HERKESE EV BULAMAYAN DEVLET, CİDDİYE ALINMAMALI: “KİRALIK OYUN”
ÜSTÜN AKMEN
“Kiralık Oyun”, Ortaoyuncuları’nın 25. kuruluş yıldönümü nedeniyle 25 yıl sonra geçen yılın mayıs ayının başında Ferhan Şensoy tarafından güncellenen ve yenilenen kadrosuyla, Ortaoyuncular topluluğunca yeniden sahneye taşınan bir oyun. 2005-2006 sezonunun devamında, yani 2005-2006 sezonunda da sürmekte. Konusu kiracılar, mal sahipleri ve sorunları olarak özetlenebilir. Emlakçilik, ev arama, ev bulamama, ev sahipliği, insanların cebindeki paranın kiraya yetmemesi, İstanbul'un dışından gelen insanların İstanbul'a yerleşmesi ve asıl İstanbulluların sokakta kalması gibi toplumsal konulara da kıyısından köşesinden değiniyor ya da değinir gibi yapıyor. “Ferhan”ca yazıldığı ve iyi oynandığından, seyirci eğleniyor, gülüyor...
İyi de, oyunun alt başlığı neden 'Kenef Penceresinden Deniz Gören Güldürü”?
Bu alt başlık, üst başlığın süsü mü, püskülü mü?
ÖNCE FERHAN ŞENSOY’U TANIMAK GEREK
Bu soruya yanıt aramadan önce Ferhan Şensoy’u tanımamız gerek. 26 Şubat 1951 tarihinde Samsun'un Çarşamba ilçesinde doğmuş tiyatro tutkunu bir yazar, tiyatro oyuncusu ve yönetmen Ferhan Şensoy. Hem de, bana sorarsanız iyi bir yazar, deneyimli bir oyuncu ve usta bir yönetmen. 1972'de gittiği Fransa'da Sahne Sanatları Yüksekokulunu bitirdikten sonra, Magic Circus'da yönetmen yardımcılığı görevini üstlenmiş. 1975 yılında Türkiye'ye dönmüş, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner gibi topluluklarda çalışmış. Yazdığı “Bilumum Haneler (1975)”, “İdi Amin-Avanta Lavanta (1976)”, “Dur Konuşma, Sus Söyleme (1977), “Bizim Sınıf (1977)” gibi oyunların Devekuşu Kabare, Ali Poyrazoğlu, Tuncay Özinel tiyatrolarında sahnelendiğini hatırlıyorum. Şensoy’un bu dönemde, televizyonlardaki skeçleriyle geniş bir izleyici kitlesine ulaştığını da biliyorum.
ORTA OYUNCULARI’NIN KURULUŞU, KEL HASAN’IN KAVUĞU
Ferhan Şensoy, 1978-1979 sezonunda Ayfer Feray Topluluğu’yla turnelere çıktıktan sonra, 1980'de Yapı Endüstrisi Merkezinde Ortaoyuncular topluluğunu kurdu. O yılın sonunda “Küçük Sahne”ye geçen topluluk, beş yıl süreyle oynanan “Şahları da Vururlar”, “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı”, “Kiralık Oyun”, “Anna'nın Yedi Ana Günahı”, “İçinden Tramvay Geçen Şarkı”, “Ferhangi Şeyler”, “İstanbul'u Satıyorum”, “Kiralık Padişah” gibi kendi yazdığı oyunları Ferhan Şensoy yönetiminde sahneledi ve oynadı. Şubat 1987'de “Muzır Müzikal” oyunu sırasında, Egemen Gösteri Merkezinde (eski Şan Tiyatrosu) çıkan “faili kuşkusuz” yangın, daha hâlâ hepimizin aklında.
Bu arada Kel
Hasan'dan, İsmail Dümbüllü'ye, ondan da Münir Özkul'a geçen simgesel kavuğu
Özkul’un Şensoy'a devretmesini; Şensoy’un eski Ses Tiyatrosu’nu gerçekten
özveriyle düzenleyerek, “Ses 1885” adıyla yeniden gösterilere açmasını da
unutmayalım.
