Tiyatro Eleştirmenleri Birliği

Hakkımızda

Tarihçe

Yönetim Kurulu

TEB Ödülleri

Eleştirmenler

Duyurular

Aylık Bülten

Tiyatro Kitapları

Yitirdiklerimiz

Galeri

Linkler

İletişim

 

 


 

 

 

 
 
 

DEĞERLİ ÜYELER.
Üyemiz Türel Ezici Meksika-Puebla' da, Benemerita Üniversitesi ve "Uluslararası Üniversite Tiyatro Birliği"nin (IUTA) birlikte düzenledikleri "7. Uluslararası Üniversite Tiyatro Birliği Dünya Kongresi"ne katıldı ve kongreye 'Türk Üniversite Tiyatrolarında Geleneksel Kültür Araştırmalarının İşlevi' konulu bir tebliğ sundu.
Değerli üyemizi yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz.
YÖNETİM KURULU
------
TEB Haziran 2008 Bülteni
Birliğimizin Saygın Üyeleri, Merhaba!

Bu ay, öncelikli olarak Kurucu Üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün bozulup yapılan, sonra tekrar yapılıp bozulan İstiklal Caddesi’nde düşüp ayağını kırmasına üzüldük. Saygın Üyemiz halen evinde istirahat etmekte. Dikmen Gürün’e Yönetim Kurulu olarak acil şifa dileklerimizi sunuyoruz.

Bu arada, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında, İstanbul’un kendine özgü tarihi dokusunu ve eşsiz değerlerini uluslararası tiyatro eleştirmenleriyle paylaşmak amacıyla, IATC’in 2010 yılı yönetim kurulu toplantısını İstanbul’da düzenlenmesi projesini Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün himmeti ve özverili yardımıyla hazırlamaya başladık. IATC’in 2010 yılı yönetim kurulu toplantısının 15 Mayıs–4 Haziran tarihleri arasına sirayet ettirilmesiyle dünyanın değişik yerlerinden gelecek Birliğimizin uluslararası yönetim kurulu üyelerine/tiyatro eleştirmenlerine o tarihler arasındaki 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenecek Türk yapımı oyunları izleme olanağını da yaratacağını düşündük. Yönetim Kurulu nedeniyle kentimize gelecek konuk eleştirmenlere Türk tiyatrosunu tanıtma amacımız dışında, “Yeni Eleştirmenler” ile ilgili bir staj programı ve ayrıca profesyonel anlamda medyada eleştirmenlik yapan üyelerimiz için de bir kolokyum düzenlemeyi programladık.

Diğer taraftan, Birliğimizin yurt içinde ve yurt dışındaki üyelerimizin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerine Birliğimizin üye kartını (Basın Kartını) ibraz ederek ekli bakanlık yazısından da anlaşılabileceği gibi ücretsiz ziyaret etmelerini sağladık. Son Yönetim Kurulu toplantısındaysa, 1 ilâ 9 Kasım tarihleri arasında yapılacak 27. İstanbul Kitap Fuarı’nda iki etkinlik yapma kararı aldık. Fuarın bu yılki konusunun “19868” olması cihetiyle, etkinlik başlıklarını “1968 Öncesi ve Sonrasında Tiyatro Yayıncılığı ve Tiyatro Eleştirmenliği” ve “1968 Öncesi ve Sonrasında Tiyatro” olarak saptadık.

“Türk Tiyatrosu Müzesi” kurmak yolundaki çalışmalarımız da haziran ayı içinde gelişme kaydetti. Çalışmalarımızda, Türk tiyatrosunun tarihsel gelişimine tanıklık eden kültürel ve sanatsal sözlü, yazılı, basılı, görsel, işitsel eserlerin ve fonksiyonel ürünlerin araştırılması, arşivlenmesi ve sergilenmesini amaçladık. Projemizi hayata geçirebilirsek, geçmişi oluşturan söz konusu değerleri geleceğe taşıma görevini üstlenen araştırma, inceleme ve projelere de ev sahipliği yapılacak, Türk tiyatrosunun tanıtımı ve bilgi düzeyinin artırılması yönünde halkın eğitilmesine yardımda bulunulacak. Konuyla ilgili tüzüğe son şeklini verdik, bir uzman görüşüne sunma aşamasına getirdik. Sonuca yılsonundan önce ulaşabileceğimiz umuyoruz.

Ekim ayı başında üyeler arasında bir kokteyl düzenleyerek bazı konuları tartışmaya açmak da emellerimiz arasında. Ayrıca 2008 Onur Ödülü için aday önerilerinizi 15 Temmuz akşamına kadar tarafımıza bildirmenizi diliyoruz.

Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine gönderilmesini beklediğini bu ay da yeniliyor, ilgilerinizi bekliyoruz. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise bilindiği gibi belli başlı dileklerimizin başında gelmekte. Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı ragipe@poas.com.tr adresinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza/borçlarınıza 2008 aidatını da ekleyerek “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye yatırmanızı talep etmekte.

Sağlıcakla kalınız Efendim.

resim

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle


 
TEB MAYIS 2008 BÜLTENİ

res

Birliğimizin Saygın Üyeleri.

Mayıs ayının ilk günlerini üyelerimiz Sevgi Sanlı, Hayati Asılyazıcı ve bendeniz Trabzon’da 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’nde geçirdik. Festivale Moldova, Bulgaristan, Ermenistan, İtalya, İsviçre, Rusya, Azerbaycan, Romanya, İran ve Yunanistan'dan gelen tiyatrolar ve sanatçıları katıldı.

Trabzon’a geldiğimde, on dört gün sürecek festivalin dördüncü günüydü ve Trabzon Devlet Tiyatrosu Müdürü, ayrıca festivalin komite başkanı olan Murat Gökçer, insanların evrensel dili tiyatronun sevgi, dostluk ve dayanışma bağlarını güçlendirdiğini kanıtlarcasına yoğun bir çaba içindeydi. Kültür alışverişinin köprüleri kurulmuştu, kaynaşma sağlanmıştı. Sonuç olarak festival başarıya ulaştı ve tiyatro gene kazandı.

Bu arada, 44 yıllık Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kurucularından üzerine yıldızlar yağası Aydın Üstüntaş’ın eşi Gülçin Üstüntaş’ın, eşinin anısına Aydın Üstüntaş gibi yüzünü Anadolu’ya dönmüş/dönen eleştirmenler için  “ihdas“ ettiği ödülü bu yıl ben aldım. Geçen yıl aynı ödüle Hayati Asılyazıcı değer görülmüştü, Ordu’ya hareketimden önce birbirimizi hararetle kutlayıp, bu ödül ile ilgili söyleştik. Diğer taraftan, geçen yıl Seçkin Selvi’ye OBKT’ye kuruluş aşamasından başlayarak yaptığı katkılardan dolayı tevdi edilen “Onur Ödül”ü bu yıl kurucu üyemiz Zeynep Oral’a verildi. (Bkz. Fotoğraf: Zeynep Oral ve Gülçin Üstüntaş ödül töreninde)

Ayın tam ortasındaysa 16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali başladı. Saygın üyemiz Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün direktörlüğünde ve üyelerimizden Esen Çamurdan’ın, Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu’nun, Zeynep Oral’ın ve Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’in danışmanlığında düzenlenen festival, 1989 yılından bu yana, her geçen yıl kimliğini oluşturma yönünde bilinçli adımlar atan ve bunu yaparken Türk tiyatrosu için ulusal ve uluslararası bağlamda yeni yönelimler oluşturmak gibi bir amacı da benimseyen yönüyle bu yıl da sezonun rengini artırdı ve tiyatroseverlerimiz festivalle bir kez daha kendilerini yeniledi. 

Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine gönderilmesini beklediğini bu ay da tekrarlıyor, ilgilerinizi bekliyorum. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise bilindiği gibi belli başlı dileklerimizin başında gelmekte. Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı ragipe@poas.com.tr adresinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza/borçlarınıza 2008 aidatını da ekleyerek “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye yatırmanızı talep etmekte.

Sağlıcakla kalınız Efendim.

resim
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ                                       NİSAN 2008 BÜLTENİ

Birliğimizin Saygın Üyeleri.

Nisan ayı bültenimizin böylesine geç kalmasından dolayı gerçekten üzgünüm, ama Birliğimiz cephesinde pek yeni bir şey yoktu ve bendeniz epeyi gezdim. Kıbrıs’a davetli olarak gittim, Konya’ya “Bir Sesi Bir Nefes” tiyatro festivali için gittim, İzmir’e Tüyap Kitap Fuarı’na gittim, Antalya’ya EFA toplantısına üyemiz Hayati Asılyazıcı ile birlikte gittim. “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” derseniz Kıbrıs’ı anlatmayı yeğlerim.

Kıbrıs, şunun şurasında güneyimizden kuzeyine 65 km uzaklıkta olduğumuz bir ada… Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya’dan sonraki üçüncü büyük adası. Ekilebilen yüzde kırk beş verimli arazinin yüzde yirmisinin sulanabildiği bir ada... 1571 yılında Türkler tarafından el konulan, 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından İngilizlere beş yüz bin Amerikan Doları karşılığında kiralanan, sonrasında 1914 yılında aynı İngilizler tarafından el konulan bir ada…

 Yeşilada… Cennet Ada…

 Kıbrıslı Rumların Enosis’i (yani Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleştirilmesi projesi) hayata geçirmesi üzerine, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtına tanık olan bir ada bu ada… “Kıbrıs Türk’tür, Türk Kalacaktır” nidaları arasında kan ve can uğruna bağımsızlaşan bir ada… 1976'da kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisinin, 1983 yılında aldığı karar ile bağımsızlığını ilan eden bir ada…

 Veee o adada bir cumhuriyet. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti resmi adı ile dünyada sadece Türkiye tarafından tanınan bir cumhuriyet… Türkiye tarafından ekonomik, siyasal, askeri alanlarda desteklenen bir cumhuriyet… Hem dünya devletleri, hem de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar tarafından, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi toprakları içerisinde kabul edilen bir cumhuriyet… 

Nisan ayında, ben işte bu cumhuriyetin Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın konuğuydum. Bir güzel ağırlandım, pek mutluydum.

 * * *

Günlerden bir günün akşamında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Devlet Tiyatroları’nda uluslararası ünlü yazarımız Tuncer Cücenoğlu’nun “Kadıncıklar”ını izleyecektik. İşte o günün sabahında Tuncer Cücenoğlu ve ben, Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nın aynı zamanda “Kadıncıklar”ın yönetmeni de olan müdürü Mehmet Ulubatlı’nın eşliğinde ve rehberimiz Ali Şaşmaz ile Yakın Doğu Üniversitesi’nin yolunu tuttuk. Yıllar önce de bir panele katılmıştım bu üniversitede. Alpay Kabacalı, Kürşat Başar, Ataol Behramoğlu falan… Hiç unutmam: “Yeniden öğrenci olsam, bu üniversitenin bir fakültesinde okusam,” diye geçirmiştim içimden. Bu kere, doğrudan Sahne Sanatları ve Müzik Fakültesi Genel Koordinatörü, aynı zamanda Oyunculuk Ana Sanat Dalı Başkanı Çetin Özen’in yanına vardık, çaylarımızı ısmarladık, sohbete daldık.    

  Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü, tiyatro eğitimi veren üniversite düzeyinde bir meslek okulu. Çetin Özen, öğrencilerin yeteneklerini, becerilerini ve davranışlarını geliştirerek onları profesyonel sahne yaşamına hazırlamayı amaçladıklarını anlatırken Yrd. Doç. Dr. Zerrin Akdenizli de aramıza katıldı, sohbet koyulaştı.

 Oyunculuk Ana Sanat dalına, güçlü imgeleme, dinamik zekâsı, yüksek fizik ve ses malzemesine sahip olup, kendini bu mesleğe adayan öğrencilerin kabul edildiğinden söz ettiler. Dört yıllık yoğun bir eğitim programı sonunda, öğrencilerin oyunculuk tekniği, sahne çalışması, ritim, ses, kulak eğitimi yanında, kültür ve kuramsal dersler aldıklarını ve mezunların tiyatronun çeşitli alanlarında profesyonelliğe hazır duruma gelmiş olacağından emin gibiydiler. 

