|
-Sayın Nesrin Kazankaya, Tiyatro Pera beş yıl önce kuruldu ve sahnelediği oyunlar,başlattığı oyunculuk kursları ve bünyesine aldığı sanatçılarla tiyatro ortamında önemli bir itibar edindi. Sanat çizginizden biraz bahseder misiniz?
Tiyatro Pera tüm oyunlarında insana dair evrensel varoluş sorunlarını konu alıyor. Sosyal ve bireysel kimlık olarak. İlk oyunumuz, Şilili yazar Ariel Dorfman’ın “Ölüm ve Kız” oyunu, faşist darbe sırasında işkence gören bir kadının yıllar sonra işkencecisiyle karşılaşmasını ve kendi geçmişiyle yüzleşmesini anlatır. Ardından sahnelediğim Fransız yazar Coline Serreau’nun “Tavşan Tavşan (Bir Çöküşün Güldürüsü)”, vahşi kapitalizmin ezip yok ettiği bir aileyi sergiler. Benim yazdığım “Seyir Defteri (Julia)”, iki paylaşım savaşı arasında, ABD ve Avrupa’da, faşizmin önlenebilir yükselişi ardında bir yolculuğa çıkarır seyirciği. Yazıp sahnelediğim bir diğer oyun “Dobrinja’da Düğün” hemen yanıbaşımızda, eski Yugoslavya’da, etnik nefret tetiklenerek halkların birbirini katlettiği bir vahşete dönüşen Yugoslav iç savaşını konu alır. Geçen yıl sahnelediğim W. Shakespeare’in “Yanlışlıklar Komedisi”, aşkın ve ihanetin göreceliğini komediyi şiirle buluşturarak betimler. Şu an oynadığımız benim yazdığım “Şerefe Hatıralar” 1955 yılı Türkiye’sini fon olarak alır. Bu “fon olarak almak” kavramı yaptığım tüm oyunlar için ayırdedici ve belirleyici özellik. Hiçbir oyunumda direkt olarak politik olayları anlatmıyorum ve anlatmayı da seçmiyorum. İnsan yaşamının öznelliği üzerinden giderek kendiliğinden çaresiz ve kaçınılmaz olarak sosyo-politik durumlara ulaşıyoruz. Sahnelediğim her oyunda içerik kadar estetik açıdan anlatım biçimlerini önemsiyorum ve dert ediniyorum. Onun için her oyunumuz uzun ve yoğun prova süreçleriyle sahneleniyor. Kadromuz da buna alışkın. Her oyunda genelde benim dönemimden Devlet Tiyatroları’ndan bir-iki oyuncu arkadaşım konuk oyuncu olarak aramıza katılıyor. Asal kadromuz benim yetiştırdiğim mezun öğrencilerimden oluşuyor. Tiyatroda başarının en önemli ögesi üslup ve anlayış birliği. Bu nedenle mesleki açıdan tanımadığım kimseyle çalışmadım, çalışamam.
-Tiyatro Pera özel tiyatro olmasına karşın ciddi yapımlarla seyirci karşına çıkıyor,Türkiye’de özel tiyatro yapmanın sıkıntıları nelerdir? Repertuar, seyirci ve gösterim bağlamında değerlendirir misiniz?
En önemli sıkıntımız maddi destek. Sponsorluk sisteminin sponsor olanlar için de bir avantaj olduğu henüz kavranamadı. Tek taraflı bir yardım gibi görülüyor. Devlet de tiyatrolara destekten vazgeçince -ki biz zaten hiç almadık- gerçekten bir mucizeyi gerçekleştiriyoruz. Bilet fiyatlarına da yansıtmıyoruz bunu. Öte yandan yalnızca parayla ulaşılamayacak yüksek düzeyde oyuncularla çalışıyorum. Tiyatroya olan inançları, kaliteli iş özlemleri ve bireysel özverileriyle varoluyorlar tiyatromuzda. Repertuvar oluşturmak zevkli ve emek isteyen bir iş. Söyleyecek sözü olan; estetik yaklaşımda beni de heyecanlandıracak, kendini yinelemeyen, yeniliklere açık arayışlara uygun metinler bulmak ya da yazmak hoş bir macera. Tiyatro Pera 5 yılda kendi seyircisini oluşturdu. Sayısı giderek artan, giderek daha seçerek gelen ve daha seçici davranan bir Tiyatro Pera seyircisi. Bu oluşumda iyi bir repertuvar politikası gütmemiz ve kendi sahnemizde istikrarla temsil vermemiz etken kuşkusuz. Ayrıca çok hoş prestij turneleri yapıyoruz. Yurtiçi ve yurtdışı festivallere katılıyoruz. En son Almanya Mülheim’da Theater an der Ruhr’un düzenlediği festivalde Türkiye’yi temsil ettik. Onur verici bir şey tabii.
-Sayın Kazankaya şu anda gösterimde olan oyunun yazarı da sizsiniz ve ilginç bir konuyu işliyorsunuz oyunda.1950’lerden 1970’lere uzanan dönemi bir ailenin parçalanışını eksen alarak sorguluyor ve Türkiye’nin o yıllarının toplumsal ve siyasal panoramasını ramp ışıklarına taşıyorsunuz. Böyle bir konuyu yazma fikri nasıl oluştu,anlatır mısınız?
Oyunun asal öyküsü 1955/56 yılları arasında geçiyor.
1955 yılı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir dönüm noktası. Bugün sancılarını
çektiğimiz,
-Yazdığınız ve yönetmenliğini yaptığınız oyunlarla hemen her yıl çeşitli kurum ve kuruluşlardan ödüller alıyorsunuz,ödül sizin için ne anlam ifade ediyor?
Ödüller icracı sanatçıların beslendiği önemli kaynaklardan biri bence. Ne kadar spekülatif olursa olsun, bir kurul tarafından ödüle layık görülmek son derece motive edici bir oldu. Hele uzmanlıkları kanıtlanmış, tarafsız olduğu inancını veren kişilerden oluşmuş bir juri tarafından veriliyorsa –ki böyle juri oluşumu Türkiye’de var- gerçekten bir sonra yapacağınız iş için bir zıplama tahtası oluşturuyor.
-Türkiye’de tiyatro sanatı, yazarlık,oyunculuk ve rejisörlük bağlamında nitelik olarak hangi noktada bir değerlendirme yapar mısınız?
Türkiye’de tiyatro sanatı gerçekten varoluş savaşı veriyor. Bir yanda sanatsal olandan iyice uzaklaşıp popülizm batağına gömülen televizyon kanallarındaki dram anlayışı; öte yandan ödenekli tiyatrolardaki sıkıcı ve ruhsuz tiyatro yaklaşımı ve bazı özel tiyatrolarda (belki de çaresiz) yalnızca gişe kaygısıyla sahnelenen oyunlar. Arada bizim de içinde bulunduğumuz ödün vermeden, kendi beğenisi ve dünya görüşünün tek ölçüt olduğu bir anlayışla oyunlar sahneleyen özel tiyatrolar. İşimiz zor. Ama hiç bir zaman umudumu yitirmedim. Asıl yatırım insana yapılmalı. Bu konudaki umudum, yetiştirdiğim öğrencilerimde.
|