|
AŞKIN, KISKANÇLIĞIN, İNTİKAMIN VE ÖLÜMÜN KRALİÇESİ: “MEDEA”
ÜSTÜN AKMEN
Esasında: “Trajedinin kaynağını oluşturan mitten yola çıkarak temel aşk üçgeni üzerinde odaklanır,” diye konusunu özetin özeti olarak özetleyebileceğimiz “Medea”yı 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde, bu kere de Yuri Lyubimov’un yorumuyla Rusya’nın Taganka Theatre’ından izledik.
Ne yalan söyleyeyim, oyun bitiminde ben de oyunculara alkış tuttum, ama peşinen söyleyeyim pek beğenmedim, beğenenleri de doğrusu değerlendiremedim. Taganka Tiyatrosu, Rus tiyatro adamı Yuri Lyubimov tarafından 1964'te kurulmuş olan ve o günden bu güne oyunları ve operaları kapalı gişe sahnelenen bir tiyatro, amenna, sözüm yok. Sovyetler Birliği'nin siyasi çalkantıları içinde sıklıkla yasaklanmış, tamam; geleneksel ve çağdaş metinlere getirdiği özgün, bazen kışkırtıcı yorumlarıyla, ilk yıllarından itibaren Rus Tiyatrosu'nun efsanevi topluluklarından biri olmuş, doğrudur da, gerçek bir merakla beklediğim Lyubimov’un yorumu beni pek doyurmadı. “Neden doyurmadı” demeyin, “Ne doymaz eleştirmensin” de demeyin.
Dinleyin!
KİMDİR MEDEA “Medea”nın yüzyıllar önce yazılmış bir oyun olduğu; tüm antik oyunlar gibi her güne, her döneme kolayca uyarlanabileceği elbette ki “malûmumuz”. Euripides'in "Medea"sı, günümüzün bütün kodlarını taşımasının yanı sıra, her an bir gazetenin üçüncü sayfasında yer alabilecek haber niteliği de taşıyabilir bir eser. Sanki, yakınlarımızda yaşayan insanların bir anlamda aynaya yansıması gibi… Büyü kavramının hâlâ geçerli olduğu bugünlerde; gençleştirme çalışmaları, klonlama ve DNA kodları üzerine araştırmalar ve en son olarak da "Göbek Kordonunun" saklanması “tevatürü”, hep insanların daha uzun yaşaması ve daha genç tutulabilmesi amaçlı değil mi? Öyle. O halde, Medea da, bence döneminin bilim adamları arasında sayılabilir. Hatta bugün yapılmaya çalışılan birçok bilimsel olayı o gün başarabilen bir kadın tanımlanabilir. Kadınsal dürtülerinin çok yüksek olması, cesareti “takdire şayan”. Belki aşkı için babasını çiğneyecek, kardeşini parçalayabilecek kadar hain, ama çocuk doğurabilecek kadar da kadın. Bu arada, hırsına yenilip çocuklarını öldürebilecek boyutlarda da cani.
Yani, yorum getirmek için işlenecek malzeme Medea’nın öyküsünde gani.
ÖNCE BEĞENDİKLERİMİ SÖYLEYEYİM DE… Festival program kitabında da ifadesini bulduğu gibi, Yuri Lyubimov, Jozef Brodsky (Koro Metinleri)-Edisson Denisov (Müzik) ikilisinin koro için tasarladıkları resitatif tasarımlarından hiç korkmamış, çekinmemiş, hatta ezgili şiirin muntazam ritmi oyuna bambaşka bir tat vermiş. Koro, fevkalade yalın ve ciddi. Bu ciddiyet, söylenen her sözcüğü taş üzerine oyulmuşçasına etkileyici kılıyor. David Borowsky’nin sahne tasarımı müthiş bir sembolizm içermekte. Hele hele finalde örülen o “anlayışsızlık” duvarı…
“Eee,” diyeceksiniz şimdi: “Nesini beğenmedin oyunun?”
Öncelikle ışık tasarımını diyeceğim ve geçeceğim beğenmediklerimi ardı ardına sıralamaya.
SIRA GELSİN BEĞENMEDİKLERİME Bir kere, Lyubimov oyunu karakterlere indirgememiş. Bu tutumu bana, tam bir diyalektik eksiklik olarak yansıdı. Oysa hatırlasanıza, 1996 yılında izlediğimiz Attis Tiyatrosu yapımındaki Terzopoulos’un yorumunda, Medea ve Iason karakterleriyle oyun iki ana karaktere indirgenince, nasıl da inanılması güç bir diyalektik yaratılıyordu? Dil ve imgeler nasıl da usa saldıran ve usu altüst eden silahlar olarak kullanılmıştı?
İÇSEL DOĞRULAR ES GEÇİLİNCE… Bir diğer husus, Lyubimov’un ana karakter olarak seçtiği Medea’nın içsel doğrularını bulmaya yönelmemesi. Hal böyle olunca da, yeteneği üzerinden akan Liubov Selyutina’yı iyi kullanamamış. Diğer taraftan, oyun içinde enerji kümeleri oluşturmamış. Ritim düşük. Alexander Trofimov’un (Iason) ses, Valery Zolotukhin’in (Creon) beden kullanımlarındaki estetik sıfır altı. Ritüel yok, tragedya “kışkırtıcı” bir biçimle modern çağa taşınamamış. NE İSTEMİŞ, NE OLMUŞ Lyubimov’un anlatmak istediği barbar bir ortamda anlamı boşalmış bir dünya. Anlatımı sembollere dayamış, tamam da, neden Medea’nın hem karanlık, hem de aydınlık taraflarına yorum getirmekten kaçınmış? Neden kurguyu söküp atmamış? İki de bir açılıp, el, yüz, ayak yıkanan o “musluk” ne, neyi simgeliyor?
Bunları biri anlatsın bana yahu! Bunları biri anlatsın… Lyubimov’u bulamayacağıma göre, hiç değilse oyunun sonunda ayağa fırlayıp alkış tutanlardan biri anlatsın.
Anlatsın ki, içim rahatlasın.
|
|
|