 Konferans Salonlarından birine indik. Yirmi beş kadar genç ve “irileşmiş” göz… Tuncer Cücenoğlu, tiyatro oyunu yazmanın “a”sından başlayarak yol gösterdi. Ben de, oyunun sorunlarının öznelliğe, kişiselliğe dönüştürülmemesi, eleştirmenin düşünsel bir tartışma ortamı yaratması gerektiğinden falan söz ettim. Sorular soruları kovaladı. Eleştirmenin otoriter bir yapısı, kendilerini üç buutlu aynalarda görmeye alışmış, devleşmeye alıştırılmış sanatçılarla her türlü diyaloga açık yüreği olmalıydı. Böyle dedim. “Sen ne yapıyorsun,” mealinde bir soru üzerine yazarlarımızdan yenilikten kaçınanları uyarmayı, kendilerini hep aynı anlatım kalıplarına hapis edenlerle uğraşmayı, bu yazarların konvansiyonel bir tiyatro anlayışının içine kilitlemelerini önlemeyi, hiç değilse önlemeye çalışmayı kendime görev edindiğimi anlattım. Eleştirmen, kendi stilini bulamamış olan genç yazarlara yardımcı olmalıydı. Eleştiri yazısını yazarken, düşüncelerini biçimlendirmeye, düzenlemeye çalışmalı, parça parça olan izlenimlerini iyi toparlamalı, kusursuz bütünleştirmeliydi. Amacı, sadece gördüklerini, duyduklarını, sezdiklerini yazmak olmalı, özümsemek olmalı, anlamak, konuya egemen olmak olmalıydı.

 Bir saat on beş dakika kadar konuştuk. Sonra gençlerle öpüştük, koklaştık, vedalaştık.

 * * *

Öğle yemeğinde deniz kenarında mükemmel manzaralı bir lokantada bizi olanca mütevazılığı ve nezaketiyle Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak bekliyordu. Masada Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrosu oyuncularından Özlem Özkaram, Oya Akın, Nergül Tuncay, Buğra Gülsoy, Yılsay Özbudak, Nevzat Şehitcan ve Mehmet Ulubatlı… Bakan, öncelikli olarak tavada “Hellim Peyniri” yememizi önerdi, ortaya bir de “Avcı Böreği” siparişi verdi. Kıbrıs’ın ve anavatanın ekonomik konularından tutun da, Türk, Kıbrıs ve dünya tiyatrolarının sorunlarına dek, açık bir yelpazede söyleştik. Dokuz yıl önce yanan Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Sahnesi’nin bir yıla kalmaz yeniden kurulacağını söylerken bakanın gözlerinin içi gülüyordu. Mehmet Ulubatlı, daha önce yerlere oturarak bize yeni plan ve projeyi anlatmıştı zaten, Öztoprak: “Maliye Bakanlığının da onayını aldım,” dedi.      

 1958 yılında, Lefkoşe’de kurulan Güzel Sanatlar Derneği’nin tiyatro kolunda aktif görev alan Üner Ulutuğ’ın, 1962 yılında Türkiye’deki konservatuarın tiyatro bölümünden mezun olup adaya dönüşünden sonra, ışıklar içinde yatası Kemal Tunç ile beraber “Kıbrıs Radyo Yayın Korperasyonu”nda çalışmaya başladıklarını; 
Güzel Sanatlar Derneği`ndeki eski arkadaşlarının katılımıyla “İlk Sahne” adlı amatör ve bağımsız bir tiyatro grubu
oluşturduklarını Tuncer Cücenoğlu da, ben de o masada öğrendik. İlk Sahne’nin ilk oyunu, Vedat Nedim Tör`ün “Kör” adlı eseriymiş.  Bu oyunu Üner Ulutuğ yönetmiş, ayrıca Kör rolünü de üstlenmiş. Diğer rollerle Hatice Söğüt, Kemal Tunç ve Biler Demircioğlu görev almışlar. Aynı sezon, “Cephede Piknik”, “Pusuda” ve “Duvarların Ötesi” oyunları sahnelemiş. 1965 yılındaysa topluluk Kıbrıs Türk Tiyatrosu adını almış, daha sonra ise bugünkü Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları doğmuş.

 * * *

Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları, kırk üç yıllık tarihinde, toplam yüzün üstünde oyun sergilemiş. Mehmet Ulubatlı yemek arasında kulağıma eğilerek: “Halkımıza tiyatro yoluyla ulaşmaya çalışıyoruz,” deyince ister istemez ilgilendim. Onları eğlendirmeyi, eğitmeyi ve düşündürmeyi amaçlıyorlarmış ve bunu yaparken tiyatronun kendi doğasındaki estetikten uzaklaşmamayı prensip edinmişler. Mehmet Ulubatlı ikinci kez müdürlük görevini üstlenen deneyimli bir tiyatrocu. “Benim müdürlüğüm döneminde bu prensip ya uygulanacak ya da uygulanacak,” dedi, kesti attı. 27 Şubat 1999 akşamı Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nın sahnesinde son kez itfaiyeciler olduğunu, ama ”Her Şeye Rağmen Tiyatro” sloganını “şiar” edindiklerini, ancak 2003 yılında hükümet edenlerin ilgisizliğine dayanamayıp “pes” ettiklerini açık yüreklilikle anlattı. Bakan Canan Öztoprak: “Ama” dedi “kısa bir aradan sonra 3 Mart 2004 tarihinde Mehmet Ulubatlı Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları müdürü olarak göreve geldi ve bitmiş ve yok olmak üzere olan Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarını yeniden yapılandırdı.” Ulubatlı’ya baktım, yüzünde sanatçının başkasında rastlanılamaz zarifliği vardı.

 Kıbrıs’tan tiyatro adına hayli mutlu döndüm.

 * * *

Uluslararası kuruluştan üye kimlik kartları geldi. Lütfen Ragıp Ertuğrul’un adresine birer adet vesikalık fotoğrafınızı gönderin. Kartınız derhal adresinize gönderilecek. İhmal etmeyiniz.

 Haaa, bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisinegönderilmesini bekliyor. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin başında gelmekte. İstekler biter mi hiç? Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı ragipe@poas.com.tr adresinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza/borçlarınıza 2008 aidatını da ekleyerek “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye yatırmanızı talep ediyor.

Sağlıcakla kalınız Efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…


  

 

 

TEB MART 2008 BÜLTENİ


Birliğimizin Saygın Üyeleri.

Şubat ayı içinde TÜYAP - 6. Bursa Kitap Fuarı’na iki panel ile katıldık. Geniş ilgi gören panellerimizden ilkinde Ragıp Ertuğrul, Cengiz Özek, Doç.Dr. Nurhan Tekerek ile Bursa Karagözevi’nden Şinasi Çelikkol Seçkin Selvi’nin yönetiminde günümüzde geleneksel tiyatro yayınlarını ve geleneksel tiyatromuzu tartıştılar. Diğer paneldeyse, tiyatroda çeviri ve uyarlama konusu, bendenizin moderatörlüğünde Tarık Günersel, Seçkin Selvi, Prof. Dr. Hasan Anamur ve Sibel Arslan Yeşilay’ın katılımlarıyla işlendi.

Söz panellerden açılmışken, 19 ve 20 Nisan tarihlerinde gene iki panelle dahil olacağımız TÜYAP – İzmir Kitap Fuarı’na panelist olarak katılarak güç verecek mensuplarımızın yönetim kurulumuzun herhangi bir üyesiyle iletişim kurmasını rica ettiğimizi bildirmek istiyorum. İzmir panellerimizden birinin “Tiyatroda Özerklik”, diğerinin ise “Tiyatro ve Mekânı” konularını kapsamasını Saygın Üyemiz Prof. Dr. Özdemir Nutku ile işbirliği yaparak saptadığımızı da bilgilerinize sunuyorum.

Diğer taraftan, “Geleneksel Yılın Oyunu Ödülü”nü bu yıl üyelerimizin büyük çoğunluğunun oybirliğiyle Genco Erkal’ın bu ülkede gerçek anlamda toplumsal bellek oluşturma amacına adadığı yaşamı da dikkate alınarak Dostlar Tiyatrosunun 2007-2008 sezonunda sahnelediği “Sivas’93” oyununa verildiğini gerek yazılı ya da görsel medyadan, internet sitelerinden veya e-postamızdan öğrenmiş olduğunuzu varsayıyor, ancak her ihtimale karşın haberimizi yeniliyorum. Keza Birliğimizin Ankara Temsilciliğinin de aynı yöntemle Bertold Brecht’in Barış Erdenk yönetiminde Erzurum Devlet Tiyatrosu yapımı olarak sahnelenen “Kafkas Tebeşir Dairesi” başlıklı oyununu tasarım, oyunculuk ve rejideki üstün başarısı açısından değerlendirdiğini ve 2007-2008 sezonu “TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro Oyunu” ödülüne layık gördüklerini “malûmaten” bildiriyorum.

Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun (TDT) sahnelediği ''Düğün ya da Davul'' adlı oyunda ''siyasal içerikli mesajlar'' olduğu iddiaları üzerine yapılan inceleme sonucu tiyatro müdürüne, oyunun yönetmenine ve iki oyuncuya uyarı cezası verilmesini “skandal” olarak değerlendirdiğimizi ve esas uyarılması gerekenlerin uyarı cezası kestiğini söylediğimizi de gene aynı şekilde bildiğinizi varsayıyorum. TDT tarafından aralık ayında Rize'de sahnelenen oyunda, siyasal içerikli mesajlar olduğuna ilişkin iddialar ve basında çıkan haberler doğrultusunda Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü yetkililerince başlatılan araştırma ve soruşturma sonucu verilen uyarı cezalarından doğal olarak rahatsızlık duyduğumuzu ve bu rahatsızlığımızı bildiğiniz gibi kamuoyuyla paylaştığımızı da anımsatıyorum.

Posta Gazetesi’nde düzenli yazılarını izlediğimiz RENGİN UZ’u Birliğimiz mensuplarının arasına kattık. UZ’a  tüm üyelerimiz adına “Hoş Geldin” derken, Birliğimize vaki olacak katkılarından emin olduğumuzu da ifade etmek istiyorum.

Geçen ay, Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya) ile iki değerli üyemizin bir çekişmesine sahne olduğumuzu, üyelerimiz, Tiyatro Pera’nın “Profesör ve Hulahop” başlıklı oyununun galasına girmezden önce yetkililerden birine, bir başka etkinliğe yetişmek üzere oyundan erken ayrılmak zorunda olduklarını bildirdiklerini ve oyunun bitimine kısa bir süre kala salonu terk ettiklerini; Nesrin Kazankaya’nın, yeni oyunları “Venedik Taciri”nin galası için “tiyatro… tiyatro…” dergisine gönderdiği davet mektubunda, derginin yazarı olan bu iki üyemizi galaya özel olarak davet etmediğini, oyunu dilerlerse gala dışında diledikleri gün ve saatte izleyebileceklerini belirttiklerini; bunun üzerine derginin editörü Mustafa Demirkanlı’nın Kazankaya’ya suretini Birliğimize de ulaştırdığı sert bir mektup yazdığını; Yönetim Kurulumuzun, Tiyatro Pera’nın salonunun konumu açısından iki eleştirmenin oyun sonuna doğru salonu terk etmelerinin oyuncular ve izleyiciler tarafından “protesto” olarak algılanabileceği hususunda karar birliğine vardığını, bunun üzerine Mustafa Demirkanlı’nın eleştirmenlerin “Venedik Taciri”nin galasına katılmamaları önerisine sıcak bakmadığımızı açıkladığımızı elbette hatırlayacaksınız.

Hal böyleyken Sayın Mustafa Demirkanlı’dan bir mektup aldık. Demirkanlı mektubunda: “… Gerçekten yanılıyorsunuz, dergi eleştirmenlerine Pera’nın davetini ilettiğim mailde sadece durumu aktardım, kendimin katılmayacağını bile belirtmedim. Eğer protesto edilip, katılınmamayı düşünseydim, yayın kurulu olarak önce dergi olarak bu tavrı almamızı önerirdim, sonra TEB'e böyle bir öneri yapılabilirdi. Benim katılmam ise iki arkadaşımıza yönelik tavrı onaylamak anlamına gelirdi ki, bunu yapamayacağımı en iyi siz bilirsiniz. Benim TEB'e yazım ise, bir tavır beklentimdi bunun karşılığı galayı protesto değildir, bir önceki mailimde de belirttiğim gibi her iki mektup gala dan sonra gönderilmiştir,” diyordu. Her hangi bir anlaşmazlığa mahal vermemek açısından durumu bilgilerinize sunuyor, tiyatro camiamızda bu tür olayların yaşanmaması hususundaki dileğimizi huzurlarınızda tekrarlıyorum.