HER ÇİÇEKTEN BAL ALAN BİR TİYATRO ADAMI
Bir gerçek var ki, Ferhan Şensoy sıra dışı olmayı değil, ama sıra dışı yazmayı seviyor. Yazdığı ve sahnelediği sıra dışı oyunlarda ise, güncel konuları dil inceliklerine dayanan mizah öğelerini kullanarak eleştirmeyi yeğliyor. Geleneksel Türk tiyatrosundan, taaa epik tiyatroya kadar değişik biçemlerden yararlanıyor ve hiç kuşkum yok ki, ister beğeneyim ister beğenmeyeyim; ister “bu tiyatro değil,” diyeyim, ister kabulleneyim, çalışmalarıyla Türk tiyatrosunda kendine özgü bir yerde oturuyor.
MERAK BU DEĞİL Mİ? SORARIM…
Tamam, otursun oturduğu yerde, Allah için gözüm yok; dil inceliklerine dayanan mizah öğeleri de kullanıyor tamam, vallahi kullansın sözüm yok da, merak ediyorum, örneğin bu oyuna, hangi amaçla “Kenef Penceresinden Deniz Gören Güldürü” alt başlığını koyuyor?
Acaba: “Bu oyun, güçlü alegorik parçalardan oluşan düş ve düşlemler taşıyor,” mu demek istiyor? Sözel saçmalıklardan mı dem vuruyor? Yoksa bu alt başlık, “yalın” unsurun yazın karşıtı tutumunun, anlamın derin düzeylere aktarılması için bir araç olarak dilden uzaklaşmasının görüntüsü mü?
Ne istiyor Ferhan Şensoy? Tiyatronun her zaman sadece dil olmaktan daha fazla bir şeyler olduğunu mu kanıtlıyor? Ya da: “Dil kendi başına okunabilir, ancak gerçek tiyatro yalnızca sahnede açıkça görülür,” demeye mi getiriyor?
Ne diyor, ne istiyor?
“Ben öykü anlatmak için oyun yazmam,” da diyebilir, “Tiyatro epik olamaz, “ da…
Dramatik mi?
Değil!..
O halde, tiyatro sadece komiklik mi?
BAYÜLGEN İLE NAMAL’I SAHNEDE BULMAK…
Neyse! Fazla karıştırmayayım. “Kiralık Oyun”un Ortaoyuncuları’nın 25. kuruluş yıldönümü nedeniyle, 25 yıl sonra geçen yılın mayıs ayının başında Ferhan Şensoy tarafından güncellenen ve yenilenen kadrosuyla, Ortaoyuncular tarafından yeniden sahneye taşınmasının bence en önemli yanı, televizyonun “haşarı” çocuğu Okan Bayülgen’in ve benim yıllardır mercek altında tuttuğum Özgü Namal’ın yeniden tiyatroya dönmüş olmaları. Bu iki adı sahnede görebilmenin, tiyatro adına kazanç olduğu kanısındayım. Devamınıysa yürekten diliyorum. Özgü Namal’ın canlandırdığı karakterlerin dramatik kalıplarını süsleyerek biçimlendirmesi, “Kiralık Oyun”da da beni gönendirdi. Okan Bayülgen’in fiziksel yapısının öğesi durumundaki mimikleri, seslendirmedeki atikliği komedi karakteri yaratmasını pek güzel sağlamakta. Ali Çatalbaş, kullanacağı sözcükleri (konuya olan bağlantılarını kaçırmamak için) doğru seçip, bunu oyun öncesi çalışmalarda ne yazık ki önlem olarak edinmemiş. Nefrin Tokyay, rollerin fiziksel yaklaşımlarını iyi saptamış.
