de hareket kabiliyeti kısıtlanmış olduğu için, en büyük zorluğu oluşturuyor ve yönetmen Zurab Sikharulibze'yle oyuncular Lebriz ve Büyükdöğerli bu zorluğun altından değişken ve dinamik bir oyunculuğa tutunarak başarıyla kalkıyor.
'Mutlu Günler'in bu prodüksiyonunun en çarpıcı parçası ise, hareketin kısıtlılığını bir büyütecin altında büyütüp soyutlayarak dekoru oluşturan, başlı başına bir konsept tasarım olan, eski püskü ve organik dev tekerlekli sandalye. (Dekor tasarım Barış Dinçel).
Samuel Beckett hayatının sonlarına doğru hareket kabiliyetini yavaş yavaş yitirip sonunda bu oyunlarındaki baş karakterleri gibi, yürüyemez olmuştu. Bu da hayatın sanatı taklit etmesi olsa gerek. 100. doğum yıldönümünde absürdün büyücüsünün bu iki oyununu iyi prodüksiyonlarda izleme fırsatı kaçmaz. Koceli Şehir Tiyatrosu da benim favori Beckett'im 'Godot'yu Beklerken'i oynuyor. O da en kısa zamanda görülecek
|