Sağlıcakla Kalınız Efendim.

Eksilmeyen Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün Akmen

 

TEB Ödülü Sivas 93 ve Kafkas Tebeşir Dairesi'ne

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi’nin geleneksel Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü, Genco Erkal’ın Madımak katliamını anlattığı, Dostlar Tiyatrosu prodüksiyonu “Sivas ’93” oyununa verildi.


Bertolt Brecht’in Barış Erdenk yönetiminde Erzurum Devlet Tiyatrosu yapımı olarak sahnelenen “Kafkas Tebeşir Dairesi” adlı oyunu ise 2007-2008 sezonu TEB Ankara Temsilciliği Yılın Tiyatro Oyunu Ödülü’ne layık görüldü. Ödüller, “Sivas ’93” ve “Kafkas Tebeşir Dairesi”nin nisan ayı içindeki temsillerinden birinden önce Genco Erkal ve Barış Erdenk’e takdim edilecek.

 

TEB ŞUBAT  2008  BÜLTENİ

 Saygıdeğer üyeler, Merhaba!

 Geçen ay, Tiyatro Pera (Nesrin Kazankaya) ile iki değerli üyemizin bir çekişmesine sahne olduk. Üyelerimiz, Tiyatro Pera’nın “Profesör ve Hulahop” başlıklı oyununun galasına girmezden önce yetkililerden birine, bir başka etkinliğe yetişmek üzere oyundan erken ayrılmak zorunda olduklarını bildirmiş ve oyunun bitimine kısa bir süre kala salonu terk etmiş.

 Nesrin Kazankaya, yeni oyunları “Venedik Taciri”nin galası için “tiyatro… tiyatro…” dergisine gönderdiği davet mektubunda, derginin yazarı olan bu iki üyemizi galaya özel olarak davet etmediğini, oyunu dilerlerse gala dışında diledikleri gün ve saatte  izleyebileceklerini belirtmiş.

 Eee… Olay doğal olarak buradan patladı. Derginin editörü Mustafa Demirkanlı, Kazankaya’ya suretini Birliğimize de ulaştırdığı sert bir mektup yazdı. Ben de, “şunun şurasında kaç kişiyiz, gelin birbirimizle çekişmeyelim, hoşgörülü olalım” falan kabilinden “ÖZEL” bir mektup gönderdim. Kazankaya çok kırgın olduğunu belirtti ve direndi. Yönetim Kurulumuz da, Tiyatro Pera’nın salonunun konumu açısından iki eleştirmenin oyun sonuna doğru salonu terk etmelerinin oyuncular ve izleyiciler tarafından “protesto” olarak algılanabileceği hususunda karar birliğine varınca Mustafa Demirkanlı’nın eleştirmenlerin “Venedik Taciri”nin galasına katılmamaları önerisine sıcak bakmadık.

 

Yönetim Kurulumuzun bu yönde davranışı, anılan iki üyemizden Prof. Dr. Yusuf Eradam’ı rahatsız etmiş olacak ki, Birliğin üyesini korumadığını gerekçe göstererek istifa etti. Dernekçiliğin elbette sığınılan, koruyucu, hatta kayırıcı bir güç oluşturmayı amaçladığını, ancak bir sendika gibi çalışmasının da olanaksız olduğunu anlattık, ama istifasında direndi, dolayısıyla tek taraflı bir “müessese” sayılan istifasını kabul etmek zorunda kaldık.

 

Türkiye’nin dördüncü ödenekli tiyatrosu olan Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nun 2008  sezonu projelerinden biri olan “Oyun Yazma Yarışması” Genel Sanat Yönetmeni Nejat Birecik’in projelerinin ilki olarak Şubat ayında hayata geçirildi, eminim duymuşsunuzdur. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu yeni kuşak yazarları özendirmek, desteklemek, Türk Tiyatrosuna yeni yazar ve yeni oyun kazandırmak amacıyla düzenlediği bu yarışmaya; toplum sorunlarına parmak basacak, bugünü irdeleyecek, tartışacak ve paylaşacak Türkiye ve Dünya seyircisinin yaşamına ayna olacak eserlerin günışığına çıkacağı inancıyla destek verdik.Yönetim Kurulumuz yarışmanın seçici kurulunda bendenizin görev almasını uygun gördü, ben de temsilcini olarak kabul ettim.

 

Bu arada, üyemiz ve Birleşmiş Milletlerin sahne sanatları örgütü ITI-UNESCO’nun (Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) Tiyatro Eğitimi Başkan Yardımcısı Emre Erdem’in katkılarıyla, Şubat ayının on dokuz gününü ITI-UNESCO’nun İtalya Merkezi’nin davetlisi olarak Milano’da geçirdim. Yediğimi içtiğimi kendime saklayıp, ne yaptığımı söylemem gerekirse, Milano’da yaşayan eleştirmen meslektaşlarımızla tanışmaktan doğrusu mutlu oldum. Bol bol oyun gördüm, kimi sahnelemelerin Türkiye’dekinden kötü oluşuna şaştım kaldım, bunu açık yüreklilikle kendilerine ifade de ettim, gelip Türkiye’de oyun izlemelerini istedim.

 Diğer taraftan, gençliğimin sinema filmlerinde gözümü alamadan seyrettiğim, şimdilerde 73 yaşındaki Elsa Martinelli ile tanışma fırsatı buldum. İzlediğim Robert Thomas’ın “Otto Donne e Un Mistero”nda kayınvalide rolündeydi (bizde 2003-2004 sezonunda İBŞT yapımı olarak ve “Sekiz kadın” adıyla oynanmıştı ve kayınvalideyi Tanju Tuncel canlandırmıştı), kendisine kötü ötesi oynadığını içim elvermedi, söyle(ye)medim

 İBŞT sanatçılarından Can Doğan’ın benim Beyaz Gemi oyuncuları yapımı “Fırıldakzade” adlı oyunla ilgili yazıma bir internet sitesindeki yanıtını sadece bilgi için tüm üyelere gönderdik. Üyelerimizin hiçbirinden yorum gelmemesini “seviye yitiren üsluba tepkisiz kalınmalı” biçiminde değerlendirdik ve polemiğe girmedik. Polemiğe girseydik, gala gecesi kadın oyunculardan birinin selam tablosunda sansasyon uğruna kilotunu çıkarıp seyirciye atmasının tiyatroya saygısızlık ötesi bir davranış biçimi olduğunu kamuoyuna duyuracak, Can Doğan’ın bu seviyesizliği savunmasını kınayacaktık.

 Bunların dışında, Konya Devlet Tiyatrosu repertuvarında yer alan Turgut Özakman’ın "Resimli Osmanlı Tarihi" oyununun galasından sonra, Yeni Konya Gazetesi’nin 23 ve 24 Şubat sayılarındaki “Devlet Eliyle Abdülhamit’e Saygısızlık” ve “Durdurun Bu Oyunu” manşetlerini “çürük beyinlerin sulanmış ideolojisi” olarak değerlendirdik. Varılmak istenilen noktaya bu kadar cüretkâr bir biçimde ilerlenmesinin korkutucu olduğunu vurguladık. Gazetenin: “… oyunun son bölümünde Abdülhamit’in tasvir edildiği sahneler, olaylar ve diyaloglar ‘taraflı ve ideolojik’ bakış açısıyla saygısızlık içeriyor” yorumunu şiddetle kınadık. Anılan gazetenin: “… oyunun özellikle Abdülhamit’le ilgili tartışmaların yoğunlaştığı ölüm yıldönümü olan şubat ayında oynanması akıllarda soru işaretine neden oluyor” şeklindeki ifadesini ise “komikliğe varan zavallılık” olarak nitelendirdik. İlk kez 1983 yılında sahnelenen “Resimli Osmanlı Tarihi”nin Turgut Özakman’ın en popüler oyunlarından biri olduğunu kamuoyuna anımsattık ve: “Birçok kez yeniden yorumlanan, popüler tiyatro geleneğimizin ‘açık biçim’ özelliğinin zekice kullanıldığı bu oyuna çeyrek yüzyıl sonra bir gazetenin, gazeteye demeç veren tarihçi olduklarını söyleyen iki kişinin ve: ‘Oyun sahneden kaldırılmalı ve değerlerimizi yıpratan anlayışa son verilmeli’ diyen değeri kendinden menkul STK başkanının beyin fukaralıklarına Konyalılar acaba acıyor mu, yoksa gülüyor mu gerçekten merak ediyoruz,” dedik. Demecimizin basında geniş yer bulmasına ayrıca sevindik.

 Değerli Üyeler.

 Geleneksel hale gelen “Yılın Tiyatro Oyunu” ödülünü bu yıl da üyelerimizden gelen oylar sonucu saptayacağız.  2006–2007 sezonu için adayınızı lütfen bildiriniz. “Doğru oluşumun tek anahtarı ‘icracılar havuzu’yla bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden oluşan bir Seçici Kurul’dur” sloganıyla verilmekte olan “Tiyatro Ödülü”, tiyatro eleştirmenini tiyatro ürününü “değerlendirmeyi” uğraş edinmiş kişi olarak tanımlıyor ve değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri yazmakta) nasıl eleştirmen varsa, öteki uzantısında (ödül seçimi yapmakta) yine eleştirmenin varolmasını en doğal durum olarak değerlendiriyoruz.  

 Haaa, bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine gönderilmesini bekliyor. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin başında gelmekte. İstekler biter mi hiç? Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul da geçmiş aidat borçlarınızı kendisinden öğrenebileceğinizi ve varsa borcunuza 2008 aidatını da ekleyerek “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ DERNEĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037”ye yatırmanızı talep ediyor.

 Benim dileğim ise, üyelerimizin Yönetim Kurulumuzun çalışmalarına tepki ya da destek vermelerinden ibaret. Neler bekliyorsunuz, neler istiyorsunuz, neler yapmalıyız, nasıl yapmalıyız, her ay düzenli ulaştırmaya çalıştığımız bu bültenlerden hoşnut musunuz, yoksa “zevzeklik” olarak mı değerlendiriyorsunuz.

 Vallahi merak ediyoruz.

 Sağlıcakla kalınız Efendim.

 Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

ÜSTÜN AKMEN

 

Tiyatro Eleştirmenler Birliği Bursa TÜYAP Kitap Fuarı kapsamında iki ayrı panel düzenliyor:

08.03.2008 CUMARTESİ -ULUDAĞ SALONU -Saat:18:30-19:30

Panel: “Günümüzde Geleneksel Tiyatro Üstüne Yayınlar ve Geleneksel Tiyatromuz”
Yöneten: Seçkin Selvi
Konuşmacılar: Nurhan Tekerek, Şinasi Çelikkol, Cengiz Özek, Ragıp Ertuğrul

Düzenleyen: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği


09.03.2008 PAZAR -ULUDAĞ SALONU -Saat:14:30-15:30

Panel: “Tiyatro’da Çeviri ve Uyarlama”
Yöneten: Üstün Akmen
Konuşmacılar: Tarık Günersel, Seçkin Selvi, Hasan Anamur, Sibel Arslan Yeşilay

Düzenleyen: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği
www.tuyap.com.tr
 

TEB OCAK 2008 BÜLTENİ
 

DEĞERLİ ÜYELER.
İçinde bulunduğumuz ay öncelikli olarak, Truva Kültür Ve Sanat Ödülleri'nin "Tiyatro" Kategorisine Saygın Üyemiz Sevda Şener’in değer görülmesiyle övündük. Kendisini yeniden kutluyor, nice yıllarda kesintisiz başarılar diliyoruz.
Bu arada, İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde 28 Ocak saat 10.00'da gerçekleşecek 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan “herkese açık” hizmet alımı ihalesiyle ilgili olarak tiyatro sanatçısını böylesine aşağılamaya kimsenin hakkı olmadığını kamuoyuna bildirdik. 5 adet oyuncunun, 35 yardımcı oyuncunun, 25 figüran oyuncunun, 20 özel nitelikli sanatçının taban fiyatı 2.8 milyon YTL olacak İhaleyle işe alınmalarını “saçmalık ötesi siyasi soytarılık” olarak değerlendirdik. Başta Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer olmak üzere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetim kurulunu yeni Kamu Personeli Yasası'na karşı direnmeye davet ettik.
Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun, önceki ay Rize’de sahnelenirken özgün metninin değiştirilerek Başbakan’ı hafife alan sözlerin eklendiği ileri sürülen “Düğün ya da Davul” adlı tiyatro oyunuyla ilgili tartışmaya, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılmasına ve Bakanın ilgililer hakkında inceleme yaptıracağını açıklamasına da sert tepki gösterdik. Bakanlığın sanatçılar için soruşturma açmaya kalkışması halinde “dünya”yı ayağa kaldıracağımızı bildirdik.
Diğer taraftan, Tüyap – Çukurova Kitap Fuarı’na iki etkinlikle katıldık. Etkinliklerimizi çok sayıda tiyatroseverin izlemesine, izleyici sorularındaki çokluğa doğal olarak sevindik. Etkinliklere katılacağı sözünü verip, uçak biletini iki kez yakan, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın çiçeği burnunda Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’nın davranış biçimini bendenizin, Cumhuriyet Gazetesi Güney İlleri Temsilcisi Çetin Yiğenoğlu’nun, Ataol Behramoğlu’nun, Adana Devlet Tiyatrosu oyuncusu Devrim Evin ve Yönetim Kurulu üyemiz Ragıp Ertuğrul’un katıldığı etkinlikler sırasında kınadık.
Birliğimizin Saygın Üyeleri, sağlıcakla kalınız efendim. Birliğimizin tarihi ay sonundaki toplantımızda saptanacak Genel Kurulu için lütfen hazırlık yapınız. Adaylarınızı şimdiden saptayınız.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün Akmen

 

TEB ARALIK 2007 BÜLTENİ

İşte bir yılı daha yedik bitirdik. Yıl içinde geçirdiğimiz onca fırtınalı günlerden sonra, yılın son ayının hemen başında, 30 Ekim akşamı İsmet Küntay’ın “Tozlu Çizmeler” oyununun galasıyla ve göz yaşlarıyla veda ettiğimiz Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne yeniden kavuşmuş olmanın mutluluğunu yaşadık. “Biri” ya da “biri”leri olmayanı olur yapmış, sahne açılmıştı. O “biri”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne Sanat Danışmanı olarak atanan Kenan Işık mıydı ya da o “biri”leri kimlerdi, bilemiyoruz. Kim olduklarını bilmiyoruz, ama yıkılmak üzere tam da sezonun başında kapısına kilit vurulan Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin iki ay kapalı kalmasını eleştirmek görevimizdi ve bu görevi yerine getirdik. Sahneyi iki ay kapalı tutanların yargı önüne çıkartılmaları gerektiğinin altını çizdik.
588 + 61 adet koltuklu Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu, iki ay boyunca seyircisiz bırakıldı ve böylelikle bir kamu kurumu yaklaşık 250 bin Yeni Türk Lirası zarara uğratıldı. Bu savsaklamanın “tevil” götürür yanı olmadığı zaten kamuoyunca biliniyordu, ama 36 bin civarında yetişkini, 8 bin civarında çocuk izleyiciyi iki ay süreyle tiyatrodan uzak bırakmaya hiçbir otoritenin hakkı yoktu ve olamazdı, olmamalıydı.
Olaydaki ciddi maddi kaybı gözler önüne serdik. Görevi kötüye kullanmak suretiyle, bir kamu kuruluşu zarara uğratılmıştı. Birliğimizi, daha doğrusu yönetim kurulu üyelerimizi olası yasal sorumluluklarla dertlendirmemek amacıyla, kişisel olarak suç duyurusunda bulundum. Sebep olanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmasını istedim. Öyle ya da böyle yargıya güveniyorduk ve bu hesabın eylemle, “miting”lerle, yürüyüşlerle suçlulardan alınacağına inanmıyorduk. En sağlam yol yargı yoluydu, o yolu denedik. Tavrımızın İstanbul Belediyesi yetkililerini heyecanlandırdığını anında saptadık.
Diğer taraftan, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Tiyatroları’na alınacak 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan “Herkese Açık Hizmet Alımı İhalesi”ni de sert bir dille eleştirdik.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi internet sitesinde 28 Ocak saat 10.00'da gerçekleşecek 168 sanatçı ve teknik elemanı kapsayan “herkese açık” hizmet alımı ihalesiyle ilgili olarak, tiyatro sanatçısını böylesine aşağılamaya kimsenin hakkı olmadğını açıkladık. 5 adet oyuncunun, 35 yardımcı oyuncunun, 25 figüran oyuncunun, 20 özel nitelikli sanatçının taban fiyatı 2.8 milyon YTL olacak ihaleyle işe alınmalarını “saçmalık ötesi siyasi soytarılık” olarak bizzat değerlendirdim. Böyle bir uygulamanın yeryüzünde eşi menendi olmadığını anlattık. Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer başta olmak üzere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetim kurulunu yeni Kamu Personeli Yasası'na karşı direnmeye davet ettik.

Ödenekli tiyatroların sözleşmeli sanatçı çalıştıramayacakları yolundaki yasaya, İBŞT yönetiminin nasıl olup da bugüne kadar karşı çıkmadığına akıl erdiremiyorduk. Tiyatro sanatçısına kaldırım taşı ya da ne bileyim kavun-karpuz muamelesi yapanların boyunları günü gelir o sanatçıların göz külhanları altında ezilirdi, bu gerçeği aynen ifade ettik. Tiyatro sanatçısı düz işçi ile aynı kefeye konulamazdı, konulmamalıydı. O halde karşı durulmalı, diretilmeli, bir şeyler yapılmalıydı. Bu “ciddi durum” alarmını duymuyor, duyumsamıyor, İstanbul Şehir Tiyatrolarının özelliğini yasa koyucuya anlatamıyorlarsa İBŞT yönetimi, hatta İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN) yönetimi topluca istifa etmeliydi.

Bu tepkimiz de, umduğumuz gibi gerek sanatçılar arasında, gerekse Belediye nezdinde yankı yaptı. Şimdiii… Biri ya da birileri işin ciddiyetini kavrayıp nasıl Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesi’nin gidişatına dur dediyse ve böylelikle Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi aralık ayı başından bu yana yeniden hizmet vermeye başladıysa, sanatçıyı kaldırım taşı olarak gören zihniyetin ihalesinin de “muattal” olacağı yönünde umutluyuz. Sonucu merakla bekliyoruz.

Değerli Üyelerimiz. Sağlıcakla kalınız efendim. Yönetim Kurulu olarak mutlu, huzurlu, barış dolu, sağlıklı, sanatla yoğuracağınız yeni bir yıl diliyoruz.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
ÜSTÜN AKMEN
 
 

TEB  KASIM 2007 BÜLTENİ

BİRLİĞİMİZİN DEĞERLİ ÜYELERİ.

Birliğimiz, bildiğiniz gibi 26. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nda tiyatroseverlerle buluştu. Standımızda Prof. Dr. Hasan Anamur ve Prof. Dr. Yusuf Eradam imza günleri yaparken, tiyatro ile ilgili olarak yayınlanmakta olan dergilerin ve Mitos Boyut Yayınları'nın (Sayın Yılmaz Öğüt'ün) bağışladığı yüz civarında tiyatroya ilişkin kitabın satışı yapıldı.

“Geçtiğimiz günlerde daha başka neler oldu” diye sual edecek olursanız, gene aynı günlerde, Kurucu Başkanımız Zeynep Oral'ın Cumhuriyet Kitapları arasında yayımlanan "O Güzel İnsanlar" başlıklı kitabı kitaplıklarımızdaki yerini aldı.

İçinde bulunduğumuz ay, tiyatromuzun en önemlilerinden Seçkin Selvi’nin çevirmenlikte 50. yılını Can Yayınları’nda yapılan mütevazı bir törenle kutladık. Seçkin Selvi ile aynı Birlik çatısı altında olmaktan bir kez daha gurur duyduk. Türk edebiyatına kazınan o mükemmel, o kusursuz, o “Seçkin Selvi titizliği” içerikli çevirilerinin nice mutlu, sağlıklı yıllarda sürmesini diledik.

Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’imize ise, 12. Ankara Tiyatro Festivali’nde Türk Tiyatrosu’na katkıları nedeniyle “Emek Ödülü”ne değer görüldü, gönendik. Diğer taraftan Hayati Asılyazıcı’nın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Burhan Felek Hizmet Ödülü” ile onurlandırılmasına sevindik.

Anlaşıldığı gibi, sevinerek, gönenerek iyi bir ay geçiriyoruz Değerli Üyeler… Bu arada, “tiyatro… tiyatro” dergisinin “Tiyatro Ödülleri-2007”nin 10 Aralık Pazartesi akşamı sahiplerini bulacağını da muştulayıvereyim. “Doğru oluşumun tek anahtarı ‘icracılar havuzu’yla bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden oluşan bir Seçici Kurul’dur” sloganıyla verilmekte olan “Tiyatro Ödülleri-2007”, tiyatro eleştirmenini tiyatro ürününü “değerlendirmeyi” uğraş edinmiş kişi olarak tanımlıyor ve değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri yazmakta) nasıl eleştirmen varsa, öteki uzantısında (ödül seçimi yapmakta) yine eleştirmenin varolmasını en doğal durum olarak değerlendiriyor. “tiyatro… tiyatro” ödüllerinin her yıl olduğunca bu yıl da tiyatro ufkumuza derinlik katacağı bekleniyor.

Haaa, bir de Sibel Arslan Yeşilay, yayınlanmış eleştiri yazılarınızın WEB sitemizde yayımlamak üzere kendisine gönderilmesini bekliyor. http://www.teb-bir.org adresindeki sitemizi sıkça ziyaret etmeniz ise belli başlı dileklerimizin başında gelmekte.

Yıl sonunaysa neredeyse bir ay kaldı. Diyorum ki, yıl sonu gelmeden aidat borcumuz varsa “ha bi gayret” “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037” ödeme yaparak temizlesek. Temizlesek de biz de görevi Mart 2008 Olağan Genel Kurulu’nda yeni ellere teslim etmezden önce, sizlere “temiz” bir bilanço verebilsek.

Sağlıcakla kalınız efendim..

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle
Üstün Akmen

 

 (TEB)   EKİM 2007 BÜLTENİ

2007-2008 tiyatro sezonunu, bu yıl Romanya’nın yüz bin nüfuslu kenti Târgovişte’de açtım. “Herkes giderken Mersin’e, sen acaba neden gidersin Târgovişte’ye,” diye sual edecek olanlara, hiç de ters yola gitmediğimi söylerim. Târgovişte Tony Bulandra Devlet Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Mc Ranin’den sezon açılış oyununu izlemem ile ilgili çağrı alınca, duraksamadan kabul ettim. Kabul ettim, çünkü oyunun yaratıcı kadrosunun Türk sanatçılardan oluştuğunu duymuş, okumuştum. Oyunu izledikten sonraysa, ne yalan söyleyeyim, sezonu Târgovişte’de açtığıma daha bir memnun oldum. Bu arada, yılda beş oyun sahneye koyan ve bu beş oyunu dünyaca ünlü yönetmenlere yaptıran Tony Bulandra Tiyatrosu’nda “Romeo ve Jüliet”i seyrettiğim, tiyatronun ünü yurdunun dışına taşmış genel sanat yönetmeni Mc Ranin ile tanıştığım için mutluyum.

