PSİKOPATLA PSİKİYATR KARŞI KARŞIYA: “KUKLACI”

 

                                                                                                       ÜSTÜN AKMEN

 

Tiyatro Kedi, 2003-2004 sezonunda Richard Haris’in “Ölümüne Suçlu”sunu sahnelemişti. Richard Harris’in, ritmik biçimli bilmecemsi metni, oyunu yöneten Hakan Altıner’in elinde yaşamın değeri, iç hesaplaşma, kaybetme kırıklığı formunda daireler içinde başarıyla yuvarlaklaştırılmıştı, dün gibi anımsıyorum. “Ölümüne Suçlu” ile Arsen Gürzap “Sadri Alışık”; Ayda Aksel ise hem “Sadri Alışık”, hem de “Afife” en iyi kadın oyuncu ödüllerini almışlardı. Altıner, oyunun arka planını keşfetme/keşfettirme olanağını müthiş bir ciddiyetle koruyarak, “ikilem”in esas yanını oyun boyunca su üstünde ustalıkla tutmuş, gerilimli boyutu abartmadan diriltmişti. Hem de, oyuncularının bedenlerine, seslerine ve ruh durumlarına, ışık ve ses planlarına, sahnedeki eşyanın kullanılışına fevkalade başarılı kodlamalar yaparak aşmıştı bu zorluğu. 

 

İNSANIN İÇ DÜNYASINDAKİ KARANLIKLAR

Aynı Tiyatro Kedi ve aynı Hakan Altıner, bu kere Gardner McKay’in yazdığı, İpek Kadılar Altıner’in Türkçeleştirdiği “Kuklacı – Toyer”yı sahneye taşımış. “Toyer”, Batı’da ”tüyler ürpertici bir roman” olarak tanımlanmakta. Ben izlemedim, ama “Toyer”ı Brian de Palma sinemaya da uyarlamış. Tiyatro sahnesinde Bria Juliette Binoche ile Colin Farrell’ın oynamakta olduklarını duydum, Amerika'da bu oyunda daha önceleri Kathleen Turner ve Brad Davis’in oynadıklarını da biliyorum.

 

Oyunda kurban olarak seçtiği kadınları sakat bırakarak, "yaşayan ölüler" haline dönüştüren bir psikopat var. Adı Peter (Zafer Ergin)... Ve bir de bu kurbanları tedavi eden psikiyatr: Maude (Deniz Türkali)... Bir gece Peter, Maude'un evine gider ve... Konu bu. Süreç, bir psikopatla psikiyatr arasında, gece yarısını beş geçe başlayan ve bir saat on beş dakikada biten ilişkiyi kapsamakta, kapsam içinde kişisel gözlemlerin yanıltıcılığı, insanın kişiliğinin karanlık yönlerini keşfedişi de irdelemekte. 

 

KATİL İLE KURBANININ ROL DEĞİŞTİRME HALLERİ

Oyunda Peter kimseyi öldürmüyor, ama “lobotomize” ederek kadınların beyinlerindeki bir takım hareket merkezlerini sakatlıyor. Yani onları sandalyeye mahkûm ediyor ve bundan da “ziyadesiyle” keyif alıyor. Psikiyatr ise, kuklacının sakatladığı kadınlar üzerinde çalışmakta. Kadınlık-erkeklik hali, gücün kimde olduğu, yasaların yasasızlığı   oyun içinde giderek evrenselleşiyor. Ayrıca, gücün hangi ele ne zaman, nasıl geçerse nasıl kullanılacağı, en masum insanın katil olup olamayacağı, katilin ve kurbanın rol değiştirme halleri de, işin özünü oluşturuyor.  

 

EFEKT DUVAR SAATİ OLUR MU

Hakan Altıner, işin psikolojik boyutlarına, hatta giderek toplumdaki suç ve ceza kavramlarına değinen romandan uyarlanan ve esasında (duyduğum kadarıyla) iki kısa perdeden oluşan metni, bir saat on beş dakika ile sınırlamış. Sınırlarken de, sinematografik anlatım yolunu yeğlemiş. Anlatırken, gerilimi sinemada efektlerin sağladığını, ama tiyatroda zamanlamanın “an”lardan oluştuğunu göz ardı etmemiş. “An”ların zamanlamaları güzel kullanılırsa, doğal gerilim sağlanacağına inanmış. Duvardaki çalışır haldeki saati de, efekt olarak kullanmış.

