OYUNCUNUN BEDENİNİN BİLİNÇLİ KULLANDIRILMASINA ÖRNEK: “IVANOV”

ÜSTÜN AKMEN

Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları’nın kurucu üyelerinden Tadashi Suzuki, Cambridge University Press tarafından yayınlanan “Yönetmenler ve Bakışları” adlı kitapta Meyerhold, Brecht, Strehler, Peter Brook gibi yorumcularla birlikte yer almış bir yönetmen. Diğer taraftan, 1999 yılında Japonya’da Shizuoka’da gerçekleştirilen 2. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları nedeniyle, bir endüstri merkezi olan Shizuoka’da, Japonya’nın en çağdaş ve en büyük sanat merkezi olan Shizuoka Gösteri Sanatları Merkezi’nin açılmasını sağlamış bir atılımcı. Yalnızca önemli bir yönetmen ya da gözü pek bir atılımcı değil, aynı zamanda bir kuramcı o. Suzuki’nin tiyatrosu;  teori, pratik, eğitim, yönetim gibi yaşamsal gelişmeleri bir arada barındırırken, alışılmış kuralların dışına da taşıyor. Hem de ne taşmak… 

“Nasıl taşmak bu taşmak,” diyecekler için anlatmaya çalışayım.

ÇÖKÜŞ SÜRECİNDEKİ KAHRAMANIN DÜNYAYA BAKIŞI

Yukarıda sıraladığım tanımlara, 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları kapsamında izlediğim Anton Çehov’un ilk dönem oyunlarından “Ivanov”da bizzat tanık oldum ben. Suzuki, Shizuoka Performing Arts Centre yapımı bu oyunu tasarlamış ve yönetmişti. Çöküş sürecindeki kahramanının dünyaya bakışını ve iç hesaplaşmasını ele aldığını bildiğimiz Çehov oyunu, Pullitzer ödüllü Amerikalı besteci Roger Reynolds’un müzikleri eşliğinde ve Suzuki’nin yönetiminde sahnelendi. Oyun sonrası verilen “Soupe”de Suzuki’yi ve oyuncuları yürekten kutladıktan sonra, Ali Poyrazoğlu, Gülriz Sururi ve Genco Erkal gibi tiyatromuzun “ender”leriyle de görüş alışverişinde bulunduk.

        

IRK AYIRIMINA KARŞI OLMAK VE…

Genel anlamda yıkılmaya tutsak toprak soyluluğunu ele alan oyunda ifadesini bulan, Ivanov gibilerin hiçbir sorunu çözemeyeceği, sonuç olarak sorunlarıyla birlikte yıkılıp gidecekleri gerçeğini Suzuki’nin bambaşka anlattığı hususunda görüş birliği doğdu. Rus toplumunun yozluğu, burjuva yaşamının çekilmezliği Ivanov’un hayal gücünün yarattığı tekerlekli sandalyedeki kişiler ya da “Sepet Adamlar” figürleri aracılığıyla söz bulmuştu. Hani Çehov’un oyununda Ivanov, Yahudi Anna ile evlenir, ancak ırk ayırımı engelini aşamaz; belli kalıplara, koşullanmalara karşı duramaz; benimsediği ölçütler ve var oluş nedenleri yitip gider ve boşluğa düşer; bu arada müthiş bir kararlılıkla ırk ayırımcılığını yadsımasına karşın, karısı Anna Ptrovna’ya: “Sus Yahudi,” diye bağırmaktan da kendini alamaz ya… Suzuki, bütün bunları bir çırpıda anlatırken, sözcükleri eylemlerle örtüştürmüştü. Sözcüklerin eylemle örtüşmesine elbette ilk kez rastlamıyordum, ama böylesi ne yalan söyleyeyim benim için bir ilkti.    

 

 TOPLUMSAL BİRLİK RUHUYLA DIŞLANMAK

Oyunda gülünçlük ve hüzün, humor ile sıkıntı, umudun yanı sıra düş kırıklığı, hem duygu, hem de ironi tıpkı gerçek yaşamdaki gibi yan yana, can cana, arka arkaya verildi. Ivanov, kimi zaman kendinden bile kuşku duymakta, kimi kere de kendi kendine güven tazelemekte. Suzuki, İlçe Köylü İşleri Kurulu sürekli üyesi Nikolay Alekseyeviç Ivanov’u coşkun toplumsal birlik ruhu, dışlanmış kişiliği ile yabancılaşmış bireysel ruh arasındaki ilişkiden oluşturmuştu. Gününün düş kırıklığına uğramış, yüzeyde aydın tipiydi Ivanov.

 

MÜZİK VE SAHNELENİŞ

Roger Reynolds’un müziği, oyunda tam anlamıyla atmosfer yaratmakta, müzik yeri geldiğinde akustik dekora dönüşmekteydi. Birkaç nota, oyun içinde şaşılacak biçimde eylemin yerini belirledi. Rahatça anlaşıldı ki, Tadashi Suzuki, oyuncusunun işaret ve dayanak noktaları üzerine eklemlediği, ancak izleyicinin düşüncesinin katılımıyla kendini belli eden yönlendirici devinduyumsal ve duygulanımsal şemayı mükemmel çizmişti. Oyun sonundaki alkışlarımdan büyük bölümü bu şemaya gitti.

 

SEYİRCİNİN GIDIKLANMASI

Suzuki, andığım şemayı çizmekle de yetinmemişti. “Alt-partisyon” kavramının sınırlarını da hiç çekinmeden mükemmel olarak tanımlanabilecek nitelikte belirlemiş, dile dayalı metne sırtını yaslamadan, oyunun algılanılması gereken bölümlerini öne itmişti. Oyuncunun bedenini basit bir gösterge vericisi, izleyiciye yönelik işaretler göndermek için ayarlanmış birer semafor olarak görmemişti Suzuki. “Sepet Adamlar”, “Gelinler”, “Tekerlekli Sandalyedeki Kadınlar”la izleyicide enerji, arzu yönlendirmesi, itkilerin yükselişi, yoğunluk ve ritim etkileri uyandırtmıştı. İzleyiciye oyunu izlerken giderek, örneğin Sepet Kadın Saşa’nın bedenini içten algılatmıştı. Örneğin Belediye Başkanı Pâşa’nın da

 

Kısacası, oyuncusunun sahne üzerindeki üretici konumunu unutmasına asla izin vermeyen Suzuki, sahnelemenin göstergelerini de kurmamış, tam tersine bilerek ve de isteyerek yıkmıştı.

 

Ohhh, canıma değsin… Ne de iyi yapmıştı!   

uakmen@superonline.com

ana sayfa