 Biz Târgovişte’ye geldiğimizde Mc Ranin Craiova’daydı ve özel olarak döndü, ayağının tozuyla da Aristokrat Restaurant’taki akşam yemeğinde bizimle masaya oturdu. 1595’de Osmanlıların Eflak Prensi Mihai Viteazul (1593-1601) üzerine seferler düzenlediğini, Osmanlı güçlerinin Bükreş ve Târgovişte'yi ele geçirdiklerini, ancak Viteazul’un karşı saldırıya geçtiğini ve Osmanlıların geri çekilmek zorunda kaldıklarını anlattı. Craiova’da bu tarihi anı canlandırmak için çalışmakta olduğunu söyledi. Çalışmasında yedi yüz oyuncu kullanıyor, iki buçuk saat süren bir gösteri yürüyüşü sonunda göl kıyısında gösteriyi sonuçlandırıyordu. Alegorik savaş arabaları, su, ateş, akrobasi…

 

 METİN AND’A ONUR ÖDÜLÜ

Diğer taraftan, 26. TÜYAP - İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı Metin And olarak saptandı. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunmuş olan And, görsel sanat alanındaki bilimsel araştırmalara kaynaklık eden çalışmalarıyla Türkiye’nin halen en önemli isimlerinden biri sayılmakta. Özellikle Türk Tiyatrosu’nun duayeni olarak büyük bir entelektüel birikim sağlayan Metin And, Dionysos Şenlikleri’nden Anadolu’nun Köy Seyirlikleri’ne, Osmanlı’dan Tanzimat’a ve çağdaş tiyatroya kadar geniş bir literatüre kaynaklık etmiş bir değer.

 Metin And’ın ödül gecesinde Birliğimizin kurucularından Zeynep Oral ile aynı masayı paylaşmak ise benim onurum oldu.

 

ZEMZEMLİ AÇILIŞI PROTESTO ETTİK

Ekim ayının son günlerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Suudi Arabistan Krallığı Kültür ve Enformasyon Bakanlığı'nın işbirliğiyle düzenlenen “Suudi Arabistan Günleri”nin açılışının opera sahnesinde yapılmasına tepki gösterdik.

 Açılışta, Arap kültürünün hemen hemen her öğesinin etkinliğe yansımasına, giriş kapısı önünde geleneksel kıyafetli Suudilerin bulunmasına, tütsüler yakıp bir testiden ikram ettikleri zemzem suyu ile konukları karşılamalarına, tüm konuklara aynı bardaktan zemzem suyu ikram etmelerine, ''mırra'' içmelerine elbette söz edemezdik, ama böyle bir etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve Balesi’ne ait salonun kullanılmasını esefle karşıladığımızı bildirdik. Türk Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın opera salonunda Suudi Kültür Bakanı Eyad Amini Medeni ile birlikte zemzem suyu içmesi, Kuran-ı Kerim dinlemesi Ertuğrul Günay’ın göreve başlamasının üçüncü ayında sınıfta kaldığının somut belgesiydi.

 Yıllar yılı dünyaca ünlü opera ve bale eserlerinin sahnelendiği opera binasında tütsü, zemzem suyu ve Kuran-ı Kerim'li etkinlik yapmakla çok şeyin “ima” edildiğini vurguladık. Böyle bir etkinlik yeri olarak Devlet Opera ve Balesi’ne ait salonun tahsisinin sağlanmasına göz yuman, ses çıkarmayan  Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü’nün istifasını istedik; sanatçıları tepkilerini göstermeye, bakanlığın bu tutumunu ciddiyetle ve kararlılıkla protesto etmeye çağırdık.

 Sağlıcakla kalınız efendim..
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle...

Üstün Akmen

 
 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ  TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
EYLÜL 2007 BÜLTENİ

Birliğimizin Saygın Üyesi.

Tiyatromuzun ustası Muhsin Ertuğrul, yıllar önce bugüne de ışık tutan bir yazı yazmış. Taksim sahnesi’nin tahliye edildiği, Koruma Kurulu’nun, Kongre vadisi Projesi kapsamında İstanbul Şehir Tiyatroları Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılmasına karar verdiği, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in Devlet Tiyatroları’nın seyircisizlikten seyirci sayısını artıramadığını açıkladığı şu günlerde, Muhsin Ertuğrul’un kapatılan bir tiyatro ile ilgili 1965 yılında kaleme aldığı ve Şehir Tiyatroları’nın yayın organı Türk Tiyatrosu Dergisi’nin Kasım-Aralık 1965 sayısında yayınlanan yazısını 25 Eylül 2007 tarihli Günlük Evrensel Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfasından alıntılıyor, büyük ustayı bir kez daha saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Bu arada, ay içinde yitirdiğimiz Sevgili Haluk Şevket Ataseven’ın üzerine yıldızların yağmasını diliyoruz.

BİR ADIM GERİ, BİR ADIM İLERİ!
Otuz sekiz yıl önce İstanbul’un da her medeni şehirde olduğu gibi her akşam piyesler oynanan tiyatrosu bulunmasını istedik ve böylece bir gelenek kurmak yoluna gittik.
Gayemiz şuydu: Her İstanbullu, tiyatro heyecanını duyduğu bir gece İstanbul’da gidecek daimi bir tiyatro bulsun. Bugün bunları yazmak bile insanı güldürüyor. Ama o zaman tiyatronun belli bir günü yoktu, piyesler hazırlandıkça birkaç kere oynanır, sonra karabatak gibi yine dalar kaybolurdu. Şayet böyle her gece oynamayı göze alırsak bizde de bu geleneğin gelişeceğine, tiyatronun yerleşeceğine inanıyorduk.
1929’da İstanbul’a görülmemiş bir kış geldi. Boğaz’dan buz kayaları akmaya, şehrin bütün deniz ve kara araçları işlememeye başladı. Fırınlar kapandı. Karlı sokakta yaya yürüyenlerin ayak izleri azaldı ama biz tiyatromuzu kapamadık, oyun oynamaya devam ediyorduk. Yerleştirmek istediğimiz bir geleneğe böyle mevsim cilveleri yüzünden ara verirsek, daha başlangıçta bunun kökleşemeyeceğini biliyorduk. O hafta oynanan eser, Strindberg’in “Rauseh=Zafer Sarhoşları” piyesiydi. 2 Şubat 1929 Cumartesi akşamı koca salonda üç kişi oturuyordu. O geceki gelirimiz 270 kuruştu. Biz oyunumuzu oynadık, sonra da seyircilerimiz yerdeki bir metre kar yüzünden sokağa çıkamadıkları için müdürün odasında soba yakarak onları sabaha kadar tiyatroda alıkoyduk. Arkadaşlar da güç bela evlerine gittiler. Ertesi gün onda provamız vardı. Geldikleri zaman içlerinden biri böyle olağanüstü bir durumda temsillere ara vermemizi istedi. Kendisine anlatmaya çalıştım ki yeni başlamış bir düzene böyle bir ilk güç durumda ara verirsek, halkla geliştirmek istediğimiz “istikrarlı tiyatro” fikri zedelenir, gayeye ulaşamayız. Onun için bizim azimle, her şeye rağmen devam etmemiz gerekir. Bugün kendisini rahmetle ve sevgiyle andığım o arkadaş bana:
- Sen bizi harcıyorsun! demişti.
Evet, yalnız onu değil kendi kendimizi harcıyorduk... Bir ideal uğruna! Bu memlekette tiyatronun yerleşmesi uğruna! Yazık ki bu arkadaşımız benim şahsımda gayeyi görememiş, bu intizam arzumu benim özel inadıma vermişti. O arkadaşın ısrarı karşısında, vapurların üç günden beri işlemediği, korkunç bir fırtınanın tipinin Boğaz’ı allak bullak ettiği, karşı yaka ile hiçbir bağlantı kurulamadığı o gün, bir gece olsun tiyatroyu kapamamak için Kadıköy’de oturan müdürümüz Suphi Bey’in muvafakatını almak üzere Galip’le ikimiz bir büyük sandala binerek yelkenle Kadıköy’e gitmek üzere ve epeyce de çok para vererek yola çıkmıştık. Tipiden bir metre ilerisi görülmüyordu. Bilmiyoruz ne kadar sürdü? Birden kendimizi Haydarpaşa mendireği önünde görünce Asya’yı keşfetmiş gibi olduk. Daha ileri gitmeye ne yelken ipinden eli kesilen sandalcının, ne de soğuktan donan bizim gücümüz kalmamıştı. Haydarpaşa’dan güçlükle Bahariye’ye bilmem kaç saatte yürüdük.
Müdürün evine geldiğimiz zaman, bizi tımarhaneden kaçmış deli gibi karşıladılar ve bir daha da geriye dönmeye bırakmadılar, zaten dönüş için vasıta da yoktu. Ve böylelikle o gece fırınlar gibi tiyatro da kapandı ve İstanbul ekmeksiz ve oyunsuz kaldı.
Altı yıl önce Şehir Tiyatrosu’na dönünce, o zamanın Belediye Başkanı Sayın Kemal Aygün’den Kadıköy gibi yarı İstanbul kalabalığındaki bir semtte tiyatro bulunmamasından yana yakıla bahsetmiştim. Bir yıldırım süratiyle hemen orada bir düğün salonu küçük bir tiyatro haline kondu ve beş yıldır da her gece halka kapılarını açarak “Burada sizleri bekliyorum” diyordu.
Bu yıl Kadıköy Tiyatrosu, sahibiyle aradaki kira anlaşmazlığı yüzünden kapandı. Evet kapandı. Yanlış okumuyorsunuz...
Kadıköy’den Pendik’e kadar uzanan bir semtin tek tiyatrosu kapandı. Bütün bir mevsim için Kadıköy tarafı tiyatrosuz kaldı.
Beyler, paşalar, ağalar; baylar, bayanlar, partililer, partisizler, bir tiyatro gözümüzün önünde kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor. Kapanan meyhane değil, kumarhane değil, batakhane değil yirminci yüzyılın tek eğitim aracı, biricik sanat yuvası olan tiyatro!
Bu yakada oturanların adı, İstanbul’un kreması diye çıkmıştır. Okumuşlar, gezmişler, görmüşler, okuduklarını, gezdiklerini, gördüklerini övütmüşler hep orada otururlar. Ne olur, bunlardan biri çıksa da elbet bir vekilleri vardır, onun aracılığıyla sorsalar, niçin bir tiyatro kapandı diye araştırsalar, tiyatro istiyoruz diye bağırsalar, çağırsalar, yürüyüş yapsalar, sorumlu kişileri arasalar, kendilerinden esirgenen bu insanlık zevkini, bu medeni eğlenceyi ellerinden alanların yakasına yapışsalar!
Tısssss! Bir dudak bükme, bir omuz silkme, bir adam sende! Bir bana ne
Yıllardır Eyüp’te, Zeytinburnu’nda, Gültepe’de birer tiyatro açmak amacındaydım. Geçen yıl genç rejisörlerimizden Beklan Algan, Zeytinburnu’nu altüst ederek nihayet Bozkurt İlkokulu’nda uygun bir salon buldu.
Orayı 140 kişilik bir tiyatro haline soktuk ve bu mevsim başında açtık. Şimdi her gece oyun veriliyor orada. Orada bir tiyatro açıldı.
Kadıköy’de bir tiyatro kapandı, Zeytinburnu’nda bir tiyatro açıldı. Bir adım geri, bir adım ileri. Bir adım geri, bir adım ileri.
Bizim 2 bin 500 yıl önce yola çıkan Thespis kervanına niçin yetişemediğimizin parlak bir örneği: Bir adım geri, bir adım ileri!
Şimdi, korkunç bir kışta bir gece tiyatroyu kapatmak için ölümü bile göze aldığımızı ne kadar gülünç ne kadar çocukça buluyorum.
Bütün bir mevsim Kadıköy Tiyatrosu kapanıyor da kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Sağlıcakla kalınız efendim..

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…
ÜSTÜN AKMEN

 

DEĞERLİ ÜYELERİMİZ.

YAŞAMININ BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNÜ TİYATRO SANATINA ADAMIŞ, TİYATRO TUTKUNU GENÇLERİN DAİMA YANINDA OLMUŞ DEĞERLİ ÜYEMİZ
HALUK ŞEVKET ATASEVEN'İ
BİR SÜREDİR DEVAM EDEN RAHATSIZLIĞI SONUCUNDA DÜN AKŞAMÜSTÜ (15 EYLÜL) KAYBETTİK.
  
