|
GÖRKEMLİ BİR ÇELİŞKİNİN OYUNU: “ÖLÜM MELEĞİ”
ÜSTÜN AKMEN Keşke olanağım olsaydı da, o Pazar İş Sanat’ta dinlediğim caz ve pop müzikle iç içe yaşamış Arif Mardin’in kültür birikiminin damıtılması olarak tanımlayabileceğim klasik bestelerinden de söz edebilseydim. Keşke Hüseyin Sermet’in piyanistik zorluklar içeren eserlerini de bu köşede anlatabilseydim. Yaşam denilen şu kısa süreçte her istediğimiz olmuyor elbette. Ama keyifli bir hafta geçirdiğimi söylemeliyim. Örneğin, 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin açılış gösterisi olan “Persler” ile ilgili yazımın yankısından doğrusu pek gönendim. Güneydoğu ve Ege’nin kimi illerinden gelen e-postalarda yazımdan oyunu seyretmiş gibi olanlar olduğunu öğrendim, yere göğe sığamaz oldum. Festival ile ilgili olarak: “… İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’na ve festival yönetmeni Doç Dr. Dikmen Gürün’e tiyatroseverler ne kadar teşekkür etse, gerçekten solda sıfır kalıyor” deyişim karşılığında, Diyarbakır’dan bir okurumun “Dikmen Gürün’ün telefon numarasını verin de, biz de tiyatroya katkılarından dolayı kilometrelerce uzaktan dahi olsa kendisine teşekkürler edelim,” yanıtını okuyunca, vallahi gözyaşlarımı tutamadım. Duyarlılığın boyutuna bakın hele… FİLM VE CANLI PERFORMANS Festivalde ikinci oyun olarak “Ölüm Meleği”ni seyrettim. Jan Fabre’nin Andy Warhol ve William Forsythe'ye bir gönderme olarak sahnelediği “Ölüm Meleği”, Forsythe ile birlikte Montpellier'deki Anatomi müzesinde çektiği film ve canlı performansı aynı sahnede buluşturuyordu. Filmde Forsythe, Andy Warhol'un meşhur olma ve ölümle ilgili saplantılarını alegorik bir biçimle canlandırırken; sinema, dans ve tiyatro birleşiverdi. Düşünün bir kere: Beyaz perdede, Andy Warhol’un: “Herkes birkaç dakikalığına ünlü olabilir,” görüşüne adanmış bir metin ve bir buçuğa bir buçuk metre genişliğindeki podyum üstünde, perdede olup bitene yanıt arayan/veren ünlü Hırvat dansçı Ivana Jozic'in canlı performansı… Ekranda, büyütülmüş görüntüsüyle dev gibi duran, dans eden, konuşan Frankfurt Balesi’nin efsanevi koreografı ve dansçısı William Forsythe… William Forsythe'ın güçlü varlığı karşısında Jozic'in görkemli çelişkisi… Bedenle hesaplaşma… Ölüm saplantısı… Performansa saksafonuyla eşlik eden Eric SleichimIn başarısı…
HAY BABANA RAHMET DİKMEN GÜRÜN Aykırı sanatçı Jan Fabre’ın Belçika Antwerp kentindeki Troubleyn Tiyatrosu yapımı “Ölüm Meleği” festival sayesinde ilk kez Türk seyircisiyle buluştu. Fabre’ın dramatikçi, koreograf, sinemacı, yazar, yayıncı ve görsel sanatların birçok dallarında önemli bir sanatçı olduğunu bilenler için “Ölüm Meleği”, gerçekten merak konusuydu ve bana sorarsanız program açısından Dikmen Gürün’e: “Hay babana rahmet” dedirtecek bir seçimdi. Jan Fabre, erken dönemlerinde çok büyük yüzeyleri tükenmez kalemle maviye boyayarak tanınmış olduğunu biliyordum, 19. yüzyılın önemli zooloji bilimcilerinden olan büyükbabası Jan Henri Fabre'dan etkilenerek heykellerinde böcekleri kullanmaya, çeşitli böcekleri birbirine monte ederek fantezi heykeller yaptığını da öğrenmiştim. Kısacası ilginç ötesi bir adamdı, içime merak salgıladı.
BÖCEK OLAN DANSÇI MI, DANS EDEN BÖCEK Mİ Oyun, duvar büyüklüğünde dört ekranda dans eden William Forsythe’nin görüntüleriyle başladı. Ivana Jozic dansla yanıtladı Forsythe’i. Jozic sanki bir böcek… Uçmaya, kaçmaya çabalıyor, uçamıyor, kaçamıyor. Kaçamama döngüsünü yaşıyor, oyun alanında yerdeki minderlere oturtulmuş seyirci. Bedenini ve sesini kullanarak “Ölüm Meleği” adındaki bu böceği giderek sevdirtiyor. Bedenini en uç noktalarda dolaştırırken seyirciyle konuşuyor. Seyirci de yerlerde deri, kemik, cenin görüntüleri; yüzler, kabuk, gökyüzü, kurukafalar arasında kımıl kımıl böcekleşiyor. İzleyici, başka dünyalarda artık. Fantasmada metamorfoza uğruyor seyirci, Joziç kendi bedenini aramaya yönlendiriyor böcek/seyirciyi.
Yaşam/ölüm, güzellik/dehşet ikilemleri… Böcek, bedeni gösteriyor, anlatıyor ya, insan ister istemez bizim içimizdeki iskelet, acaba böceklerin dışında mı diye düşünmeden edemiyor. Esasında bu soruyu, İvana Joziç müthiş devinimleri ve sesiyle soruyor da soruyor. Yetinmiyor yanıt arıyor/aratıyor. Kendime dönüyorum, bakıyorum: Formumu çoktan yitirmişim. Korkuya kapılıyorum. Baksanıza, yerde bile rahat oturamaz olmuşum. Çarpıcılıktan etkileniyorum.
Egzotik müzik ve dansçının kıvraklığı ile sağlanan estetik çekicilik… Düş gücü etkisiyle değiştirilen biçim… İmgesellik… Alegori…
Değişime uğruyorum.
|