LEENANE’İN GÜZELLİK KRALİÇESİ”

 

HAİN ANNE BAŞA BELA

 

 

Sibel Arslan Yeşilay

 

     Bugünkü yazımızın konusu “Leenane’in Güzellik Kraliçesi”. Ama bu kraliçenin güzellik yarışmasıyla filan ilgisi yok. Yani adına bakıp da güzel kızlar mayoyla dolaşacak hayallerine kapılmayın boşuna. Çünkü bu oyunda,  yarışma yerine, birbirinden hem hoşlanmayan hem de kopamayan bir ana-kızın öyküsü var. İrlanda’da bir dağ köyünde, köyün de en ücra köşesinde yaşayan Maureen ile annesinin sevgi-nefret ilişkisi söz konusu ediliyor. Oyunda, Beckett’in “Oyunun Sonu”ndaki  Hamm ile Clov’unkine benzer bir  ilişki betimlemiş  yazar.

     Hastalık hastası yaşlı anne, her ne kadar Hamm gibi kötürüm ve kör değilse de , iki kızının evlenip uzaklaştıkları evden çıkamamış geçkince kızı Maureen’i elinden kaçırmamak için sürekli duygu sömürüsü yaparak , köle gibi kullanıyor. İnsan ilişkilerinin derinlemesine işlendiği, insanların en yakınlarına –düşünüp de bir türlü söylemeyi bir türlü göze alamadığı- en sert sözlerin cesurca dile getirildiği “Leenane’in Güzellik Kraliçesi”, 1975’lerin İrlandası’ndan  iki kişilik bir ailenin dramı.

     “Leenane’in Güzellik Kraliçesi”, yirmiyedi yaşındaki genç yazar Martin McDonagh’ın ilk oyunu. 1996’da yazılan oyun, bir yıl sonra Londra’da  ilk kez sahnelendi. Geçen sezon sonunda prömiyer yapan oyun, Aziz Nesin Sahnesi’nde sergileniyor. Sevgi Sanlı’nın çevirdiği oyunun yönetmeni Cüneyt Çalışkur. Dekor tasarımı Ethem :Özbora, kostüm tasarımı Serpil Tezcan’a ait  oyunda Sumru Yavrucuk, Rüçhan Çalışkur, Hakkı Ergök ve Yurdaer Okur rol alıyor.

    Sumru Yavrucuk’un Maureen rolünde  müthiş bir performans gösterdiği oyunda,  anne Mag’de Rüçhan Çalışkur, beyaza boyalı yüzüyle,  ‘canım annem’ klişesine hiç mi hiç  uymayan, kızının geleceğini, umutlarını, herşeyini avucunun içinde tutup,   bundan sinsice  zevk alan bir anne portresi çiziyor. Sanki varoluşunun tek amacı, elinin altındaki kölesine acı çektirmek , onun günden güne insanlıktan çıkmasını, umutlarının birer birer sönmesini izlemek olan huysuz bir yaşlı cadı.  Ancak bu kadar karamsar anlattığıma bakmayın. Olay cadı anne-zavallı kız düzleminde seyretmiyor. Yazar McDonagh, kara komedi olarak kaleme aldığı oyununda sık sık güldürüyor bizleri.

     İki kadın oyuncunun incelikli, başarılı yorumlarıyla sürükledikleri oyunda, iki de erkek kahramanımız var: Maureen’in eski aşkı Pato ile onun erkek kardeşi Ray.

İzleyiciyi saran, insanı, aileyi, ana-kız ilişkilerini -kimilerine aşırı dozda gelse bile-   didik didik eden, sıcak, inandırıcı, hoş bir yapım “Leenane’in Güzellik Kraliçesi”. Hatta, sezonu  “Şapka”, “Ihlamur Ağacı” gibi vasat yapımlarla açan İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun şu ana kadar sunduğu en nitelikli yapımı diyebiliriz.

    Cüneyt Çalışkur’un sahneleme anlayışında, izlerken ister istemez takıldığım noktalara gelince: Mag’in lavabonun üzerine oturup donuk bir yüzle seyirciye bakması, Ray’in ilk antresinde yaptığı ‘koreografik hareketler’, yine Ray’in araba hayalini anlatırken ayaklarını masaya uzatıp araba kullanması, sahnenin sağ köşesindeki devasa koltukta Maureen ile Pato’nun  öpüşüp koklaşma sahnelerinin bazı bölümleri fazlaca mizansen kokuyor. Tek başına belki de hoş görünen resimler biraraya getirilince, oyunun bütünlüğüne hiçbir katkı sağlamayıp yama gibi kalmış. Ama bütün bunlar genel olarak yapıma gölge düşürmüyor. Eli yüzü düzgün bir oyun izlemek isteyenlere ve Sumru Yavrucuk’un usta oyunculuğunu bilenlere-bilmeyenlere duyurulur. 

 

RADİKAL, 18.11.2000

 

ana sayfa