Cenazesi 18 Eylül Pazartesi günü, saat 11.00 de, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde yapılacak törenden sonra öğle namazını müteakkip Karacaahmet Mezarlığına defnedilecek..
ÜZÜLEREK BİLGİNİZE SUNUYORUZ.
SAYGILARIMIZLA
YÖNETİM KURULU 
 
 
HALUK ŞEVKET ATASEVEN 
1 Ocak 1931 yılında İstanbul'da doğdu.
Sanatla kurduğu ilk gerçek ilişkiyi 1950'li yıllarda Şişhane'de bulunan Belediye Konservatuarına Türk ve Batı müziği ŞAN bölümlerine sınava girerek başladı.
 
Daha sonra sanatsal etkinliklerini şiirle sürdürdü. Şiirlerini; Yeditepe, Dost, Türk Dili, Pazar Postası, Ataç, Somut, Mülkiye vb. yayımladı.
 
Yine 1950'li yıllarda Melih Cevdet Anday'ın yönettiği "AKŞAM Gazetesi Şiir Yarışması"nda birincilik ödülünü aldı.
 
1958 yılında Afif Yesari'nin ortaya attığı "Düşünce Tiyatrosu" çalışmalarına katıldı ve aynı yıl deneme yayınlarını sürdüren İstanbul Teknik Üniversitesi TV. sinde sanat üzerine konuşmalar yaptı.
 
1971 yılında başta Haldun Taner olmak üzere, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde seçkin tiyatro eleştirmenleri ve sanatçılarıyla birlikte İstanbul Liseleri Tiyatro Örgütü'nün (ILTÖ) kuruluşuna katıldı ve yedi yıl başkanlığını yaptı.
 
Aynı yerde bir (Deneme Sahnesi) kurdu ve her yıl yapılan şenliklerde ödüllendirilen gençleri bu kuruluşa kattı.
 
Her yıl yapılan İLTÖ şenliklerine katılan liseli gençlerin tiyatro genel kültürü ve eğitimine yaptığı katkılarından ötürü 1978 yılında "Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü"nü aldı.
 
1978/1980 yılları arasında İLTÖ bağlamında liselerarası dram çalışmaları düzeyinde, şiirimizin geçirdiği evreleri ele alıp öğrencilerle birlikte araştırmalar ve çalışmalar yaptı ve bunları diğer kültür kurumlarında da sürdürdü.
 
1978 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, Kadıköy bölümüne sanat yönetmeni olarak atandı.
 
Bu dönem içinde Mimar Sinan Üniversitesi "Mimari Sanatlar" üzerine öğrenciler ile yaptığı dram çalışmaları konusunda kendisine başarı sertifikası verildi.
 
Ayrıca ilkokullardan liselere kadar ders programlarına Drama çalışmalarının konması hususunda dikkat çekici uğraşları içinde kendisine İstanbul Valiliği ve Milli Eğitim Müdürlüğü'nün ortak olarak verdiği "Kültür ve Eğitim Onur Ödülü"nü aldı.
 
1982/1984 yılları arasında, Üsküdar "Bizim Tiyatro"da (Duygu Eğitimi Gösterileri) adı altında gençlere yönelik, kültür ve eğitim çalışmaları düzenlendi.
 
1984 yılında seçkin sanatçı düşündaşlarıyla birlikte (BİLSAK) Tiyatro Atölyesi kuruldu, orada kuram/uygulama/yorum çalışmalarını yürüttü.
 
1986 yılında yine "Bizim Tiyatro"da  (Dramatik Sanatlar Araştırma ve Oyunculuk Atölyesi)ni kurdu ve "Kuram-Uygulama-Yorum" çalışmalarını yürüttü.
 
1988 yılında yeniden İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na geçti ve Beklan Algan'ın Şehir Tiyatrosu bünyesinde kurduğu Tiyatro Araştırma Laboratuvarı (TAL)'ın çalışmalarına eğitimci ve araştırmacı olarak katıldı. TAL çalışmaları sırasında kendisini yeni bir düşünce ve ona bağlı olarak yeni bir sanat dünyasına götürecek yaratım gücünü Süleyman Velioğlu'nun "Sanat ve Ontopsikiyatri" çalışmalarına katılarak kazandı.
 
1990 yılında İLYADA çalışmaları doğrultusunda kurduğu (Kültürlerarası TROYA Sanat Şenliği) kapsamında yazdığı (Troyayı Dinliyorum) adlı oyunu Türkçe ve Almanca olarak, canlı müzik eşliğinde Troya harabelerinde oynandı. Alman müzik ve tiyatro sanatçılarıyla birlikte her yıl tarihi yörenin dört ayrı bölgesinde tekrarlanan bu şenliğin müzik ve tiyatro gösterilerini yürüttü.
 
1992 yılında "İstanbul Tıp fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı" mezuniyet sonrası eğitim kursları kapsamında düzenlediği (Sanatsal Alanda Yaratma Edimi) konulu sempozyuma, (Dram Sanatında Aktörün Yaratıcılığı) bildirisiyle katıldı. Bu bildirisi Psikiyatri Ana Bilim Dalı başkanı Prof. Dr. Süleyman Velioğlu tarafından doktora tezi verilmek üzere alındı.
 
Bütün bu kuramsal ve deneysel çalışmalarını "Tiyatroca Düşünmek" ana başlığı altında çeşitli dergilerde yayımlandı.
 
2002 yılı Haziran'ında gençlik tiyatrolarına ve onların Kültür Sanat çalışmalarına yaptığı katkılarından ötürü kendisine "Terakki Vakfı, Tiyatro Onur Ödülü" verildi…
 
2005 yılında Şehir Tiyatroları "Sanat Hizmetleri Ödülü"nü aldı.
 
2005 yılında MSM "Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde" kuram ve uygulama çalışmaları yaptı.
 
Son olarak Şehirdışı Tiyatrosu'nda kendi ifadesiyle "Tiyatrolog" olarak sanat danışmanlığının yanı sıra Anatole Sokak Oyuncuları ile de ortak çalışmalar sürdürmekteydi.
 
 
 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ  TÜRKİYE MERKEZİ (TEB)
AĞUSTOS 2007 BÜLTENİ

Birliğimizin Saygın Üyesi

Bu ayki bültenimizle, üyemiz METİN BORAN’ın Evrensel’de yayımlanan Devlet Tiyatroları’nın yeni dönem çalışmalarını irdeleyen yazısını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Devlet Tiyatrolarında yeni dönem-1

Kültür bakanlığı tarafından haksız ve tartışmalı bir biçimde görevden alınan genel müdür Lemi Bilgin, iki yıllık verdiği hukuk mücadelesini kazanarak geçtiğimiz günlerde aynı bakan tarafından görevine iade edildi. Lemi Bilgin göreve başladıktan sonra basına yaptığı açıklama da Devlet Tiyatroları’nın kasasının boşaltıldığını yeni sezona bütçe sıkıntısından geç gireceklerini hatta yeni ödenek ayrılmazsa tiyatro yapamayacaklarını beyan etti kamuoyuna. Devletin en köklü sanat kurumlarından biri olan Devlet Tiyatroları’nın genel müdürünün bu açıklaması nedense skandal olmadı ve ne bakanlıktan bir açıklama geldi ne sanatçılardan ve ne de sanatçı örgütlerinden her hangi bir tepki oluştu.

Kuruluşundan bu yana kendine ait yönetsel ve sanatsal bir yasası bile olmayan kurumun, siyasetçiler, sanatçılar ve gelmiş geçmiş yöneticiler tarafından düşürüldüğü durum şimdilik sadece içler acısı ve kısa zamanda da düzeleceği ve yeniden saygın bir kurum olacağı gibi bir işaret yok maalesef.

Ancak her şeye rağmen nitelikli tiyatro üretmekte samimiyeti ve ısrarını bildiğimiz genel müdür Lemi Bilgin Maliye Bakanlığı ile yaptığı görüşmede ek ödenek hazırlanmasını sağlıyor ve perdelerin ekim ayında açılmasına öncülük ediyor.Ekim ayında perdeler açıldıktan sonra Bilgin’den beklenen kurumu maddi olarak zarara uğratan ve yönetim olarak zafiyetine yol açan eski yönetim hakkında suç duyurusunda bulunmak ve gerekli hesaplaşmayı yapmaktır.

Lemi Bilgin yönetimi, hazırladığı repertuarla Devlet Tiyatrosu’nda önemli yeniliklere imza atmayı hedefliyor. Her ne kadar edebi kurulda yer alan şahısların,oyun seçimi bağlamında ‘aynı hamam, aynı tas’ dedirten uygulamaları ve tercihleri devam etse de bu sezon hiç olmazsa bir- iki genç yazarın oyunları ilk defa kurumun seyircileriyle buluşacak, bu bile kendi başına bir gelişme diye düşünülebilir. Ancak repertuara baktığımızda yerli ve yabancı oyun sayısında pek fazla değişen bir şey yok. Öncelikle, seçilen oyunların tematik olarak hangi anlam ve önemlerinden dolayı seçildiği ve Türkiye’nin ve toplumsal yapının sosyolojik,politik , psikolojik ve kültürel değişim ve dönüşümünü sorgulayan yanının olup olmadığı net olarak ortaya konulmuş değil.

Diğer yandan repertuara alınan oyunların bir çoğu, teatral, yazınsal ve görsel olarak estetik bütünlükten uzakta ve sahnelenmeyi hak etmiş oyunlar değil. En azından 1.Tur oyunlar olarak kamuoyuna sunulan liste böyle.Bizce üzerinde fazla düşünülmeden aceleye getirilmiş bir tercih olarak görünüyor. Örneğin, eski padişah Cem Sultan’ın yönetim erki,hayata bakışı ve kişiliğini anlatan aynı adlı oyunun iki farklı versiyonu sahnelenecek. Cem Sultan adlı oyun hem Orhan Asena’nın yazdığı hem de Turan Oflazoğlu’nun yalap şalap kaleme aldığı bir başka Cem Sultan’da sahnelenecek. Türkiye’nin yaşadığı şu politik ve kültürel konjöktürde bu oyun neden önemli acaba, bunu sayın Lemi Bilgin’e ve repertuar kurulunun sayın üyelerine sormak lazım. Bu oyun, dramatik düzenek,dil ve konuyu işleyiş bütünlüğü açısından önemli bir örnek oyun olarak mı Türk tiyatro tarihinde yerini aldı acaba?
Repertuarda Orhan Asena’nın beş farklı oyununa yer verilmişken listede Haldun Taner başta olmak üzere bir Aziz Nesin , bir Melih Cevdet Anday, bir Aziz Nesin , Nazım Hikmet, Oktay Arayıcı ve Vasıf Öngören gibi yazdıkları yetkin oyunlarla ile bir dönemin toplumsal,siyasal, kültürel ve insanal durumunu sorgulayan, tartışan duyarlı yazarlara yer verilmemesi , teatral olmayan hangi politik husumetin neticesi acaba?

Sayın Lemi Hoca’nın da çok iyi bildiği gibi tiyatro sanatı özü ve işlevi bağlamında tarihsel olarak,toplumun ve insanların barış içinde, ayrım yapmadan toplumsal ve kültürel değişim ve dönüşümünü amaçlayarak kendi estetik varlığını sürdürmüştür. Bunu yaparken de insanı, doğayı,tarihi, gerçeği, yerleşik ve geleneksel olanı doğru ve anlaşılır bir dille yeniden tartışmaya açarak insanların kültürel ve bilinçsel gelişimini hedefler.

Haftaya yabancı yazarlar bağlamında konuya devam edeceğiz.

4 Eylül Salı günü Boran’ın yazısının ikinci bölümünü okumanızı öneriyor, bu arada aidat borçları için hesap numaramız ile ilgili bilgiyi yeniliyoruz. “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ, HESAP NO. 580037

Sağlıcakla kalınız efendim..

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

ÜSTÜN AKMEN

 

TEB HAZİRAN 2007 BÜLTENİ

Saygıdeğer Üyelerimiz.

 Bir tiyatro sezonunu daha bitirdik. Darısı  2007-2008 sezonuna… Sezon bitti, ama Ordu’daki 3. Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde Birliğimizi temsil etmeyi sürdürdük. İzmir'in Çeşme İlçesi'ne bağlı Alaçatı Beldesi'nde 1990 yılında başlayan, 2000 yılından itibaren beş yıl süre ile ara verilen "Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ise, “13. Uluslararası Alaçatı Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali” adı altında bu yıl da sürdürülecek. 25-30 Haziran tarihleri arasındaki festivalde de Birliğimiz temsil edilecek.

