Jeanne’ım Aç Kapıyı Ben Tanrı
 

Handan Salta,
1 Şubat 2006 Birgün

Sahnede elindeki metni okuyup oynamaya çalışan kız (Tülay Günal) , yerde sürünüyor, okuduklarının üzerinde yarattığı dehşetten yorganın altına sığınıyor, tekrar okuyor, metin ve kendisiyle mücadelesi ilerledikçe izleyiciyi meraklandırıyor.
Bulgar yazar Stefan TSANEV’in günümüz gerçeklerini aktarırken antik oyunlardan ya da tanıdık öykülerden yararlandığı biliniyor.Ortaçağdan gelen bir tarihi kişilik özelinden bugünün etik, siyasi, varoluşsal sorunlarına bakan bir oyun 'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü'.
Çarpışma sonrası İngilizler’e teslim edilen ve kilisenin de işbirliğiyle idam cezasına çarptırılan Jeanne d’Arc’ın kendisiyle hesaplaşması oyunun ana temasını oluşturuyor. Cadılık yaptığını, kendisini tanrıdan üstün gördüğünü “itiraf ettiği” ve af dilediği takdirde ölümden kurtulma olasılığıyla hesaplaşan Jeanne, karşılaştığı haksızlığa isyan eder ve tanrıya yakarır.
Tanrı-Jeanne diyalogunda Jeanne, şaşkınlıkla safça sorular sorar,”İnsanlar kötüyse ne yapmalıyız?” - ne de olsa, daha 19 yaşında, “bakire” ve ülkesini kurtarmaktan başka şey düşünmemiş nahif bir kızdır. İzleyici ise, tarihsel süreci, Jeanne’ın sonradan nasıl anılacağını bildiği, dolayısıyla da kendisini Jeanne’dan üstün bir konumda hissettiği için güler.
Tanrı imgesini nasıl kodladığımız, kutsal kitaplarda yazanların farklı okunabileceği, korku ve baskıyla insanların nelere ikna edilebilecekleri, popüler/ egemen söylemin bireyi kendinden uzaklaştırıp, içeride başka, dışarıda başka yüzler edinmeye zorlaması ve kendisini meşrulaştırması gibi izlekler oyunu içerik açısından hayli zengin kılıyor.
Bu izlekler sahne üzerinde çok eğlenceli; hırpani kıyafetleri içindeki tanrı (Haluk Bilginer) eşitlik ilkesi gereği konforlu giysilerden kaçınıyor, Jeanne’ın isyanını her şeyi bilen, soğukkanlı bir tavırla ve tarihin bir başka döneminden verdiği örneklerle cevaplıyor, “inançlı olmak için iktidar sahibi olmamak gerek” gibi laflar ediyor. Jeanne’a hem acıyan hem de “sarkan” cellat (Güven Kıraç) Jeanne’a musallat olurken gülünçleşip karikatürleşiyor. Günümüz politika(cı)ları tanrıyı canından bezdirmeyi başarmışlar. Cellat yerde bulduğu kutsal kitabı ilk kez okuduğunda çocuk saflığıyla metin içindeki çelişkili/abartılı noktalara itiraz edip, kitaba hem kendisi yabancılaşıyor hem de bu duyguyu izleyiciye aktarıyor, üstelik bunu güldürüyle yaptığı için ders verip parmak sallamıyor.
Jeanne’ın hücresinde kendisiyle cebelleştiği anda tanrının içeriye girişi, antik oyunlardaki “deus-ex-machina” uygulamasına benziyor, duvarlar yıkılıyor, dumanlar içinden tanrı çıkıyor. Yalnızca bu bile başlı başına bir ‘ti’ye alma tonu taşırken, antik oyunlardaki her şeyi çözümlemeye muktedir tanrı imgesinin aksine, bu tanrının olaylara müdahale edememesi ve tarihsel süreçten haberdar, günümüz dünyasının bireyi olan izleyicinin de bu gerçeğin farkında olması ironiyi güçlendiriyor. Sahne metni (yönetmen Kemal Aydoğan) komedi unsurlarını çok katmanlı kullanırken oyunun zengin izleklerini “harcamıyor”.
Oyuncuların küçük mekanda kocaman bir dünya yaratmalarının yanı sıra sözlerle akan oyunculuk ve müziğin (Alper Maral) olay akışıyla uyumlu ve atmosfer yaratan katkısı, izleyicinin zihninde resimler oluşturuyor. Bazen “tribünlere” oynasalar da – Jeanne’ın “bakire ölmesine gönlü razı olmayan” cellada tanrının verdiği ceza ve celladın dakikalarca “kuşunu” araması, tasallut sahnesinin uzaması, iç politikayla ilgili esprilerin alkış aldıkça tekrarlanması gibi- genel olarak oyun düşünsel, eleştirel boyutunu kaybetmiyor. Oyunun sonunda Jeanne’ın giysilerini değiştirmesiyle izleyicide bıraktığı, kimliğine/gerçekliğine ilişkin soru işareti, izleyici üzerinde oyuncular tarafından başlatılan düşünsel sürecin sahne üzerindeki son noktasını koyuyor.
Popüler kültürün kendini meşrulaştırıp farklı ses/yorumlara olanak tanımadığı günümüzde tiyatro yapmak belli bir duruşu sahiplenmeyi gerektiriyor. 'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü' bunu başarırken, düşünsel etkinliğin keyifli bir şey olduğunu “unutanlara” anımsatıyor.

 

ana sayfa