 

KADILAR’IN ÇEVİRİSİ, YENEL’İN DEKORU, AYMAZ’IN IŞIĞI

Oyunu dilimize, İpek Kadılar Altıner, seçilmiş sözcüklerle çevirmiş. Ali Yenel’in zevkli ve işlevsel dekoru içinde ve Yüksel Aymazın kusursuza gıdım kalmış ışık tasarımı altında, bir şeyleri eksik bırakmış Hakan Altıner, düşünüp taşınıp saptayamadığım bir şeyler eksik kalmış ya da bırakılmış… Gerilim türü, seyirciye düş dünyasına açılan en büyük kapılardan birini gösterirse, sanırım o kapı eksik kalmış. Belki de, oyunda içerili çelişmelerin ve karşıtların uğraşısının “dramatik”e özgü anlatım tarzı eksik bırakılmış. “Çatışma”nın oyunun aksiyonu ile belirlenmemesinden ya da ne bileyim ben, aksiyona koşut olarak nitel çeşitlilik gösterilmemesinden mizansen eksik kalmış. Bildiğim, oyunun gelişme sürecinde “çatışma”nın yoğunlaşmasıyla birlikte, doruk noktasına giderek artmanın yeterli olmadığı, eksik bırakıldığı ya da kaldığı.

 

ÇUVALDIZI KİME BATIRMALI

Ancaaak!.. Kocaman eleştirmen çuvaldızını Hakan Altıner’e batırmadan önce, Deniz Türkali’ye diğer elimdeki küçücük iğneyi göstermeliyim. Deniz Türkali, protest müziğiyle beni yıllardır peşinden koşturan, 12 Eylül döneminde “sol” şarkılarıyla bendenizi zırıl zırıl ağlatan bir sanatçımız. Sinema filmlerinde, hatta enayi televizyon dizilerinde bile yer yer beni etkileyen bir oyuncu. “İyi Bir Yurttaş Aranıyor”da, “Küçük Sevinçler Bulmalıyım”da, “Her Şey Satılık”da,” Kutsal Aile”de, “Cadılar Zamanı”nda yürekten alkışlamışımdır. “Zelda”da ise, kıyasıya eleştirdiğimi biliyorum, hatta eleştiri topuzunu biraz fazla kaçırdığımı da hatırlıyorum.  “Kamelyalı Kadın”da “bana yetmediği”ni söyledim, o kadar... Ama bu kere durum çok farklı. Fevkalade bir “profesyonel”in, Zafer Ergin’in karşısında oynuyor Türkali.

 

ROL YAPMAMAK, ROLE HAZIRLANMAK

Hakan Altıner’in Deniz Türkali gibi bir oyuncuyu karşısındaki oyuncuyla ilişkiye hazırlamak gereğini duymaması doğaldır. O oyuncuya karşı ilgili, ilişkili ve tepkili olmaya hazırlanmasını Deniz Türkali’den istememiş olması da doğaldır. Çünkü “o” Deniz Türkali’dir. Ama “o” Deniz Türkali, oyun içinde dikkatini toplayamıyorsa, iç gerilimi yüksekse, savunmasızlığını uyarmıyorsa, merakını tahrik etmiyorsa, gözlemleme ve algılama yeteneğini kullanmıyorsa, başka bir kişiye dokunma çekingenliğini yenemiyorsa, karşısındakinin içinde olanlara karşı duyarsızsa, Peter’in içine bakmak yerine Zafer Ergin’in yüzüne bakıyorsa, çuvaldızı Hakan Altıner’e batırmazdan önce düşünmeliyim. Belki de iğne-çuvaldız batırma işini “ağyar”a bırakıp, “şimdilik” koşuluyla vazgeçmeliyim…

 

BU OYUNU SEYRETMEYENE…

Zafer Ergin’e gelince… Oyun boyunca karşısındakinin içinde olan biteni bulmak için, karşısındakini kendi derinlerine daha da uzanmasını başarıyla özendiriyor. O, “ne versen oynargillerden” bir oyuncu. Ve her oyunda olduğunca bu oyun boyunca da, partneri ile fiziksel olduğu kadar duygusal olarak ilişki kurmak çabası içinde.

 

Bu oyun, hiç sıkılınmadan Zafer Ergin için seyredilir bence…   

 
 
 ana sayfa