Tiyatro Tiyatro Dergisi Sayı No: 162 / Şubat 2006
Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?
Beki HALEVA
Bakırköy Belediye Tiyatroları hatırlayacağınız gibi Sezuan’ın İyi İnsanı başlıklı yapımlarıyla Tiyatro Dergisi’nin organizasyonunu üstlendiği Tiyatro Ödülleri 2005’de ödüllerinin yarısını toplamış ve dikkatleri çekmişti geçtiğimiz sezonda. Bu yılsa ilginç bir ilk uygulamayla, aynı yazara ait iki ayrı oyunu, aynı anda, iki ayrı sahnede, aynı oyuncularla oynayarak dikkat çekmekte ya da çekmeye çalışıyor. Çekmeye çalışıyor diyorum çünkü ancak dikkatli ve oyun seçimini titizlikle yapan, tiyatroyla ilgili gelişmeleri yakından takip eden izleyici bunun farkına varabilir. Muzaffer İzgü’nün Lütfen Kızımla Evlenir misiniz? ile Sınır başlıklı iki oyunu, yönetmen Burak Karaman’ın ortak bir kurgu uygulamasıyla eşzamanlı olarak, Yunus Emre Kültür Merkezi’nin iki ayrı salonunda sahneleniyor. Bir salonda oyuncuların televizyon aracılığıyla izledikleri ülke sınırlarında ya da çok uzaklarda yer alan savaşlar, yan sahnede oynanan oyunun bir uzantısı aslında. Bir tiyatro sahnesinde damat adaylarını oynarken, oyun süresi içinde, bir başka tiyatro sahnesinde iki askeri oynamaları oyuncular açısından çok farklı bir deneyim olsa gerek. Ben bu oyunlardan yalnızca Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?’i izleyebildim, ikisini görme fırsatım olabilseydi sanırım benim için de eşzamanlı olarak izlenimlerimi yazmak farklı bir deneyim olurdu.
Oyunun yazarı Muzaffer İzgü çocuk öyküleriyle, radyo skeçleriyle, tiyatro oyunlarıyla tanınan, ulusal ve uluslararası düzeyde birçok ödül kazanmış ünlü bir mizah yazarımız. İçinden geldiği Anadolu insanın sorunlarına, toplumsal çarpıklıklara kara mizah aracılığıyla yaklaşmakta ve güldürürken düşündürme kaygısı içinde hep. Bu oyunu da yine böylesi bir kaygıyla kaleme almış kuşkusuz. “Niçin geri kalmış ülkelerde 'evde kalmış kız'? Evli olmak, bekâr olmak bir yaşama biçimi değil mi? Niçin katı kural ve gelenekler burada da işler kadın için? sorular, sorular, sorular”, diyerek bu oyunu yazma nedenini açıklamış.
Ne var ki oyunu izlerken bir izleyici olarak ben pek de bu soruları bulamadım oyunda, benim sorularım biraz farklı oldu. Ancak bu sorulara geçmeden kısaca oyunun konusuna değinmek gerekir öncellikle. Bir anne ile kızının etrafında kurgulanmış tüm oyun. Eşini kaybetmiş ve aradan geçen yıllara rağmen kocasının ölümünü kabullenmeyen ve yaşantısının her anını hayalinde onunla paylaşan, gerçek yaşantısındaysa tamamıyla kızına odaklanmış bir anne. Tüm anneler gibi çocuğunun üzerine titriyor, en güzel yemeklerini onun için yapıyor, deyim yerindeyse, etrafında pervane oluyor. Normal bir anne-çocuk ilişkisi görünürde ama ne var ki bu çocuk 40’lı yaşları geride bırakmış bir çocuk! Metnin gülme unsuru da, oluşturulan abartılı durumlarla desteklenerek, bu noktaya dayandırılmak isteniyor. Kızsa bankada çalışarak geçimini sağlamakta, annenin bu aşırı ilgisinden bıkmış ama yine de evlenmeyi bir kaçış olarak görmüyor, hatta bu aşırı baskıdan olsa gerek evlenmemeyi aklına koymuş ve bu amaçla damat adaylarını yıldırtacak her türlü oyuna başvurmakta. Standart bir Türk annesinin yaklaşımı olan kızını evlendirebilmek, tek amaç olarak oyunun merkezinde yerini alıyor.