 Mayıs 2007  yönetim kurulu toplantısında, yönetim kurulu üyelerimizin ekim'in ilk yarısı içinde Ankara'ya gitmesi ve Ankara'daki üyelerimizle mümkünse yemekli bir toplantıda tanışmalarını kararlaştırdık. Bu konudaki düzenleme görevini doğal olarak Ankara temsilcimiz Selda ÖNDÜL üstlendi. Böylesi bir toplantıda, belki üyelerimizden de aramıza katılmak isteyen olabilir düşüncesiyle, tarihi saptayınca sizlere de duyuracağız.

 Diğer taraftan, Ankara'ya Anadolu'dan gelen tiyatro topluluklarını da düşünerek Ankara ilimize özgü bir ödül ihdas etmek dileğimizi de Selda ÖNDÜL’e ilettik. Bu ödül, çeşitli dalları kapsamalı diye  düşündük. Bunun için, hiç değilse beş kişilik bir jüri oluşturacağız ve bu ödül Ankara'nın gelenekselleşmiş "Onur Ödülü"nü de kapsayacak. Bu konuda Sevgili Sevda Öndül nasıl bir çalışma yaptı, ne yazık ki bilemiyoruz, çünkü Selda Öndül’den yanıt çıkmadı. Umarım olumlu sonuç alabileceğiz.

 Diğer taraftan ITI UNESCO TEC  Başkan Yardımcısı üyemiz Emre Erdem de, katıldığı toplantılarda IATC ya da TEB ile ilgili gelişmeleri, haberleri yönetimimize periyodik aralıklarla  bildirecek, yönetimimiz de üyelerimize iletecek.

 Geçmiş dönem başkanlarımızdan, Kültür ve Turizm Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı dostumuz Gülşen Karakadıoğlu, Kanal B ekranında “Atölye” programına katıldı ve fevkalade başarılı söylemleriyle dinleyenlerini tam anlamıyla “irşat” etti. Kanal B’de pazartesi akşamları Murat Atak’ın yönetiminde yayınlanan “Atölye” programını izlemenizi ayrıca önermekteyim. Bu arada, Gülşen Karakadıoğlu’nu Ekim ayından itibaren cumartesi günleri saat 18.30 da Dinçer Sümer'le birlikte "Dün akşam Tiyatroda" isimli programda izleyebileceğimizin müjdesini de şimdiden vermiş olayım.

 Değerli Üyelerimiz.

 2007 YILI AİDATI OLAN 50.- YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE “TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABA yatırmanızı yeniden rica etmekteyiz. Yatırdığınız aidatın tahsil edildiği, Sayman Üyemiz Ragıp Ertuğrul tarafından tarafınıza bildirilerek “teyit” edilmekte, ayrıca teşekkürlerimiz yıl boyunca baki kılınmakta.  Tüm üyelerimize sağlıklı, mutlu, huzurlu, keyifli bir yaz tatili diliyoruz. 

 Sağlıcakla kalınız Efendim.

Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

ÜSTÜN AKMEN

 

 

TEB MAYIS 2007 BÜLTENİ

Değerli Üyelerimiz

 

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB) olarak Mücap Ofluoğlu'na 2007 Onur Ödülünü Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde yapılan mütevazı bir törenle sunduk. Mücap Ofluoğlu törende, seyircilerin alkışları eşliğinde: "Bu önemli ödüle teşekkür ederim. Beni yücelttiniz" sözleriyle teşekkür etti.  

Geçtimiz ay, Şebnem Özinal'ın, "Gencay Gürün'ün sahibi olduğu "Tiyatro İstanbul yanlış yönetiliyor" şeklindeki sözlerine de tepki gösterdik. "Gencay Gürün, Şebnem Özinal'ın içindeki cevheri dışarı çıkartan, yeteneğini keşfedenlerden biridir" derken, saygılı olmanın, vefa duygusuyla donanımlı olmanın sanat yapmanın birincil koşulu olduğunu söyledik. Şebnem Özinal gibi yüksek öğrenim görmüş bir oyuncuya böylesi davranış biçiminin yakışmadığını belirttikten sonra, Özinal’ın ustasından derhal özür dilemesi gerektiğini ifade ettik.

 12. TÜYAP İzmir Kitap Fuarı kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi – Konak Belediyesi –TÜYAP – Kültürlerarası İletişim Derneği ve Can Yücel’in ailesinin işbirliğiyle düzenlenen “Can Şenliği”nde iki panele katıldık. İlk panelde Özdemir Nutku ve Hasan Erkek ile birlikte “Tiyatromuz ve Yazar Örgütlenmeleri”ni, ikincisinde ise gene Özdemir Nutku, yanı sıra Orhan Alkaya ve Mahmut Temizyürek ile birlikte “Can Yücel ve Tiyatrosu”nu tartıştık. Her iki toplantı da beklediğimizin üzerinde bir ilgiye “mahzar” oldu, İzmir’den sevinçli döndük.

 Geçtiğimiz ayın ikinci günüyse Trabzon’daydık. Altı yıl boyunca “Karadeniz’e Kıyısı Olan Ülkeler”i kapsayan tiyatro şenliğinin “tiyatro buluşması” olarak tanımlanan başlığı, geçen yıl “festival” olarak değiştirilmiş; bu yıl ise “Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali” adında karar kılınmıştı. Kısa süre önce boş kalan müdür koltuğuna apar topar İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Burak Karaman atanmış ve iki aydan da kısa bir süre içinde festivali toparlaması “talimatını” almıştı. Burak Karaman ve ekibinin kusursuza yakın bir organizasyona imza attıklarını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Diğer taraftan, Saygın Üyemiz Hayati Asılyazıcı’ya Voronezh Devlet Akademik Tiyatrosu “Dostluk Ödülü”nün ve Voronezh kenti belediyesinin kültürel ilişkilere katkısı nedeniyle “Teşekkür Belgesi”nin bizzat Anatoly Ivanov tarafından verilmesine fevkalade sevindik, gururlandık. Üyemiz Sevgi Sanlı festivalin neredeyse tamamını izlerken, Seçkin Selvi dostumuz da bir gösteride yer aldı.

“Neden bir gösteri” diye soracak olursanız, Seçkin Selvi Trabzon’da bir gece “stop” yaptıktan sonra gezisini Hayati Asılyazıcı ile birlikte Ordu’da noktaladı da ondan. 43 yıllık Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) kurucularından, üzerine yıldızlar yağası Aydın Üstüntaş’ın eşi Gülçin Üstüntaş, eşinin anısına Aydın Üstüntaş gibi yüzünü Anadolu’ya dönmüş/dönen eleştirmenler için bir ödül “ihdas “etmişti ve bu ödül ilk kez bu yıl Hayati Asılyazıcı’ya verilecekti. Seçkin Selvi de, OBKT’ye kuruluş aşamasından başlayarak yaptığı katkılardan dolayı “Özel Ödül” ile onurlandırılmıştı. Bu iki değerli üyemiz ödül törenine katıldılar ve ödüllerini aldılar. Kendilerini yürekten kutluyor, kesintisiz başarılar diliyoruz.

 Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR) ise, Üyemiz Sevgili Seçkin Selvi’nin çeviride 50. yılını kutladı. Seçkin Selvi’nin bu güne değin çevirdiği 134. kitap olacak olan Paul Auster’ın “Brooklyn Çılgınlıkları”nın haziranda vitrinlerdeki yerini alacağını bu vesileyle üyelerimize şimdiden muştulamış olayım. Türkiye’nin en yetkin çevirmenlerinden biri olmasının yanı sıra, gazeteci, yayınevi editörü, 45 yıllık tiyatro eleştirmeni ve eğitmeni olan Seçkin Selvi’yi sevgiyle kucaklıyor, (bana katılacağınızdan emin olarak) yazın ve tiyatro sanatlarına engin katkısına minnetlerimi sunuyorum.  

 Değerli Üyeler… Hayata geçiş aşamasında elbette bilgilerinize sunacağımız bazı projelerimiz var. Bu projelere şimdiden katkı sağlamanız için 2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI rica ediyorum.

 Sağlıcakla kalınız Efendim.

 Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

Üstün Akmen

 

ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ TÜRKİYE MERKEZİ (UTEB)
NİSAN 2007 BÜLTENİ

Saygıdeğer Üyelerimiz.
Mart ayının 26’sında AKM önünde eylem yaptık. Üyelerimizden Seçkin Selvi’nin de katıldığı eyleme sunduğumuz bildiride: “İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bir çok işten çıkarma olayı çıktı, sessiz kaldık. Kocaeli Şehir Tiyatrolarında Yücel Erten kanunsuz şekilde görevden alındı, önce gürledik, sonra tam anlamıyla pıstık. Kültür İşleri Başkanlığına bir din bilgisi öğretmeni getirildi, gıkımızı dahi çıkarmadık. Gene Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nda bale salonunu mescit olarak kullanmaya başladılar, duymazdan geldik. Artık yeter diyoruz” dedik.
Sanatçıların zorunlu olarak emekli edilerek usta isimlerin tiyatroya veda ettirildiğini; İstanbul Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni ve seçilmiş üyesinin görevlerinden düşürüldüğünü, ancak her ikisinin de mahkeme kararıyla göreve döndüğünü; Şehir Tiyatroları ile ilgili alınan pek çok kararda tiyatro yönetimi ve yönetim kurulunun yok sayıldığını, dolayısıyla tepeden uygulamalara gidildiğini, ancak sessiz çoğunluğun bütün bunlara nedense aldırmadığını söylerken: “Derken, devlet tiyatroları yönetimi tartışılır bir şekilde değiştirildi. AKM yönetimine sanatla hiç bir ilgisi olmayan İmam Hatip'li ve yardımcılığına yine sanatla hiç bir bağlantısı olmamış türbanlı bir hatun kişi atandı, bunların hepsine ne yazık ki güldük geçtik. Şehir Tiyatroları katma bütçeden çıkarıldı, bütçesi kısıldı, kültür bakanlığının yıllardır özel tiyatrolara yaptığı yardım aniden kesiliverdi, gene sustuk” diye konuştuk.Siyasi erkin bütün bunlarla yetinmediğini söylerken, özel tiyatrolara ağır bir darbe daha indirildiğinden, Şehir Tiyatroları biletlerinin iki ay boyunca 1 liraya, 50 kuruşa satıldığından, haksız rekabete de kimsenin ses etmediğinden yakındık. Darülbedayi’nin simgeleşmiş salonu ve İstanbul Şehir Tiyatrolarının merkezi olan Harbiye Muhsin Ertuğrul tiyatrosunun yıkılıp, yerine kongre merkezi yapılacağından söz ettik. Sanatseverleri yürütülen yöntemli saldırıların sonuncusu olan İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin anıt eser kapsamından çıkartılarak yıkım kararı alınmasına karşı durmaya davet ettik. “Sizler, geleceğe sahip çıkabilecek onurlu ve sorumlu yurttaşlarsınız. Gelin, sanatçının direnişinin simgesi olalım. Gelin, gerekirse hep birlikte dozerlerin önüne yatalım, ama AKM’yi yıktırmayalım” dedik.

Bu eylemden bir gün sonraki “Dünya Tiyatro Günü”nü ise, Birliğimizin Merkezi olarak İstanbul’da Saliha Özdemir’in düzenlemesiyle Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Ali Taygun, Mehmet Birkiye, Kenan Işık ve bendenizin katıldığı “Tiyatromuzda Edebiyat Uyarlamaları” başlıklı sohbet toplantısıyla kutladık. 2 saate yakın süren toplantıya gösterilen ilgi, doğrusu hepimizi şaşırttı. Ankara Temsilciğimizse, Atilla Sav'ın yönettiği ve Sevda Şener, Sevinç Sokullu, Haluk Yüce ile Tülin Sağlam'ın katıldığı "Türkiye'de Çocuk Tiyatrosu ve Eleştirisi" başlıklı söyleşide Ankaralı tiyatroseverlerle buluştu. Haluk Yüce'ye (Tiyatro Tempo) “2005-2006 Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ankara Temsilciliği Ödülü” verildi. Nesimi Yetik’in “Annem Sinema Öğreniyor”u ile Şevket Onur Cihan, Serkan Şavk, Barış Şahin’in “Ömer Eve Gel” adlı kısa filmlerinin gösteriminin ardından bir de kokteyl düzenlendi. Ayrıca, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü yapımı "Kadın Oyunları"na, 28 Mart saat 20.00'de ise Tiyatrotem yapımı "3.Riçırd Faciası" adlı oyuna ev sahipliği edildi. Ankara temsilciliğimizin emeklerine dirlik…
20 Mart-29 Mart arasındaki Gençlik Tiyatroları oluşumu etkinlikleri kapsamındaki bir toplantıya da katıldık. İstanbul Piramit Kültür Merkezi’ndeki toplantıda genç tiyatrocuların sorularıyla oluşan toplantı da hayret uyandıracak olgunlukta amacına ulaştı.

