MUTLU GÜNLER

 

                                                                                              Hasan ANAMUR

 

            Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu Beckett’in 100. yıl kutlamalarına “Mutlu günler”le katılıyor. Oyunu sahneye koyan Zurab Sikharulibze. Tanıtım broşüründe çevirmen adı belirtilmemiş.-

            İlk önce,  Prodüksiyon Tiyatrosu’nun genel sanat yönetmeni Zeliha Berksoy’u olumlu seçimleri dolayısıyla kutlamak gerek. Tiyatronun ilk oyunu olan başarılı yapımı Melih Cevdet Anday’ın “Mikadonun çöpleri”nden sonra “Mutlu günler”. Hazırlanan oyunsa Haldun Taner’in “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım”ı.

            “Mutlu günler”, Beckett tiyatrosunun tüm özelliklerini içinde barındıran, seyircilerin bir bölümünün yakından bildiği, belleklerde yer etmiş bir oyun, Beckett’in “Godot’yu beklerken”den “Oyun sonu”na kadar tüm öteki oyunlarıyla birlikte bir bütün oluşturan “aykırı” ve “insancıl” evreninde bir halkadır. Bu oyunlarda birey yeryüzündeki varlığının nedenini ya da nedenlerini, giderek de insanlık durumunu sorgular. Zamans dışı bir ortamda, belirsiz bir uzamda birini ya da bir şeyi, olacağını umduğu, ya da olacağından korktuğu bir şeyi bekler, bu kandırılmış, kanmış, çeşitli dogmalarla koşullandırılmış, iletişimden yoksun, özlemler ve çaresizlik içindeki birey. Bu umutsuz beklenti, bütün bu oyunlarda, Beckett’e özgü bir mantıkla, simgesel göndermelerin bolca kullanıldığı, sessizliklerle dolu bir anlatımla ve çarpıcı bir kara mizahla örülen grotesk ögelerle verilir.

             “Mutlu günler”de, yarı beline kadar toprağa gömülmüş, giderek daha da  gömülen Winnie - tanıtım broşüründe onun ve oyunun ikinci kişisi olan Willie’nin adları da belirtilmemiş - insanın kaçınılmaz sonunun, kendisini ve bütün insanları bekleyen kaçınılmaz sonun, “yok olma”ya yönelişin bilincine varmıştır. Ancak “Mutlu günler” ağlamaklı bir yakınma, bir ağıt değil, geçmişin, insan ilişkilerinin, yaşamın, geleceğin sorgulandığı bu “aykırı tragedya”, aynı zamanda da yaşam ile ölüm arasında kıstırılmış bireye Beckett’çe bir övgüdür. Bu övgü de Winnie’nin genel tutumuyla yansıtılır. Winnie, insan olma onurunu zamanın durdurulamaz akışına, egemen olunamayan insanüstü güce, tüm olumsuzluklara karşı sonuna kadar, kara mizahla sarmallanmış tersinlemeler yoluyla koruyacaktır. Bunun çarpıcı bir örneğini daha oyunun başlığıyla verilir: “Mutlu günler”. Winnie’nin şemsiyesini onun kırılgan savunma isteğinin, rujunu yaşama umutsuzca bağlılığının, tabancasınıysa kendine yönelik karar verme gücünün simgeleri olarak görebiliriz..Tümseğin arkasında yaşayan, arada bir şapkasının tepesi ile okuduğu gazetenin ucu görünen, son sahnede de gülünç bir frak içinde Winnie’nin düşündeki bir imge olarak beliren kocası suskun Willie’yiyse umutsuz bir iletişimsizlik vakası olarak.

            Beckett’in oyunlarında, bireyler ve birey ile tanrısal güç arasında iletişim kurmada yetersiz kalan “söz”ün yerini “susuş”lar alır. Kimi oyunların neredeyse tümünü “sessizlik”ler oluşturur.

            Zurab Sikharulibze oyuna çok farklı bir yorum getirmiş. Willie’yi öne çıkarmış ve, oyunun açılışında, yolunu arayan fraklı bir kör yapmış onu. Oyun boyunca Winnie’den fazla konuşturulan bu kişinin repliklerinin kaynakları da belirtilmemiş. Winnie’yse onun tarafından yönetilen, kimi zaman kuklalaştırılan, yürüyen, koşan, genelde haykıran birine dönüştürülmüş. Hareket özgürlüğünü sınırlayan nesne olaraksa sahnenin ortasına, Winnie’nin kimi zaman oturak yerinden içine sokulduğu, içinden çıktığı, kukla hareketleri yaparak sarktığı, ölümden farklı çağrışımlar uyandıran toprak rengi devâsa bir tekerlekli sandalye konmuş. Willie’nin yatağı da  tümseğin arkasından önüne taşınmış. Bu da sahneye koyucunun oyunu ters yüz ettiğini göstermekte. Bu “sessizlikler oyunu”na gürültüler ve müzik de eklemiş. Tanıtım broşüründeki kısa yazısı da Sikharulibze’nin metni ne kadar farklı değerlendirdiğini gösteriyor.

            Çevre tasarımı Barış Dinçel; giysi tasarımı Başak Özdoğan Pirim, ses tasarımı ile müzik Erdem Helvacıoğlu tarafından gerçekleştirilmiş.

            Bu arada, Willie’yi oynayan Cemil Büyükdöğerli’nin bu oyunda gösterdiğini yeteneğini gelecek oyunlarında da kanıtlamasını dilerim.

            Winnie’de Ayşe Lebriz, bu oyunda da, bütün rollerinde olduğu gibi, üstün bir başarı sergiliyor.

            Ancak bu gösterim bir Beckett olmaktan uzak bir sahneleme.

                                                                                              Radikal, 11 Kasım 2006

           

           

 

ana sayfa