Diğer taraftan, Elif Durdu ve Ebru Soyuerden yönetmenin isteklerini “bihakkın” yerine getirirlerken, olayları ciddiyetle algılayıp ciddi yönlere mizahi açıdan eğilen Ferhan Şensoy’u izlemek elbette ayrı bir keyif veriyor. Rasim Öztekin’in seyirciye ulaştırmayı amaçladığı ciddiyetse, seyircinin belleğinde gene olayın komik öğeleriyle gelişmekte.
MODELİ/MODELLERİ YADSIMAK
Hep birlikte tasarlanan kostümlere, kimin yaptığını bilemediğim ışık tasarımına, Ferhan Şensoy imzasını taşıdığını “istihbar” ettiğim dekor ve müzik tasarımları ile rejiye hiç mi hiç değinmeyeceğim, ama hiç kuşkum yok ki Ferhan Şensoy, tiyatroda en büyük değişimin her türlü modelin yadsınmasıyla yaşanacağına inananlar safında yer alan bir yazar, oyuncu ve yönetmen. Böyle olduğuna “Kiralık Oyun”u izlerken bir kez daha inandım. Genel bir dramaturgi ya da sahneleme kavramı onda söz konusu değil. Yine aynı bağlamda, bir biçem ya da yaklaşımı da yok. Klasiğin tersine, metin yapısı ile sahne yapısı arasında herhangi bir bağıntı da kurmuyor; yazdığı belirli metin, belirli sahne anlayışını getirmiyor.
SEYİRCİ OYUNU ALGILIYOR
Bu oyunda sadece ev sahipleri, kiracılar ve hatta kiracı olmayanların bile yaşadığı evsizlik sorunu anlatılırken, vatandaşına hakkı olan barınmayı bile sağlayamayan sistemin, ortaoyunu biçemiyle inceden eleştirisi yapılmakta.
Yapılırken, Ferhan Şensoy’un oyunu yazın dilinden sahne diline başarıyla aktardığına ve bunu denetleyebildiğine tanık oluyoruz. Yapıtın biçime ve içeriğe yönelik yapısını, yani metnin içeriği ile sahnenin biçiminin diyalektik ilişkisini incelemiyor Ferhan Şensoy, ama gösterinin seyirci tarafından algılanmasını esas olarak gözetiyor.
… Ve salonu (maşallah, nazar değmesin) lebalep dolduruyor.
SALON NASIL DOLAR
Bu arada, Türk tiyatrosunun büyük değerlerinden Haluk Bilginer, Şirin Sever’e (12 Aralık 2005 – Günaydın) “bu ülkede tiyatro izlenmiyor,” diyenleri yanıtlamak üzere: “Türkiye'de tiyatro izleniyor. Ama sahnede yapılan her şey de tiyatro değil. Seyirciden şikayet etmek yerine doğru dürüst tiyatro yapmaya çalışmakta fayda var. İyisini kalitelisini yaptığınız zaman, bir şekilde yaptığınız iş kulak yapıyor (ne demekse) ve insanlar geliyor,” diyor. “Tiyatro ölüyor diye bağırmak yerine biz acaba nerede hata yapıyoruz, tiyatrodan uzaklaştık mı diye kendine bir sormak lazım," diye de ekliyor.
Oyun Atölyesi, Bulgar yazar Stefan Stanev'in "Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü"nü; Ortaoyuncular ise, bir tür “Kenef Penceresinden Deniz Gören Güldürü” olan “Kiralık Oyun”u oynuyor.
BİLGİNER Mİ, ŞENSOY MU?
Bilginer, Oyun Atölyesi’nin aralık ayı biletlerinin tümünün kasım ayında, ocak ayının ilk haftasının biletlerininse aralık ayında satıldığını anlatıyor.
Yani, Oyun Atölyesi doğru dürüst tiyatro yapıyor; iyiyi, kaliteyi biliyor; oyun seçerken hata yapmıyor, tiyatrodan uzaklaşmıyor…
Biletlerini önceden satıyor, salonu dolduruyor.
Pekiii, Ortaoyuncular ne yapıyor?
O salon nasıl doluyor?