Kısaca oyunun konusu bu, gelelim akla takılan sorulara. Oyunun işleyişindeki bir takım mantık tutarsızlıklarına değinmeden önce şu soruyu sordum kendi kendime. Bu oyunun amacı ne? Güldürmekse, izleyiciyi olsa olsa gülümsetti. Yok, evlenme kurumunu irdelemekse, o da değil, çünkü bir, iki replikle, satır aralarında geçen birkaç imayla bunu başarmak elbette mümkün değil. Televizyon ve bilgisayar öğelerini kullanarak toplumsal bir eleştiri yapmak belki de, diye düşünmek istiyorum. Eğer öyleyse o da bütünün içinde çok da ön plana çıkamıyor. O zaman belki de yönetmenin yukarıda sözünü ettiğim iki oyun projesine en uygun düşen bu oyun olmalı, öyleyse de bu, zorlama bir seçim bana göre.
Aklıma takılan mantıksal tutarsızlıklarsa farklı düzeylerde. Anne banyoya küvet koydurtarak kızına sürpriz yapmak istiyor, ama ne var ki bir metrekarelik bir alana bunu sığdırmak mümkün olmuyor. Böylesi küçük bir banyo söz konusu olunca bu boyutlarla orantılı bir oturma alanı bekliyor insan. Oysa Ayçın Tar’ın sahne tasarımı tam tersi bir yaklaşım sergiliyor çünkü tüm oyunun geçtiği evin salonu küçük olmaktan öte oldukça büyük bir mekân. (Bu arada duvarda asılı, yüzünde komik diyemeyeceğim ama garip bir ifadeyle izleyiciye bakan ölmüş kocanın kocaman resmine bir anlam veremedim) Tar köstüm tasarımında da benzer bir tutum izlemiş. Geçimini yapma çiçek yaparak kazanan bir kadının bu denli şık ev elbiseleri almaya gücü yeteceğini pek sanmıyorum doğrusu. Ya da hafta sonlarını bile evde dinlenerek geçiren bir kıza, gelen damat adayını ürkütmek için giydirdiği, o şatafatlı, lame ayakkabılı, sahne giysisini andıran kırmızı tuvalete ne demeli?
Metin düzeyindeyse beni en çok rahatsız eden, ilk perdede yalnızca ev işi, yemek ve çiçek yapmak dışında başka bir dünyası olmayan bir kadının ikinci perdede bilgisayar başında, internette dolaşan ve chat yapan bir kadına dönüşmesi. Bütün bunları bakkalın küçük çocuğu sayesinde yapması biz izleyiciler kadar kızını da şaşırtıyor! Annenin koca adaylarını bilgisayar ortamında bulmaya çalışması oyunun çağdaşlığını vurgulamaya yönelik olsa gerek.
Türkiye’de bilgisayar yaygınlaştı bu doğru bir saptama ama değil bakkalın küçük çocuğu, ne yazık ki henüz, üniversite öğrencilerinin bile küçümsenmeyecek bir bölümü bilgisayar sahibi değil.
Oyunculuk açısından izlenimlerim çok daha olumlu. Anne rolünde Ayşe Demirel’in yer yer abartılı bir oyunculuk sergilemesi oyunun izleğine ters düşmüyor. Nurhayat rolünde Fidan Tek Koşar’ın, kaç yaşlarında olduğunu bilemiyorum, ama kırklı yaşlarda bir kızı canlandıramayacak kadar genç görünümlü, buna karşın başarılı oyunculuğuyla bu yaş ve görüntü açığını kolaylıkla kapatıyor. Yılların oyuncusu Üstün Asutay’sa kullandığı Trakya ağızla, usta rolünde, usta bir oyunculuk örneği sunuyor. Coşkun rolünde Çetin Etili ve Rıdvan rolünde Emre Kınay hiç de az önce başka bir sahneden gelmişe, başka bir oyunda oynamışa benzemiyorlar ve sergiledikleri performansla değerlendirildiklerinde, roller arası geçişin onları zorlamadığı görülüyor.
Türk müziğine özgü motifler içeren, dile dolanacak türden akılda kalan Tolga Çebi’nin müziğine gelince oyuna hem bir canlılık kattığını, hem de oyunun bütününü destekler nitelikte olduğunu söyleyebilirim.
Oyunun sonunda kızının nihayet bir koca bulması anneye öyle bir “Ohh be!” çektiriyor ki sanırım benim gibi izleyiciler de canı gönülden bu son repliğe katılıyorlar!
Oyunun Adı: Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?
Tiyatro: Bakırköy Belediye Tiyatroları
Yazan: Muzaffer İzgü
Yöneten: Burak Karaman
Sahne ve Giysi Tasarımı: Ayçın Tar
Müzik: Tolga Çebi
Işık Tasarımı: Murat İpek
Oyuncular: Ayşe Demirel, Fidan Tek Koşar, Üstün Asutay, Çetin Etili, Emre Kınay.