Kentimizin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmesinin İstanbullular, İstanbul, Türkiye ve Avrupa için büyük bir fırsat olduğunu tam da Yönetim Kurulumuzda konuştuğumuz günlerde, kent ölçeğinde ortak bir program geliştirme çalışmasına çağırıldık. Yapılan toplantıya Birliğimiz adına bendeniz, tiyatro camiasından ise Ali Poyrazoğlu, Emre Erdem ve Refik Erduran katıldı. Toplantıda, kentin sanat ve kültür yoluyla geliştirilmesi ve zengin potansiyelini bütün Avrupa ve dünya için esin kaynağı olacak şekilde değerlendirilmesi olarak saptanan hedef üzerinde görüşüldü. İstanbul, 2010 yılına gelindiğinde, bugünden başlayan çalışmaların meyvelerini toplayabilecek mi, elbette bilemem. Ancak, İstanbul 2010 sürecine daha çok kentlinin katılımının, projeler aracılığıyla mümkün olabileceğini ifade ettim. İstanbul 2010 Yürütme Kurulu Üyesi ve Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu, amaca yönelik olarak, önümüzdeki dönemin, yoğun bir “proje üretim faaliyeti dönemi” olacağını öngördüğünü söyledi.

Kültür Bakanı Atilla Koç’un 2005 tarihinde “AKM’yi yıkacağız o iş bitmiştir“ beyanatı üzerinden iki yıl sonra Bakanlık Anıtlar Yüksek Kurulu’na AKM’nin tescilinin kaldırılması için başvuruda bulunmasıyla ilgili olarak AKM’de faaliyette bulunan Sanat Kurumları çalışanlarının örgütleri, yanı sıra konu ile ilgili bütün sivil toplum örgütlerinin katıldığı toplantıda Birliğimizi Ragıp Ertuğrul temsil etti. Ertuğrul’un konuya değgin raporundan, toplantıya 40’a yakın katılım olduğunu; sadece sanat ve sanatçı örgütlerinin içinde olduğu bir platform oluşturulmasının planlandığını; platformun “Karanlığa Karşı Sanat” sloganıyla hareket edeceğini; Kültür ve Turizm Bakanı’nı istifaya çağıran bir metin yayımlanacağını; Bakana sanatçılar adına hakaret davası açılacağını; Anıtlar Yüksek Kurulu üyelerine “görevden istifa” çağrısında bulunulacağını ve görevlerini kötüye kullanmalarından dolayı dava açılacağını; Taksim Parkı’nda bir eylem çadırı kurulacağını; bu çadırda her akşam destekçi örgütler tarafından bir sokak performansı sergileneceğini; “Sanatçılar Soruyor” başlıklı bir program hazırlanarak sorunların her gün farklı bir sanatçının sunumuyla kamuoyuna aktarılacağını öğrendik. Bu arada AKM’nin yıkımının önlenebilmesini teminen, etten duvar oluşturulmasının önerildiğini de “istihbar” ettik.

5 Nisan’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin de yıkımına neden olacak “Kongre Vadisi” projesinin ihalesi nedeniyle bir “SUSMAK” eylemi yapıldı. Bizzat katıldım. Katıldım katılmasına da, yaklaşık bir saat sonra: “Başımıza ne geldiyse susmaktan geldi” diye içimden mırıldanarak (aramızda kalsın) eylem alanını terk ettim.

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un, Atatürk Kültür Merkezi'nin yıkılmasına karşı çıkan sanatçıları eleştirmesi ertesinde bir soru üzerine bakanı kınadım ve (duyduğunuz doğrudur): “Bir bakan bu kadar da komik olmamalı” dedim. Devlet tiyatrosu sanatçılarının görevlerini aksatmamak kaydıyla dizilerde rol aldığını söyledikten sonra, bakanın İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılmasıyla sanatçıların dizilerde oynamasını birbirine karıştırdığını da (itiraf ediyorum) iddia ettim. Yapımı yılan hikâyesine dönmüş Maslak (Ayazağa) Kültür ve Kongre Merkezi’nin temelinin 1996'da atıldığını, 1999'da dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından ödenek ayrılmadığı için inşaatının durdurulduğunu, projenin kaba inşaatının yüzde 85’inin bitirildiğini, o gün bu gündür yapıya tek bir çivi bile çakılmadığını hatırlattım: “13 Haziran 2006'da Maliye Bakanlığı ve İKSV ile bir protokol imzalayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, tesisi tamamlamak üzere devraldı. Şimdi de yap-işlet-devret modeli ile 5225 sayılı Kültür Yatırımları ve Girişimlerini Teşvik Kanunu kapsamında içinde bulunduğumuz ayın 16’sında 49 yıllığına birilerine tahsis edilecekti. Kime tahsis edildi,” diye sordum. Kültür ve Kongre Merkezi'nin 66 bin 460 metrekare arazi üzerinde gerçekleştirilen projesinde 2 bin 550 metrekare restorasyon ve 65 bin 870 metrekare kapalı inşaat alanı bulunduğunu, Ayazağa Kasrı, Çinili Köşk ve Süvari Alayı binaları gibi tarihî yapıların onarımının da yüzde 88'inin tamamlandığını anlattım, sonra da: “İktidara diyeceğim şu: Maslak Kültür ve Kongre Merkezi bir an önce bitirilsin. Bitirildikten sonra, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin salonları, binası bir güzel elden geçirilsin, onarılsın, makyajı tazelensin,” dedim.

Birliğimizin Saygın Üyeleri.

“2007 Onur Ödülü”ne Yönetim Kurulumuzun önerisi ve oylarınızla MÜCAP OFLUOĞLU’nu değer gördük. Gerekçemizi: “MÜCAP OFLUOĞLU’nun uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışırken unutulmayan rollere adını kazıması; kurduğu özel tiyatrolarla Türk tiyatrosuna önemli katkılarda bulunması; sanat yaşamını, sanatçı dostlarını, bu çevrenin insanlarını, bir dönemin sanat dünyasında yaşananları anlattığı anı kitaplarıyla 1980'e kadar süren tiyatro geçmişimizi sergilemesi; tiyatro tarihimiz açısından değerli belgeler içeren, ayrıca tiyatro araştırmacıları için vazgeçilmez başvuru kitabı olma özelliğini de taşıyan araştırmaları; tiyatroya olan tutkulu yaşamı, sanatındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir sanatçı kimliğiyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü başarılı çizgisini sürdürmesi” olarak saptadık ve basına açıkladık. MÜCAP OFLUOĞLU’na ödülünü bu satırların yazıldığı (9 Nisan 2007) akşam, İstanbul Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Feraizcizade M. Şakir’in “İlk Göz Ağrısı” oyunundan önce verebileceğimizi umuyorum. “Umuyorum” diyorum, zira oyunun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu engelini halen aşmış değilim, kaprislerini avutma başarısına da erişmem pek mümkün görünmüyor. Neyse!
Bu arada, Birliğimizce yayımlanacak “Eleştiri Seçkisi III” kitabında adları bulunan üyelerimizin, özel çağrıma uyup telif ile ilgili “olur belgelerini” Gülşen Karakadıoğlu’na ivedilikle göndermelerini bir kez daha rica etmekteyim. Rica bu, sonu gelir mi? Gelmez, gelmemeli. Bir de 2007 YILI AİDATI OLAN 50.-YTL’NI EN KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ - TÜRKİYE İŞ BANKASI PARMAKKAPI (01042) ŞUBESİ 580037 SAYILI HESABINA YATIRMANIZI rica ediyorum.

Sağlıcakla kalınız Efendim.
Eksilmez Saygılarım, Artan Sevgilerimle…

 

 

Üstün Akmen

 
MÜCAP OFLUOĞLU’NA ONUR ÖDÜLÜ PAZARTESİ AKŞAMI VERİLİYOR
UNESCO’ya bağlı bir kuruluş olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (UTEB), Mücap Ofluoğlu’na değer gördüğü  “2007 Onur Ödülü”nü 9 Nisan akşamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenecek bir törenle sunulacak.
 Uzun yıllar İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışırken unutulmayan rollere adını kazıması; kurduğu özel tiyatrolarla Türk tiyatrosuna önemli katkılarda bulunması; sanat yaşamını, sanatçı dostlarını, bu çevrenin insanlarını, bir dönemin sanat dünyasında yaşananları anlattığı anı kitaplarıyla 1980'e kadar uzanan tiyatro geçmişimizi sergilemesi; tiyatro tarihimiz açısından değerli belgeler içeren, ayrıca tiyatro araştırmacıları için vazgeçilmez  başvuru kitabı olma özelliğini de taşıyan araştırmaları; tiyatroya olan tutkulu yaşamı, sanatındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir sanatçı kimliğiyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü başarılı çizgisini sürdürmesi gerekçeleriyle verilmesi kararlaştırılan “2007 Onur Ödülü”, Feraizcizade M. Şakir’in İBŞT yapımı olup, Erhan Yazıcıoğlu’nun yönetiminde sahneleyeceği “İlk Göz Ağrısı” başlıklı oyununun gala akşamı oyundan önce düzenlenecek törenle verilecek.  
 

TEB MART 2007 BÜLTENİ
 
Saygıdeğer Üyelerimiz.
 
Yönetim Kurulumuzun bu ay toplanması Mart ayının ortasını buldu. Ama bu tarihe kadar İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılmasına ilişkin tartışmalara 1999 yılında koruma kurulunun gösterdiği nedenlere tamamen katıldığımızı beyan ederek, o dönemin Koruma  Kurulunda  görev alan üyelere ve dönemin Kültür Bakanına AKM‘nin  tescillenmesini sağladıkları için teşekkür ederek katıldık.
 
AKM, korunması önemli tabiat ve kültür varlığı olarak kabul edilen Taksim Cumhuriyet Alanının ayrılamaz bir parçasıydı. AKM, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk ve en önemli çağdaş  kültür varlığıydı .Cumhuriyetin kültür ve sanata olan bakışının anıtlaşmış bir ifadesiydi. Böyle dedik.
 
 Koruma Kurulu Başkanı MeteTapan şöyle diyor: “Bakanlık tescilin kaldırılmasını istiyor. Bina ihtiyaca cevap vermiyor. Ayrıca çağdaş bir görünüme sahip değil. En önemlisi de 1999 depreminden önce inşa edilmiş. Daha çağdaş bir bina yapmak daha doğru gözüküyor.” Bu açıklamalara katılamayacağımızı ve bu gerekçelerinin de  iyi niyetle ilgisini göremediğimizi TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birlği ) ile birlikte ilan ettik. “1999 depreminden önce yapılmış tescilli tüm binaları da bu gerekçelerle yıkacak mısınız” diye de sorduk. Halen yanıt almış değiliz.  
 
Diğer taraftan, İstanbul Şehir Tiyatrolarının Görev ve Çalışma Yönetmelikleri’nin Sanat Yönetmeninin, Yönetim Kurulu’nun ve Şehir Tiyatrosu sanatçılarının haberi olmadan ve görüşleri alınmadan  değiştirilmek üzere Belediye Meclisine gönderilmesi de, geçen aydan bu aya sarkan olaylar arasında. Eğer böyle bir yönetmelik çıkarsa, kanımızca sanatın özgürlüğü ve sanatçıların özgürce  yaratma hakları da yok olacak. Belediye Meclisinin böyle çağdış